HAYAL AĞCA
Yanıbaşımda çalan çalarsaati kapattıktan sonra tatlı mı tatlı uykuma geri döndüm. Tabii hayata geri dönmeme sadece üç dakika kaldığını bilmiyordum. Yüzüme gölge düştüğünü hissettiğimde sol gözümü hafifçe araladım ve hemen başucumda elinde bir sürahi dolusu suyla dikilen Merihle karşılaştım. O bana pis pis sırıtırken ben "Sakın yapmaa!!" diye bağırdım. O hâlâ sırıtırken "Aşkolsun ablacığım ben hiç öyle şey yapar mıyım? Hem hangi kardeş ablasının üstüne su döker ki?" diye dalga geçti. Pis işte n'olacak. Bende en gıcık tavrımı takınarak "Tabi sen dünyanın en iyi kardeşisin hiç yapar mısın öyle şey? Sen o suyu zaten benim içmem için getirmiş olmalısın değil mi benim canım(!) kardeşim?" diye laf attığmda o da bana cevaben "Evvvet doğru tahmin. Senin ve cildinin bu sudan yararlanması lazım. O yüzden ben dünyanın en iyi kardeşi olarak senin üstüne dökmüyorum. Senin yüzüne boca ediyorum." diyerek tüm suyu yüzüme boşalttı. Tabii bu durumda bende boş durur muyum. Onun benden beklemediği bir çeviklikle boşta olan elini alıp aynı hızla sürahinin içine soktum. Yaşasın kötülükkk. Nihahahhah. O bir yandan elini sürahiden çıkartmaya çalışırken bir yandanda bu sabahki Ulusal Kardeş Savaşları'nın kaybedeni olduğu için homurdanıyordu.
Merih'i odamdan kovaladıktan sonra elimi yüzümü yıkadım ve mutfağa, annemin yanına indim. Mutfağa girerken aldığım kokuyla şaştım kaldım. Annem sabah sabah börek mi yapmıştı, yoksa bana mı öyle geliyordu? Annemin arkasında durup çenemi onun omzuna yaslayarak "Oo Sema Hanım, sabah sabah döktürmüşünüz yine. Nedir bunun sebebi sorabilir miyim acaba?" dedim. Gülerek ocağın yanına gitti ve "Benim biricik kızım tatilden yeni dönmüş, bir aydır yoktu, özlemiştir diye düşündüm." dedi. Bi hızla gidip boynuna sarıldım. "Bi tanesin sen. Özlemez olur muyum hiç! Ben senin her yemeğini özledim." dememle Merih'in hem mutfağa hem lafa dalması bir oldu:
-Iyyy, sevgi pıtırcıkları sizi...İğrenç(!)
Ben:
-Kıskanma be. Şurda özlem gideriyoz bi dur.
Annem:
-Aa. Benim kıskanç bi oğlum varmışta haberim yokmuş. Gel buraya seni sevgi pıtırcığı, diyerek Merih'i kolundan tutup kendine çekti ve ikimize birden sıkı sıkıya sarıldı. Sonra biraz geri çekilerek "Hadi bakalım sen babanı uyandırıyosun, sen de sofrayı kuruyosun." diyip çayı demlemeye koyuldu. Kardeşim mutfaktan çıkarken bende anneme dönüp "Yer sofrası kursam olur mu?" diye sordum ve annemin onaylamasıyla işe koyuldum.
