İçeriğe geç

Rüzgar'sız Ada

Bölüm 1 · 14 dk okuma

Rüzgar'sız Ada

Bölüm 1

8 yıl önce

Operasyon Timi

(Poyraz, Kayra, Semih, Ada)

Semih:

Saat ikiyi çeyrek geçe yönde

Kasaya elli üç saniye içerisinde varacak gibi duruyor.

Poyraz:

Bak semih

Planı bozayım deme

Geçen sefer ne olduğunu hatırlatırım

(Görüldü)

Semih:

Ne oldu lan sanki

Abarma poyraz abarma

Poyraz:

Bak elimden bir kaza çıkacak

Ben miydim lan geçen sefer reyonları yerle bir edip yere bir seksen yapışan

Kayra:

(Yazıyor..)

Semih:

Çok pardon ya

Kızın tekinin yakama yapışıp beni kaçırmasına izin vermediğim için

Kusura bakmayın Poyraz hazretleri

Ben kendini elin kızının kollarına atacak biri değilim

Poyraz:

Öğretmen olarak çalıştığım şu üç yılda senin kadar işe yaramaz bir veletle karşılaşmadım

Semih:

Kanka yanlışın var

Bir buçuk ay büyüğüm ben senden

Kayra:

Beyler

Saçmalamayın ve işinize odaklanın

Ada şu anda kasada uyuklamanın derdinde

Semih:

Kız Kayra

Salyası

Salyası akıyor ucundan Kayraa

Poyraz:

Biliyordum böyle olacağını

Kayra:

Nerden?

Okulda çok mu bayan öğretmen var da uyuduklarında salya akıttıklarını biliyorsun?

(Görüldü)

(Poyraz çevrimdışı)

Semih:

Lan puahaksbksbsks

Salak herif telefonu kapatınca görünmez olduğunu falan mı zannettin çen

Pişt

Kayra

Uçtan uçtan üst kata kaçtı bu

Git koş mazallah rezilliğinden kafasını duvarlara sürter falan

Ben her şeyi beklerim ondan

Kayra:

Buraya Ada için geldik ama Ada hariç herkesle uğraşıyoruz resmen

@Semih Yıldız

Sen gözünü mağazadan ayırma

Kaçak kedileri yakalamakla meşgul olacağım gibi

Semih:

@Poyraz Alkan

Allah yardımcın olsun kardişim

Helvanı özellikle cevizli yaptıracağımdan emin olabilirsin.

Mezar taşında benden ha yine iyisinn ;)

Ada:

(Yazıyor..)

Semih:

Ha bu arada az önce mağazanın yüzüncü müşterisi olduğumu söyleyerek elime bir kağıt sıkıştırdılar

Ödül müymüş neymiş

Umarım yüz milyon dolarlık çektir

Talih kuşumla aramız pek iyi değilde şu sıralar

Bu sabahta arabamın aynasına ruj iziyle dolu bir bez mi ne dolamışlardı

Abii

Hayatımda böyle baş ağrıtıcı şeker kokusunu bir arada hiç koklamamıştım

En son sendelediğimi hatırlıyorum

Lan

Dur

Ne

Arabam mı

Arabamın yanında neden bir çekici var

Ada:

Yanlış gruba yazmışsınız sanırım

Burada olduğunuzdan neden benim haberim yok?

(Görüldü)

Semih:

Lan

LAN

ARABAMI GÖTÜRÜYOLAR

POYRAZ

KAYRA

NE

ADA

ADA MI

SEN

ne işin var burda

Hayır

ARABAM GİDİYO LAN

Ada:

Kayra

Saklanmayı bırak seni görebiliyorum

O ayıcığıda aldığın yere dikkatlice koy ve lütfen şu poyrazın elindeki ters duran dergiyi de al

(Görüldü 14.03)

(Son Görülme 14.58)

__

(İki A bir B)

(Semih, Kayra, Poyraz)

Semih:

Ada

Arabam

Poyraz ne kayra

Arabam

Kafam

Kız

Numara

Ne

Yüz milyon dolarlık çekim nerde lan benim

Niye on bir haneli sayılar görüyorum ben

Arabam da gidiyoo

Durdurun şunu

Lanet olsunn

Neden benim arabamı çekiyorlarda şu dört göz, p harfiyle başlayan isime sahip adamınkisini çekmiyorlarr

Poyraz:

Orası araba parkının yasak olduğu bir yer.

