İçeriğe geç

Ressam

Bölüm 1 · 8 dk okuma

Ressam

Bölüm 1

Bölüm 1

Günlerden Cuma, nedense hüzünle bir bütün olarak düşündüğüm gündü. Elimde birkaç saat önceden ten rengi oluşturmak için kullandığım boyaların kalıntıları, karşımdaki şövalyemde ise elinde imparator kartını tutmuş siyah deri maskeli adam çizimim duruyordu. Doğru söylemek gerekirse bu büyük tablo için bilmem kaç tüp siyah boya harcamıştım.

Bu yüzden güzel olmak zorunda!

Çizimdeki karta, altın renk detay ekleyeceğim sırada telefonum çalmaya başlamıştı.

Tamam, sakin ol Asel sakin.

Yüzümdeki ani kızgın ifadeyi silip gülümsemeye çalışarak telefonun yanan ekranına baktım.

“Kuzu Şiş arıyor”

Telefonu açıp hoparlöre aldım ve şövalyemin yanındaki sehpaya koydum.

“Efendim Ceren.”

“Resim nasıl gidiyor?”

“Sana da iyi günler bayan sabırsız.”

Tamam, biraz sinirlendiriyordum sanırım.

“Bak beni sinirlendirme, atlarım uçağa seni gelir bulurum.” dedi Ceren malum espriyi yaparak.

“Sakin, resim güzel gidiyor sadece bir dokunuş kaldı.”

“Sergiye kaç gün kaldı?”

Hah, dedim içimden, geldi o soru.

“Yarın.”

İkimizde sus pus kaldığımızda konuşmayı bitirmenin zamanı gelmişti.

“Hadi o zaman ressam hanım, size iyi çalışmalar dilerim.”

“Görüşürüz kuzu şiş.”

Telefonu kapatıp, tablonun son altın rengi detaylarını hallettiğimde, şaheserime durup baktım.

Açıklamam gerekirse, bütün -serginin içinde bulunan- tablolarım tek bir simayı yansıtıyordu.

Kuklacı

Serginin ismi de buradan geliyor.

Yöneten Kuklacı

...

Hayır, diyorum bu olmuş olamaz.

Kaçmaya çalışıyorum gerçeklikten,

Ama gerçeklik bir avcı misali kovalıyor beni.

Karşımda onu görüyorum.

Elini uzatıp beni davet ediyor.

Bütün hengâmeye rağmen elini tutuyorum.

O,

Kuklacı

Yenilmez ve boyun eğmez.

O,

Kuklacı,

Bütün hengâmenin yaratıcısı…

...

Sabah, bir hışımla yatağımdan kalkıp gözlerimi ovuşturduğumda içime sinen ürperti alnımdan boncuk boncuk ter akmasına ve gördüğüm rüyanın etkisiyle -kâbusta sayabiliriz- zihnimde tokat etkisi yaratıyordu.

Aklıma sergimin açılışı direkt olarak geldiğinde hemen komodinden telefonumu alıp saate baktım.

10.30

Asel sen tam bir uykucusun!

Yüzüme vurma iç ses!

Hemen ayaklarımı yataktan yere uzatıp ayağa kalktığımda klasik bir soru aklıma gelmişti.

Ne giymeliyim?

Ama maalesef ki(!) düşünmeye bile zamanım yoktu.

Hemen üzerime siyah saten -saten olup olmadığından emin değilim kumaş bilgim sıfırdır- bir elbise giyip elime eldivenlerimi, ayağımda postallarımı giydim.

Silahımı da belime yerleştirdim mi hazırdım.

Başlasın gösteri!

...

Bir iki dakika geç kalsam da açılışa yetişmiştim. En son düzenlediğim tablomu da unutmamıştım elbette. Düzenleyen yapımcı konuşmasını bitirip mikrofonu bana uzattığında derin bir nefes aldım ve verdim.

"Bu özel günde beni yalnız bırakmadığınız için siz değerli sanatseverlere sonsuz sevgi ve saygılarımı sunuyorum. Sergimin adı 'Yöneten Kuklacı', yenilmeyen ve boyun eğmeyen anlamında kullandım."

Hayır, diyordu içim,

Yöneten ve acımasız anlamında kullandım.

"Sizin huzurunuzda açılış kurdelesini kesmek istiyorum." diyerek mikrofonu elimden bırakarak onun yerine makası elime aldım ve patlayan flaşlar eşliğinde hiç uzatmayarak kurdeleyi kestim.

İnsanlar içeri hücum ettiğinde geriye adımlayıp herkesin içeri geçmesini bekledim.

Dışarıdaki kalabalık dağıldığında ayağımdaki ağır postallarla birlikte kapının önüne ilerledim.

