"Kim bilmez ki delilik, özgür bir kafanın yiğitçe çıkışları, yüce ve görülmedik bir erdemin ortaya attıklarıyla çok yakından kapı komşusudur."
Montaigne
Giriş;
Kasabalarının küçük kütüphanesinin eski parkelerinde yürümek garip bir haz verirdi ona. Tahtanın o parlak kahverengiye kaçan rengini, üzerine basıldığında çıkan -neredeyse herkesin rahatsız edici bulduğu- gıcırtı sesini ve ortamda baskın olan eskimiş kitap kokusunu severdi. Bu ona tarifsiz bir ilham verirdi. Eskimiş binanın içine girdiği anda zaman yolculuğu yaptığı hissine kapılır ve kendini bunu hayal ederken bulurdu. Adı sanı bilinmeyen küçük bir kasabanın göbeğinde yatan zaman düğümü... Geçmişe, 90'lı yıllara açılan bir kapı olan bu kütüphanenin gücünden habersiz olan insanlara acıma duygusuyla bakar çoğu zaman, bazense alayla güler onlara ana karakter. Onun ana karakteri...
Tüm bu eylemler ona değil, kafasında oluşturduğu karaktere aitti. En büyük gizemin ve sihrin kendi zihninde saklandığının farkında olmayan Öniz'in hayalleriydi. Fazlaca hayalperest olduğu su götürmez bir gerçekti. Hayatın sıradan akışından bile ilham alarak zihnindeki hayal makinesine ham madde bulabilirdi. Şayet o makinenin çalışamaması demek sıradanlaşması ve bu hayatın heyecanını yitirmesi demekti. Kendi hayatı değildi ona mutluluk veren misafir olduğu başka hayatlardı. Bazen bir kitap, bir film; bazen de direkt olarak kafasının içi...
Parmakları raflarda dolaştı ve orada bir ürperti hissetmeyi bekledi. İlgisini çeken herhangi bir şey, ona ulaşmayı bekleyen herhangi bir ruh aradı. Zihninde tekrar var olmak isteyen hayatlar, bu kütüphanenin tozlu raflarından başka bir yerde olamazdı. Parmağı bir kitabın üzerinde durduğunda hafifçe kaşlarını kaldırdı, basit bir hareketle kendine çekti ve kapağına baktı. Duyulur duyulmaz bir cık sesi çıkarırken tekrar yerine yerleştirmek için harekete geçti.
"Güzel kitaptır."
Çekingen, biraz da titrek bir sesti duyduğu; normal şartlarda irkilmesine sebep olacak türden değildi fakat Öniz öylesine düşünceli bir haldeydi ki bulunduğu mekandan tamamen uzaklaşmıştı, irkilmesi bu yüzdendi. Kendini toparladığında, duyduğu kısa cümle üzerinden onunla konuşan kızla ilgili gerçek bir tahminde bile bulundu. İlkin konuşmaktan korkan, sonra sıralı cümleler kurarken çekingenliğini hızla üstünden atan birinin sesiydi bu şüphesiz.
Kıza döndü ve bembeyaz kıyafetleriyle karşılaşmak onu şaşırttı. Beyaz saçı ve kirpiklerini de görmesiyle albino olduğunu anladı ve onu bir meleğe benzetti. Şüphesiz Öniz gibi biri için böyle bir an, ardı arkası kesilmeyen ilhamlar için büyük bir fırsattı.
"Korkuttum mu?" Kız korkuyla gözlerinin ta içine baktı. "Çok... Çok özür dilerim bayım." Hafifçe irkilmesinin kızda yarattığı korku hissi Öniz'in şaşırmasına yol açtı. Bu tavrına anlam veremediği gibi, kızın korkusunun giderek artması işleri iyice içinden çıkılmaz bir hale sokuyordu.
"Lütfen beni affedin. Beni gördüğünüzü sandım. Yani... Geldiğim yöne küçük bir bakış atmıştınız. Ben buna güvenerek öyle pat diye yaklaştım. Ah, çok aptalım!"
