Bölüm 1: İlk Karşılaşma
Ayvalık benim canım, benim güzel evim. Doğduğum, deniz kokulu daracık sokaklarında bir yukarı bir aşağı koşuştururken çocukluğumu büyüttüğüm sonrasında bir dönem ayrıldığım ve şimdi nihayet yeniden kavuştuğum güzel evim. Buranın havası, suyu hep bir başka gelirdi bana; özenle korunan mimarisi, taş döşeli sokakları, yaz gelince bir anda artan kıpırtısıyla hep buraya dönmek istedim. Buraya dönüp hayatımı seramik hamurum gibi şekillendirmekti dileğim.
Ailemden kalma yazlık sıkıcı, yorucu ve derdi tasası bitmeyen İstanbul’u terk etmemden sonra bana en büyük hediyeydi. Çevremdeki herkes çocukluğumdan birer hatıra, dar sokaklar ise yuvaydı yeniden bana. Taşınalı 2 ay kadar olmuştu. Bu sürede ben de yavaştan atölyemi tamamladım. Her ayrıntı çok özeldi benim için, bu 15 m2 alanın her santimini kendim kazanmıştım. Bugün de ayaklarım yere basmadan adeta uçarcasına hevesle evden çıktım. Sokaklar mis gibi kokuyor, bahar serinliği yerini gittikçe yaz güneşine bırakıyordu.
Sokağı döndüm biraz yürüyünce minik dükkanım uzaktan göründü. Yürürken sabah ışıklarının cama vuruşuna bakıp biraz da kendimle gururlandım. Vardığımda ilk iş en sevdiğim parçaları birer birer vitrine dizdim. Bandanamı düzelttim, camları silmek için hazırlanıp dışarı çıktım. O an ancak farkettim. Karşımdaki boş dükkan bu sabah ağzına kadar koliler ve göremediğim birçok eşya ile dolmuş, kapısı ise ardına kadar açık bırakılmıştı. Programım bu kadar yoğun olmasa oturup izlerdim ama hadi iş başına Deniz dedim. Ekmek teknesinin dönmesi lazım. Bu arada tanışmadık… ben Deniz, 25 yaşındayım ama sorulunca hep 23 diyorum. Ben bu pandemiyi atlatamadım. Ege Üniversitesi’nde Seramik ve Cam Tasarımı bölümünü bitirdim. Ailemin yanına yani İstanbul’a döndüm ama yapamadım. Bunlardan biraz bahsettim zaten. Şimdi de işte buradayım vee yapmam gereken çok fazla iş var daha fazla çene çalmamam lazım.
Camları, yerleri, fırını halettim. Çiçeklerimi suladım kendime bir kahve koyup sandalyeye oturdum. Gözüm karşıdaki dükkanı kesiyordu. Hala bir hareket yoktu. Normalde bu kadar meraklı biri değilim fakat bu değişiklik bu merakı hakediyordu. Ben alık alık bakarken ilk öğrencim Ekin kapıdan içeri girdi. Bir anda dikkatimi yeniden toplayıp onu karşıladım.
“Günaydın Ekin, hoş geldin”
“Günaydın Deniz hocam, hoş buldum”
“Sana da bir kahve koyayım ve başlayalım ister misin?”
“Evet, bu harika olur!”
…
Ekin’le geçirdiğimiz bir saat sonrasında onu uğurladım. Kapıya yaklaştığımda yolun karşısında daha önce görmediğim bir yüz vardı. Uzun boylu, kumral bir adamdı. Giydiği beyaz yakalı tişörtüyle oldukça yakışıklı gözüküyordu. Kısa bir anlığına gözlerimi ondan alamasam da hızlıca toparlanıp kendime geldim. Camın arkasından resmen gözetlediğimi fark edip bir iki adım geriledim. Hızımı alamayıp arka tarafa, mutfağa geçtim. Kahvemi tazeledim, sabah hazırladığım story’yi paylaşmak için Instagram’a girdim. O esnada kapının çan sesini duydum. Ekin’in bir şey unuttuğunu düşünerek içeriye doğru seslendim.
“Yine ne unuttunuz acaba Ekin bey?”
İçeriden bir süre ses gelmedi. Ben ise telefona dalmış şekilde bekliyordum. Birkaç adım sonra karşımda o yabancı vardı. Önce elini uzattı sonra ekledi.
“Rüzgar.”

