İçeriğe geç

Ruhlardaki İzler

Bölüm 7 · 13 dk okuma

Ruhlardaki İzler

Bölüm 7

5. Geçmişin İzleri

Arden Akın Kaya

Elimde tutmuş olduğum çayı Mavi'ye uzattığımda gülümsedi. Gamzeleri belli olduğunda bu sefer bende tebessüm etmiştim. Bakışlarını çaya gömdü ve bir yudum aldı, sonrasında ise tekrar bana baktı.

"O kadın kimdi ?" Sorusunun muhattabı bendim. Hastanenin kafeteryasında bir masada Mavi ile birlikte beş kişi oturuyorduk. Ama bu soruyu direkt bana soruyordu. Çünkü Bora, Mavi'ye Seren'in bana gelen kurşunun önüne atladığını söylemişti. Ters bakışlarımı yanımdaki Bora'ya çevirdiğimde birbirimize ters ters baktık. Biz birbirimize abi demezdik zaten. Çünkü her birimiz aslında birbirimize abilik yapmıştık. Bize sadece abi diyen kişi Mavi idi.

"Bir şey sordum?" Düşüncelerimi parçalayarak ayıran Mavi'ye baktım.

"Arkadaşımız," dedim yalan söyleyerek. Örgütü bilmiyordu.

Aklından bir şeyler düşündü, bir şey demek için araladı ağzını ama sonra geri kapattı ve önüne döndü. Masadan bir hıçkırık sesi gelince sahibine baktım, Selin'e. Deli gibi ağlıyordu. Ardıç da ondan pek farklı sayılmazdı sanırım. Ağlamıyordu ama çok boş bakıyordu.

"Ne oluyor size?" Diye yükseldiğimde ikiside anında bana baktı.

"Seren'i seviyorum" diye mırıldandı Selin.

"Bende," dedi Ardıç şüphe bile duymadan. Selini belki anlayabilirdim ama Ardıç'ı anlamıyordum. Bu kadar kısa sürede nasıl benimsemişti ki Seren'i. Masada hiç birimiz rahat konuşamıyorduk çünkü Mavi vardı. Silah kullanmamız onun için normal geliyordu yada birilerini öldürmemiz ama bunların sebeplerini biliyordu. Eğer başka şeyler öğrenirse sebep sunmak zorunda kalıcaktık. Fakat biz onu bu tarz işlerden uzak tutmak için uğraşıyorduk. Dibine girmesi için değil. Mavi'ye baktığımda gözlerinin dolu olduğunu fark ettim.

"Mavi," diye seslendim elim ile sırtını okşarken, bakışları beni bulunca sol gözünden bir damla yaş düştü.

"Babam," duraksadı. "Öldü mü?" Elimi sırtından hızlıca çektim "Onu niye evden çıkarken göremedim? Yoksa..." Dedi durgun bir şekilde.

"Ölmedi" diye cevapladı Bora.

"Öldürecscek misiniz?" Diye sordu bu sefer Mavi.

Babasını seviyordu hala. Onu kaçırmış olmasına rağmen seviyordu. Çünkü ona zarar vermemişti sadece kaçırmıştı. Bu Mavi için çok masumdu. Hiç birşey bilmiyordu çünkü. Hiç birşey.

Yan masamızdaki örgüttekilerin arasından Çakır'a baktığımda Mavi'ye baktığını gördüm. Kaşlarım çatıklaştığında oda bana baktı. İki parmağım ile gel işareti yaptığımda oturduğu yerden kalktı. Mavi ile benim arama geldiğinde bana baktı.

"Efendim abi," dediğinde çenemle Mavi'yi işaret ettim.

"Onu eve götür."

Mavi anında dik dik bana bakmaya başladı. "Hayır gitmeyeceğim, hayatını kurtaran o kıza teşekkür edeceğim," diye diretti.

"Mavi!" Öfkeli çıkmıştı sesim ama bağırmamıştım.

