İçeriğe geç

Ruhlar Vadisi

Bölüm 1 · 4 dk okuma

Ruhlar Vadisi

Bölüm 1

Bölüm 1

O soğuk kış aylarından bir gün, hava o kadar soğuktu ki, Brinston's terzi dükkanının en az kendisi kadar küçük camları, dışarıyı gösteremeyecek kadar buğulanmıştı. Charlotta, minik elleriyle ve ince işçilikle daha önceki müşterilerin siparişleriyle ilgileniyordu. Ta ki ustası, zilin çaldığını ona tatlı ama yorgun bağırışıyla belirtene kadar. Ustasının yorgun sesi, Charlotta'ya bu terzi dükkanının onu ne kadar yorduğunu hatırlattı. Sakince ayağa kaktı ve ustasına geldiğini söyledi. Zilin o tanıdık ancak sabırsız sesini daha yakından duydu Charlotta, ayağa kalkıp odasının tahtadan kapısını aralayınca. Sabırsız zil sesini daha fazla bekletmeden kapıyı açtı. İçeri asil görünümlü, soğuk havadan bile daha soğuk bir tavırla müşteri girdi. Müşterinin içeri girmesini bekledikten sonra onu inceledi Charlotta. Müşteri bir kar gibi bembeyaz bir tene sahipti, simsiyah saçları ve giysisine karşın. Elinde de en az o kadar siyah ve etkileyici bir giysi tutuyordu. Giysi harika mücevherlere ve inanılmaz bir çekiciliğe sahipti, eğer üzerinde korkutucu yırtıklar olmasaydı. Charlotta kadının gri gözlerini içine bakarak, "Anladığım kadarıyla elbiseyi onarmamızı istiyorsunuz." dedi pek beceremesede samimice. Kadın "Üzerindeki tek bir şeyin bile eksilmesini veya zarar görmesini istemiyorum!" dedi. Bu korkutucu ve ani giriş Charlotta'nın dışarı ince bir elbiseyle çıksa bile üşyemeyeceği kadar üşümesini sağladı. Daha önce sinirle dükkana girip krizler geçirenle görmüştü. Ama sinirini hiç bu kadar mesafeli ve soğuk şekilde belirten biri görmemişti Charlotta. Sakince samimi numarası yapmayı bıraktı, ve kendi monoton soğukluğuyla kadına cevap vermeye karar verdi. "Korkarım ki biz öyle kişiler değiliz." Kadının ifadesine bakmamaya karar verdi Charlotta, farketmişti ki bakarsa korkudan bayılabilirdi. Düşündükçe bu kadın gözünde daha ilginç görünmeye başlıyordu. Kadın yalnızca soğuk ve saygısız davranıyordu ancak Charlotta, bundan korkuyordu. Charlotta kendini tanıyordu, bu kadının kendisini korkutamayacağını bilecek kadar en azından. Sakince elbiseyi kadından aldı, almasıyla dengesini kaybetmesi bir oldu, bu elbise fazlasıyla ağırdı. Bir yere tutundu ve belli etmemeye çalıştı. Elbiseyi inceledi ve incelemesiyle sorması bir oldu "Bu elbiseyi daha önce farklı terzlere mi verdiniz?" . Kadın sessizce durmaya devam etti, hiçbir şey demeden. Charlotta, bunu sormanın yanlış olduğunu düşündü ancak yine de bu garip kumaşı ellerindeki her tür kumaşla iki katına çalışan terzilerin uğraşları gözü önünde acınası bir şekilde duruyordu. Bunun normal bir kumaş olmadığını anlayan Charlotta, "Korkarım ki bu kumaş bizde yok hanımefendi." dedi. Bu kumaşın kendi dükkanında olmadığından emindi Charlotta, an az yüzlerce kez kumaşları dizdiği dükkanda. Kadın gittikçe sinirleniyor gibi duruyordu. "Nolmuş yani? Gidip satın al, parasını ben öderim." dedi. Charlotta itiraz etmeden dışarı çıktı ve soğuk havada yürümeye başladı. Yürürken soğuk hava yüzüne onu dondurmak ister gibi çarpmaya başladı. Hava aslında her şeyi buz gibi dondurmak istiyor gibiydi. Charlotta ustasının ona dediklerini hatırlamaya başladı "Kalbin bir buz kadar soğuk, acaba onu hiçbir şey ısıtamayacak mı, diye düşünüyorum bazen..." Charlotta bunu unutmaya karar verdi. Yine de biliyordu ki, eğer hava onun kalbini dondurmak