Sana söylememe rağmen dinlemeden hemen park ettin oraya.

Semih:

Öyle mi yapmışım

Niye yapmışım

Abi sende yasaklı kelimeyi kullanıp durma

"Yasak" dediğin an lisedeki kırmızı devreler yanıyor bende

Yapasım geliyor hemen

Kayra:

Çenenizi kapayın

Ada bize dik dik bakmaya devam ediyor

Poyraz:

Böyle olmayacak

Gidip konuşalım

Motorcu herifin gerçekte ne halt olduğunu bilmesi gerek

Semih:

(Yazıyor..)

Kayra:

Poyraz gerçekten de asıl meselenin ne olduğunun farkında değil misin?

Ada, Rüzgar için her şeyi yapar

O yıllar önce onu terk eden bir adam olsa da

Yine de bir saniye bile tereddüt etmeden gözü kapalı yapar

(Görüldü)

Semih:

(Çevrimdışı 15.00)

(Çevrimiçi 15.00)

(Yazıyor..)

Poyraz:

Sende bir şeylerin farkında değilsin Kayra.

Rüzgar artık bizden biri değil.

Yıllar öncesiyle şimdi karşımıza çıkan Rüzgar arasında bir seçim yapmamı istersen ben yıllar öncesine razıyım.

Ada'nın depresyona girmediği, Semih'in okulundan atılmadığı, senin Ada'yı saatlerce yaralı bacağınla hastaneye taşımadığın ve benim Rüzgarı deli gibi iki yıl boyunca aramadığım bir geleceğe razıyım.

Geçmişi kimseden söküp alamam ama o adamı geleceğimizden uzak tutabilirim.

Kayra:

Poyraz

O bizim dostumuzdu, senin ve semihin can kuşuydu ya

Evet dediğinde haklısın sana asla haksızsın demiyorum ama o artık burda.

Burda ve her an Ada'nın karşısına çıkabilir.

Hadi buna bir kaç gün engel olabildiğimizi varsayalım ama ya diğer günlerde.

Biz her zaman Ada'nın gözetmenliğini yapamayız.

Senin benim Semih'in hepimizin farklı hayatları var.

Semih:

Susayım susayım diyorum ama Kayra doğru söylüyor Poyraz.

Bende çok meraklı değilim o kask kafalı adama.

Mümkünse de çokta yakınımıza gelmesin ama kendimizi de bu duruma çok kaptırmayalım.

Yıllar önce en son neler olduğunu hatırlıyosundur umarım dört göz poyraz efendi.

Poyraz:

Hatırlamamak elde mi sence.

Hem grubun ismi niye iki A bir B?

Semih:

Ah o mu?

İki aşık bir bekar.

Aşık olan siz, bekar olan da bendeniz Semih ;)

Zengin bir pastacı olduğumu da söylemişmiydim.

(Görüldü)

(Poyraz çevrimdışı)

Semih:

Aa ne dedim ben şimdi.

Yalansa yalan diyin.

Yıllardır beni mi kandırıyodunuz lan yoksa.

Harbi yere çöker kırk saat zırlarım kimsede beni susturamaz.

Kayra:

Semih

Sus artık anladın mı?

Sadece sus.

Semih:

Ben anladım.

Sevilmiyorum bu grupta çekip gidicem lan buralardan.

Sustuğumla kalırsınız sonra ah Semih vah Semih diye yalvarmayın bana geri dönmem için.

Hıh

(Görüldü)

(Poyraz Çevrimiçi)

Poyraz:

(Yazıyor..)

Kayra:

(Yazıyor..)

Semih:

Korkmaya başlamam normal mi sizce?

