İçeriğe geç

Rüzgar'sız Ada

Bölüm 5 · 9 dk okuma

Rüzgar'sız Ada

Bölüm 5

Geçmiş sadece geçmiş değildir.

(Ada'nın anlatımından)

"Ne yorucu bir gündü ya."

Telefonumu çıkarıp gelen bildirimleri kontrol ettim. Elim tek bir numarada takılı kaldı o an. Rüzgar'da. En son dedikleri aklıma gelirken koltuktan ayaklanıp etrafa bakındım. Yatak odama, dolabıma, mutfağa hatta banyoya bile baktım. En son çareyi balkonda bulmayı umarak cam kapıyı zor bela açtım. Kış olduğu için bazen sıkışabiliyordu.

Küçük masam ve sandalyelerim haricinde kitaplığımın başında gördüğüm kitap ile donakaldım. Hızlıca onu elime aldım.

"Keşke bugün kendimle karşılaşmasaydım, bu o kitap. Demek bunu kastettin."

Sayfaları karıştırmaya başladım hemen. Tek tek hespini geçtim. Yeni sayfalarda farklı bir şey aramaya çalıştım ve sonunda buldum. Bulduğum şey ise beni sandalyeme çöküp kalmaya itmişti.

"Eksik gibi, yarım gibi...bir türlü içine dahil olunamayan bir roman sanki...güzel başlayıp sonra boşluğa düşen ve bir türlü tamamlanamayan bir şey..."

"Seni tamamlamama izin ver Ada."

___

(Kayra'nın anlatımından)

İki insan vardı benim gözümde. İkiside birbirini seven, kahve gözlerinde hasret barındıran acılı kişilerdi. Ne biri diğerinden daha fazla seviyordu ne de diğeri o birinin acısını acısından fazla görüyordu.

İki aşık belirdi sonra gözümde. Birbirleri için kendilerini ateşe atacak türden bir aşka düşmüştüler hemde. Ancak "Yazık olmuş." denen o ifade tamda bu iki aşık için yaratılmış bir tabir olarak ortaya çıkıyordu. Evet, ikiside aşkları için kendilerini o ateşe atacak güce sahipti. Evet, birbilerine hasret kalmamak adına birbirlerine tutunmaya hazır insanlardı. Ama onlarda eksik olan şey bunlar değildi ki zaten. Onlarda eksik olan şey sevmenin yükünü sevdiğine bindirmek istememeleriydi.

Benim tabirimce böyleydi tabi. Sevdiğim kişininde benimle aynı fikirde olup olmadığını bilemezdim.

Elimde iki fincan kahve ile salona geçtim. Koltuğa yayılmış uyuklayan adamı gördüğüm an dondum kaldım öylece. Gözlüğü yüzünden düşüp göğsüne konmuştu. Bir eli tam kalbinin üstünde diğer eli koltuktan aşağı sarkıyodu. Gülmek istesemde bu görüntüsüne tuttum kendimi. Elimdeki kahveleri masaya bıraktım. Dikkatlice göğsüne düşen gözlüklerini alıp onu da kahvelerin yanına koydum.

"Poyraz," diyip uyanması için seslendim. Ancak çıt bile çıkarmayan adam ile bacağından sarstım biraz. "Poyraz kalk hadi kahve getirdim bize." Yine geri dönüş alamadım. İç çektim sonra. Yanağımı elime yaslayıp uyuklayan yüzüne daldım pes ederek. Normalde koltukta uyukladığım her an salya akıtan bana nazaran o kadar güzel uyuyorduki buna bile içerlenesim geldi.

"Ne güzel adam." diye geçirdim içimden. Gözlerimle turladım yüzünün her bir karışını. Kalın olmayan kaşlarında, yastığa dağılan kumral saçlarında, hafif tümsekli burnunda ve en son dudaklarında. Kendime engel olamadan elimi uzattım ona. Parmağımla okşadım dudaklarını. Hiçte çekmedim kendimi geriye. Ne uyanmasından korktum ne de beni bu durumda görmesinden. Çünkü biz birbirimize hep böyleydik. Hem yakın hemde uzaktık. Mesafelerin hiçe sayıldığı ama o yolda da geri dönmeye çok meyilli bir ilişkimiz vardı.