"Ama abi," diye mırıldanması bütün gerginliğimi almıştı. "Zaten bir kaç gün sonra uçağım var Fransa'ya geri döneceğim," dediğinde bu sefer Çakır ona dönmüştü. Kardeşime mi yürüyor bu? Mavi ona kısa bir bakış attıktan sonra bana döndü.

"Mavi, Uzatma abicim hadi," dedim uyarıcı bir tonla.

Oflaya puflaya kalktı masadan. Herşey onun iyiliği içindi ama farkında değildi. Daha hayatın başındaydı. Sona gelmemesi için uğraşıyorduk. Onlar Çakır ile uzaklaştığında çayımdan bir yudum aldım.

"Benim hayatımı kurtardı," ağzının içinde mırıldandı Ardıç. Sonrasında ise yüzünde bir gülümseme oluştu. Bazen onun Selin'e olan düşkünlüğünü görmesem Seren'den hoşlandığını sanacaktım. Beni deli ediyorlardı Seren ile ikisi. Her yerden birlikte çıkıp duruyorlardı. Beni alakadar etmezdi ama sonuç olarak benim örgütümdü. Benim kurallarımdı.

"Nasıl?" Diye bir soru yöneltti Selin.

"Masanın arkasındaydım. Öndeki adamla uğraşıyordum. Fakat arkada da birisi varmış. Adamın silahının mermileri benim içinmiş yani," gülümsedi. "Sonra ikisini de Seren öldürdü."

Benim de hayatımı kurtardın Seren.

Fakat ben Nişancıyı görmüştüm. Ama birşey olmaz diye kasmamıştım. Kendime içimden bir küfür savurduğumda oturduğum yerden kalktım. Herkes bana baktığında açıklama gereksiminde bulundum.

"Geceden beri buradayız, artık sabah oldu. Seren'e bakacağım." Kendi kendime bir küfür daha savurdum. "Yoksa bu siktiğimin hastanesinde kimse haber vermeyecek," onlara hızla arkamı döndüğümde ilerlemeye başladım. Kafeteryadan çıktığımda kafamda binlerce soru kutucuğu açıldı. Gidip napacaktım?

Bu soru şuanlık durabilirdi.

Danışmandan Seren'in ameliyathaneden çıktığını öğrenmem ile hızlıca yoğun bakıma doğru ilerlemeye başladım. Yaşıyordu. Hayattaydı. Ölmesi koyar mıydı? Bilmiyordum. Ama benim uğruma ölmemesi güzeldi. Yoğun bakıma yaklaştığımda içeriden kadın bir doktor çıktığını görmüştüm. Anında kendimi doktorun yanında bulurken. Doktor beni epey bir süzmüştü.

"Seren Deniz nasıl? " Diye sorduğumda derin bir nefes vermiştim. Kadının iki dudağından çıkan kelimelere muhtaç olduğumu farketmiştim.

"Açık konuşmak gerekirse durumu kötü. Ameliyat başarılı olsada kurşunun girme aşamasında eski bir travmasının tetiklenmiş olduğunu düşünüyoruz. Buda onun uyanmasını engelliyor. Bir süre gözlemleyeceğiz uyanmazsa tekrar düşünürüz," gülümseyerek anlattığı şeyler karşısında ben gülmedim. Doktora öylesine başımı salladığımda benden uzaklaşıp gözden kayboldu.

Ben ise düşüncelerimin arasında kayboldum. Uyanmama ihtimali vardı. Basit bir kurşun onu nasıl bu kadar paramparça edebilirdi? Bilmiyorum. Bu ise beni deli ediyordu. Eğer Seren uyanmazsa olucak şeyleri ben bile kestiremiyordum. Aptalca bir şekilde önüme atlamıştı. Ne diye atlıyordu sanki! Sana atla diyen mi oldu sanki. Derin bir nefes aldığımda bulduğum ilk yere oturdum.

Ya uyanmazsa?

***

Seren Deniz

3 saat sonra.