Poyraz:

Gözlüğümü çanatana koyabilir miyim Kayra?

Şu sıralar fiyatlar pahalı biliyorsan.

Kayra:

Sorun değil bende senden kıravatını isteyecektim.

Ellerimin iyileşmesi uzun sürüyor biliyorsun ki.

Poyraz:

Yarın sana bir çift eldiven alacağımdan emin olabilirsin.

Kayra:

Ah

Teşekkürler.

Semih:

Galiba az önce ölüm senaryomun giriş kısmını okudum.

Arabam

ARABAM NERDE

ÖLMEK İSTEMİYORUM

KURTARIN BENİİ

LÜTFENN

(Görüldü)

(Son görülme 15.21)

(Semih, Poyraz, Kayra Çevrim dışı)

___

Saat akşam vakitlerine yaklaşırken arkadaşlarımın mağazada birbirlerini kovalayarak çıktıkları anları aklıma geldi bir anda. Gülümsemem arasında, "Alemler ya." diyerek kasa da bir süre daha beklemeye devam ettim. Kol saatime baktığımda altıya on sekiz dakikanın kaldığını farkettim. Neredeyse mesaim bitmek üzereydi. Zaten bir part time çalışan olarak gece yarılarına kadar çalışmamak benim için çok büyük bir lütuftu sanki. Çalışmayı sevmeyen ben için eziyet olurdu sanırım.

"Ada! Dalıp gitme müşteriyle ilgilen hemen." Aysu ablanın bağırışıyle yerimden sıçramam bir oldu. "Ah afedersiniz, geldiğinizi farketmemişim." diyerek aldıklarını kasadan teker teker geçirdim. Bana kartını uzattığı sırada üzerinde yazan isimle birlikte anlıkta olsa duraklamama engel olamadım.

Hafif gerginlik barındıran sesimle, "Rüzgar Yalkın." diye fısıldadım. Ancak o an kelimelerin nasıl dudaklarımın arasından döküldüğünü ya da dilimin nasıl o adı anmaya izin verdiğini bilmiyordum. Kartı tutan iki elde takılı kalan bana nazaran o önce davranarak kartı okutmuştu bile.

"Ah şey kusura bakmayın. Bugün fazla yorulmuşum belli ki hata yapıp duruyorum." İşlemleri hallederek fişi ona uzattığımda, eldivenli elleriyle almasını bekledim. Gözüm sıkı baldırlarında takılı kaldığinda yavaşça onu kısıkça süzem gözlerim kasklı yüzünde durmuştu. Ama başından beri beni seyrettiğini düşündüğüm adam, fişi hızlıca elimden alarak bir kolay gelsin dahi demeden mağazadan çıkıp gitmişti. Gülümseyişim ve kaşlı baldırlarını görünce oluşan sırıtışım anında soluverdi. "Kendini beğenmiş insanlardan nefret ettiğimi yeniden görmüş oldum. Bravo yani." Çalışan şapkamı çıkararak Aysu ablaya mesaimin bittiği haberini verdim. Personel odasında üzerimi değiştirip başladığım saçlarımı sonunda açtığımda nefes alabildiğimi hissettim. Çantamı alarak odadan çıktığımda bir anda dibimde biten Asaf ile yerime çakıldım kaldım.

"Bugünde bitmiş mesaimiz? Yorgunsan seni eve bırakabilirim." Eli kulağımın yanında salınan saçıma uzandı. "Hayır yorgun değilim. Eve kendim de giderim. Hem part time çalışmanın ne yorgunluğu olabilir ki?" Ondan önce davranarak saçımı kulağımın arkasına sıkıştırdım. Tepkisi ise sadece küçük bir iç çekiş ve yolu açmak olmuştu.

"O zaman küçük hanıma iyi yolculuklar dilerim. Bir şeyler yediğinden de emin ol lütfen." El sallayışına karşılık vererek, "Beni merak etme." dedim ve mağazadan sonunda çıkabildim.

