Tarih 19 Eylül 2005, günlerden pazartesi. Arthur monoton işlerinden bir tanesine daha gitmiş ve gelmişti, işi hafta içi her gün saat 9 da başlıyor ve akşam 7 de bitiyordu. O sıradan bir insandı. Anne ve babasını kaybetmiş, sevgilisi olmayan, tek yaşan birisiydi. Herkes gibi dünyanın bu düzeninden sıkılmış, yorulmuş ve tükenmiş haldeydi.
Saat 22.00 civarıyken bir film açmış öylece uzanıp izliyordu. İşte fazla bilgisayar ile iş yaptığından gözleri kanlanmış ve acıyordu. İzlediği filmde insanlar her zaman mutlu ve güler yüzlüydü, sanki hiç bir dertleri yokmuş gibiydi. Arthur biraz düşündü 'Ben, neden... Böyleyim' diye. Gözleri bir yandan tavana bakıyor aynı zamanda da hala acıyordu. Elleri yavaşça titremeye başlamış ve dizini sallandırmaya başlamıştı. O şuan adeta sinir, kıskançlık ve acının karışımını vücudunun her yerine kadar hissediyordu.
Ardından ise bir anda elleri titremeyi, bacağı ise hareket etmeyi bıraktı ve gözünden bir damla yaş geldi. Sonrasında da 'Bu Dünya'nın güzelliklerini hak eden insanlardan asla olamadım...' dedi ve televizyonu kapattı. Yavaşça kanepeden kalktı ve yere boş boş bakışlar atarak yatak odasına doğru yavaş adımlarla gitti. Komodinin üzerindeki haplarını içti ve derin düşünceler ile her zaman ki o sıkıcı ve rahat olmayan yatağına girdi.
Arthur uyumaya çalışırken içinden 'Belki de ben şansızımdır... Ne de olsa ailem fakirdi. Kendi imkanlarım buna yetti...' diyordu. Fakat ardından ise 'Ama, hayır daha iyisi olabilirdim... Fakat NASIL OLUCAKTIM... Bilmiyorum. Neden böyleyim, neden değersizim, neden işe yaramazım, o insanlar gibi oldum. Yatağında yatarken ruhu rahat insanların kölesi oldum, ben... Ben... BEN!' Arthur'un gözü tekrardan yaşlandı, 'BİR ÇALIŞANDAN ÖTESİ DEĞİLİM!' diye bağırdı ve gözlerini sert bir şekilde yumdu ve kendini uyumaya zorlamaya çalıştı, ne de olsa yarın da aynı şeyleri tekrar etmesi için bir enerjiye ihtiyacı vardı.
Arthur bu düşüncelerden sonra gerçekten uyumayı başardı fakat... Bu acı hayatı rüyalarında da onu rahat bırakmıyordu....
Arthur'un rüyasında her tarafı beyaz boya ile kaplanmış bir odanın içerisindeydi, tavanın ortasında loş bir lamba ve lambanın hemen altında dikdörtgen bir masa ve masanın önü ile arkasında birer sandalye vardı. Arthur o sandalyelerin odanın bembeyaz kapısına bakanına oturmuş öylece bekliyordu. Kalkmaya çalıştı ama başaramadı, adeta onu o sandalyeye yapıştırmışlardı.
Arthur sandalyeden kurtulmak için kıvranırken bir anda sesli bir şekilde gıcırdayarak Arthur'un önündeki bembeyaz kapı açıldı ve odaya kafasında ağız ve göz çevreleri siyah boyalı, diğer kalanı ise beyaz olan bir maske takan ve üstünde beyaz takım elbise ile siyah kravat ve altında ise beyaz bir kot pantolon olan bir adam girdi. Arthur kıvrınmayı bıraktı ve tedirgin gözler ile takım elbiseli adama bakmaya başladı. Adam yavaş adımlar ile Arthur'a doğru yaklaşırken bir şarkı söylermiş gibi mırıldanıyordu. Arthur biraz korkmaya başlamış olacak ki yeniden sandalyeden kalkmaya çalıştı. Adam ise çoktan masanın yanına gelmiş ve sandalyeyi kendine çekmişti, ardından da bacağını bacağının üstüne atarak oturmuştu.
Arthur hareket etmenin bir faydasının olmadığını anlayınca pes etti ve meraklı gözler ile 'S-sen kimsin!?' dedi. Adam geriye doğru gerildi ve tekrardan doğrulup Arthur'un gözlerinin içine doğru bakmaya başladı ve 'Gerçekten acınası değil mi?' dedi.
Arthur anlamamış olacak ki 'N-ne ne demek i-istiyorsun?' dedi. Adam elleri ile masadan tutarak Arthur'a yaklaştı ve 'Senin hiç bir şey yapamaman... Gerçekten, nasıl yaşıyorsun Arthur?' dedi. Arthur titremeye başladı ve korkulu gözlerle adama bakarken 'S-sen neyden bahsediyorsun lan!?' dedi.
Adam geriye tekrardan yaslanarak tavana doğru bakmaya başladı ve 'ACINASISIN ARTHUR!' diye bağırdı ve ardından kıkırdamaya başladı. Arthur bu adamın neden onu böylesine yargıladığını hala anlayamamıştı, ne istiyordu? 'S-sen, sen kimsin de bana acınası diyorsun' dedi Arthur.
Adam da gözlerini tekrardan Arthur'un gözlerine ruhunu emercesine bakmaya başladı ve 'Arthur, ben kimseyim ya da her şeyim. Yani anlatmak istediğim ben var ya da yok değilim, sadece senin aklının bir yanılgısıyım. Sadece sana bazı şeyleri hatırlatmak istiyorum Arthur...' dedi. Adam elini cebine doğru yöneltmiş yavaşça silahını alırken sözüne 'Sen ölünce veya yaşarken asla huzur BULAMAYACAKSIN ARTHUR! ACINASISIN!' diye devam etti.
Adam silahı Arthur'a doğru yöneltti. Arthur ise titreyerek korkmaktan başka bir şey yapamıyordu, konuşamıyordu bile. Adam 'Görüşürüz ahmak... Kirli cehenneminde görüşürüz' dedi ve Arthur'un kafasına sıktı. Mermi Arthur'un kafasına doğru gelirken sanki rüyası ağır çekime alınmıştı, Arthur'un göz bebeği titremeye başlamış ve gözünden yaş gelmekteydi. O sırada Arthur'un tek düşünebildiği şey acı hayatıydı.
Ve zaman akışına geri döndü, Arthur kafasındaki mermi ile yere serildi ve adam ise cebine silahını yavaşça katıp odayı hızlı adımlar ile terk etti...