Karanlıktı, zifiri karanlıktı. Fakat gök yüzündeki ay ışığı yetersiz kaliyordu. Bu gece ay çok ruhsuzdu. Bazı şeyleri saklamak için karanlığa hapis olmuştu sanki. Gecenin karanlığında kayboluyordum.

Bir kaç adımdan sonra onu gördüm, babamı. Bana gülümsedi.

"Babacığım," diye koştum babama.

Fakat bu bir kabus değildi. Anıydı. Kabus gibi bir anı.

Babamın bacağına sarıldığımda beni ellerimden tutarak kendinden uzaklaştırdı. Önünde duran sandalyeye oturttuğunda napacağını anlayamadım. Gülümseyerek babama baktığımda gözleri kinle dolmuştu.

"Babacığım seni öpebilir miyim?" Diye sormuştum neşeyle fakat babam hiç oralı olmamıştı.

"Neredeydin sen? Benden izin aldın mı?" Diye sorduğunda duraksamıştım. Gülüşüm solduğumda nerede olduğumu düşündüm. Elimi çeneme koyduğumda düşünür gibi yapıyordum.

Birden bağırdım. "Dışarda arkadaşlarımla pamuk şeker yedim baba," kikirdedim. "Benimle paylaştılar biliyor musun? Bir tane çocuk vardı en çok o bana verdi , çok güzelsin dedi bana. Güzel miyim baba?"

Babamın kaşları çatıklaştı ve öfkesi kat kat artı birden cebinden bir bıçak çıkardığında bana doğru eğilmişti. "Güzelsin, ama bu güzellik fazla değil mi?" Diye sorduğunda düşünür gibi yaptım.

"Niye olsunki?" Diye sormuştum saf saf.

Sorumu görmezden geldi ve bıçağı koluna temizler gibi sürttü. "Bir daha pamuk şeker yok, benden izinsiz dışarıya çıkmak yok. Kimseyle arkadaş olmak yok Seren!" Babam resmen kükrediğinde gözlerim çoktan dolmuştu.

"Ama baba niye?" Diye ağlamaya başladım.

"Çünkü ben öyle istiyorum Seren, hepsi senin iyiliğin için," dediğinde bıçağı yanağıma hafifçe sürttü.

"Baba korkuyorum yapma!" Ağlamam çoğaldı. Gitmek için çırpındım ama diğer eliyle beni sıkıca tutuyordu.

Bıçağı yüzüme bastırdığında çırpınışlarım artmıştı. "Babacığım lütfen yapma canım çok acıyor!" Diye bağırdım. Anne nerdesin? Anne kurtar beni. Anne...

Bıçak derimin altına indiğinde bağırışım içimde kopan fırtınalar kadar kuvvetliydi.

"Bir daha benim sözümden çıkıcak mısın?" Bıçağı hareket ettirmeye başladı.

"Ha... Hayır babacım dışarı çıkmayacağım, pamuk şeker yemeyeceğim, arkadaşlarımla oynamayacağım!" Çeneme doğru akan bir sıvı hissettim. Sonra ise beyaz çiçekli elbiseme akan kırmızı boyaları gördüm.

Fakat onlar kırmızı boya değildi.

"Baba canım çok acıyor," diye sızlandığımda bıçağı yüzümden çekmişti.

"BABAA!"

Bağırışımın arasında gözlerimi açarak uyanmıştım. Elimde bir el vardı fakat kimindi bilmiyorum. Hızlıca doğrulduğumda burnumda bir kablo olduğun fark ettim. Ağzımdada solunum maskesi vardı. Etrafıma bakındığımda hastanede olduğumu anlamak zor değildi. Fakat yanı başımda gördüğüm bir adet de Arden vardı. Donup kalmış gibi bana bakıyordu. Göğsüme saplanan ağır bir acı vardı. Nefes alış verişim zorlanırken elim ile solunum maskesini indirdim. Bunu yaparken elim Arden'in elinden ayrılmıştı. Hızla ayağa kalktığında beni durdurmak için elimi tuttu.

