İçeriğe geç

RİTÜEL

Bölüm 2 · 13 dk okuma

RİTÜEL

Bölüm 2

1-AV

Hayat, beni kafesime hapsettiğinde sadece bir çocuktum. Işıltılı hayallerim ve renkli olacağını düşündüğüm bir gelecek planım vardı. Ancak, o gün geldiğinde her şey değişti. İstemediğim bir hayatın içine çekildim. Artık ben, bataklığa batmış bir suikastçıydım.

Beyaz eldiven ile süslenmiş ellerim, valizin kulbunda ritim tutuyordu. Güneş sinirimi bozacak kadar mutluydu. Bu yüzden yüzümü süsleyen büyük güneş gözlüklerini, arada bir öfkeyle düzeltiyordum.

Üzerimdeki beyaz ve mini elbise, ayaklarımdaki sivri topuklu ayakkabılarım ile bir havaalanına göre fazla şık görünüyordum. Ben buydum. Güneş gözlüklerimin ardından, çaktırmadan süzdüğüm yeni kurbanıma mükemmel görünmeliydim. Onu cezbetmeliydim. Ben Vishakanya'ların en başarılı örneklerinden biriydim. Benim adım Feraye. Fakat ne yazık ki bu ismi benden başka kimse kullanmazdı.

"Azra Hanım?"

İşte, sahne başlıyordu. Mahcup bir hal ile arkamı döndüğümde Hakan denilen adamı görmüştüm.

"Hakan Bey?"

Aslında hikaye basitti. Kurbanım olarak seçilen kişi oydu. Şehre indikten hemen sonra, cüzdanını el çabukluğuyla yere düşürmüştüm. Daha sonra da ona yeri göstermiştim. İşte, şimdi süper kahraman olma sırası ondaydı.

"Ne yapıyorsunuz burada?"

"Ah, sormayın..." diyerek diğer elimi göğüs dekoltemin olduğu yere götürdüm. "Aracım arızalandığı için şoförüm gelemiyormuş. Bir taksi çeviririm diye bakıyordum ama hiçbiri beni almıyor."

Gerisi çorap söküğü gibi gelmişti. Hakan beyefendiliğini, daha doğrusu çapkınlığını göstererek beni aracına davet etmişti. Plan adına iyi bir başlangıç yapmıştım.

"Aynı hotelde kalacak olmamız büyük tesadüfmüş doğrusu." diyordu hotelden içeri adımlarken.

Dudağımın kenarında küçümseyici bir tebessüm belirse de kendimi çabuk frenledim. Onunla tanıştığımdan beri ağzımda askı unutmuşum gibi genişçe gülümsemeye devam ettim.

"Tesadüfler güzel şeylerdir Hakan bey, değil mi?"

Resepsiyona geldiğimiz için artık yüzyüzeydik. Bu sebepten, gözlerinin çok yanlış yerlerde olduğunu fark edebilmiştim. Duruşumu dikleştirerek yaptığı şeye karşı sessiz kaldım. Böylece, niyetlenmeye ramak kaldığı şey için onu cesaretlendirmiştim.

"Güzeller... Çok güzellerdir."

Şimdilik fazla ileri gitmesem iyi ederdim. Resepsiyoniste ilk davranan kişi olmak ve bilgilerimi Hakan'a duyurabilmek şu an için en doğrusuydu. İyi bir avcı olmak, kolay bir av gibi görünmekten geçerdi.

"Adım Azra Soysalan."

"Hoş geldiniz Azra hanım." dedi resepsiyonist kadın. Her resepsiyon görevlisi gibi kibar bir tonda konuşmuştu.

"Hoş buldum." diyerek saçlarımı omzumdan geriye doğru savurdum.

Hakanın bir yandan pis gözleriyle beni izlediğinin farkındaydım. Ama duygularımı işin içine katmadan devam etmem gerekiyordu. Bu yüzden resepsiyonist işini halletmeye çalışırken Hakan'a göz ucuyla ilgili bir bakış attım.