İlk bahar mevsiminin olmazsa olmazı olan yağmur damlaları zeminle buluşuyordu. Melodik sesine nazaran şemsiyem olmadığı için canımda bir hayli sıkılmıştı.

"Ne yapıcam ben şimdi? Hastalanır mıyım eve kadar koşarsam?" Elimi uzatarak avucuma konan yağmur damlalarına baktım. Yüzümde oluşan gülümsemeye de engel olamamıştım. "Yine de güzel." İki avucumada doluşan damlalar yere pıt pıt düşmeye devam ediyordu. Oysaki yeri göğü inletebilecek bir yağmurdu bu. Fazla şiddetli, fazla saldırgandı. Ama avucuma doluşan damlalar hiçte böyle bir fırtınanın yaşandığını düşündürtmüyordu. Fazla uysal, fazla sakindi sanki. Ya da benim bir yanıltmacamdı. Bir şeyleri süzgeçten geçirmeden kabullenebilen birisi değildim. Bu bir fırtınalı yağmurda olsa ya da öfkeli bir kedi de olsa değişmezdi.

"Islanmaktan mı korkuyorsun yoksa sonuçlarından mı?"

Üzerime tutulan siyah bir şemsiye ile avucuma konup duran yağmur damlalarının seyride son bulmuştu. Az önce mağazada gördüğüm kasklı adamın sorusuna dahi odaklanamadan bir adım geri çekildim. Ancak bu sefer yağmur sadece avuçlarımı ıslatmak yerine bütün bir bedenimi ıslatmaya başlamıştı. Kaçamaklarım buna neden olabiliyordu bazen. Silik bir yağmurun yerini bütünüyle büyük bir sağanak alabiliyordu.

"Anlamadım?" Islanan saçlarımın yüzüme yapışmasına izin vermeden kulağımın arkasına sıkıştırdım. Benden iki adım geride duran adamın kim olduğunu bilmediğimden uzakta durmaya devam ediyordum. Ama o aramaızdaki mesafeyi kapatarak şemsiyeyi bu sefer sadece benim üstümde tutmuştu. Kendisinin ıslanacağını hatta sırıl sıklam olabileceğini bilmesine rağmen hemde.

"Islanmaya devam etme. Şemsiyeyi al lütfen. Eve gidene kadar kullanabilirsin." Uzattığı şemsiyeye göz ucuyla dahi bakmadan başımı iki yana salladım. "Sizde ıslanırsınız ama. Hem benim evim on dakikalık yol mesafesi o kadar." Onu ikna edebilmek için söylediklerimin hemen ardından gülümsemeye çalıştım. Hem ne demişler, tatlı dil yılanı deliğinden bile çıkarır. Tabi bunu denedilerse sonlarının da ne olduğunu da çok merak ediyorum.

"Gerçekten inatçılıkta üzerine yok." Bileğimden tutarak şemsiyeyi elime tutuşturmasına şaşkınlıkla baktım. "Şemsiye falan istemedim sizden. Geri alın lütfen." Ona geri uzatmama rağmen hâlâ ağaçtan farksız olan duruşuna karşi iç çektim. Olduğu yerde duruyor oluşuna kafam karışırken söylediklerini yeni algılayabiliyordum. Ben mi inatçıymışım?

Şemsiyeyi biraz gıcık olmaktan dolayı sıkarken ona arkamı döndüm. "Tanımadığınız insanlar hakkında ön yargıya varmaya alışık olmalısınız belli ki. Kibar mısınız yoksa sadece gösteriş için mi böyle davranıyorsunuz anlamadım doğrusu." Dediklerimin hemen ardından arkamda dikilen bedenine bir kez daha göz ucuyla bakmaya çalıştım. Ancak hâlâ eski yerinde, milim dahi kıpırdamadan durmaya devam ediyordu.

"Sırıl sıklam oldunuz." Bu sefer ben geri ona doğru dönerek şemsiyeyi ikimizin üzerinde tutmuştum. Gözüm yağmaya devam eden yağmura dalarken elimi tutan yabancı bir elle donakaldım. Sıcak ve ıslak olmayan eldivensiz eller tarafından donakalmıştım.

