İçeriğe geç

RUHLARIN KOROSU [Ölümün Kumları serisi]

Bölüm 3 · 7 dk okuma

RUHLARIN KOROSU [Ölümün Kumları serisi]

Bölüm 3

Trajik Ölüm

"Binanın en tepesinde, ömrümün en uç noktasındayım..."

Kapkaranlık bir koridor...Ucu gözükmeyen, camdan yansıyan ayın ışıkları sayesinde renk bulan, ruhların oyun oynayarak çıkardıkları seslerle ve ardı kesilmeyen bebek sesleriyle dolu olan o koridorda; bir adım atsan, karadelik gibi seni içeri çeken karanlıktan kaçmak mıdır mantıklı olan yoksa seni kolundan tutup yanına çeken ruhlardan kaçmak mı?

Cevap oldukça açık. Ruhlar bir şey yapamaz ama karanlık, içinde ne bulundurduğunu bilmediğin bir çöp kutusu gibidir. Neyle karşılaşacağın bir muammadır. Ancak ruhlar en fazla seni korkutur. Belki psikolojik zarar verir fakat asla fiziksel bir sorun yaratmaz. Onların şöyle bir sıkıntısı vardır ki, sana zarar vermez senden kendine zarar vermeni isterler. Bu durumda iki seçenek de tehlikeli... Lanetlenmiş ruhlar, cehennemden çıkıp seni bulursa bu çok daha kötü.

Fakat şöyle bir şey var ki eninde sonunda öleceksin ölümlü, kaçışın yok. Sadece şu an yaşadığın hayatta gelip geçici olduğunu bilerek yaşamak var elinde, gerisi yok. Şu an o duruşmadayken bile ölebilirsin ölümlü.

Ölümsüzlerin müdahale edilen hayatlarından kalan bedensiz ruhlar haksızlığa uğramış bir şekilde acı çekiyor, bağırıyorlar o duruşmada. Şu çığlıkları duyabiliyor musun ölümlü? Eğer duyabiliyorsan ruhların korosuna hoş geldin.

***

Kalbim küt küt atıyordu, yine onu görecek olmanın heyecanıyla. En azından buna seviniyordum işte. Canımdan çok sevdiğim insanı ölmüş olmasına rağmen görebilmeye. Ancak o nur yüzünü kaplayan kırmızı sıvı, sevincimi bir girdap gibi içine çekiyordu. İntikamını istiyordu o. Başka hiçbir insanın kendisi gibi olmasını istemiyordu. O kanlar arasında kalmış güzel kahve gözleri yalvarıyordu bana yapma diye. Bir insanın daha hayatını karartma diye.

Ne kadar onu dinlemek istesem bile olmuyordu işte. Korkuyordum. Başka sevdiğim bir insana daha zarar gelmesinden deli gibi korkuyordum. O insanın beni suçlamasından çok korkuyordum. Hiçbir zaman bu hayata karşı cesur olamamıştım. Her adımımda bir tedirginlik, kötü bir hissiyat ve beni bir yılan gibi saran korku... Sonuç: Korkak bir Caroline.

Peki korkak bir Caroline ne yapar? Cevap basit. Tabi ki de tabanları yağlar. Bu hayattan kaçar. İşte ben de aynısını yapacaktım. Kaçacaktım bu hayattan. Başka diyarlara gidecektim. Korkunun yem bırakıp beni avlayamayacağı yerlere...

"Bayan White yok mu?" Düşünce dünyalarından sıyrılırken yoklama alındığını daha yeni fark etmiştim. Boğazımı temizlerken içimden kendime sövüyordum.

"Burada!"

Yoklama devam ederken birkaç bakışa maruz kalmıştım. O bakışları umursamadan ellerimin titremesini engellemeye çalışıyordum ancak nafileydi. Durduramayacağımı biliyordum. Onu görmeden durmayacaktı.

"Herkes buradaysa başlayabiliriz." İnsanlar yavaş yavaş içeri doluşuyordu. Ancak içeri doluşanlar bir tek onlar değildi. Haksızlığa uğramış amcam gibileri ve daha niceleriydi.

Derin derin nefesler aldım ve kendimi sakinleştirmeye çalıştım ama sadece çalıştım, başaramadım.

"Kendine gel, Caroline. Her zaman yaptığın şey." Sessizce söylediğim cümle, minik bir fısıltı şeklinde havaya karıştığında gözlerim kapıya kaydı ve müttefikimin-James'in- iki polis aracılığıyla getirildiğini gördüm. Onunla birçok kez konuşmuştum ve önemli bir kanıya varmıştım ki o tam bir psikopattı. Caninin tekiydi ve kesinlikle serbest dolaşmaması gerekiyordu. Fakat şöyle bir şey vardı ki ben onu savunacak ve hapse girmesini engelleyecektim. Tek kelime, zorundaydım.