"302 nolu oda efendim."

"Mersi." diyerek bana uzatılan kartı aldım. Ardından Hakan'a döndüm. "Her şey için çok teşekkür ederim Hakan bey. Bu iyiliğinizi unutmayacağım."

"Asıl ben teşekkür ederim. Son derece keyifli bir yolculuktu."

Yanıma gelen görevli ile birlikte yavaştan hareketlenmeye başlayacaktım ki her şey tam da tahmin ettiğim gibi oldu. Avım tuzağa düştü.

"Akşam yemeğine ne dersiniz?"

Sanki anlamamış gibi "Akşam yemeği mi?" diye sordum.

Çapkın bir gülümseme ile cevap verdi. "Evet. Sizin ile bir akşam yemeği yemek istiyorum."

Vücudumu tamamen ona doğru döndürdüm. Tabi önce, birkaç saniye boyunca gözlerinin içine cüretkar bir şekilde baktım. Sonrasında ise sanki çok sabırsızmış, ama istediği cevabı almak istermiş gibi davrandım.

"Aslında güzel olurdu ama... bilemedim."

Gözlerini aç bir kurt misali önce kahve gözlerime, sonra kumral saçlarıma, oradan da boynumdan aşağıya doğru aheste aheste kaydırdı. Kulağıma doğru yaklaşıp istediğim şeyleri kulağıma fısıldaması yalnızca saniyeleri aldı.

"Belki tatlımızın daha şimdiden belli olması iştahını arttırır, Azra..."

.

Hakan denilen adamın teklifini kabul ettikten sonra salına salına yanından uzaklaşmıştım. Hotel odama varana kadar yıllar geçmişti sanki. Kendimi aynı filmi sonsuza kadar oynamaya mahkum edilmiş bir oyuncu gibi hissediyordum. Artık çok bunalmıştım. Odada yalnız kaldığım ilk an, üzerimdekilerden kurtulup hemen kendi giysilerime kavuşmuştum. Gelişigüzel fırlattığım topuklulardan birini yolumdan tekme yardımıyla çekip kendimi yatağa salıverdim.

"En azından plan tıkırında gidiyor." diye sesli bir teselli verdim kendime.

Fakat sonra bunun ne kadar trajikomik olduğunu fark edip kendi kendime ruhsuzca güldüm. Kendimin en yakın ve tek arkadaşı yine bendim. Bir şeye üzülürsem kendimi ben teselli ederdim, korkarsam ben yatıştırırdım. Hayatta kalabilmenin tek yolu buydu.

Kaçmak, böyle zamanlar için en iyi ilaçtı. Dakikalar sonra, çıkmaza düştüğüm her anda yaptığım gibi uykuya sarıldım. Aslında yorgun düşmüştüm. Kusursuzu oynamaktan, dakikalar sonra yine bir insanı daha öldüreceğimi bilmekten.

.

Diken üstünde uyumaya alışık biri olmama rağmen bu sefer fazla derin uyumuştum. Öyle ki odamda bulunan kişinin bir şeyi yere düşürmesinde değil, daha elini kapı koluna koyduğunda uyanmam gerekirdi. Evet, işte bu sebepten dolayı bir anda irkilerek uyanmıştım. Uyku halinde olduğumdan elime geçen ilk şey ile, yani abajur ile aniden ayaklandım.

"Sakin olun!"

Bir oda görevlisi olmak için fazla şüpheli olduğundan, istesem de sakin olamıyordum. Bir suikastçı olarak en ufak şüphe kırıntısına bile güvenmek zorundaydım. Ölüm ile burun buruna geldiğim çok sayıda anım vardı.

"Uzak dur! Hemen çık odadan!"

Ellerini havaya kaldırdı. Masum görünmeye çalışıyordu ama bu imkansızdı. Hiçbir sebep benden izinsiz, kilitli kapımı açıp içeriye girmesini haklı gösteremezdi.