"Dur. Kabus mu gördün?" Ellerini sırtıma yerleştirdiğinde geriye doğru yatırdı beni. "Uzan şöyle, daha iyileşmedin." Sırtım yatak ile buluştuğunda eli solunum maskesine gitmişti. Tam onu geri takacaktı ki elim ile maskeyi tutan elini tuttum.

"Yaşıyorsun," diye mırıldandım zar zor, sağ gözümden yana doğru bir yaş düştü. Bana kocaman gülümsediğinde daha önce gülümsedi mi diye düşünmeden edemedim. Üstündeki mavi hastane kıyafetleri ile bile oldukça iyiydi.

"Sayende ay ışığı," dediğinde içimden kendi kendime teşekkür ettim. İyi Seren, hayatta, yaşıyor, Yanında. Peki bu niye umurunda Seren? Bilmiyorum.

Vücudum yavaş yavaş karıncalanmaya başlıyordu. Göğsüme bir ağrı daha girdiğinde kısık sesle inledim.

"Kendini zorlama hiç bir şey için, uyandığını haber verip geliyorum," dedi. Ona başımı onaylar anlamda salladığımda oda benden uzaklaşıp sensörlü kapıdan çıkmıştı.

***

4 gün sonra.

"Evime gitmek istiyorum," diye söylendim bir kez daha. Ardıç'ın kollarından destek alarak yürüyordum. Arden önümdeki yatağın siyah örtüsünü çektiğinde geri çekmişti kendini. Ardıç'ın yardımı ile yatağa uzandığımda sırtımı yatak başlığı ile buluşturdum. Odadaki kişilere kısa bir göz attığımda. Hemen tepemde dikilen Arden ve Ardıç. Ardenin biraz gerisinde olan Bora. Ardıç'ın yanında olan Selin. Kapının girişinde bekleyen Çakır ve adının Emir olduğunu yeni öğrendiğim Çakır'ın ikizi vardı.

Şuan Artemisdeydik. Sekizinci kattaydık. Burada bir sürü yan yana sıralanmış odalar vardı. Her bir odanın numarası vardı. Ben ise birinci odadaydım.

"Siz de mi burada kalacaksınız?" Diye sordum Arden'e karşı. Evime gitmek istiyordum ama götürmüyorlardı. Burası güvenliymiş, bana bakarlarmış cart curt işte.

"Hayır, burada sadece örgütteki düzenli kişiler kalıyor hepimiz değil yani. Normal insanlar gibi evlerimiz var." Ardıç'ın böyle konuşması ile herkes küçük bir kahkaha atmıştı. Ben gıcık gıcık ona bakarken bu sefer bakışlarımı kucağıma çevirdim.

"Ne zaman gideceğim?"

"Dikişlerin alınasıya kadar burdasın," konuşan kişi Selin'den başkası değildi.

"Sana soran olmadı," tersleyerek konuşmuştum.

"Belli etmiyorsun ama beni seviyorsun," dediğinde ona bakıp yapmacık şekilde gülümsedim.

"Ya çok seviyorum ölüyorum sevgimden ne demezsin," gözlerimi olabildiğince devirmiştim.

"Geçmiş olsun," diyen sese döndüğümde Emir olduğunu anlamıştım.

"Teşekkür ederim" dedim öylesine. Hiç birine bayılmıyordum.

"Aman dikkat et. Bu piç geçmiş olsun der içinden beddua okur öyle bi tip," bunu söyleyen Çakır'dan başkası değildi yanındaki Emir ile en tip bakışmasını yaşıyordu şuanda.

"Gıcıksın Çakır."

"Sende öylesin Emir."

Aralarında küçük atışmaya gülümseyerek bakıyordum. Zira ikiz olduklarını biliyordum. Hiç benzemiyorlardı ama bu sorun değildi. Sonuç olarak ikizlerdi. Bu bilgiyi Ardıçdan almıştım. Tek ortak noktaları ikisininde gözlerinin yeşil olmasıydı, diğer özellikleri hiç bir şekilde aynı değildi.