istiyorsa hiç uğraşmasına gerek yoktu. Yine de soğuk hava sanki hala dondurmak istiyor gibi gittikçe soğuklaşıyordu. Charlotta yanılıyordu, soğuk hava herkesi dondurmak istiyordu. Herkesi, her şeyi, bütün evreni, yani 'zamanı' durdurmak istiyordu. Charlotta bu düşündüklerinin ancak bir felsefe öğrencisinin işine yarayacağını, kendisinin bu kumaşı sihirli bir şekilde bulmasını sağlamayacağının ortada olduğunu düşündü. Sakince dükkanlara bakmaya başladı. Lakin, hangi dükkana bakarsa baksın, bu kumaşı bulamıyordu. Elbise zaten yeterince ağırdı, bir de hava soğuktu, üstüne bu kumaş hiçbir yerde yoktu! Charlotta yürüdükçe aklında bu kumaşı daha önce gördüğü gibi garip bir düşünce belirmeye başladı. Charlotta bu kumaşı daha önce Büyücüler Tepesi'nde gördüğünü hatırladı. Hızla oraya doğru gitmeye başladı. Büyücü Tepesi, gidilmesi pek önerilen bir yer değildi. İnsanlar oranın insanlar ve büyücüler arasındaki savaşın önemli bir alanı olduğunu düşünüyordu. Ancak Charlotta oraya daha önce gitmişti ve bir kumaş dükkanı bulmuştu. O dükkan en az onların ki kadar küçüktü ancak içinde her çeşit kumaş vardı. Büyücü tepesine tırmanırken buranın daha önce bu kadar büyük olmadığını düşündü. Büyücü Tepesi soluk bir yeşildi. Şaşırtıcı şekilde yakın hissettiriyordu. Belki de bunun nedeni tek bir tebeden değil de, küçük ama gittikçe merdiven gibi yukarı çıkmanızı sağlayacak şekilde, ağır yokuşlar olmayacak şekilde sıralanmalarıydı. Charlotta sonunda en yukarıdaki tepeye vardı. Yorgun düşmüştü, ancak sonunda oradaydı! Lakin dükkan ortada yoktu. Daha sonra Charlotta, arkasına döndü ve uzaklarına doğru baktı, geldiği büyüleyici manzaranın. Hiçbir yerde o küçük, düz çatılı binayı göremiyordu. Charlotta durdu ve havanın kararmaya başladığını gördü. Dükkan saat 8'de kapanıyordu, müşteriyi bekletmemek için dönmeye başladı. Son hızla koşarak tepelerden indi ve dükkana koştu. Ara sıra düşecek gibi oldu ancak sanırım elbisenin ağırlığına alışmıştı. Dükkanı bir türlü bulamadı, Brinston's kaybolmuş gibiydi. Etrafına bakınca nın binasının aynısı olan ancak adının garip bir alfabe de yazılmış garip bir kelime olan bir dükkan gördü. Bu tanıdık dükkana girince korkuyla ürperdi. Bu onların dükkanıydı, ancak müşteri ortalıkta yoktu. Ürkekçe ustasına seslendi, o yorgun ama neşeli geri dönüşü alamadı. Son hız titriyordu ancak titremesinin sebebi ustasının yokluğu değildi. Dükkan, her yerde dükkanın adıyla aynı alfabede yazılmış korkutucu yazlar vardı. Etrafın kırık dökük olması işten bile değildi. Hızla ustasının o ince motifleri olan tahta kapısına yöneldi, harflere basmamaya çalışarak. Kapıyı araladı ancak kimse, gerçekten hiç kimse yoktu! Keşke olmamakla kalsaydı, o da ıpıslak ve siyah bir sıvıyla kaplıydı. Titredi ve yapışkan siyah sıvılardan uzaklaşıp kendi kapısına yöneldi. Kapısına çatığında kendi odasının tıpatıp aynı olduğunu fark etti. Hızla odasından çıktı ve aklına getirmemeye çalışsa da o ihtimali üşündü. Bu kadın bir... Bu kadın bir büyücü olabilir miydi? Büyücüyse, Charlotta ne yapcaktı? Dışarı bir hışımla. Gördüğü ilk kişiye kadının nereye ittiğini sordu. "Merhaba, acaba siyah saçlı, beyaz tenli ve gri gözlü bir kadın gördünüz mü? Gördüyseniz nereye gitti acaba?" Adam Charlotta'ya biraz ürkekçe baktı ve "Büyücüler Tepesi'ni" gösterdi.

Bölüm sonu

1 yorum

  • Lütfen eleştirilerinizi detaylı ancak hakaretsiz bir şekilde dile getirmekten çekinmyin.