"Ya seni tanıyorsam. O zamanda neden böyle davrandığımı anlayabilir misin?" Tuttuğu elimi geri çekmeye gücüm yetmiyor gibiydi. Yağmura dalan gözlerim ise hızlı atan kalbime rağmen son çare olarak birbirine kenetlenen ellerimizde buluşmuştu. Dedikleri ise fazla ikileme düşüren cinstendi. "İhtimallerden başka bir şey değil. Açık olsanız iyi olur." Elinin sıklığının arttığını hissedebiliyordum. Şemsiyeyi tutmaya devam eden ben ise ondan bir adım bekliyordum. En azından sorduğu sorunun arkasında dursa iyi olurdu. Çünkü ilk defa bir yabancı gerçektende yabancı gibi hissettirmemişti.

"Şemsiyeyi sıkı tut. İkimizde bu sefer ıslanmayalım."

Eli kaskına giderken şemsiyeyi tutuşumu da sıkılaştırmıştım. Nefes alış verişlerim hızlanırken onu tutan elimde istemsizce gerilmişti. Kalbim ise hiç olmadığı kadar hızlı atıyordu. Ta ki kaskını çıkararak bana kendisini gösterene kadar.

O an sadece ağzımdan tek bir isim çıkabilmişti. Gerisi benim için puslu ve anlamsızdı. Hayatıma anlam katan kişi karşımda duruyordu. Bana o çok sevdiğim kahve gözleriyle bakıyor, elinin sıcaklığı elimi okşuyordu.

Ama aramızdaki o tek farkı da biliyor gibiydi. Biz artık birbirimiz için eski birer insan, yeni birer yabancıydık. İşte aramızdaki tek farkta buydu.

"Rüzgar Yalkın." İsmini andığım anda içimde oluşan onlarca duyguya şahit oldum. Bunların en baskını kırgınlık hissi olsa da yıllar önce geri plana attiğım onlarcası da bir anda ortaya çıkıverdi. Biraz özlem, biraz öfke ve biraz da sevgi. Son bulmayan bir kızgınlıkta vardı içimde. Acının bin bir türlüsünü isminde barındırıyordu sanki. Oysaki o ismin hissettirdikleri bir tek kırgınlık, özlem, sevgi ya da acı değildi.

Biraz keskin, biraz zehir ve biraz da ölümcüldü adının andırdıkları.

(8 yıl önce)

(Lise son, çıtır bol)

(Semih, Poyraz, Rüzgar, Kayra, Ada)

Semih:

Hadi biraz ses çıkaralım millett

Poyraz Rüzgar koşun gelin 12/B ye hocalarla vs atıcaz.

Bakın Fırat hoca da burda ona göre çabuk olun kaçmaz bu fırsat.

Her şey sözlüler için.

Poyraz:

Ben gelemem Semih ya.

Nedenini sorma işine bak.

Semih:

Ne

Niye lan

Sen bu fırsatı hayatta kaçırmazsın

Kolunu bacağını mı kırdın yine

Bir de nedenini sorma diyor olm bak Fırat hoca diyorum.

Matematik diyorum.

Sözlüler diyorum.

Çaktın mı artıkk

Kayra:

(Yazıyor..)

Poyraz:

Sana o kadar nedenini sorma dedim dimi

İşim var gelemem şimdi.

Sonra ben hocaya yalvarırım sen Rüzgarla git önden.

Semih:

Hâlâ anlamış değilim ama sinir oldum buna sonrasında bir döner paranı alırım.

Rüzgar

Hadi koş gel bizimkiler başladı bile maça.

Geç kalırsan ikimizde kıçımızı yırtsak dahi alamayız o sözlüyü.

Poyrazın yine şansı var çocuk dört göz möz göz falan ama zeki duruyor.

Kandırır o ama bizim şans sıfır.

Senin kravat kayık benim gömlek, tam serseri duruşu.

Lan o kadar mesaj yazdım CEVAP VER ARTIK

Rüzgar:

Gelemem ben sen git.