"Hadi çıkın!" Diye söylendi Arden. "Ruh hastamızı yormayalım"

Kaşlarımı çatarak ona baktığımda onun bundan gayet eğlendiğini fark etmiştim. "Ruh hastasıymış," ağzımın içinde kendi kendime söylendim. Herkes yavaş yavaş odadan çıkmaya başlamıştı.

"Birşey mi söyledin duyamadım?" Diye sordu bu sefer.

"Yaşlılık ya normal duymaman!" Bas bas bağırdığımda yüzünü buruşturmadan edememişti. Yaşlı bunak.

Kaç dakika geçmişti bilemiyordum ama susuyorduk. Asla konuşmuyor ama göz temasını ikimizde asla kesmiyorduk. Sanırım birbirimizi tanımaya çalışıyorduk. Yada sadece o. Çünkü ben ona bakmak için bakıyordum. Her karesini ezberlemek için. Neden? Yoktu işte neden.

Odadaki çalışma masasın sandalyesini çekip birden karşıma koyduğunda afalladım. Bakışları bakışlarımı sorguladı. Ağzını araladı ve sonra geri kapattı birşey sormak istiyordu ama soramıyordu.

"Doktor," duraksayıp bakışlarını eğdi ağzının içinde bir kaç küfür savurdu tekrar gözlerime baktığında yutkundum. "Kurşunun giriş kısmında bir travmanın tetiklenmiş olabileceğini söyledi? Kurşun girerken bir şey düşündün mü? Yada aklına birşey geldi mi?"

Sorusu karşısında kirpiklerim bile oynamadı. Ona dürüst olmalı mıydım? Bilmiyordum. Söylemeli miyim? Hayır. Ama dürüst olmam gerektiğini hissediyordum. Hadi Seren söyle diye bağırıyordu içimdeki canavar. O an geçmişle alakalı ne düşündüğümü hatırlamıyorum. ama hastanede herkes beni uyuyor şekilde bilirken ben içimde geçmişe karşı karşıya açılan savaş ile mücadele ediyordum

"Bilmiyorum hatırlamıyorum" kaçıyorsun Seren, yapma.

"Gözlerin bambaşka birşey söylüyor Seren." Dediğinde tekrar yutkundum.

"Gözlerimin doğru söylediğini nerden biliyorsun? "Histerek bir şekilde güldüm. "Bana hiç bir şekilde güvenme."

"Kaçıyorsun, hani cesurdun sen? Hani korkusuzdun? Neden geçmişten kaçıyorsun Seren?"

"Bazen," gülümsedim. "Geçmişin izleri yakamızı bırakmaz Akın."

"Geçmişi de geleceği de sikerim Seren! Söyle bana canını yakan şey ne! Söyle ki böyle durmayayım. Hepsinin hesabını sorayım," başını anlamayarak salladı. "Sen böyle yaptıkça elimden hiç birşey gelmiyor."

"Niye bu kadar önemsiyorsun?" Diye sorduğumda bu soruyu neden sorduğumu bile bilmiyordum. Gerçekten öylesine merak ettiğim içinmi? Yoksa... Hay sikeykm! Yoksası yoktu işte meraktan soruyordum.

"Çünkü," düşünmeden başladığı cümlenin devamı gelmiyordu anlaşılan susup kalmıştı.

"Çünkü ne?"

"Çünkü hayatımı kurtaran kadının bende hayatını kurtarmak istiyorum," bu dediğine kendisi bile inanamıyor gibiydi. Bakışlarım bir anlığına dudaklarına ve yeni çıkmaya başlayan sakallarını kaydığında dudağımı yalamadan edemedim. Sakallı erkekleri sevmiyordum ama Arden'e her türlü yakışıyordu. Bakışlarım tekrar gözlerini bulduğunda bu sefer benim dudaklarıma bakan oydu fakat çok kısa süre sonra kendini toparlayıp göz göze gelmemizi sağladı.