"En son senin yüzüne bu kadar çok bakmayalı kaç yıl oldu Poyraz?" Soruma yanıt gelmedi. Bende bir yanıt beklemiyordum zaten. Cevabını bilemediğim bir soruydu da zaten. En son ne zaman ona bu kadar yakın olduğumu hatırlayamıyordum. Belki çocukluğumuzda olabilirdi. Birlikte göl kenarında kurbağa tutmaya çalıştığımız zamanlarda olabilirdi belki. Güldüm hemen bu anıyı hatırlamamla. Poyraz'ın kurbağalardan ne kadar çok korktuğu aklıma geldi. Hatta dokunsa bayılıp kalacağı günlere de gülümsedim.

"Küçüklüğümüzü hatırlıyor musun?" Uyanmaması adına elimi geri çektim yüzünden. Yerimden ayaklanıp dikkatlice yere oturdum. Tam yüzünün hizasında koltuğun kolçağına yaslandım. Elimi çeneme dayayıp yüzünü hem seyredip hem de anılarımızı anlatmaya başladım.

"Ben iki ay senden büyük olduğum için bana abla demeye çalıştığın günlerde o kadar sinirlenirdim ki, bu derece çekingen bir çocuk nasıl olabilir diye düşünmüştüm." Yastığa dağılmış saçlarının arasında dolaştırdım parmaklarımı. "Arada kolundan tutup seni dizlerime yatırdığım zamanlar olurdu. Abla abla diyip peşime takıldığın için bende annem gibi seni dizlerimde uyutmak istemiştim." Derin bir nefes çektim içime. Kahveden tüten dumanlara dalıp giderken saçları arasında parmaklarımı dolaştırmaya da devam ettim.

"Ama ne kadar çekingende olsan kaçmaya çalışırdın benden. Saçımı tutup çektiğin zamanları hiç unutmam. Gözün yaşlı saçımı sevip ben senin başını okşayacağım zamana kadar özür dilerdin." Kapalı gözlerine bakıp o zamanların özlemiyle burukça gülümsedim. "Çok sevimli oluyordun o zaman. Bende inadına akşam yemeğine kadar başını okşamazdım." Geçmişin, çocuğluğumuzun sadece bir hatıra olarak kalması içimi burkuyordu. Fazla güzeldi çünkü. O zamanların Kayra'sı ve Poyraz'ı fazla güzeldi.

"Annemi bilirsin. Seni çok severdi. Üzerine o kadar titrerdi ki bazen onun çocuğu ben miydim yoksa sen miydin diye sorgulardım hep. Hatta seni bizimkilere bırakıp ailenin yanına sığınıyodum. Belki gerçek ailem onlardır diye."

Gülüşlerim arasından anlatmaya devam ettim. Çocukluğumuzdan ilk okulumuza, ilk okulumuzdan orta okulumuza, oradan liseye. Zaten son anılarımızda lise yıllarındaydı ya, o da hatrımdan silinmiyordu hiç.

Uzun uzun anlattım durdum. Uyuduğundan dinlemese de yine de susmak bilmedim. Saçlarını doyasıya sevdim. Burnumu arasında daldırıp kokusunu derince içime sindirdim. Gözlerimi kapattım sonra. Yüzünün hizasında elim göğsünün uzerindeki ele tutunmuş halde sızdım kaldım. İkimizde saatlerce öyle kaldık. Ne iki fincan kahvelerimizin soğumasını ne de sırtımız, boynumuz tutulacakta olsa uyuduğumuz koltuğun rahatsız edici olmasını umursadık. O an iki birer çocukluk arkadaşı, liseli serseri aşıklar ve iki yorulmuş yetişkin olarak dip dibe uyuduk.

(Poyraz'ın anlatımından)

Üzerime binen sıcaklık ile uyuyakaldığımı anlamam anlık oldu. Gözlerimi aralamayı başta istemesemde kıpırdandığım an elimde bir tutuş hissettim. Az önceki uyuşukluğumun zerresi kalmazken gözlerim fal taşı gibi açıldı. Şaşkınlığımı gizleyemeden diğer elimle açık kalan ağzımı kapattım. Güzel, sıcak ve en önemlisi Kayra'nın eli elime tutunuyordu. Sıkı sıkıya olmasa da o kadar huzur vericiydi ki ağzıma yasladığım o elimde inmek bilmedi bir türlü. Ama bu şaşkınlığımın üzerine ikincisi daha biniverdi bir anda. Başımı çevirir çevirmez burun buruna geldiğim Kayra ile donakaldım. Normalde asla vermeyeceğim tepkileri ard arda yaşadığım inanılmaz şeylerle dışa vuruyordum istemeden.