(Görüldü)

Semih:

Ne demek gelemem Rüzgar

Sen benim kankam değil misin

Tabi ki geleceksin

Bahane istemiyorum

Gel hadi ya maç başladı bile

Rüzgar

Hadi be

Yakışıklı çocuk

Pişt

Hadi amaaa

Rüzgar:

Semih gelemem cidden.

Birine dalmamak için kendimi zor tutuyorum zaten

Poyraz:

Ne oldu yine?

Mesaj kutum bir rahat durmadı.

Kime dalmak üzeresin Rüzgar bak zaten son sınıfız başına bela açayım deme.

Semih:

Evet lan

Nerdesin sen bende geleyim.

Rüzgar:

12/A nın önünde.

Sen gelme ama burada Zehra da var.

Semih:

Zehra mı

Kimdi ki o

Poyraz:

Siz neden laftan anlamıyorsunuz.

Semih sen yerinde dur ben gidiyorum Rüzgarın yanına.

Kayra:

Poyraz

Hoca bizi bekliyor

Sıradakiler biziz

Semih:

Ne sırası

Ne oluyor lan

Bu yüzden mi gelemiyordun Poyraz

Poyraz:

Kayra hemen geliyorum

Sadece bir dakika sürer hatta o kadar bile sürmez

Bekle beni lütfen tamam mı?

Semih:

Halla halla

Hangi kulüptü ya bugün yarışma düzenleniyordu

Ödülü de şeydi ya neydi

Dur aklıma gelecek

Kayra:

Dediklerinin arkasında dursan iyi olur Poyraz

Bekliyorum seni.

Semih:

Hah hatırladım

Yurt dışı gezisine ilk sıradan yer ayırtıyorlardı

Ne kral ödülmüş ama

Dans kulübünden beklenmeyecek şeyler

Ama anlamadığım bir şey var?

Poyraz sen o bir seksen boyunla nasıl bacaklarını birbirlerine dolamıyosun.

Ben şimdiye kırk defa kendimi rezil etmiştim.

Kayra:

Semih yine başlama.

Lafı uzatıp duruyorsun sinra da derslere geç kalıyorsun.

Semih:

Öyle mi oluyormuş

Aman ya kaç defa geç kaldım bundan da bir şey olmaz

Hem

Rüzgar poyraz ne oldu

Halledebildiniz mi?

(Görüldü)

Ada:

(Yazıyor..)

Kayra:

Bizim sıramız geldi poyraz

Nerdesin hâlâ

Bir dakika içerisinde burda olmazsan direk diskalifiye oluruz

Çabuk ol lütfen

Ada:

Kayra özür dilerim ama poyraz gelemeyecek sanırım.

Kayra:

Ne

Noldu?

Sen niye özür diliyorsun hem.

Poyraz geleceğini söyledi gelir biraz sonra.

Semih:

Şu an 12/A nın koridorundayım ve manzara hiçte iç açıcı görünmüyor Kayra.

Ada:

Müdür burda.

Rüzgarın babası.

___

Kayra mesajı görür görmez elindeki telefonu yere düşürerek doğruca salondan çıkmıştı. Okula koşarak içeriye girdi ve hızlıca iki katı çıktığında gördüğü şey yere çakılmasına yetmişti.

Rüzgarın sol yanağı kıp kırmızıydı. Önünde dikilen müdür sinirden köpürüyordu resmen. Kayra kalabalıktan dolayı zar zor aralardan sıvışarak manzaranın tamamını gözleri önüne serebilmişti sonunda.

Ada Rüzgar'ı arkasına almış ve doğruca müdüre bakıyordu. Eli Rüzgar'ı korumak istercesine onu siper alıyorfu ve gözünden düşen bir kaç damla yaşta yanaklarını ıslatmıştı. Poyraz ise Ada'dan farksız Rüzgar'ın diğer yanında Hüsnü hocanın ona ulaşmasına engel olmaya çalışıyordu. Belli ki durum çok fazla karmaşıktı. Kayra bir adım öne atıldığında bileğini tutan Semih ile ona doğru anlamazca döndü.