"Sakin olun." dedi Öniz en sonunda. Kızın, kendi tavrının garipliğini fark etmemesi bile yeterince şaşırtıcıydı. Onun çıkardığı gürültüden çekinerek etrafına bakan Öniz, kütüphanedeki diğer insanların kınayıcı bakışlarıyla karşılaştı. Kız basbayağı ardı arkası kesilmeyen çığlıklar atıyordu!
"Beni korkutmadınız, lütfen bağırmayın!"
Tam da o anda işler iyice ilginçleşmeye başladı. Öniz ilk kez bu tarz çelişkili olayları zihninde kurgulamıyor bilakis yaşıyordu.
Biraz olsun sakinleşen fakat hâlâ oldukça telaşlı gözüken kız, Öniz'in gözlerine baktı. Kızın bakışları onda korku hissi uyandırdı ve bunu belli etmekten korkup gözlerini kaçırdı, yeni bir çığlık yağmuruna tutulmak için fazla ıslaktı. Hem kız bir kez daha bağırırsa kütüphaneden kovulacakları bariz belliydi çünkü insanlar oldukça öfkeli bakıyorlardı. Ne var ki Öniz'e göre kızın bakışları çok daha kötüydü. O yalnızca bakmıyor gözlerinin ardını da görüyor gibiydi. Ruhunu önüne sermişçesine çekingen hissetmesinin sebebi buydu.
Öniz'in korkmadığını anlayan kız rahat bir nefes verirken hafifçe gülümsedi. Bu ona gerçekten çok yakışıyordu. Bu düşünce Öniz'in zihnine çok kısa bir süreliğine uğradı ve hemen ardından yok oldu, daha doğrusu başka bir köşeye çekilip orada düşünülmesi sürdü.
"Ha, ne diyordum?" diye fısıldadı kız eli ayağına dolanırken. Utangaçlığını üzerinden atması çok sürmez diye düşündü Öniz baştaki tahminine hâlâ güvenerek. Gözleri Öniz'in yerleştirmek üzere olduğu kitaba tutunan kız, "Evet, kitap." dedi. "Beni çok etkilemişti. Sizin hoşunuza gider mi, bilmiyorum. Aslında bakarsanız büyük bir risk alıyorum ama sanırım eminim seveceğinize. Bu kitaptan etkilenmeyecek herhangi biri olduğunu düşünmüyorum."
Öniz kızı baştan aşağıya süzdü ve oradan oraya hareket eden ellerine, birbiri üzerinde tepinen parmaklarına, ileri geri hareket eden bacaklarına; kısacası korkusunu ele veren tavırlarına bir anlam yüklemeye çalıştı. Bu basit bir utangaçlık değil, bunun çok daha ötesinde bir korkuydu. Sanki sözleriyle onu öldürmeye çalışıyormuş gibiydi. En mantıksız gözüken ama en mantıklı olan ihtimal buydu.
Öniz sonunda elindeki kitaba baktı ve bakışları kitabın sade kapağında dolaştı. Kız konuşmaya devam ederken sesini ilk duyduğu anda yaptığı tahminin doğru olduğuna kanaat getirdi. "Psikolojiyle ilgilenir misiniz?" Kız, cevap vermesine fırsat bırakmadan devam etti: "Ben bayılırım! Öylesine ilgi çekici ki öğrenmeye doyamıyorum. Bir... Bir neden ve sonuç silsilesi gibi her şey birbirine bağlanıyor aslında. Her şeyin bir sebebi olduğu gibi, sebebi sonuca dönüştürdüğümüzde onların da bir sebebi olduğunu görüyoruz. Peki en baştaki sebep nedir? Veya her sebep peşinden başka sebepleri de getirip durur mu?"
"Psikolojiyle ilgilenmiyorum."
"A..." diye küçük bir ses çıkaran kız, "Ha, yani ben sizin vaktinizi aldım." diye fısıldarken geri çekildi. Elini dişlerinin arasında gezdirirken korkuyla yeniden Öniz'e baktı: "Yoksa sizi rahatsız mı ettim? Sıktım, boğdum mu? Size zarar mı verdim bayım?"
