İçeriğe geç

RUH YANMASI

Bölüm 37 · 9 dk okuma

RUH YANMASI

Bölüm 37

34. Bölüm

34. Bölüm:

"Adını bile duymak istemediklerini her gün görürsün; Yüzünü görmekten hiç sıkılmayacağınla ise aranda mesafeler vardır.'"

- Bob Dylan

🖤

Kendime gelmeye çalışırken bir hayalet gibi aklımda dönüp duran tek bir kelime, tek bir soru vardı. "Neden?"

Zihnim zifiri bir karanlığın içindeyken soru tekrar ve tekrar beynimde yankılanmaya devam etti. "Neden?" "Neden?" "Neden?" Ne için neden diye düşünüyordum hiç bir fikrim yoktu. Sanki beynimin içi tıka basa pamukla doldurulmuş gibi hissederken göz kapaklarım onlarca, belki de binlerce kilo ağırlığında gibiydi. Göz kapaklarımı açmak için çok büyük bir çaba harcadım ama nafileydi.

Kulaklarıma bazı sesler gelince duraksayarak etrafı dinlemeye çalıştım. Bulunduğum yerde bir kaç kişinin fısıltılı bir şekilde konuşması ve bir makinanın çıkarttığı ses yankılanıyordu. Bu ses bir kalp monitöründen mi geliyordu? Hasta mıydım? Bir kaza mı geçirmiştim?

Işık, kör edici bir ışık göz kapaklarımın arasından öyle bir hücum ediyordu ki... Neler oluyor?

"Tesoro? Tesoro beni duyuyor musun? Eğer duyuyorsan bir kez elimi sıkar mısın?"

Tesoro mu? O da ne demekti? Yanımdan gelen kalın ve aksanlı erkek sesiyle birlikte elimi birinin tuttuğunu hissettim. Sanırım bu el sesin sahibinin. Bana mı söylüyordu? Cevap vermek için ağzımı açtığımı hissettim ama tek bir ses bile çıkartamadım. Ardından dediği gibi elini sıkmaya çalıştım ama başarabildim mi hiç bir fikrim yok.

"Bilinci yerinde. Yavaş yavaş kendine geliyor." Bu sefer de diğer tarafımdan bir kadın konuşmuştu.

Ağzımın içinde yapış yapış bir çamur var gibi hissediyorum. Su, suya ihtiyacım var. Yutkunmayı bile beceremiyordum. Sanki bir çöle düşüp günlerce susuz yürümüşüm gibi. Kafamdaki binlerce soru başımın ağrımasına sebep oluyordu. Neredeyim ben? Bugün günlerden ne? Neden kendimi b*k gibi hissediyorum ve neden beyaz bir ışıktan başka bir şey göremiyorum?

Lan! Lan yoksa öldüm de beyaz ışık olayı bu mu? E o zaman bu yanımda elini sıkmamı isteyen seksi sesli adamda melek mi? Allah'ım ne olur Dean Winchester'a benzesin. 1 dakika! Dean Winchester kim? Nereden geldi ki aklıma o isim?

"Tesoro, lütfen elimi sık. Sık ki iyi olduğunu bileyim." Ah, adamın sesi gerçekten kahrolmuş gibi çıkıyor. Sanırım onun için değerli biriyim. Acaba o da benim için değerli mi?

Küçük bir sıkma hareketini yapabilmek için iyice konsantre olup tüm gücümü kullandım ve oda da bir kaç sevinçli gülüşme sesleri oldu. Sanırım başarmıştım.

Bir anda ortamdaki gürültü bana çok fazla gelmeye başladı. İçimde oluşan karmaşayla çığlık atmak istiyordum ama elimden hiç bir şey gelmiyordu. Vücudumu bir ağırlık sarmaya başladıktan sonra daha fazla düşünmeyi bir kenara bırakarak kendimi kollarını açmış beni bekleyen bilinçsizliğe doğru bıraktım.

...

"Papà, la mamma non è ancora sveglia?"

(Baba, annem henüz uyanmadı mı?)

"NO. Non ancora piccola."

(Hayır. Henüz değil bebeğim."

