Kulağımın kenarından geçen merminin vızırtısını duydum. Kendimi duvarın arkasına atarak kafama saplanması muhtemel mermiden kıl payı kurtulmuştum. Bugün ne oluyordu bana böyle? Hiç olmadığım kadar dikkatsizdim. Gözlerimi bir saniyeliğine kapatıp hızla alıp verdiğim nefeslerime odaklandım. Duvarın arkasında bir hareketlilik olduğunu hissettim. Belli ki vurulduğumu sanmışlardı. Sırıtıp hızlı bir şekilde duvarın arkasından çıktım. Eğilirken silahımı karşımdaki takım elbiseli adamın kafasına doğrulttum. Eğilmemi beklemediği yüz ifadesinden belli olan adam silahını bana çevirirken ağır çekimde gibiydim. Zamanla yarış. Eğer doğru hamleyi doğru zamanda yapmazsan ölürsün. Acıma yok. Aynı anda tetiğe bastık. Mermiden kaçmak için duvarın dibine girdim. Silahımdan çıkan küçük fakat ölümcül merminin adamın alnından içeri girip adamda şok etkisi bırakmasını izledim. Birkaç santim öteme saplanan mermi sıçramama sebep oldu. Yüzümü buruşturdum, bir ürkek gibi davranmayı kesmeliydim. Cidden ne oluyordu bana bugün böyle? Yere düşen adamın kolundaki altın saati gördüm. Gereksiz maaş alan beceriksiz korumalar. Saati kolundan koparır gibi çıkarıp yoluma devam ettim. Uzun ve karanlık koridorda sadece kendi ayak sesimi duyabiliyordum. Önüme çıkan dönemecin arkasındaki odanın ne olduğunu biliyordum. Birazdan eceli olacağım adamın toplantı odası. Arkamdan yaklaşan ayak sesini duyup duvardaki girintiye saklandım. Mırıldanarak şarkı söyleyen bir kız olduğunu duyduğumda rahatladım, muhtemelen hizmetçilerden biriydi. Silahım elimde tetikte olacak şekilde girintiden çıkıp kızın önüne geçtim. Elindeki şarap şişesini ve iki bardağı görünce tepsiyi gülümseyerek elinden çektim.
-Onu ben alayım.
Kızın şaşkın bakışları arasında öbür elimdeki silahı kafasına indirdim. Tepsiyi yere bıraktım. Yere yığılan kızın önlüğünü kolumun altına aldıktan sonra kızı sürükleyerek yan taraftaki lavaboya soktum. Tuvalet kabinlerinin birisine tıktım. Önlüğü üzerime geçirip yüzüme sahte ve baştan çıkarıcı bir gülümseme yerleştirdim. Şişe epey eskimişti. Şarap 150 yıllıktı. Buna epey para dökmüş olmalı. Paraya kıydığına göre içeride önemli bir konuk var. Kapağını açıp şişeyi diktim. Bir yudum aldım. ''Güzel seçim.'' Cebimden çıkardığım küçük zehrin kapağını ağzımla açıp kapağı yere attım. Şişedeki şeffaf ve kokusuz küçük sıvıyı şaraba döktüm. Ne olur ne olmaz. Şişenin ağzını sıkıca kapatıp kapıyı çaldım. Kapıyı başka bir koruma açtı. Geniş, mentol ve sigara kokan odanın ortasındaki metal masada oturan iki adama değil, önüme bakarak yürüdüm, şarabı getirecek olan kızın farklı olmasını umursamamalarını diledim. O sırada başıma büyük bir acı girdi. Yüzümü buruşturmak için kendimi zor tuttum. Zihnimin bulanıklaştığını hissettim. Derin bir nefes aldım ve masaya ilerledim. Şarabı masaya bırakıp hafifçe eğildim.
-Buyrun efendim.
-Şarabı bırak ve çık.
Duyduğum sağ tarafta konuşan adamın sigara yüzünden hırıltılı çıkan sesiydi. Yüzümü kaldırıp konuşan adama baktım ve gülümsedim.
-Dilerseniz sizin için doldurabilirim.