"Bir yanlış anlaşılma yüzünden buradayım. Sizi odada görünce panikleyip ses çıkarttım zaten."

Kaşlarımı çatarak kısa bir süre düşündüm. Ama gardımı düşürmeme neden olamadı. Başımı sağa sola sallayarak hemen kendime geldim. Tehtidkar halimi bozmadan devam ettim.

"Sana inanmıyorum. Eğer hemen şimdi dışarı çıkmazsan günah benden gider."

Geri adım atmayacağımı anladığında "Fark etmedim!" dedi panik ile. "Vallahi sizi fark etmedim. Çok özür dilerim."

Sinirle bir nefes verdim. Doğru söylüyor olabilirdi. Dış görünüşüne zıt olarak, korkak kategorisine girebilecek bir adamdı. Elimdeki abajürü sertçe yerine geri koyduktan sonra doğruldum.

"Tamam kardeşim. Hadi!" diyerek elimi savurdum.

Çıkmasını işaret etmiştim ama belli ki anlamamıştı. Daha çok sinirlenip kafam ile kapıyı işaret ettiğimde yine hareketlenmedi.

"Çok özür dileyerek size bir şey sorabilir miyim?"

Sabırsızca "Ne?" diye tepki verdim.

"Kaç gün kalacaksınız?"

Yüzüm garip bir hal alırken dudaklarımdan yine aynı soru çıktı.

"Ne?"

Elini gergin bir şekilde ensesine koyarak bir süre karşımda dikildi. Sanırım ondan korkmak ile büyük hata yapmıştım.

"Sizden önce lavaboya yeni malzemeler koyamadım da. Yeterli olur mu, bilemedim."

"Size müşteriler hakkında bilgi verilmiyor mu?" diyerek sesli düşünmüştüm. Tavrım hala biraz sertti.

"Çok haklısınız. Yerden göğe kadar haklısınız ama ben işe yeni başladım."

Mahcup konuşmasına karşılık bıkkınca bir nefes verdim. "Belli." diyerek kendi kendime konuştum.

"Efendim?"

"Yarın sabah."

Cevabını almasına rağmen morali hiç düzelmedi. Ama yine de başını salladı.

"Teşekkür ederim efendim." diyerek çıkış kapısına doğru ilerlemeye başladı. Fakat son anda aklına bir şey gelmişti ki arkasını döndü ve konuşmasını devam ettirdi. "Kusurumu bağışlamanız için size bir şey vermek istiyorum."

"Ne gibi?"

"Bu akşam eli aşırı maharetli bir uzman hotelimize geliyor. Bu fırsatı kaçırmayın derim."

Konuştuğu esnada, yeleğinin iç çebinden bir kartvizit çıkarmıştı. Bir spa salonuna aitti. Baygın bakışlarımı saklayamamıştım.

"Teşekkür ederim ama istemiyorum." dedim gözlerimi tekrar ona çevirdiğimde.

"Size yaşattığım tatsızlıktan sonra çok iyi gelecektir."

"İstemiyorum." dedim yine hızla. Netliğimi belli etmek istiyordum.

Kartı emrivaki bir şekilde elime tutuşturduğunda, az daha yakın zamanda kestiğim parmağıma temas edeceğini düşünmüş ve korkmuştum. Ama neyse ki korktuğum başıma gelmemişti.

"Fikrinizi değiştirirsiniz diye söylüyorum. İçeriye bu kart ile girebilirsiniz."

Bu, adamın söylediği son şeydi. Daha sonrasında beni odada yalnız bırakıp çekip gitmişti. Arkasından, nefesimi vererek alayla gülümsemeden edememiştim.

"Ne garip adamsın sen?"

Az önceki tepkime rağmen, yine de kartı çantama koymuştum. Bazen, bazı fırsatlara muhtaç olduğum durumlar olabiliyordu. Olası bir pürüz anında kaçmak için güzel bir fırsattı.