O tanıdık kafa karışıklığı hissi geri gelirken bir de odada birilerinin yabancı bir dilde konuştuğunu duydum. Bu dili bilmem mi gerekiyor? Benim de konuşup konuşamadığımı geçtim, şu an bu dilin hangi ülkeye ait olduğunu bile çıkartamıyorum. Ama emin olduğum şey seslerden birinin o melek diye tanımladığım adamdan diğerinin de bir kız çocuğuna ait olduğuydu.

Su, suya ihtiyacım var. Boğazım öyle kuru ki artık canımı acıtıyor.

Gözlerimi hafif hafif kırpıştırmaya başladım, ki yaptıkça göz kapaklarımı kontrol etmem daha da kolaylaşıyordu. Bir kaç denemenin sonunda gözlerim açıldı ama bu sefer de parlak ışık yüzünden sımsıkı kapatmak zorunda kaldım. Biraz daha deneyip sonunda gözlerimi açık tutmayı başardığımda yan tarafımdan gelen bip sesleri artmaya başladı. Bu benim kalp atışım mıydı?

İlk önce hızla bana yaklaşan adım seslerini duydum. Ardından da önümde büyük bir karaltı belirdi. Işık yüzünden sulanan gözlerimle net bir şekilde göremiyorum ama bu kişinin bir erkek olduğunu anlayabiliyordum. Melek?

"Tesoro..." diye fısıldadıktan sonra arkasını döndü. "Tatlım sen şimdi dışarı çık. Giderken de doktora annenin uyandığını söyle."

Anne mi? Ben mi? Ben bir anne miyim? Eğer bir hastane odasındaysam yan yatağımda yatan bir başkası da olmalı değil mi? Peki aynı anda uyanmamızın oranı kaç? Kahretsin! Sanırım ben bir anneyim. Ama neden hiç bir şey hatırlamıyorum?

"Beni duyabiliyor musun aşkım?"

Yavaş yavaş görüşüm netleşirken sonunda meleğimi biraz daha net görebildim. Bu adam az önce bana aşkım mı dedi? Az önceki çocuğun annesiysem ve o çocuk bu adama baba dediyse... Lan! Bu adam benim kocam mı? Ama bu adam benden çok büyük gözüküyor. Kendime daddy mi yaptım ben şimdi? S*ktir! Ben kaç yaşındayım ki? Ya da... Ya da benim adım ne? Bu adam bana Tesoro diyor sürekli, adım bu olabilir mi?

"Aşkım?" Beynimdeki sorularla boğulurken adama herhangi bir cevap vermediğimi fark ettim.

"Su." diye kuru dudaklarımın arasından mırıldandığımda beynim ve dilim kendi kendilerine iş yapmışlardı. Bunu söylemek istememiştim ama ağzımdan çıkan bu olmuştu. Sanırım şu an tek ihtiyacım bu olduğu için.

Ama o an da bir kargaşa olduktan sonra görüş alanıma bir kadın girdi ve elinde ışıkla göz kapaklarımı açarak bakmaya başladı. Bu doktor olmalıydı ki beni muayene ediyordu. Bana ne olmuştu? Bir kaza mı geçirmiştim? Kadın gözlerimi, kalbimi derken her yerimi dinleyip inceledikten sonra bir adım geri çıktı.

"İlk muayeneye göre her şey yolunda gözüküyor ama yarın bir de hastaneye gidip tomografi ve MR çekmeliyiz. Sadece her şeyin sorunsuz olduğunu bilmek için."

Kocam olacak adam ona başını salladı. "Su istedi. Su ve yiyecek vermemizde bir sakınca var mı?"

"Su verebilirsiniz ama yiyecek için ilk önce yumuşak gıdalardan başlamalısınız. Mesela çorba gibi. Çünkü 3 aydır hiç bir şey yemediği için midesi zorlanacaktır."

3 ay mı? Bu 3 aydır uyuyorum anlamına mı geliyor?

Doktor olduğunu tahmin ettiğim kadının bakışları bana dönünce acıyan boğazıma rağmen zorla yutkundum. Ne zaman aldığını fark etmediğim elindeki defteri açıp bana baktı. "Basit sorulardan başlayacağım. Kendini çok fazla yormamaya çalış olur mu? Tam adını bana söyleyebilir misin?"

Benim adım... adım... Gözlerimi kapatıp küçücük bir şey hatırlamaya çalıştım. Düşündükçe sanki düşüncelerimin içerisinde boğuluyor gibi hissettim ama sonunda zihnimde bir isim belirdi.