Sigarasını tutan adam genç adam eliyle doldur anlamında işaret etti. Şarabı açıp iki kadehe doldurdum. Gülümseyerek masanın etrafını dolaştım. Kadehi masaya bıraktıktan sonra masanın üstündeki elinden başlayıp kolunu hafifçe okşadım. İğrenerek yapsam bile dikkatlerini dağıtmak istiyordum. Öbür kadehi de karşıdaki adamın önüne bıraktım. Daha sonra adamın arkasından dolanırken omzunda elimi gezdirdim. İki adamı halletmek kolay olsa bile kapıdaki koruma tetikteydi.
Sigara içenin karşısındaki -misafir olduğu belli olan- adam kafasını geriye yatırdı ve konuştu. Rahatsız edici bir ses tonu vardı.
-Çalışanlarını seçerken sürtük olup olmadığına mı bakıyorsun, Taeyan?
Başkası bu lafı etseydi dilini koparıp ona yedirirdim, şu an sırası değildi. Sesimi çıkarmadan derin bir nefes daha alırken elimi önümde birleştirip silahları yokladım. Metal masa beni saldırılardan korurdu korumadan bu şekilde sıyrılabilirdim. Tek yapmam gereken şu iki adamın dikkatini dağıtıp ikisini aynı anda indirmekti. Yine başımda o acıyı hissettim. Dişlerimi sıktım. Şirketine ettiği için sinirlenen ve adının Taeyan olduğunu öğrendiğim adam sinirle soludu. Cebinden çıkardığı silahı ondan daha yaşlı olan adamın kafasına tutarken ses tonu tehditkardı.
-Bir daha söyle ve canından ol.
Siktir, bu iyi olmamıştı işte. Silah çıkarması hiç işime gelmiyordu. Elinin altında bulunması işimi zorlaştırırdı. Karşıdaki adam alaycı bir tavırla ellerini kaldırdı.
-Hadi ama adamım bunu yapamayacağını ikimiz de biliyoruz.
Bana silahı hırçın bir şekilde cebine sokup sinirle bana dönen Taeyan bağırdı:
-Sen hâlâ burada mısın? İşine geri dön.
-Emrinizi beklemiştim, efendim. Emriniz olmadıkça hiçbir şey yapmam. Tepsiyi götüreyim isterseniz?
derken gülümsüyordum. Masanın ucuna yeniden dolanıp tepsiyi alacakken daha yaşlı olan konuştu.
-Şarabı önce sen iç.
Taeyanı güvenmediğini belli ederek kızdırmak için dediği belli olan cümleyi beklemediğim için dona kaldım. Ancak beni ele vermesine izin veremezdim. Yeniden gülümseyip ''Nasıl isterseniz.'' dedim. Adamın önündeki kadehi alıp büyük sayılabilir bir yudum aldım. Tam zamanıydı. Öbür elimi silahıma atıp elimdeki dolu kadehi yaşlı olanın kafasına fırlatıp ağzımdaki şarabı tükürürken silahımdan bir mermiyi Taeyana gönderdim. Iska. Mermi gri gömleğinin silah tutan kolunu kırmızıya boyadı. Öbür silahımı çekerken korumanın hareketlendiğini gördüm. Korumanın kafasına bir mermi isabet ederken sol elimdeki silahla şaraptan bayılan adamın işini bitirdim. Sağ elimdekiyle ise Taeyan'a ateş ediyordum. Iska. Metal masanın karşı tarafına geçtim ve eğildim. Kafasına isabet ettirmek zor olacaktı. Masadan sağlam kolunu çıkarıp ateş etmesini bekledim. Kolunu görünce ateş ettim. Elindeki silah fırladı. Üzerinde başka silah var mı bilmiyordum. Risk alarak ayağa kalktım ve bana doğrulttuğu silahı gördüm. Tam o an, başımda yine o acıyı hissettim ve gözlerim karardı.
selamm bu platformdaki ilk hikayem, lütfen desteğinizi eksik etmeyin.
2 oy 4-5 okunmada yeni bölüm atacagim
oy vermeyi unutmayın lütfenn :3