Keyifli bir pazar kahvaltısından sonra odama çekilip dünden beri boşaltmaya fırsat bulamadığım valizimi boşalttım. Sonra odama bi çeki düzen verip kendimi banyoya attım. Çıktıktan sonra üzerime siyah taytımla pembe tişörtümü geçirdim. Saçlarımı tarayıp topuz yaptım. Biraz kedim Milka'yla ilgilendikten sonra oturma odasına geçtim. Babamla Merih'i göremeyince anneme nerede olduklarını sordum. Babam esnaf arkadaşlarını ziyaret etmek için dışarı çıkmış, Merih'i de arkadaşları çağırmıştı. Televizyona baktığımda annemin en sevdiği dizinin tekrarının olduğunu gördüm. Bu boşluğu fırsat bilerek balkonda bir kitap kahve keyfi yapmaya karar verdim. Tabi balkona çıktığımda balkonda bir kilim bile olmadığını görünce önce bir kilim buldum ve sonra sökük olan balkon salıncağını birleştirmeye başladım. Bir yandan şarkı söyleyince iş daha çabuk hallolmuştu ya da bana öyle gelmişti. Sonunda kahvemi ve kitabımı elime alıp balkondaki yerime kuruldum.
BERA GÜLER
Sabah sabah annemi kahvaltı için patates kızartması yapmaya ikna etmek kolay olamıştı ama şimdi o zorluğun ödülünü yiyordum. İyice doyduktan sonra anneme sofra toplamasında yardım ettim. Ardından odama geçip yarım kalan baykuş resmini çizmeye koyuldum. Henüz bitirmemişken Buğra aradı. "Efendim." diyerek açtım telefonu.
-N'apıyosun kanka?
-Resim çiziyorum. Sen?
-Oturuyom bende. Bırak şimdi resim çizmeyi de bize gel. Laflarız azcık.
-Resmi bitiriverim de öyle gelim.
-Ya boşver resmi sonra çizersin, gel işte.
-Peki madem geliyorum.
-Tamam, çabuk ol. Görüşürüz.
-Hadi görüşürüz.
Bi duş aldıktan sonra giyinip saçlarımı kuruttum ve biraz da şekil verdim. Önce anneme haber verdim sonra Buğra'nın evinin yolunu tuttum. Oraya vardığımda koyu bir sohbete daldık. Öğlen olduğunda acıkınca Buğra'ya,
-Hadi bi şeyler yiyelim kanka, acıktım ben , dedim.
-Ne yiyelim?
-Ne var?
-Hazır pizza var onu fırına atarım 10 dakikada olur.
-Hadi madem git at fırına pizzayı. Acele et ama çok acıktım.
-Tamam sen çık bahçeye 10 dakikaya ordayım.
O mutfağa doğru giderken ben de bahçeye çıktım. Bahçeleri ufak ama şirindi. Ayrıca komşularının bahçesiyle birleşik sayılırdı. Arada sadece küçük bir çit vardı. Ve iki bahçeyi birbirine bağlayan bir kapı...
Bahçedeki koltuklardan birine oturduktan bir iki dakika sonra bir ses duydum. Huzur verici bir sesti bu ses. Sesin geldiği yöne bakınca komşu evin balkonunda pembe tişörtlü bi kız gördüm. Balkonda bir şeyleri düzenliyordu. Bir yandan da şarkı söylüyordu. Gül Rengi şarkısının daha önce böylesine huzur verici bir şarkı olduğunu bilmiyordum. Onun sesi öylesine huzur vericiydi ki... Yüzünün de sesinden kalır yanı yoktu. Nasıl güzel bir kızdı. Pembe de ne çok yakışmıştı ona. Aslında pembe rengini hiç bir kıza yaykıştıramamıştım daha önce. İlk defa bi kıza bu kadar yakıştırıyordum. İşinin bitmesine yakın nakaratı tekrar söyledi
"Havasından suyundan aşk damlayan
Yarim var gül renginde
Dünyaları verseler kar etmez
Olmaz ki sen denginde..."
Bu huzur verici konser onun işini bitirip içeri girmesiyle son buldu. Aslında onu sabaha kadar dinleyebilirdim. O kadar güzeldi ki... Hem sesi hem yüzü... Daha önce kimseden böylesine etkilenmemiştim.