Kuklacı, diye geçirdim içimden,

Yöneten ve adaletli...

Kapıdan içeriye doğu ilk adımımı attığımda heyecanla atan kalbim göğüs kafesime darbeler indiriyordu.

Sanki ne çizdiğimi ezbere bilmiyormuşçasına ilk tabloya baktım.

Yüzünde deri maskesi ve ellerinde deri eldiveni, işaret parmağını dudaklarına bastırmış susmamızı emrediyor.

Gözümü tablodan çekerek insanların yüz ifadelerine bakmaya başladım.

Herkes son resimde takılı kalmıştı.

Ölüm kartı

Yüzümde küçük bir gülümseme peyda oldu.

"Asel Hanım," dedi bir personel.

Kafamı ona çevirip "Buyurun," dedim kibarca.

Gülümsedi "Tebrik etmek istedim."

"Teşekkür ederim."

Yanımdan gittiğinde bir çiftin konuşmasına kulak misafiri olmuştum.

"Valla Asel Hanım'ı tebrik etmek lazım. Âşık oldum Kuklacı ‘ya." dedi önümdeki kadın.

Kıkırtımı gizlemek için elimi ağızıma bastırmıştım ama pekte başarılı olduğum söz konusu olamazdı.

Acaba onu gerçekte tanısa âşık olur muydu?

Kadın arkasına döndüğünde hemen ciddiyetimi sağlamıştım.

Büyük bir şaşkınlık içerisindeydi.

"Bakıyorum da resmettiğim simaya âşık olmuşsunuz."

Gülümsedim.

"Vallahi Asel Hanım şahane bir sergi olmuş."

"Çok teşekkür ederim." diyerek yanlarından ayrıldım.

Bulunduğumuz yerin tam ortasında kuyruklu bir piyano bulunuyordu.

Birkaç görevliye sorup, piyanonun başına geçtim. Parmaklarımı tuşlara yerleştirip, tuşlara baskı uygulamaya başladığımda ortaya bir melodi çıkıyordu.

Vals

Çiftler teker dans etmek için piyanonun biraz önüne geldi. Hem parçayı çalmaya devam ettim hem de karşımdaki çiftlerin uyumlu dansını izlemeye koyuldum.

Parçanın sonuna gelip son notaya bastığımda bir alkış tufanı koptu.

Dizlerimin üzerinde hafifçe eğilip teşekkür ettim.

Unutmayın,

Ya ölürsünüz ya da öldürürsünüz.

İkinci seçenek daha caziptir.

Ve eğer,

Acıların körelmesi gerekiyorsa,

Katledersiniz…

Hiç zaman kaybetmeden belimden silahımı çıkartıp tek tek misafirlere sıktım.

Bilmiyordum,

Belki de içimdeki acıyı köreltmek içindi.

Tahmin ettiğim gibi kaçmaya çalıştılar.

Ben Asel,

Katil Asel…

Herkes yere yığıldığında arkamda birini hissettim.

“Kimsin?”

Kafamı arkama çevirdiğimde karşımdaki kişi eliyle sertçe çenemi kavrayıp yukarı kaldırmıştı.

Gözlerimin kapalı olduğunu şimdi, gözlerimi açınca fark etmiştim.

Gördüğüm sima gözlerimin büyümesine sebep olmuştu.

Yangın ve cabası

Her tarafı sardığında

Ya kaçarsın ya yanarsın

O,

Kuklacı,

Yangının ta kendisi

O,

Kuklacı

Benim portrelerimin başrolü,

Şimdi karşımdaydı.

Çenemi tutmaya devam ettiğinde tam olarak üstündeki takım elbisesiyle bir bütün olan kapkara gözlerine dokundu gözlerim.

"Bana bu kadar âşık olduğunu bilmiyordum." dedi gülümseyerek.

Omzumun üzerinden karşısına baktığında kulağıma doğru fısıldadı:

"Silahlardan korkar mısın?"

"Sence."

Güldü.

Daha ne olduğunu anlamadan silahını belinden çıkarttı ve üç el ateş ettiğinde çenemi tutan elinin sıkılığını umursamadan arkama döndüğümde yerde yatan üç beden gördüm.

Başımı tekrar ona çevirdim.

"Ne istiyorsun?"

"Benimle gelmeni."

"Git şu saçma sapan sözlerini başkalarında dene."

"Yanar mısın? Yoksa Kaçar mısın?"

"Ne?"

"Yanar mısın? Yoksa Kaçar mısın?"

"Kaçmaktansa yanmayı tercih ederim."

"Neden?"

"Kaçmak korkakların işidir, yanmak güç işidir."

