İçeriğe geç

Rüzgârın fısıldadığı

Bölüm 12 · 1 dk okuma

Rüzgârın fısıldadığı

Bölüm 12

Rüzgârın fısıldadığı

Yağmur, İstanbul’un Arnavutköy sokaklarına ince ince düşüyordu. Deniz kokusu, ıslak taşlara karışmıştı. Elif, elinde eski bir defter, köşe başındaki kafeye doğru yürüyordu. Defter, babasından kalan tek şeydi; ama içindeki boş sayfalar sanki hayatındaki eksik parçaları da hatırlatıyordu.Kafenin kapısını açtığında, içeride eski plaklardan biri çalıyordu. Loş ışıkta, pencere kenarında oturan bir adam gözlerini kaldırıp ona baktı. Yabancıydı, ama bakışlarında garip bir tanıdıklık vardı. Elif, masasına oturup defteri açtı. Kalemi eline aldı ama kelimeler çıkmadı. Derken adam yaklaştı.“Yazmak bazen konuşmaktan zordur,” dedi gülümseyerek.Elif başını kaldırdı, şaşkın bir şekilde baktı.“Peki sen hangisini daha çok yaparsın? Yazmayı mı, konuşmayı mı?”Adam, boş sandalyeye otururken cevapladı:“Ben dinlemeyi seçerim. Çünkü herkes konuşur, ama herkes dinlemez.”O gün saatlerce konuştular. Adının Deniz olduğunu öğrendi. Ressamdı, ama hiç sergi açmamıştı. Elif ona defterinden bahsetti, Deniz de ona hiç kimseye anlatmadığı yarım kalmış tablolarından.Günler haftalara dönüştü. Elif, defterin sayfalarını Deniz’in hikâyeleriyle dolduruyor, Deniz ise tuvaline Elif’in gülüşlerini işliyordu. Ve bir akşam, Boğaz’da yürürken Deniz durdu:“Elif,” dedi fısıltıyla, “Hayatım boyunca eksik bir renk vardı. Sen geldin, artık tamam.”O anda rüzgâr esti, Elif’in saçlarını savurdu. Yağmur damlaları, ikisinin de yüzüne düştü. Ve belki de ilk kez, Elif yazacağı son cümleyi biliyordu:“Bazı hikâyeler, bir bakışla başlar… ve bir ömür sürer.

Bölüm sonu

1 yorum