.

Saniyeler dakikaları, dakikalar da saatleri tamamladığında vakit gelip çatmıştı. Hakan denilen adamla anlaştığımız saate gelmiştik. Sadece son bir şey kalmıştı. Makyaj masamın karşısında küpelerimi takarken onu bekliyordum.

Ve nihayet bildirim geldiğinde acele ile telefonu elime aldım. Bir makyaj malzemesi markasından mesaj gelmişti. Yazıları eksiksiz bir şekilde okuyup iyice aklıma kazıdım.

Markamızda şok fiyatlar!

Size özel, yüz lira üzeri alışverişinizde tam tamına on beş lira indirim!

Gerginlik ile dudağımı dişledim. Bu demek oluyor ki, saat ona çeyrek varken bahsedilen makyaj malzemesi markasının mağazasında olmalıydım. Zamanım azdı. Aynanın karşısında, sakinleşmek adına derin nefesler alıyor ve kararlı bakışlar ile kendimi ikna etmeye çalışıyordum.

"Her zamanki gibi bunu da atlatacağım. Az kaldı, çok az..."

Plan için özel hazırlanan ruju dudaklarıma sürdükten sonra hızlı adımlar ile odadan çıkış yapmıştım. Seri adımlarım yüzünden topuklularımı ritimli bir şekilde tıkırdıyordu. Ancak buluşma yerine vardığımda sustular.

Hakan benden önce gelmişti. Beni gördüğünde ise "Azra hanımcığım." diyerek hemen ayaklanıverdi. Çapkınlıktan parlayan gözlerini hiç saklamadan elimi öptü ve sandalyemi çekti. İştahla süzdüğü kadının bizzat kendi maktulü olacağını bilmiyordu tabi.

"Kırmızı çok yakışmış."

"Teşekkür ederim Hakan bey. Siz de fazlasıyla şık görünüyorsunuz."

Ve yemeğin tamamı boş konuşmalarla dolu geçmişti. Hakan denilen adama gereksiz iltifatlar edip durmuş ve karşılık olarak da sadece önündeki bifteğini değil, gözleriyle de beni yiyen bir adamla karşı karşıya kalmıştım.

"Bugün yiyeceğimiz tatlıdan bahsetmiştiniz."

Az daha ellerini birbirine sürterek kahkaha atacakmış gibi iştahlandı. İçki kadehini masaya bıraktıktan sonra tüm odağını bana verdi.

"Evet ama... Öncesinde artık şu üçüncü tekil şahıslı ifadeleri bıraksak diyorum."

Elimi kolyeme götürüp cilveli bir tebessüm takındım.

"Tabi, sen nasıl istersen Hakan."

"Güzel..." diyerek gülümsedi. "Artık tatlımız için odama geçelim mi?"

"Kulağıma fısıldadığın andan beri tatlı için sabırsızlanıyordum."

Nefeslerinin derinleşmesi ve sıklaşmasından ağıma düştüğü aşikardı. Restorandan ayrılıp asansör için beklediğimiz sırada bile hiç rahat durmamıştı. Belime sarılan eli aşağıya doğru kayarak çok yanlış sulara doğru uğrayıp durmuştu.

Neyse ki fazla uzun sürmeyen bir beklemenin sonunda, boş asansör kabinine binmiştik. Bizimkiler her zamanki gibi sorunsuz ilerliyordu. Fakat yine de kapı kapanana kadar biri gelip de bir çuval inciri berbat edecek diye korkmuyor değildim. Her ne gerçekleşecekse asansörde gerçekleşmek zorundaydı.

"Ne oldu?"

Yoğun göz hapsine tutulduğumu unutmuştum. Fakat şükür ki krizi fırsata çevirmekte üzerime yoktu. Asansörün kapısı kapandığı gibi ona sokulmaya başlamıştım.

"Biraz heyecanlıyım."