"İyi o zaman keyifli yanmalar." dediğinde cebinden zippo çakmağını çıkarttığında yanabilecek bir madde olmadığını düşündüm ama yanılmıştım. Büyük ihtimalle konuşurken yere dökülen petrol içimde ürperti uyandırmıştı.

Ama korkmayacaktım.

Sözümün arkasında duracak ve yanacaktım.

Engellemeyecektim de...

Zippo çakmak yere düştüğünde gözlerimi kapadım ve saliseler içinde geri açtım

Tanrı'm artık kurtulmak için çok geç...

Neredeyse hiçbir yer görünmüyordu.

Sakince postallarıma doğru eğilip içinden plastikle kaplanmış bir çakı çıkardım.

Elbisemin ucundan biraz kesip burnumu ve ağızımı kapattım.

Yerde alevlenen petrol hala dinçti.

Bacaklarım yanabilirdi,

Yeter ki ellerim yanmasın...

Çıkışı gözlerimi kısarak bulduğumda bacağımda oluşan bir yanma hissi acıyla inlememe sebep olmuştu.

Sonunda çıkıştan dışarı çıktığımda etrafta kimse yoktu.

Kuklacı hariç.

Ona arkamı dönüp gideceğim sırada kolumdan tutup beni kendisine doğru çekti.

"Ne bekliyorsun kolumun acımasını falan mı? Ayrıca geçtim mi imtihanı?"

"Bu sınav değildi, sen yanmayı seçtin bende dediğine itaat ettim."

"Peki, kaçmayı seçseydim?"

"Benimle gelirdin?"

"Peki şimdi?"

"Ölmeyi mi? yoksa benimle gelmeyi mi seçersin?"

Gülümsedim kulağına doğru yaklaştım.

"Defolup gitmen yani 3. seçenek."

Güldü

"Benim portrelerimi çizen bir ressamdan beklenmeyecek bir söz."

Biliyordum, beni oyuna getirmeye çalışıyordu.

"Ölmeyi tercih ediyorum." dedim korkmadan.

"Peki." demekle yetindi.

Bu sefer belinden çıkardığı silahın namlusu kalbimi hedef aldığında son kez derin bir nefesi içime çektim.

Kaçmayı sevmezdim.

“3,” dedi geriye doğru sayarak.

“2,”

“Ve 1.”

Bir el silah sesi

Yaralanan vücudum ve fışkıran kanlar…

Elveda dünya…

(Yazardan)

Daha önce bu kadar telaşlanmamıştı Kuklacı.

Kucağında Asel’in yaralı bedeni vardı.

Ama biliyordu,

Asel, yaşayacaktı.

Çünkü tam kalbinden vurmamıştı.

Telaşla kendi hastanesine götürmüştü, Asel’i.

Asel sedyeyle içeri taşınırken ağzını dâhil açamamıştı.

Dışarı çıktığında paketten bir sigara aldı ve ucunu tutuşturdu.

Daha açıklayacağı bir sürü mevzu varken Asel’i kaybedemezdi.

“Abi,” dedi Giray.

“Ne Giray ne? Beynimin içine edildi zaten yine ne?”

“Tamam, sakin ol.”

“Nasıl sakin olayım az kalsın öldürüyordum onu.”

Giray sustu,

Kuklacı da…

3 Gün Sonra

(Asel)

Takılan bandaj ile artık taburcu olabilmiştim.

Lanet adam!

Çıkış kapısının hemen yanında Kuklacı’yı ve başka birini daha gördüğümde hesap sormak için sert adımlarla yanlarına gittim.

Öfkelenmemeliydim,

Alaycı olmalıydım.

“Sınavı geçtim gibi, ne dersin Kuklacı?” kolumu sanki dostmuşuz gibi boynuna doladım.

Doladım dolamasına ama bu beklemediğim bir tepki vermesine sebep oldu.

Bedeni kaskatı kesildi.

Kolumu çekmek yerine kulağına doğru yaklaştım.

“Bir dokunuşum seni kaskatı kestiyse asıl âşık olan sen olursun.”

“Bunu zaman gösterir.”

“Biz kitap karakteri miyiz?”

“Benden iyi kötü adam olurdu.” Dedi alayla.

“Ben bu durumda aptal kız mı oluyorum?” diyebildim gülerek.

“Hayır,” dedi bu sefer o kolunu yaralı omzuma koydu “Belki beni hayallerinde bile düşleyen bir ressam olurdun, tıpkı şimdiki gibi.”

“Çok hayalperest olduğunu söylemiş miydim Kuklacı?”

“Senden duyunca emin oldum.” dedi alayla.

“Savaşı kazandın. Seninle geliyorum.” Dedim.

Şimdilik.