"Kül olmuş bir evi geri eski haline getiremezsin Akın," ona ikinci kez Akın diyordum. O artık benim için Akın'dı.

"Ozaman bende ev olurum ay ışığı."

İçimde çocuksu bir neşe ortaya çıktı, olur musun cidden? Demek istedim ama sustum. Onun yerine en içten şekilde gülümsediğimde aynı şekilde oda gülümsedi. Konuşamıyorduk ama anlıyorduk. Biz birbirimize iyi geliyorduk. Aklıma gelen bir gerçek ile gülüşüm yavaş yavaş soldu. Aşk yok Seren, güven yok, hiç birşey yok seren. Sadece sen ve senin katı kuralların Seren.

"Çık," dedim.

"Ne?" Böyle birşeyi beklemiyordu.

"Çık dışarı!" Aksi bir şekilde bağırdığımda ne olduğunu anlamayarak baktı ama üstelemedi. Çünkü yaram vardı. Bunu biliyordu. Zorlamak istemiyordu. O yavaşça ayağa kalktığında yatakta kafamı yastığa yasladım ve cenin pozisyonuna geçtim. O arkasını döndüğünde bir damla yaş çoktan düşmüştü. O kapıyı sertçe kapatıp çıktığında arkasında sadece Seren'i bırakmamıştı.

Bir çok şeyi bırakmıştı geride.

***

Haftalar sonra.

Hastaneden çıktığımızda neredeyse mutluluktan arkamı dönüp dans edecektim . Zira dikişlerim alınmış, eski formuma dönmüştüm. Git gide toparlayacaktım. Yanımdaki Selin'e döndüğümde artık onunla konuşmam gerektiğinin de farkındaydım. İyileşme sürecinde en çok yanımda Selin ve Ardıç olmuştu. Fakat ben sürekli Selin'i terslemiştim. Aslında sadece Selini değil Ardıç'ı ve diğerlerini de. Çünkü onlarla bağ kurmamam gerekiyordu. Eğer onlara alışırsam işler çok zor olucaktı. Güven yok, sevgi yok, aşk yok Seren unutma!

Unutmuyordum unutmamak için elimden gelenin fazlasını yapıyordum. Ama olmuyordu. Onlar bu kadar iyimser oldukça kahretsin ki olmuyordu. Kafalarını koparasım gelsede olmuyordu. Yanımdaki Seline döndüğümde ardıç da arabanın kornasına basmıştı. Selin de birşey söylüyeceğimi beklemişti fakat ardıç engel oluyordu.

"Arabaya bin hadi," dedim gülümseyerek. Gülümsemek? Evet ben Selin'e gülümsemiştim. O bile bunun karşısında afallarken başı ile gülümseyerek onayladı. Bu sefer bizi karşılayan beyaz bir range rover olduğu için kahkaha atabilirdim. Her rengi vardı değil mi?

Arabanın arkasına atladığımda Selini öne bırakmıştım. Çünkü öyle olmalıydı. Eğer üçümüz isek ve şoför Ardıç ise her zaman sağ koltuk Selin'in olmalıydı. Fakat işin tuhafı onlar sevgili değildi. Bunu ayrı yetten ikisine de sormuş ikisinden de aynı cevabı almıştım. Onları engelleyen birşey vardı, neydi bilmiyorum ama öğrenicektim. Selin de bindiğinde dikiz aynasından Ardıç'ın gözlerine baktım.

"Sahile sür sonrada Artemise geçeriz, eşyalarımı alırım ve beni eve bırakırsın." Gözlerini gözlerime kenetlediğinde anlayarak başımı salladı.

"Akşam seni evinden alacağız, bir işimiz var," dediğinde başımla onayladım. Sonrasında ise bakışlarım camdan dışarıya buldu. Gözümün önüne bir çift kahverengi göz gelince sinirle gözlerimi kapattım. Fakat bu seferde yüzü geliyordu. Hay sikim ya!