"Kayra," diye seslendim. Yere oturmuş koltuğa yaslı uyuyuşu fazla rahatsızdı gözümde. Ama o, o kadar tasasız ve huzurlu uyuyordu ki pes edip onu daha fazla rahatsız etmek istemedim. Kaşları dahi çatılı değildi bu konumda uyuyorken. Yıllar boyu sert mizacı, şu anda o kadar yumuşaktı ki istemeden elimi tutan eline parmaklarımı geçirdim. Onu incitmekten korkarak tuttuğum elinin üzerine dudaklarımı bastırdım. Gözümü yumdum öperken. Bir kez değildi bu buse konduruşum. Bir iki üç derken sayamadığım kadar öpüverdim elini. Ama yine onu incitmekten korkarak, hiç hissedilmeyecek derecede yapabildim anca.

Elini yanağıma yasladım sonra. Başımı yastığa yaslayıp avucunun sıcaklığının yayıldığı yanağım ile daldım uyuklayan yüzüne.

"Ne güzelsin Salkım." Fısıldayışım ile kıpırdandı. Kaşlarını çatıp yerinden rahatsız olduğunu belli edercesine yüzünü buruşturdu. Öküzlüğüm ile hemen kalktım koltuktan. Dikkatlice onu yaslandığı başlıktan ayırdım. Bir elim başının arkasını sabit tutarken diğer elimle dizlerini yerden kaldırdım. Başını omuzuma yaslayıp beline kolumu sıkıca sardım. Diz altlarından kolumu geçirdiğim gibi kucağıma yerleşmesini sağladım. Odasının yerini ezbere bildiğimden masanın kenarından dikkatlice sürünmeye çalıştım. Ancak ayağımın masaya çarpması ile fincanlardan kahveler damla damla dökülüp sesli bir sarsıntının oluşmasına sebep oldu. Gözlerimi sıkıca yumup sakarlığıma içimden saydırsam da kollarım arasındaki kızın uyanmaması adına dua ediyordum Allah'ıma. Lakin edilecek dua da kabul olunacağı zamana göre edilmeliydi sonuçta.

"Poyraz," diye mırıldanan Kayra'yla gözlerimi ona indirdim. Kısık bakışları kalbimi hızlandırıverdi hemen. "Üzgünüm, seni uyandırmak istemedim." Kollarım arasında olduğunu yeni idrak etmiş olacak ki etrafına bakındı uykulu uykulu.

"Uyuya mı kalmışım?" Mırıldanır gibi çıkmıştı sesi. Ona rağmen başımı salladım. "Öyle, benim yüzümden sende sızıp kaldın." Az öncesine kadar çatılmayan kaşları çatılıverdi hemen. Her ne kadar bunu ona söylemek istesem de tuttum kendimi.

"Senin yüzünden değildi. Ben fırsat buldukça uyuyan birisiyim zaten, biliyorsun." Sonda söylediği 'biliyorsun' kelimesini kendiside farkında olmadan dudakları arasından kaçırmıştı. Tepkimi görmek ister gibi bakışlarını dikti bana. Bir süre oluşan sessizliğin rahatsız edici oluşunu anlar gibi bakışlarını kaçırmaya başladı. Bende hemen cevap vermek istedim tabi. Ama yeniden şaşkın kalıvermiştim oracıkta. Birbirimizin yıllarımız olduğunu yeni farkediyormuş gibiydim sanki.

"Poyraz ben ağırımdır. Kollarını yorma istemeden." Gözümün içine baka baka söyledi yine. Hiçbir kelimesini benden esirgemeyerek. Ama olay isteyip istememekle hiç alakalı değildi. Olay Kayra'nın benden son yıllarda da olduğu gibi yeniden çekinmesiydi.

"Ağır falan değilsin. Kafanı yorma bu düşüncelerle sen, her anlamda."

Bekledim dediklerimi sindirmesi için. İnadı inat bir kadındı çünkü. Dediği dedik, lafının ikiletilmesini sevmezdi. Ondandı bu bekleyişim zaten. Emir gibi değilde gerçektende onu umursuyormuşum gibi algılamasını istiyordum söylediklerimi.

"Uykum var. İndirmeye niyetli değilsen götür o zaman." Kollarını birbirine dolayıp başını omuzuma geri yasladı. Biraz rahatlamış olmasını bu hareketine yordum. Gülümsedim sonra. Duvarları olan kadına güven verdiğim için.

