İçeriğe geç

Ruhların Simyası

Bölüm 1 · 5 dk okuma

Ruhların Simyası

Bölüm 1

Giriş- Lanet

Selamlarr :)

18.04.2023 bu kurguyu yazmaya başladığım tarih.

Öncelikle şunu söylemek istiyorum. Normalde bu kitabın adı farklı bir kurguma aitti ama sonradan kurgunun aslında kitabın adını yeterli taşımadığını farkettim ve parmaklarım tekrardan yazmaya koyuldu. Ortaya böyle bir şey çıktı dkjfnskfnskg

Umarım güzel gider skdjfndkjfns

Şimdi sizi giriş bölümü ile baş başa bırakayım.

Herkes başladığı tarihi buraya yazsın :)

***

Giriş: Lanet

Bazı şeylerin bitişi yeni şeylerin başlangıcıydı. Hayat denen yaşam çerçevesinde bazı şeylerin yokluğu yeni doğuşlar meydana getiriyordu. Kimi insanlar ölüyor kimi insanlar doğuyordu. Bu doğanın bir kanunuydu. Peki ya bu kanunu bozan bir ruh varsa o ruha ne olurdu? Cezasını çekmeli ve yaşamı elinden alınmalıydı. Düzeni bozanlar düzeni yeniden yaratanlar olabilir miydi?

Yıl 1805'ydi. Asrın savaşı hala devam ediyordu. Güneşin her batışı, her yeni günün başlangıcı ordular arasındaki ateşi daha çok körüklüyordu. Aydınlanan gökyüzü kan ağlıyordu. Gök kubbeler yerle bir olmuş, heryer kan göletine dönmüştü. Bu savaş uğruna kimileri kendilerini feda ediyorlardı, kimileri ise en yakını dediği insanlara ihanet ediyordu.

İhanetlerin en büyüğünü ise Solaria Kraliçesi kendi halkına yapmıştı. Halk ağzında kötülüğün başı adı verilen Ruhların Simyası gölünde ruhunu bir anlaşma yaparak satmıştı ve dünyaya bir kız çocuğu getirmişti.

" Gökalp! Alina'yı getir bana! Kızımı geri ver bana!" parmaklıkların ardında kızının adını sayıklayan Kraliçenin artık dermanı kalmamıştı. Soğuktan donan vücudu titremeye başlamıştı. Sesi kısılmaya, gözleri yavaşça kapanmaya başlamıştı. Kapanan gözlerinin ardından sayıklamaya devam ediyordu. " Alina... Alina... Alina..."

" Asker. Kapıda bekleyin." Zindana giren Gökalp'in emriyle askerler geri geri senkronize bir şekilde zindandan çıktılar. Kral karısının çaresizce sayıklamalarını duyduğunda yüzünü buruşturdu.

" Kızımızı kullandığın bu anlaşmayı bana açıklamak zorundasın Asilya!" sesini yükseltmesiyle Kraliçe gözlerini araladı. Etrafı bulanık görüyordu. Belkide ölümüne çok yaklaşmıştı. Bilmiyordu...

" Halkımı kurta.. kurtarmak için." duraksayarak söylediği cümleyle Gökalp gülmeye başladı. Sinirden çenesi seğeriyordu. Alayla gülerek konuştu," Hangi halkını? İhanet ettiğin halkını mı yoksa itaat ettiğin halkını mı?" Bunu ilk defa sesli dile getiren Gökalp karısı adına utanıyordu. Asilya gülümsemeye çalışarak dudaklarını araladı," Yenileceğiniz bir savaşta daha ne kadar direneceksiniz görmek isterdim lakin görebileceğimi zannetmiyorum kral hazretleri." Gökalp sinirle ellerini yumruk yaptı ve arkasına aldı.

" Alina üzerinden yaptığın anlaşmayı söylemek zorundasın Asilya. Yapacağın en kötü şeyi yaptın zaten. Bana kendi kızımı öldürteceksin." Kraliçe tekrardan gülümsedi. Ardından kahkaha atmaya başladı. Gökalp anlamayan gözlerle karısına bakıyordu.

" Onu öldürmen imkansız Gökalp. Gölün ruhunun koruması altında. Onu yalnızca anlaşma bozulursa öldürebilirsin. Anlaşmanın bozulması demek kehanetin yerine gelmesi demek. Unutma bunu." sonlara doğru kısılan sesiyle kapanan gözleri bir oldu. " Asilya." Gökalp karısının yanına yaklaştığında acı gerçeği görmüştü. Karısı ölmüştü ve o artık halkına ihanet eden bir kraliçenin kocasıydı. Adı lekelenmişti. Kasılan vücuduyla yerinden bir müddet kalkamadı. O kadar dalgındı ki arkasındaki asker konuştuğunda bir anlığına irkildi.

" Majesteleri savaştan dönen asker sayısı çoğaldı. Halk isyan etmeye başladı. Ne yapmamızı emredersiniz?"

Gökalp oturduğu yerden ayağa kalktı. O kraldı. Bu ülkenin kralıydı. Kendine gelmesi gerekiyordu.