"Yine başlıyoruz." diye belli belirsiz fısıldayan Öniz artık kızın bir deli olduğuna emin oldu ve istemsizce o da geriye doğru bir adım attı. Kitabı yerine bıraktıktan sonra "Hayır." deyip kızın yanından uzaklaştı.
"Bayım çok özür dilerim." diyen kız da peşine takıldı. "Lütfen yapmayın. Ben... Ben ağzımı tutamıyorum. Sürekli konuşuyor ve insanlara zarar veriyorum. Lütfen beni affedin. Ben bu vicdan azabına dayanamam..."
"Eğer peşimden gelmeye ve bas bas bağırmaya devam ederseniz rahatsız olacağım."
Kızın bakışları önce Öniz'in gözlerine ardından da ona öfkeyle bakan diğer insanlara uğradı. Utançla yüzü kızardı, başını yere eğdi ve farkında olmadan parmaklarını birbirine dolamaya başladı. "Ben sadece bir kitap önermek istemiştim."
Öniz'in konuşmasına fırsat kalmadan kızın arkasından bir polis yaklaştı ve Öniz bu kez de polisin amacını kavramaya çalıştı. Aniden gelişen olaylar arasında herhangi bir bağlantı kuramaması artık kendini deli gibi hissetmesine yol açmıştı. Kafası karışmış bir şekilde etrafına bakarken çok daha saçma bir olay daha yaşandı. Polisin solundaki tekli sandalyelerde kitap okuyan bir kadın parmağıyla kızı işaret etti ve "Bu kız." dedi nefretle. "Bu adamı rahatsız ediyor."
Korkuyla polise dönen kız "Hayır!" diye fısıldadı. Ardından bağırmaya başladı: "Ben gerçekten bir şey yapmadım! Lütfen polis bey..."
"Yeter bu kadar!" dedi polis ve kıza yaklaştı. Ardından kızın kollarını sırtında birleştirip bileklerini kelepçeledi.
Öniz tüm bu olanları izlerken şaşkınlıkla ağzı açılmış ve kaşları çatılmıştı. Kız korkuyla Öniz'e baktı: "Özür dilerim bayım." diye haykırdı götürülürken. Kütüphanedeki insanlar çoktan ayağa fırlamış, Öniz'in etrafını sarmışlardı. Biri sırtına elini atıp "Geçmiş olsun." dedi üzüntüyle. Kalanlar da benzer ifadelerle Öniz'in yanında oldular; sanki yaralanmış, kız onu öldürmeye teşebbüs etmiş gibi.
"Kız tam olarak neden götürüldü?" dedi Öniz olanların gerçekliğini yeni yeni idrak ederek. Bu kez insanların şaşkınlıkla baktığı kişi Öniz'di. Ya onda büyük bir sorun vardı, ya da bugün tüm insanlar topluca kafayı yemişti. Öniz bu yaşananlara zihninde başka bir açıklama getiremiyordu.
"Rica ediyorum yaptıklarını küçümsenmeyin." dedi incecik sesli bir kadın.
Sinsi bakışlara sahip bir adam, kadını destekledi: "Kardeşim yapsa affetmem."
"Çok bile dayandınız. Ben olsam ağzından çıkan en küçük seste hapiste çürümesi için elimden ne geliyorsa yapardım."
"Artık yorum yapmayı bırakıp büyük bir arbededen yeni çıkan beyefendiyi rahat mı bıraksanız?" diyen görevli çatık kaşlarıyla insanlara tehditvari bakışlar fırlattı.Öniz insanların diyaloglarını şaşkınlık içinde dinlerken aklını kaçırmak üzereydi, artık gerçekten de zihninin ona oyun oynadığını düşünüyordu.
///
Selamlar! Giriş bölümünü nasıl buldunuz? Öniz'in içine düştüğü bu tuhaf durum ne çeşit olaylara sebebiyet verebilir? Bölümle ilgili düşüncelerinizi, eleştirilerinizi yorum olarak bırakırsanız çok sevinirim(: İlk bölümde görüşmek üzere!
Yayınlanma Tarihi: 26.03.2022










