Own Paradise dinleyerek okuyabilirsiniz.
Dönen başımla beraber kendimi yerde bulmuştum. Gelen mermiden tesadüfen kurtulmuştum. Düştüğümde mermi şiddetli bir ses çıkararak metal masaya çarpmıştı. Benim silahımdan ise mermi çıkmamıştı. Tetiği sıkışmış. Öldüreceklerim arasında silahı yalan şirket ceosunu da yazmalıyım. Gözümün kararması geçtikten hızla dogruldum. Geç kalmıştım. Silah doğrultuyordu bana.
-Kim gönderdi seni?
-Ne önemi var?
Daha da yakınıma geldi, silahsızdım. Göz ucuyla odada silahımı aradım, sol tarafıdaydı. Şu an ona ulaşamazdım. Belki biraz kayarsam..
- Seni kim gönderdi?!
Bu sefer bağırmıştı. Söylersem buradan çıkınca başım kesin belaya girerdi. Taeyan'ın krem renkli takım elbisesinin kolları kırmızıya boyanmıştı. Silahı tutan elleri zorlanıyor, titriyordu Sırıttım.
-Birazdan öleceksin zaten, bilsen ne bilmesen ne?
Ayakta silahı bana doğrulturken, silahı cebine koydu. silahi uzağa atıp omuzlarımdan tuttu ve sırtımı masaya çarptı. Karşı koymadım, bilerek. Çok sinirli olduğu gözlerinden belliydi. Kollarındaki güçse tükenirdi yakında. Yüzüne sinir bozucu bir şekilde gülümsemeye devam ettim.
-Sen mi beni öldüreceksin? Silahının tetiği sıkıştı, silahsızsın.
Sözlerine bir şey daha eklerken gözleri patlamıştı.
-Daha dengeni bile sağlayamıyorsun.
Evet, sağlayamıyordum çünkü kulüpteki rastgele bir piç bana ne bok olduğunu bilmediğim bir ilaç içirmişti. Buradan çıkayım bir, sen görürsün. Düşeceğimi biliyordu, tutması tesadüf değildi. Kendi içkinde boğacağım seni. Omuzlarımı tutması işimi zorlaştırıyordu. Elimi bacağıma bağlandığım hançerime götürdüm usulca. O sırada Taeyan omuzlarımı sarstı.
- Söylemezsen seni gebertirim.
- Tamam ancak, beni ondan koruyacağına söz ver. Beni öldürmeyeceğine de.
Düşünür gibi bir hâli vardı. O sırada birkaç saniye öncesine kıyasla gevşemiş ellerinden istifade ederek bacağımdaki hançeri çıkarıp karın boşluğuna sapladım. Yüzündeki acı dolu ifadeye doğru kısık sesle konuştum.
-Sürpriiz
Hançeri karnından çekip tekmeleyerek Taeyan'ı üzerimden savundum. O acıdan dolayı kalkamamışken cebindeki silahı aldım. İşini bitirecektim. Tetiğe bastım, silahın mermisi bitmişti. Birilerinin fark etmesi an meselesiydi, silahı doldurmaya ugraşamazdım. Karşı koymak için ayağa kalkarken elimdeki silahı ensesine indirdim. Metal masanın çekmecelerini acelece karıştırdım, hayır burada yoktu. Silahı da yanıma alarak odanın kapısını kapattım, koridora çıktım. Kapıda karşılaştığım adam kulağıma 8. kat 4. oda demişti. Tanımıyordum ancak o beni tanıdığına göre
+aciliyetten dolayı- ona gidecektim. Uzun koridorun sonunda asansörü bulduğumda birkaç kere tuşa bastım ve kenarda soluklandım. Asansörün içerisinde birkaç iş adamı aşağı iniyordu, bana garip bakışlarının dağınık ve yer yer kırmızı üstümden dolayı olduğunu tahmin etmiştim. Onlara gülümseyip mahcup bir şekilde"Şarap döküldü." dedim. Herkes indiğinde asansör sonunda 8. kata yol almaya başlamıştı. Hızlı olmam gerekiyordu, binada bir ceset ve yaralı ceo vardı. 8. kata geldiğimde 4. odaya kapısını çalmadan girdim. Beni içeri alan adam, bilgisayarın başındaydı.
-Nerede olduğunu biliyor musun ? diye sordum.
Kafasını bilgisayardan kaldırıp yanıtladı.
-Öldürdün mü?
-Evet, şimdi yerini söyle.
Ölmediği anlaşılınca ne halt yiyeceğimi bilmiyordum ama söyleyiverdim işte.
-Sadece 10. katta sakladığını biliyorum.
Kafasını tekrar bilgisayara dönmüştü. Odadan etrafı kontrol ederek çıktım. Başım ağrıyor ve zihnim bulanıyordu. Elimi Leo'yla bağlantı kurmak için kulaklığıma götürdüm, sağ taraftaki düşmüştü. Sol kulaklığa bastırıp fısıldadım.
-10. kata çıkıyorum benden başka biri konuşursa cevap verme, kulaklığın teki kayıp. Burası biraz dağıldı bu yüzden silahların hazırlıklı olsun.
Merdivenlerden iki kat yukarı çıkınca karşıma çıkan demir kapıyla bakıştım. Kapıyı saçma bir ümitle çaldım ve kapıyı ağır makyajlı bir kadın açtı. Karşısında beni görmeyi beklemediği çok belliydi. Silahı - içinde mermi olmasa da- kadına doğrulttum.
-Sesini çıkarma, sonun kötü olur.
Korkuyla kafasını salladı. Canı Taeyan'ın mallarından daha değerliydi ki muhtemelen para için onunlaydı. Bir elimde silah - göz dağı vermezsem her şey olabilir- öbür elimle bunu odadaki dolap ve çekmeceleri karıştırıyordum. O sırada kilitli bir kasaya denk geldim.
-Bunun anahtarı nerede?.
-
-En son yanında taşıyordu. Bilmiyorum.
Hançerimi kasaya soktum ve zorlayarak kasayı patlattım. Gördüğüm şeyle gözüm parladı ve elimi kulaklığıma götürdüm.
-Buldum Leo, arabayı hazırla.
Dönütleriniz benim için çok değerli, yorumlarda düşüncelerinizi belirtirseniz çok sevinirim.70 okunma civsri bir dahaki bölümü atacağım. Umarım zevkle okumuşsunuzdur :)




