Gülümsedim. “Özrün kabul edilmiştir!”
Jaeon ise sıkıca sarıldı. “İyi ki varsın be Laire.”
/LANETLİ ATEŞ TANRISININ GÖZÜNDEN/
Masamda duran bilgisayardan
Jaeon denen çocuk hakkında bilgi alıyordum. Laire’i zayıf noktasından vurmayı çok seviyorum! Bu yüzden ben bizzat kendim araştırdım.
Adamlarımın gönderdiği e-mail’de “En Yakın Arkadaşım ile..” isimli bir dosya görünce yüzümde kocaman bir gülümseme oluştu. Dosyayı açtım, içerisinde bir sürü Laire ile Jaeon denen çocuğun fotoğrafı, mektuplar vardı.
Bir dakika… Bu fotoğraf..
Olamaz! Benim güzelim planım yerli yerinde işliyorken bu olamaz!
Hızla cebimden telefonumu çıkarıp adamlarımı aradım.
“O Jaeon denen çocuğu getirin. HEMEN!”
“Efendim noluyor?” Cidden mi ya? Yemin ediyorum adamlarım dünyanın en salak insanları. Bir de detaylı detaylı mı anlatacağım?!
“Sadece getirin.”
“Emredersiniz!”
Telefonu kapattıktan sonra Jaeon’un fotoğrafını büyüttüm. “Görelim bakalım, kim kimi yeniyor!”
-JAEON’UN GÖZÜNDEN-
Laire ile beraber evde film izliyorduk, eh tabii ki bu rahatlık uzun sürmeyecek. Eminim ki Lanetli Ateş Tanrısı plan yapıyordur.
Laire’in onunla alakalı bilmediği bir şey daha var. Ona ne zaman söylesem diye düşünüyorum. Çünkü bunu öğrenirse işler zorlaşabilir. Of…
Laire’ye başımı çevirdim ki uyuyakalmıştı. Yorulmuş olmalı bugün olanlardan sonra. Sahiden! Hastaneden öncesinde bir şey oldu mu acaba? Siktir… başım çok ağrıyor.
Laire’nin üşümemesi için onun odasından bir tane battaniye örttüm üzerine. Uyurken ki haline sessizce güldüm, biraz tatlı ve de komik görünüyordu.
Daha sonrasında koltuktan yavaşça kalktım ki Laire uyanmasın. Telefonumu elime alıp yeni gelen bildirim var mı diye baktım. Tahmin ettiğim olmuştu.
Lanetli Ateş Tanrısı, benim gerçekleri bildiğimi yeni öğrenmiş olmalı. Bir tane arkadaşım sağolsun, ajan kılığına girip Lanetli Ateş Tanrısı hakkında bilgi alıyordu.