Muhtemelen James'in ailesinin tuttuğu paralı tanık olduğunu tahmin ettiğim birkaç kişi ortamıza dizilirken herkes yerini almış ve taraflar da gelmişti. Şimdiyeyse oyunun kurallarına göre oynanması kalmıştı. Ancak oyunun içindeki bir piyonun herkesi dağıtacağını kim bilirdi.

"Evet, iddiaya göre Bay James eski bir depoda genç bir kızı bıçaklayarak ölümüne yol açtı. Onaylıyor musunuz Bay James?"

"Hayır, onaylamıyorum." Ortalıkta yankılanan tok ses birçok kişiyi dehşete düşürürken karşı tarafın avukatı söze dalmıştı.

"Nasıl onaylamazsınız? Bıçağın üzerinde sizin parmak iziniz var!" Hakim onaylamaz bir şekilde avukata bakarken lafa atlamamla hakim bunu beklemiyor olacak ki biraz şaşırmıştı.

"Bununla ilgili farklı iddialar var! Olay yerinden kaçan bir şüpheli yakalanamadı ve kendini öldürdü. Bıçağın üzerinde onun da parmak izi var!"

"Sessizlik! Söz hakkı verildiği sürece konuşabilirsiniz."

"İtiraz ediyorum! Ölen adamın üzerinde Bay James'in de parmak izlerine rastlandı. Bu durumda Bay James ikisini de öldürmüş olabilir!"

"İtiraz ediyorum! Bay James'in iddialarına göre kendisi o adamın ölmesini engellemeye çalışıyordu! Bunu göz ardı edemeyiz!"

Karşı taraftaki ölen kızın annesi olan kadın hıçkırıklara boğulurken yalvarıyordu.

"Kızımı o öldürdü! Biliyorum. K-kızımın katilini geri salmayın! Başka anneler de perişan olmasın!" Kadının sesi sona doğru kısılırken içimden bir şeylerin koptuğunu hissettim. Mecaz anlamda değil, gerçek anlamda...

Avukat konuşmaya devam ederken hiçbir şeyi duyamaz hale gelmiştim. Normalde çok iyi bir avukat olan ben suspus olmuştum. Bu durumu garipseyen insanlar bana dönerken kaşları çatılıyor, ne olduğunu anlamaya çalışıyordu.

Benimse içimde fırtınalar kopuyordu, bir şeyler ters gidiyordu. Daha önce hiç böyle olmamıştı. Ben amcamı duruşmanın içindeyken görmemiştim. Her duruşmada gören ben bu duruşmada görmemiştim.

Neden göremediğimi bilmiyor ve düşünmeye çalışıyordum fakat derimin çekilmesi bunu engelliyordu.

"Hayır!" Ağzımdan kaçan küçük feryat insanları korkuturken herkes durmuş hâkim bana bakıyordu.

"Bayan White! Bayan White, iyi misiniz?!" Keşke iyi olabilseydim dedim içimden. Birkaç kişi bana su getirirken derimin altındaki yanma hissi yavaşlamış, terlemeyi bırakmıştım. Tek sorun şuydu ki nefes alamıyordum.

Aniden ayağa kalktığımda hâkim, her şeyin ikinci duruşmada belirleneceğini söylemiş ve küçük bir mola vermişti.

Yavaşça dışarı çıkarken bir iki kişi de bana yardım ediyordu. Dışardaki koltuklardan birine oturup soluklanırken verdikleri şişeyi bir çırpıda bitirdim. Onlara teşekkür ederken etraftaki ağlama sesleri tüm dikkatimi o tarafa doğru çekiyordu. O içli içli ağlamalarsa benim tüm benliğimi parçalıyor, küle çeviriyordu.

"Kaybedeceğiz göreceksin! Kızımızın katili ortalarda gezmeye devam edecek!" Kadın kıpkırmızı olmuş yüzüyle nefes almaya çalışıyor gibiydi ancak uzaktan bakan bir kişi anlayabilirdi ki kadının içine çektiği nefes ona yetmiyordu.

İçine çekmekte zorlandığı o nefesi zaten konuşup kendini ifade ederek harcıyordu. Bu onu daha bitkin kılıyordu. Tansiyonu düşmüş gibiydi. Kafasını ikide bir kocası olduğunu tahmin ettiğim adamın göğsüne vurup duruyordu. Bense durmuş onları izliyordum ta ki James ve polisler görüntümü kesene kadar...

Bu sefer de onlara baktım. O adamın mide bulandırıcı suratına, kanıksamış olduğum pis sırıtışına ve mekruh göz kırpışına...