Çünkü savaş daha yeni başlıyor

Sustum,

Ve geri çekildim.

Cebinden anahtar çıkartıp arabanın kilidini açıp, beyefendi bir tavır takınarak –bu tavır ona hiç yakışmıyordu- kapımı açıp bindiğimde kapattı ve sürücü koltuğuna geçti.

Arabanın içinde tek yapabildiğim göz kamaştıran yıldızları seyretmek olmuştu.

…

Burnuma is kokusu dolduğunda kendimi havada hissediyordum. Ama huzurluydum, huzurlu olmamam gereken yerde.

Yangının ortasındaydım,

Ya kül olacaktım ya da ateşin hükümdarı.

Sırtım yumuşak bir yerle buluştuğunda gözlerimi araladım.

Beni bir yardımcı getirmişti, çünkü onu göremiyordum.

Oda da karanlık yerine aydınlık hüküm sürüyordu.

İçeride bir sürü tuval ve boya malzemesi vardı.

Ama dikkatimi çeken şey sertçe yutkunmama sebep olmuştu,

Duvarda, sergideki tablolarım vardı.

Yanmamışlardı,

Kuklacı kurtarmıştı.

Kapı tıklatılıp hemen ardından aralandığında yine tanıdığım o gözlere dokunmuştu gözlerim.

Kuklacı’nın simsiyah gözlerine…

“Kurtarmışsın tablolarımı.”

“Burası artık senin.” Dedi sanki beni duymamış gibi.

Başımı sallamakla yetindim.

Başıyla yardımcıya işaret verdiğinde, yardımcı hızlıca odayı terk etti.

Yatakta doğrulduğumda, o da yanıma, yatağa oturdu.

“Sen Kuklacısın.” yutkundum.

“Yöneten bensem bütün düğümler çözülür.” Göz kırptı.

“Artık sorgulamak istemiyorum.”

Devam ettim.

“Kabullenmekte…”

Yataktan kalkıp bir şey demeden ve arkasına bakmadan çıktı.

Elime bir tuvali alıp naylonunu yırtarak özgürlüğüne kavuşturdum. Tuvali yatağın yanındaki şövalyeye koyup kullanacağım renkleri ve paleti aldım. Spotify çalma listemden rastgele bir şarkı açıp telefonu yatağın üzerine bıraktım.

Sam Tinnesz-Bloodshot

Ellerimin titremesine rağmen nasıl ressam oldum hala aklım alabilmiş değil ama çokta irdelemiyorum.

Sorguladığınız her şey, size ceza olurdu.

Amacım kukla çizmekti.

Hayır, Kuklacı ile alakalı değil, sadece kuklaları severim.

Önce palette ten rengi oluşturup tam sürecektim ki sırtımda bir sıcaklık ve acı hissetmem bir olmuştu.

Haliyle yere düşmemde...

Siz kendinize iyi bakın,

Bir kez daha elveda dünya...

...

Annecim yanına geldim ama burası çok soğuk,

Bir bataklıktayım,

İçinde çekiyor yutmaya çalışıyor çamur,

Sonrasında bir okyanustayım,

Tam çamurdan arındım diyorum,

Bu sefer su beni içine çekiyor,

Nefesimi kesiyor,

Annecim biz hala kavuşamadık...

(23 Yıl Önce)

"Amca beni kurtarmayın." elimle hava maskesini ittirdim ve enkazın altındaki anneme koşmaya başladım.

Yere dizlerimin üzerine düştüğümde canım hiç bu kadar acımamıştı.

İnsan dizlerinin üstüne düştüğünde acıyı anlardı...

Tekrardan ayağa kalktım ve koşup enkazın yanına ulaştım.

Annem,

Mosmordu,

Eline dokundum,

Buz gibiydi

"Annecim," bir acı

"Anne," bir hıçkırık

"Anne lütfen uyan," sayısız gözyaşı.

Güçlü kollar beni çektiğinde gördüklerime inanmak istemeyen bir çocuğuna dönüşmüştüm.

En son gördüğüm batan güneşti,

Bana ihanet eden güneş...

(Günümüz)

Gözlerimi açtığımda kan ter içerisindeydim.

Yanımda oturan Kuklacı'nın gözleri, telaşla bana bakıyordu.

"Asel, iyi misin?"

Yattığım yerden doğrulmaya çalıştığımda sırtımdaki acı, boy göstermişti.

Ama yine de acılarıma inat doğrulmuştum.

Gülümsedim,

"Bu soruyu duymayalı epey zaman oluyor."

"En son anneni sayıklıyordun."

Sustum,

"Bunu konuşmasak."

Kısa bir süre sustu ve devam etti:

“Yarın benimle bir davete gelmeni istiyorum.”

…

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.