Montumun cebinden telefonumu çıkardığımda kablolu kulaklıklarım takılıydı. Onları kulağıma taktığımda telefonumdaki müzik uygulamasına girdim, saniyeler içerisinde en sevdiğim müziği açtığımda gülümsemeden edememiştim.

Belki durup dururken yanına gelince söylediklerimi anlamsız buldun.

Oysa vakit yoktu ama sen haklıydın çünkü böyle şeyler aceleye gelmezdi.

Yalandan da olsa,

Ne güzel güldün o akşam bana.

Bundan bir kaç hafta önce Akın ile yaptığımız konuşma düşmüştü aklıma. O akşam cidden bana çok güzel gülmüştü. Niye bunu düşünüyorsun Seren? Kaçmam gerekiyordu. Kaçamıyordum. Yapamıyordum. Haftalar önce kendimi hiç bir yere ait hissetmezken akının yanında onun tabiriyle 'ev gibi hissediyordum'. Aklıma gelen cümlesi ile gülümsedim.

"Ozaman bende ev olurum ay ışığı. "

Bana neden ay ışığı diyordu hiç bir fikrim yoktu. Ama bu istemsiz şekilde hoşuma gidiyordu. Neden gidiyordu bilmiyordum. Araba durduğunda dalgınlığımı dağıtarak ciddi bir şekilde dışarı baktım. Sahile gelmiştik. Arabanın kapısını açtım.

"Ardıç sen gelme," dediğimde kaslarını çattığını görmesem de hissedebiliyordum. Arabadan inip kapıyı kapattığımda yürümeye başladım. Boş bir bank vardı. Hızlıca geçip oturduğumda Selin'i beklemeye başladım. İnsanlar önümden tek tek geçerken hiç birine bakmadım. Gerek duymadım. En sonunda yanıma oturduğunda nefesimi verdim.

"Denizleri seviyorum bir çocuğum olursa kesin adı Deniz olurdu," dediğinde gülümsedim. Çocuk fikri ile yüzüm birden buruştu. Çocukları severdim fakat anne olmak istemezdim. Zaten olamazdım da.

"Dokuz ay" dedim sıkıntılı bir sesle. "Dokuz ay kandırdınız beni," dediğimde konunun ne olduğunu anlamıştı.

"Benim görevim bu Seren, casusluk. Ben bu şekilde eğitildim. Sana nankörlük yapmak istemezdim ama Artemis'e hiç yapamazdım. Beni bulduklarında beş yaşındaydım konuşamıyordum bile. Sen söyle eğer sana nankörlük yapmasaydım. Onlara yapmış olmayacak mıydım?" Dediğinde ona hak veriyordum. Fakat kendi açımdan da berbat bir durumdu. Zaten kliniği de bir ay civarı kadar bir süredir açmıyordum.

"Paraya ihtiyacım olduğunda bile fazlasını sana veriyordum Selin," dediğimde sesimdeki kırgınlık bariz bir şekilde belliydi. Fakat cidden de öyle yapıyordum. Hatta bir kaç gün parasızlık yaşamıştım ama Selin'e fazla fazla para vermiştim.

"Hiç birine dokunmadık paraların, evde olduğu gibi duruyo ev zaten kiraydı."

Sorunun bu olduğunu düşünmesi ne kadar da üzücü idi, ama umursamıyordum.

Ayağa birden kalktığımda aslında epeydir yapmak istediğim şeyi yapıyordum. "Kalk ayağa," dedim tam karşısında durduğumda. Afallayarak yerinden kalktığında onu hızl

ıca kollarımın arasına aldım. Selin benden bir kaç santim uzun bir kızdı fakat benden de yaşça biraz küçüktü. Aynı şekilde oda beni sardığında birbirimizi bir abla kardeş edasıyla kabul ettiğimizin farkındaydık.

Sınırlar bitmişti Seren, tamamen kaybettin.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.