İstemiyordum. İnsanların hayatını karartmak için kullanılan bir araç olmak istemiyordum artık. Amcam gibi olan insanların sorumluluğunu üstüme almaktan bıkmıştım. Bu oyunda kötü tarafın ajan piyonu olmaktan usanmıştım. Ben, bırak haksız tarafın piyonu olmayı, piyon bile olmak istemiyordum. Ben piyonları yöneten kişi olmak istiyordum artık. Avcı olmak istiyordum av değil.

Duygularımın yoğunluğuyla gerçek dünyayla olan bağlantım sıyrılıp giderken başımı ellerimin arasına aldım.

"Lütfen bir rüya olsun. Lütfen bir rüya olsun."

Oflayarak kafamı kaldırdım ve beni bekleyen ecelime doğru döndüm. Oradaydı. Ancak nur yüzünde bir damla kan yoktu. Sapasağlam ve tertemizdi. Esmer teni parlak ve bakımlıydı. Tek bir yara bere yoktu yüzünde. Kıyafetleri yeni gibiydi. Gözlerinin içiyse gülüyordu. Ancak tek bir yere bakıyordu; yüzüme değil, çantama...

Ve sonra hissettim ki kalbim yavaşlamıştı, normalin oldukça altında olduğunu hissediyordum. Ben, öldüğümü hissediyordum...

Elim hızlıca kalbime giderken ayaklanmaya çalıştım. Olmadı...Düştüm. Takım elbiseli bir adam bana doğru koşarken doktor olduğunu söyleyip insanların arasından geçiyor ve bana ulaşmaya çalışıyordu fakat biliyordum, bunun için çok geçti. Görüntüler bulanıklaşmış ama amcamınkisiyse hala netti ve dikkat çekici bir şekilde çantama bakıyordu. Gözlerim yavaşça bulanık gördüğüm çantama gitti. Tuhaf bir şekilde, kendimde o gücü buluyordum ancak ölüme çok yakın olduğum oldukça bariz ve açıktı. Amcam ise ölümüme seviniyor gibiydi ve ölmeden önce o çantaya bakmamı istiyordu.

Titreyen ellerimle çantayı elime aldım ve fermuarını hızlıca çektim. Ardından kaderimle, o parlayan soğuk metaliyle nefesimi kesecek olan silahla yüz yüze geldim...

Evet, kendimi öldürecektim ancak onunla değil... Bedenime bir anda giren enerji dalgasıyla silahı çıkarttım. İnsanlar çığlık atarak uzaklaşırken çoktan polislerin dikkatini çekmiştim ancak artık çok geçti. Nerden geldiğini bilmediğim silah ve olağanüstü bir ayakta durmayla Kelvin denen pisliği tam kalbinden vurup götürülüyor olan James'i iki kere kafasından vurdum.

Ardından doğaüstü bir hızla merdivenlerden terasa ulaştım, her zaman kitli olan kapının açık olduğunu anlayınca hayatın da benimle olduğunu fark ettim ve daha hızlı koştum. Artık binanın en tepesinde, ömrümün en uç noktasındaydım ben.

Polisler arkamdan geliyorken kalbimin artık tamamen durduğunu hissettim. Bacaklarım bedenimi taşıyamazken silah elimden kayıp gitti. Ben de hayatın elinden kayıp gittim.

Zira gözlerimin kapanması gerekiyordu, duyularımın işlevini yitirmesi gerekiyordu fakat öyle olmamıştı. Ben hala görüyor ve binadan düşüyor olduğumu hissediyordum.

Ancak birkaç saniye sonra görüntüm değişti ve yüzlerce metre yükseklikten aşağı düşüyor olduğumu gördüm ve sonra hatırladım. Bugün benim izin günümdü ve mahkeme bugün değil, yarındı. İçinde mahkeme diye dönüp dolaştığım bina mahkeme binası değil bir gökdelendi. Silah gerçekten var mıydı peki? Ya da varsa kimi vurdum ben? Yoksa niye atladım?

Ve kalbimin sesini halen neden duyuyorum? O durmamış mıydı?

İşte bu bütün sorular gökdelenlerin mavi ışığı altında, yere çakılmadan önce sormuş olduğum son sorulardı. Ama son düşüncemse tek bir cümleden ibaretti.

" Durmuş olan kalbin değildi, beynindi." Ve ardından bir arabanın üstüne düştüm. Muazzam bir acıyla, hiç tepki bile veremeden şizofrenliğimin kurbanı oldum. Ve sonunda bu anormal hayatımdan kurtuldum. Daha başlamamış olduğumu bile bilmeden...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.