"Seni sakinleştirmeyi bir an bile düşünmeyeceğim." diyerek o da bana biraz sokuldu. Böylece üzerimdeki şüphe dağıldı.

Elimi çabuk tutmalıydım. Hakan beşinci katta kalıyordu. Göz ucuyla baktığıma göre çoktan birinci kata çıkmıştık bile.

Elimi göğsüne yerleştirdiğimde yüzüne doğru kısa ve hızlı bir yolculuğa çıkmıştım. Plan için o kadar doğru bir yolu seçmiştik ki fazla bir şey yapmama gerek kalmadan Hakan dudaklarıma ulaşmıştı. Başta tiksinti ile irkilmiş ama devamında yılan zehri ile bezenmiş rujumun devreye girmesi için çabalamıştım.

Sert hareketler ile öpücüğü derinleştirdim. Elleri ile bedenimi sıkıca kavramasına izin verdim. Her geçen saniyede sabretmeye çalışıyordum. Ölmek zorunda olduğunu aklımdan çıkartmamaya çalışıyordum. Eğer o ölmezse anneme ve kardeşime zarar gelirdi.

Rujumun tamamen silindiğine emin olduğum vakit, ellerimi göğsüne koyarak ondan uzaklaştım.

"Yakalanmak istemeyiz, değil mi?" diyerek bir bahane sundum.

"Ayrı kaldığımız son saniyeler."

Kırmızıya bulanmış dudaklarıyla pis bir gülüş sergiledi. Kırmızının ona benden daha çok yakıştığı tek anda olabilirdik. Karanlık işlerle uğraşan bir insan için tam da ona yaraşır bir sondu.

"Hakancığım, odamdan almam gereken bir şey var."

"Ne alacaksın?" diye kaşlarını çatarak sordu. Daha sonra avının ondan kaçacağından şüphelenmiş olmalıydı ki morali biraz bozuldu.

Ama hiç şüphe uyandırmayacak bir rahatlık ile "Bir kaza yaşamak istemeyiz değil mi?" demem içini rahatlatmıştı.

"Peki güzelim. Seni odamda bekliyor olacağım."

Konuşmamız bittiğinde, asansör kapısı açılalı birkaç saniye olmuştu. Bu yüzden gereksiz bir temas olmadan ayrılabilmiştik. Hakan, kapı kapanmadan aceleyle asansörden çıkmıştı. Ben de aşağı inmek için düğmeye basacağım sırada, gözüm koridorun uzak bir ucundaki tanıdık simaya kaymıştı. Panik duyguma sahip çıkıp hemen geriye doğru adımlamıştım.

"Sen nereden çıktın be!" diye fısıldayarak bağırdım kendi kendime.

İşim güvenli bir iş olmadığından, peşimde olan çoktu. Kimseye gözükmeden, özellikle de odamı belli etmeden gözden kaybolmam gerekiyordu. Çünkü beni ifşa edebilecek tüm eşyalarım orada kalmıştı.

Zemin katın düğmesine bastığımda, B planımı gerçekleştirmeye karar vermiştim. Asansör kabininden inerken parmaklarımın arasında, oda görevlisinin verdiği kart vardı. Kalabalığın arasına karıştıktan sonra söylenilen yere gidip izimi kaybettirmiştim.

"Merhabalar hanımefendi, kartınız?"

Kapıda karşılaştığım kadına kartı uzattığımda, çoktan etrafı incelemeye başlamıştım. Giriş kapısı ben içeri girerken kapalı olduğu gibi, ardımdan da aynı şekilde kapanmıştı. Garip ama güvenli bir yere benziyordu. Takip ediliyor olsam bile kimse burada olduğumu tahmin edemezdi.

Her şeyi bir kenara bırakıp "Bu taraftan efendim." diyerek yol gösteren siyah saçlı kızın arkasından yürümeye başladığımda, gözüme duvardaki zarif saat çarpmıştı. Hotelden ayrılmam gereken zamana çok yaklaşmıştım.