Odasına girer girmez onu dikkatlice yatağına bıraktım. O önce davranmadan bettaniyesini çekip üzerine örttüm onu boğmadan. Başının altındaki fazladan yastıklarıda alıp pencere kenarındaki hasır koltuğa koydum. Her hareketimi izleyen o ise iyicene yatağına sindi. İşimi halledince ilk bi odasına bakındım. Sade dekoratife sahip olsa da Kayra'ya özel bir havası vardı odanın.

"İlk defa görmüyorsun oysaki. Ne çekti dikkatini?" Yastığının altına elini yaslamış, bana dönük uzanıyordu. Başta düşündüm. Gerçekten dikkatimin neyi çektiğini. Ancak cevabım öylesine cansız nesnelerle alakalı bir şey değildi. Bu odayı dikkat çekici yapan cansız birer nesne olamazdı zaten.

"Sen." dedim yatağına ilerleyip. Kaşları şaşırdığını belli eder gibi havalandı. Yatağının kenarına geldiğimde elimi saçlarına uzattım.

"Bu odayı, bu evi dikkat çekici yapan kişi sensin." Saçını kulağının arkasına sıkıştırdım. Ama donakalmış halde göz kırpmadan yüzüme bakıyordu. "Öyle işte." diye mırıldandım milim milim kırmizılaşmaya başlayan yanaklarına gülümserken. Ama gülümsemem onu tetiklemiş gibi yüzüme yapıştırdığı avucuyla kafamı geriye ittirdi.

"Yine saçmalamaya başladın. Alakasız alakasız şeyler söyleme artık."

Elini geri çekti. Ağzımı açıp inkar edeceğim sırada sırtını bana dönüp battaniyeyi kafasına kadar örttü. Yine ve yine çekingenliği üzerindeydi işte.

"Yine saçmalıyorum diyeceksin ama," yatağının kenarına oturup pencereye doğru döndüm yüzümü. Yine benden kaçınmasını istemezdim.

"Rüyamda seni gördüm, çocukluğumuzu. Hatta ilk tanışmamızı bile."

Ses etmedi. Kıpırdamadı bile. Ona rağmen konuşasım geldi. İki yalnız insandık sonuçta. Birbirimizde giderebilmeye çalıştığımız yalnızlık mahkumlarıydık.

"Kareli sarı eteğinle ve saçına taktığın arılı sarı tokalarınla bize gelmiştin. Sonra kapının arkasında beni görür görmez hırkama tutundun." Ay'ın güzelliğine dalıp giderken durmadan anlattım yine.

"Sen Poyraz mısın? diyip ben daha sana cevap veremeden elimden tutup beni koruyacağını söylemiştin. Oysaki sadece iki ay küçüktüm senden." Elime baktım uzunca. O küçük tutuşu unutamazdım asla. Rüyalarımda dahi hissederdim sıcaklığını.

"Bana abla demene ne demeli peki?" Arkama döndüm hemen. Yanıma kadar gelip, yastığını kolları arasına almış bana gülümsüyordu. Yine şaşırdım. Ama bu sefer kendimi tutma gereği duymadım. Sesli gülüşüm arasında, "Korkmuştum senden çünkü. Küçücük çocuğu kaçırır gibi yakamdan tutup götürmüştün beni." diyip onunda gülmesini seyrettim.

"Ne yapsaydım o zaman? Sürekli çekinip duruyordun benden. Çareyi de yakandan tutup kendine getirmekte buldum en son." Yastığını bana fırlatmasıyla yerimden kalkıp uzaklaştım ondan. Kahkaha atasım vardı ama onun yerine başka bir konuyu açtım.

"Bak sen, küçük halinle neydi o beni koruma çabaların? Hayır hoşuma da gidiyordu."

Sakinleşdi. Sakinleşsede yataktan aniden ayaklanıp bir anda sardı kollarını bana. Ama aramızdaki yastık tam anlamıyla birbirimize sarılmamıza izin bermiyordu. Sanki bunu önceden hesaplamış gibide alttan alttan yan sırıtışıyla bana bakıyordu.

O gün o yastık aramızda sarıldık doyasıya. Aramızdaki mesafeleri hatırlatan bir yastık olsada birbirimizden uzak durmayıda istememiştik. Bunun için artık çok geç olduğununda farkındaydık. Buzlu duvarlar yavaş yavaş eriyordu ve biz farkında olmadan yıllar önceki çocukların hayalini gerçekleştirmeye bir adım daha atıyorduk.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.