"Berfu? Berfu Arıkan? Benim adım bu mu?" Acıyan boğazımla hırıltılı bir ses çıkmıştı. Yan tarafımdaki hareketliliğe başımı çevirdiğimde adını bilmediğim adam bana bir bardak suyu içerisindeki pipetle uzatıyordu. Sonunda! Sudan bir yudum iki yudum derken nefessiz bir şekilde tüm bardağı bitirdim. Şimdi biraz daha iyi hissederek başımı yastığa dayadım ve doktora baktım.

Sabırla suyumu bitirmemi bekledikten sonra göz göze geldiğimizde tebessüm ederek başını salladı. "Evet, adın Berfu. Şimdi Berfu kaç yaşındasın?"

Yaş... Yine gözlerimi kapatarak konsantre olmaya çalıştım. Ufak ufak gözümde bazı görüntüler canlanmaya başlayınca ilk önce sevinsem de sonradan hayal kırıklığına uğradım. 11. Yaş günümü hatırlıyordum. Bir çocuğum ve bir kocam olduğuna göre 11 yaşında olmam imkansız. Hafıza kaybı mı yaşıyorum?

"Ben... ben 11 yaşına girdiğim günü hatırlıyorum." Sağ tarafımdaki kalp monitöründe bip sesleri yükselmeye başlıyordu. "Ben hafızamı mı kaybettim?" Tüm vücudum titrerken monitör çıldırmış gibi bağırıyordu. Yanımdaki adam ve doktor bana sürekli bir şeyler söylüyordu ama anlayamıyordum. Sonra kolumda bir acı hissettikten sonra ilk önce titremem yavaşladı, ardından monitördeki ses bir düzene girdi. Ardından da kendimi yine bilinçsizliğin kollarına bıraktım.

...

Burnumdan tüm hücrelerime yayılan güzel kokuyu iyice içime çektikten sonra yüzümde bir tebessüm oluştu. Başımı kokunun kaynağına doğru çevirdiğimde yanımda yatan kişinin saçları burnuma değip beni gıdıklamıştı. İçerideki loş ışıktan faydalanarak yanımdaki küçük bedene baktığımda içim huzurla doldu. Bu güzel kız şimdi benim kızım mı?

"Kızımız." diye diğer tarafımdan bir ses duyduğumda irkilerek o tarafa baktım. Sabah ki adam yatağın yanında bir sandalyeye oturmuş pür dikkat bana bakıyordu.

"Adı ne?" Yine sesim hırıltılı çıkınca adam sandalyesinden kalkıp bana bir bardak su doldurduktan sonra içine pipet yerleştirip bana uzattı.

"Adı Gizem."

Bir kaç yudumun ardından mola verip adama baktım. "Peki ya senin?"

Yüzünde yan bir gülümseme oluştuktan sonra başını aşağı eğip ellerini siyah kumaş pantolonunun ceplerine soktu. "Dante, Dante De Luca."

Kaşlarım çatılırken bu ismin oldukça tanıdık geldiğini fark ettim. Sanırım tanıdık gelmesi iyiye işaretti. Hafızamı tamamen kaybetmemiş olabilirim. Geçici bir hafıza kaybı da olabilir. "Ben bir şey hatırlayamıyorum." Sesim fazlasıyla hüzünlü çıkmıştı.

"Biliyorum Tesoro. Yavaş yavaş iyileşeceksin, merak etme." Başımı sallayarak onayladığımda devam etti. "Şu an gece yarısı, uyumaya devam etsen iyi olur." 3 aydır uyumama rağmen hala deli gibi uykumun olduğu bir gerçekti. Belki de verilen ilaçlardan kaynaklıydı bilmiyorum ama uykuya itiraz edecek durumda değildim. Peki ya adının Dante olduğunu öğrendiğim adam uyumayacak mıydı? Orada öylece oturup bizi mi izleyecek? Biraz rahatsız edici.