" Depoda kötü günler için biriktirilmiş olan erzakları dağıtın. İnsanlar şuanda hem aç hemde korkuyorlar."

" Emredersiniz!" asker, başıyla selam vererek zindandan ayrıldı. Kral ise gözlerini tekrardan yerde uzanan karısını çevirdi. Oysaki onunla ne anlamlı anılar biriktirmişti. Her biri yalan mıydı? Herşey sadece düşmana koz vermek amacıyla mıydı? Bunlara inanmak istemiyordu. En güzel anılarının gerçek olduğuna inanmak istiyordu. Kızlarını gerçekten sevdiğine ve sırf bi anlaşma için hayatını kararttığına inanmak istemiyordu.

" Kızım..." sesli fısıldadığında aklı başına daha yeni yeni geliyordu. Hızlı adımlarla karısını ardında bırakarak zindandan ayrıldı. Zindandan çıktığında kapıda nöbet tutan askerlere döndü. " Kraliçe Asilya'nın ölü bedenini yakın ve denize atın." dedi. Bu Ruhların Simyası gölüne giren herkesin çekeceği cezaydı.

Kralın söylediklerinin ardından askerler, " Emredersiniz majesteleri!" diyerek zindana doğru ilerledi. Askerlerin gitmesinin ardından kral saraya girerek ebeyi aramaya koyuldu fakat heryeri aramasına rağmen hiçbir yerde bulamadı. Etrafına bakındığında son çare olarak aklına odası geldi. Adımlarını bu sefere de odasına çevirdi. Sert bir şekilde kapıyı açtı ve kapının tok sesi tüm odayı doldurdu.

" Majesteleri." Kralın ebeyi görmesiyle yüzündeki endişe yok oldu lakin kızını başka bir kadının kucağında görmeyi beklemiyordu. Alina'ya gülen gözlerle bakan kadın Kralı görünce ayaklandı ve başıyla selam verdi. Gökalp iki kadına anlamayarak bakıyordu. Ebe dudaklarını araladığında nihayet açıklama yapmak aklına gelebilmişti.

" Alina'yı emzirecek birisi lazımdı. Leya'dan başkası aklıma gelmedi efendim." Ebe başı eğik bir şekilde açıklamasını yapınca kral derin bir nefes aldı. Leya karısının kız kardeşiydi.

" Alina'yı emzirdim. İzniniz olursa gidebilirim." Leya'nın konuşmasıyla Gökalp Leya'ya döndü. Yüzü sinirden tekrardan gerilmişti. Belli etmemeye çalışarak başını salladı. Leya Alina'yı ebenin kucağına bırakarak odadan ayrıldı. Kralın gözleri tekrardan kızına döndü. Hızlı adımlarla ebenin yanına vardı. Kızının yüzünü görmesiyle içindeki bütün öfke bir anda yok oluvermişti. Ebe kucağındaki meleği babasının kollarına bırakarak odadan ayrıldı. Gökalp kucağındaki bebekle ne yapacağını bilemedi. Yatağa doğru ilerledi ve kızını uyandırmamaya çalışarak yavaşça oturdu. Gözleri kızının yüzünden ayrılmıyordu. Nasıl da herşeyden habersiz uyuyordu öyle. Ona kıyma düşüncesi aklından geçtiği için nefret etmişti kendinden.

" Alina. Kızım.." Gökalp kızının mis kokusuyla doldurdu ciğerlerini. Onun varlığı şuanda aslında kraliyetin sonunun başlangıcı demekti. Alina tek çocuktu. Ne bir abisi ne de bir ablası vardı. Alina bu krallığın gelecekteki kraliçesi olacaktı lakin lanetli bir kraliçe tahta nasıl geçebilirdi?

" Ben seninle ne yapacağım kızım?" Gökalp acı bir gülümsemeyle fısıldadı. Gözlerinden belkide yıllar sonra ilk defa yaş gelmişti. Bu yaşlar ölen karısı için değildi. Bu yaşlar günahı bile olmayan lanetlenmiş kızı içindi. Onun geleceğini karartan karısına öfkesiydi. Tüm duyguları bir arada yaşamayı insanın psikoloji nasıl kaldırabilirdi? Kralın hem yönetmesi gereken bir savaş hemde ne yapacağını bilmediği bir kızı vardı. Güçlü olabilirdi ama böylesine ağır bir yükü omuzlarında nasıl taşıyacağına dair en ufak bir fikri bile yoktu. Lanetten yeşeren bir filiz büyütecekti. Belkide kendisinden bile koruması gereken bir filiz...

" Söz veriyorum kızım. Gökler şahidim olsun ki seni bu lanetten kurtarmak için canımı ortaya koyacağım..."

***

Evett şimdi gelelim yorumlarımıza dknfdnskf

Ben ilk defa böyle bir hikaye yazıyorum. Mantık hatlarım yazım yanlışlarım olabilir. Kurgu nasıl gider, gidişat nasıl değişir bu konu hakkında hiçbir fikrim yok. Bende sizle beraber öğreneceğim neler olacağını.

Giriş bölümü hakkındaki düşüncelerinizi merak ediyorum^^

1. Bölümde görüşmek üzere :)

***

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.