"Eyvah." diye kendi kendime mırıldandım.

"Bir şey mi dediniz?"

Siyah saçlı kız, bir kapının kolunda bana sesleniyordu.

Haliyle, başımı hızla olumsuz anlamda sallayarak "Yok bir şey." demek zorunda kalmıştım.

"Peki, sizin ile burada ilgilenilecek."

Yüzünde olması gereken sahte bir tebessüm ile kulbu çevirerek kapının açılmasını sağladı.

Fakat içeriye girdikten sonra, nezaket göstermek için kıza teşekkür etmek bile umrumda olmamıştı. Çünkü buluşma saatine sayılı dakikalar kalmıştı. Burada harcayabileceğim en fazla on dakikam vardı.

"Sanki ışınlanabiliyorum." diye yine kendi kendime konuştum. Bir yandan, çantamı rastgele bir koltuğa fırlatıyordum. Sonra düştüğüm duruma sinirlenip, bir kendime bir de odanın ortasındaki masaj yatağına baktım. "Bir bu eksikti, o da tam oldu."

"İyi misiniz?"

"Hih!"

Odanın sessizliğine inat duyduğum farklı ses yüzünden abartılı bir şekilde irkilmiştim. Dibimdeki koltuk sayesinde düşmekten son anda kurtulmuştum.

"Sanırım istemeden sizi korkuttum."

Ne ara olduğu hakkında hiçbir fikrim yoktu ama kalıplı bir cüsseyi bir anda dibimde buluvermiştim. Yine irkilmiştim fakat bu sefer onun varlığına daha alışkındım. Ela gözlü adama sadece bakmak ile yetindim.

"Ben..." dedikten sonra devamı gelmemişti.

"İyi misiniz?"

"Ben mi?"

Bir masör olmak için yakışıklı, hatta çok yakışıklı olan adamın dudakları alayla kıvrıldı.

"Tabi ki."

Sadece iki saniyeliğine, yine öylece kalakalmıştım fakat sonradan durumumun ne kadar aptalca olduğunun farkına vararak toparlanmıştım. Kabul, beni korkutmuştu. Ama afallamamın asıl sebebi, karşılığı olmaksızın benim nasıl olduğum ile ilgilenen ilk kişi olmasıydı.

"İyiyim." derken ister istemez dikleşmiştim. "Siz misiniz masör?"

Hiç düşünmeden, sanki ezberlemişçesine "Evet." diye cevap verdi.

Gözlerimi hafifçe kısarak onu süzmeden edememiştim. Belki de övülmesinin sebebi çekici bir aurasının olmasıydı. Kabul etmeliyim, duyguları arka planda olan benim gibi bir suikastçının bile kalp atışlarını hızlandırmayı başarmıştı.

"Bir sorun mu var?"

Daha saniye bile geçmeden kendimi cevap vermek zorunda hissetmiştim. Ama ağzımı açar açmaz, yaptığım şeyden pişman olmuştum.

"Yok."

Bu ela gözlü adamın kurbanlarımdan biri olmadığı için şanslıydım. Çünkü eğer öyle olsaydı, büyük ihtimalle başarısız olduğum ilk operasyon olacaktı. Garipliğim hakkındaki fikre emin olmuş gibi görünen adam, beni geçiştirir gibi başını sallamıştı.

"Ben sizi hazırlanmanız için yalnız bırakayım."

"Tamam."

Sanki içimi okuyabiliyormuş gibi dikkatli bakan ela gözlerinden delicesine kaçmak istiyordum. Bu yüzden, hazırlanıyormuş gibi bedenimi koltuğa çevirdim. Kısa bir süre sonra da istediğim gibi yalnız bırakılmıştım. Bunu, kapı sesinden anlamıştım. Ve tek kaldığım gibi de omuzlarımı yenilgiyle düşürmüştüm.

"Ah, aptal Feraye!" dedim nefesimi vererek.