Her ne kadar uykum olsa da düşünmekten uyuyamadım. Hem adamın beni izlemesinin verdiği huzursuzluk hem de aklımdaki sorular bana engel olmuştu. Bir ev hatırlıyorum. Mahalle arasında bir ev. Anne ve babamın olduğunu biliyorum ama yüzlerini ya da seslerini hatırlayamıyorum. Kardeşim, acaba kardeşim var mıydı? Belki de abi ya da ablam olabilir. Belki de ikisi de. Acaba Dante ile nasıl tanıştık, ne zaman evlendik? Üniversite de hangi bölümü okudum ve mesleğim ne? Şu an aklımdaki sorular beni o kadar çok bunaltıyor ki çığlık çığlığa bağırmak istiyorum.

Bir ara uyumuş olmalıyım ki yanımda bir hareketlenme hissettiğimde gözlerimi hafifçe aralayıp etrafı kolaçan ettim. Yanımdaki küçük melek kalkmış parmak uçlarında odayı terk ediyordu. Çok sevimli bir kızdı ve hala benim bir çocuğumun olabileceğini beynim algılayamıyordu. Bir süre hareketsiz ve uyanık bir şekilde yattıktan sonra sıkılmaya başlamıştım ki kapı açıldı. Gelen elinde bir tepsiyle Dante'ydi. Ne garip bir isim. Bir ara nereli olduğunu sormalıyım.

Tepsiyi getirip önüme bıraktığında kokunun etkisiyle karnım yüksek sesle guruldadı. Tok bir sesle kıkırdayan Dante, "Domates çorbası, senin için yaptım." dedi. O mu yapmıştı? Umarım yemek becerisi vardır da komadan sonra bir de zehirlenmem.

Bir kaşık aldıktan sonra zevkten ve mutluluktan neredeyse ağlayacağımı hissettim. Hiç fark etmemiştim ama deli gibi açtım. Ben hızla çorbamı içerken Dante'nin de gözleri üzerimdeydi. "Kazadan bir şey hatırlıyor musun?"

Kaşık, kase ve ağzım arasında yarı yolda kaldı. Kaza mı? Demek ki bir kaza geçirmiştim. "Hayır. Bana ne oldu?" diye mırıldandığımda yatağın yanındaki sandalyeye oturdu. Ben çorbamı içmeye devam ederken dirseğini sandalyenin kolçağına yerleştirip parmaklarını kirli sakallarında gezdirmeye başladı.

"Evimizin yakınlarında, orman yolunda bir kaza geçirdin. Rapora göre frenlerinin patladığı anlaşılıyor. Belli ki karşına bir hayvan çıkmıştı ve frenlerinde tutmayınca hakimiyeti kaybedip bir ağaca çarpmışsın." Ne kadar da net konuşmuştu. Sanki beni buna ikna etmeye çalışır gibi. Ve fazlasıyla rahat bir tavrı vardı. Hiç bir şey söylemedim. Sadece artık yavaş olan bir şekilde çorbama devam ettim. Benim konuşmayacağımı anladıktan sonra önümdeki boş kase tepsisini alırken mırıldandı. "Merak etme, her şey yoluna girecek."

"Peki doktor ne diyor? Hafızam geri gelecek mi?"

"Henüz net bir şey söylemek için erken olduğunu söyledi. Bugün zaten hastaneye gidip bir kaç test yaptıracaktık. Sanırım sonrasında belli olur."

"Umarım." diye mırıldanırken başımı arkamdaki yastığa yasladım.

Yine beynimde bin bir türlü sorular oluşmaya başladığında birden kendimi çok yorgun hissettim. Sadece hiç bir şeyin önemli olmadığı ve zihnimin bana oyun oynayamayacağı derin bir uykuya dalmak istiyorum. Hiç bir karmaşa hissetmeyeceğim bilinçsizlik.

Yine yanındaki sandalyeye kurulmuş dikkatle beni izleyen adama başımı çevirdim. "Yorgunum."

"Uyumalısın. Çok ağır ilaçlar kullanıyorsun. Doktor uyku hali yapabileceğini söylemişti."

Bir şeyler garipti. Bir şeyler eksikti. Evet hafızamı kaybetmiştim, bu bir eksiklikti ama sanki daha büyük bir eksiklik vardı. İçimi acıtan, ruhumda koca bir boşluk yaratan eksiklik. Umarım yakın zamanda hafızama kavuşurum. Yoksa ben ne anlarım bir adamın karısı olmaktan veya bir çocuğun annesi olmaktan?

Ben kimim ki?!

Bölüm sonu

10 yorum