İçeriğe geç

Ruhun Kıvılcımı - AGİEL

Bölüm 1 · 3 dk okuma

Ruhun Kıvılcımı - AGİEL

Bölüm 1

giriş

AVCI

Ölümün eşiğinde durup altındaki sivri kayalara bakan bir insan kadar durgunken; şehrin yarısının cayır cayır yanmasına rağmen, göğsümü içeriden yumruklarcasına atan kalbim buz gibiydi.

Bedenim pes eden bir savaşçının yere sapladığı kılıcı gibi titriyordu. Savaşçı düşmanı bildiği, kendi elleriyle öldürdüğü en yakınının önünde, ben ise kız kardeşimin önünde diz çökmüştüm.

Nabzı parmaklarımın altında yavaşlarken göz pınarlarımdan akan sıcak yaşlar, tenine düştü. Damlalar, düştüğü yerleri yakarken hıçkırıklarım ve de gözyaşlarım daha da şiddetlendi.

Canı yanar diye okşamaya kıyamadığım kızıl saçlar, şimdi kanla boyanmıştı. Titrek ve son derece ürkek ellerimi kaldırarak her şeye karşın yumuşacık kalbi gibi olan saçlarına dokundum, yüzünün üzerinden çektim.Etrafa saçılan küllerden pislenmişti, ay beyazı yüzü.

Usulca ayağa kalkarken gerilen sırtımdaki yaralar ağladı, yakınımdaki çökmüş süs havuzuna ilerleyip kendimi yere bıraktım. Mermer zemine yaslandığımda üzerimdeki kabanın kolunu sertçe çekip yırtarken dişlerimi sıktım, kabanı ıslattıktan sonra aynı sarsak adımlarla ona geri döndüm.

Kumaşı, nazikçe şakaklarından sızan kanın üzerinde gezdirdim, ıslanan suratı ayışığında parlarken hâlâ oldukça canlıydı, hâlâ kalbi atmayan bir melek gibiydi.

Yanaklarını temizledim. Islak kumaşı alnında, şakaklarında, çenesinde, boynunda ve gerdanında dolandırdım.

Sonra duraksadım, gözlerimi kendi ellerime çevirdim. Kız kardeşime can katan sıvı, bir cani olan benim ellerimdeydi. Dizlerimi çöktüğüm sert zeminde düşmanın, darbe aldığım sırtımda ise benim kanım vardı.

Ölümün ipi avcının elleri, Avcı’nın gözüyse ruhların cehennemiydi.

Titreyen bedenimle beraber kalp atışlarım zayıflarken gücün son kırıntılarının da parmak uçlarımdan çekildiğini hissetdim.Aldığım darbelerin acısı yeni yeni bedenime işlerken ağzıma sinen kanın metalik tadıyla öğürerek arkamı döndüm.

Midemdekileri boşaltıp dudaklarımı koluma sildikten sonra yeniden ona baktım. Tek bir şey demesi yeterliyken o susmuştu. Diyeceği tek şey, beni kurtar, demekti ama o lâl olmuştu. Öfke, acı, haykırış yüklü bir nefes verdim.Fedalar vedaları, vedalar çoğu zaman ölümü getirirdi.

“Ölüm... Sana erken geldi.”

Ama belki de tek suçu avcısına yakın olmaktı.

O, tam önümdeydi. Saçlarının rengi, yaralarla kaplı bedeninde bir çarşaf gibi her tarafını sarmıştı.

Siren sesleri çınlayan kulaklarımı doldururken dudaklarımı dişledim. Kalbimdeki son çiçek de solarken uzanıp kız kardeşimin alnından uzun bir öpücük kopardım. İs ve kan kokuyordu. Yüzümü ekşitmedim, aksine dudaklarım alnındayken daha da içime çektim kokusunu.

“Özür dilerim,” geri çekilerek yüzünü avuçlarımın arasına aldım. “Çok... Ç-Çok özür dilerim.”

Ben kekelemezdim, bir Avcı asla kekelemezdi ama olan buydu. Korkuyla, kekeledim. Bir daha asla eskisi gibi olamayacağımın korkusuyla, kekeledim.

Sözler kifayetsiz, gözleriyse fersiz kalmıştı.

Gözlerimden akan son gözyaşı damlası da kendi pantolonuma düşerken küçük bir delik açtı. Gözyaşlarımı sildim, çenemi dikleştirsem de titrememe engel olamadım.

Çığlıklar her yerdeydi, haykırışlar, yakarışlar, serzenişler her yerdeydi. Kimi kendi, kimi de sevdikleri içindi.

Haykırsam benim de sesim duyulur muydu?

Bir kez olsun birileri benim de acımı önemser miydi?

Sırtımdaki kırbaç yaraları değil de onun ölümü yakıyordu canımı. Onu kurtaramayaşım yakıyordu canımı.

“Tutuklusunuz,” Duyduğum boğuk ses yaşadığımın tek belirtisiyken arkamı dönerek kaderimle yüzleştim. “Avcı Yaman.”

O an gördüm. Yanan sadece ben değildim, yandığım kadar yakmıştım. Şehir küle dönmüş, camlar patlayıp etrafa saçılmıştı. Zehirli gazlarla zedelenmiş boğazımla güçlükle yutkunabildiğimde hissettiğim acıyla yüzümü buruşturdum. Bu... benim eserimdi.

Etraftaki parçalanmış evlerden saçılan küller uçuşup bizi ait olduğumuz karanlığın rengine boyuyordu. Sendeleyerek çöktüğüm yerden ayağa kalktığımda son bir kez o cansız bedene baktım.

Dudaklarım ona son vedasını fısıldadı : “Elveda, pamuk şeker.”

Kollarımı hissizce uzattım, bileklerime kelepçeler takılırken sadece onu düşünüyordum, az önce geride bıraktığım ruhsuz bedeni...

“Daha fazlasını kaybedeceksin.”

Sırtımda hissettiğim ürpertici sıcaklık hissi ve hırıltılı erkek sesiyle arkamı döndüm, oysa görebildiğim sadece kandı.

Yaptığım her şey, aldığım her can bunu engellemek içindi. Oysa şimdi ardımda kalan o’ydu. Biten ve de tükenen tek ben değildim, her şey tam da şu an da bitmiş sona ermişti.

Hava yağmurlu, şimşekliydi. Gökyüzü insanlar için ağlıyor, öfkeleniyordu.Yağan yağmura karışan bu son olsun dediğim gözyaşlarım, yanaklarımdan aşağıya doğru süzülüyordu. Sessiz yakarışlarım hıçkırıklara döndüğünde omuzlarım sarsıldı.

Polis arabasına bindirilmeden önce, son bir defa tüm kötülüklere rağmen parlayan, yıldızlarla dolu göğe ve yanındaki biricik aya baktım.

Gözlerimi kapattım, güzel kalmalıydı. Yağmurlu gecelerde gökyüzünde parlayan ayın tatlı ışığı güzel bir anı olarak kalmalıydı. Oysa çakan şimşekler kalbimi vurdu, gök gürledi, yıldırımlar alevlere karıştı.

O İris’ti,

Artık alevler içinde

kalan mezarlık çiçeğiydi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.