Burada daha fazla kalamazdım. Planda yalnız kaldığım ilk an, buradan da kaçmak vardı. İzimi çoktan kaybettirdiğimi düşünüyordum.

Fakat tam arkamı dönüp, kapıya yöneleceğim sırada bir bedenle çarpışmıştım. Ela gözlerin sahibi adam, tek koluyla belimden tutarak beni kendisine sabitlemişti. Her şey çok ama çok hızlı gerçekleşmişti. İşte tam da bu an, av olmanın nasıl bir duygu olduğunu yıllar sonra ilk defa anlamıştım. Boynuma saplanan şırınga ile bu saatten sonra tek yapabildiğim, celladımın güzel yüzünü izlemekti.

Başımın deli gibi dönerken "Sen... Kimsin?" dedim kısık bir tonda. Sanırım bu son cümlelerim olmalıydı.

Ela gözlü adamın tek bir mimiği bile oynamadı. Yüzümü ezberlemek istercesine, dikkatle beni izliyordu. Sonra görüntü bulanıklaştı. Bulanıklaştıkça da kendimi avcısına sığınan çaresiz bir av olmuşken buldum. Burnuma güzel bir koku dolduğunda, neredeyse tüm günahkarlığıma rağmen cennete kavuştuğumu düşünecektim. Bilincim yavaş yavaş kapanmaya çalışıyordu ama nereye kadar gideceğini kestiremiyordum.

"Yazık olacak." diyordu adam.

Direndim. Yapmayı en iyi bildiğim şeyi yapıp vücuduma enjekte edilen bir pisliğe karşı direndim.

"Uyu Güzel, uyu."

Hayır, uyuyamazdım. Hayatım için çok çabalamıştım ben. Pes etmek bana yakışmazdı. Ama kendimi zorlayarak, göz kapaklarımı belli belirsiz aralasam da onun bedenine yaslı olduğum için hiçbir şey göremeden karanlığa geri dönüp duruyordum.

Ardından bedenim, yavaş hareketler ile bir yere yatırıldı. Ne kadar süre geçmişti bilmiyordum ama elimden geldiğince zihnimi açık tutmaya devam ediyordum. Belki istesem, göz kapaklarımı bile aralardım fakat gücümü toplayıp bir hamle yapmak için henüz erkendi.

"İşte başlıyoruz." dediğini duydum sonra. Yüzüme gelen saç tutamları çekildi. En sonunda bir el, canımı acıtmayacak şekilde boğazımı sıkmaya başladı.

Deli gibi korkuyordum. Boğazıma sarılı el ile yarı baygın yatarken, artık bir şey yapmadan durulamayacağını düşünüyordum. Ve yaptım da. İnsan vücudunda bazı hassas noktalar vardı. Ve ben de onlardan bir tanesine vurmak için hamle yapmaya çalıştım.

"Batır!"

Güçsüzce araladığım gözlerime değen parlak ve ela gözler, bir film şeridi gibi karşımdaydı. Binlerce görüntü, aynı anda zihnime saldırmıştı. Duyduğum yabancı ses ile başladı her şey. Karşımdaki bu adamın anılarına bir anda sahip oluyor ve her bir anı gözümün önünde canlanıyordu. Bu ani ve beklenmedik deneyim, beni bir anlığına şaşkına çevirmişti. Ela gözlü canavarın hatıralarında yolculuk yaptıkça, yaşadığı her an sanki o anları kendim yaşamışım gibi zihnimde net bir şekilde beliriyordu.

Artık hiç gücüm kalmamıştı. Göğsünün alt kısmındaki hassas noktalara değmek için kalkan ellerim, yavaş yavaş yer çekimine yenik düştüler. Bağışıklığımın normalde çok güçlü olmasına, gücümün son kırıntılarını bile kullanabilmeme rağmen sona gelmiştim. Ben Feraye, ilk defa yenilmiştim.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.