"Ne oldu burda?" diye merak ve endişe karışımı bir ses tonuyla sorduğunda Semih onu arkasına alarak önünde siper olmuştu.

"Olaylarla bir ilgin yok. Milli sporcusun. Buna bulaşma ve geride dur. Bilmen gerekenleri okuldan sonra ben anlatırım sana."

Kayra bileğini tutarak kendisini önüne siper alan Semih'in ciddi ifadesini çok sık görmüyordu. Genelde her şeyi şakaya vuran ve her durumda eğlenmeyi bilen biriydi. Ancak şimdi durumlar değişmişti. Poyraz için endişelenen Kayrada bileğini tutan ele tutunduğunda Semih anlıkta olsa başını geriye çevirmişti. Kendisine tedirginlikle sığınan kızın tutuşuna gözünü çevirdi ve içi bir anlıkta olsa daralıyor gibi hissetti.

Poyraz anlıkta olsa başını ikiliye çevirdiğinde birbirlerine olan yakınlıklarını görür görmez afallamasına engel olamamıştı. Kendisine gelemeden sol yanağına yediği tokat ile yüzü sağa doğru savrulmuştu. Gözlükleri de yeri boylayıvermişti. Bu görüntüyü görür görmez öne doğru atılan Kayra, bileğinden tutlarak tekrar geriye çekilmişti. Semih'e öfke karışımı endişeli bakışlarıyla döndüğünde aldığı tek karşılık, "Olmaz." diyerek başının iki yana sallanmasıydı.

"Hepiniz odama. Belli ki göz dağı vermek sizlere yeterli gelemiyormuş."

Adaya ve Rüzgara yüzünü buruşturarak bakan müdür sonunda koridordan ayrılmıştı. Ardından gitmek için hazırlanan Hüsnü hoca ise Poyrazın yakasından tutarak kendisine doğru çekti. "Gözlüğünü yerden al. Üzerine basarlarsa sorumluluk senindir benim değil ona göre." Çocuğun yakasını savurarak bırakıp müdürün ardından gitmişti o da. Koridora toplanmış seyretmeye devam eden bütün öğrencilerde zilin çalmasıyla bir iki dakika sınıflarına doluşmuştu. Ve her şeyin sonunda koridor sessiz, beş gençte ortada yıkık halde kala kalmıştı.

İki kişi bir diğerini korumak istercesine siper almışken geri de kalan birisi, yere çömelerek yerden gözlüğünü almıştı. Cebindeki mendili çıkarak neyseki kırılmamış olan camlarını siomeye başladı. Onun gerisinde kalan Kayra bileğini tutmaya devam eden Semih'in elini kendisinden ayırarak doğruca Poyraz'a doğru koştu. Yeni yerinden ayaklanıp gözlüğünü kontrol eden Poyraz, bir anda beline dolanan kollar ile ikinci kez gözlüğünü yere düşürmüştü. Kolları arasındaki kız, başını biraz geriye çekerek parmaklarını gencin kızaran yanağına acıtmaktan korkarak yasladı.

"İyi misin, çok acıyor mu yanağın?" Yanağına değen soğuk ellerin huzuru ile Poyraz gülümsemesine engel olamamıştı. Ancak dudakları kıvrılır kıvrılmaz yanağındaki sızı artmıştı. Bunu belli etmek istemeden hemen Kayra'nın yanağına yasladığı elini tutarak onu geri çekti. "İyim, acımıyor. Küçük bir kızarıklık sadece. O da bir kaç dakikaya geçer zaten." Ona inanmasa da, inanmak isteyen Kayra kollarını yeniden Poyraz'ın beline sıkıca doladı. Diskalifiye oldukları yarışmayı umursamadan, az önce yaşananları hatırlamamaya çalışarak onun sırtını hafifçe sıvazladı.

"Çok endişelendim. Sana bir şey oldu diye." Ona karşılık verek kıza sarılan Poyraz, burnunu kahve saçların

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.