Ben dalgın dalgın o kızı düşünürken elinde tepsiyle Buğra geldi. İkimize de birer porsiyon pizza ısıtmış yanına da domates salatalık doğrayıp birer bardak kola koymuştu. Ben pizzamı yarıladığımda onun yine balkona çıktığını gördüm. Elinde bi bardak ve kitap vardı. Az önce kurduğu salıncağa oturdu ve elindeki bardağı mermere koydu. O kitap okumaya başladığında ben de Buğra'ya döndüm:
-Şşt. Şurdaki kız kim? İlk defa görüyorum burda.
-O, komşunun kızı.
-E daha önce niye görmedim ki ben onu?
-Ha, o şeyden dolayı kanka... Onlar buraya 2,5 - 3 ay önce taşındılar. Biz de senle o sıralar dargındık. Sonra sen tatile çıktın. Senin dönmene bir iki gün kala o tatile çıktı. Daha dün döndü tatilden. Bir aydır tatildeydi.
-İyi bakalım, diyerek elime kolamı alıp arkama yaslandım ve o kıza bakmaya devam ettim. Benim kıza hayran hayran baktığımı gören Buğra "Hayırdır, ne iş?" diye sorunca kendimi toparlayıp "Ne, ne iş? Yok bi şey. Öylesine sordum. Burda ilk defa görünce merak ettim, ondan." dedim. Tabii Buğra durumu az çok anladı ama konuyu gülerek geçiştirdi "İyi bakalım öyle olsun."
HAYAL
Kahvemin bitmesiyle Milka'nın yanıma gelmesi bir oldu. Onu biraz sevince hemen mayıştı ve uykuya daldı. Ben tam kitabıma dönecekken annemin bana seslendiğini duydum "Hayaal, koş telefonun çalıyo." Koşarak odama gittim ve telefonumu elime aldım. Asya görüntülü arıyordu. Açınca bana bi dakka diye işaret yaptı ve konuşmaya Hakan'ı da ekledi.
A: Eee, napıyonuz kankitolar?
Ben: Kankito ne yaa..
H: Hakkaten kızım kankito ne allahaşkına insan kankeytoşko falan der (!) Dimi kız Hayal?
Ben: Aynen aynen. Hatta sen direk aşkım de kanka sana serbest. Hahaha.
A: Susun be size hâl hatır soranda kabahat.
Ben: Ha şunu bileydin. 🙂
H: Ee napıyonuz bakalım.
Ben: Ben keyif yapıyom, siz?
A: Ben evden çıkıcam beş dakikaya. Kafeye gelin de buluşalım hadi.
H: Valla iyi olur. Otur otur patladım evde. Bende 10 - 15 dakikaya çıkarım o zaman evden.
Ben: Beni hiç karıştırmayın. Daha yeni döndüm tatilden. Bu gün ful dinlenicem. Yarın okul başlıyo zaten okulda görüşürüz.
A: Ya ben zaten senle görüşmek için gidiyorum kafeye. Hadi giyin de çık evden.
Ben: Ya off uyicam ben bırak beni.
H: Hadisene Hayal ya. Kalk hadi. Hem biliyosun ki ben sizle aynı okulda değilim ve yarın işlerim var. O yüzden bugün buluşuyoruz.
A: Bak gelirsen sana pasta ısmarlicam istediğinden. Hadi gel.
Ben: Bi dakka bi dakka. Ben yanlış mı duydum yoksa sen bana pasta mı ısmarlicaksın? Hakan pasta ısmarlicam dedi değil mi? Ben doğru anladım?..
H: Dedi dedi. Bende duydum. Ismarlicam dedi.
Ben: Başımıza taş yağacak. Bugüne kadar bi sakız bile ısmarlamayan Asya bana pasta ısmarlayacak. Yok daha neler...
H: Asya kankam bana da ısmarlarsın değil mi? Böyle bi fırsatı kaçıramam.
A: Beleşçi! Hayal'i ikna edersen olabilir.
Ben: Hadi bay bay. Hazırlanıcam ben, diyip telefonu kapattım.
Kırmızı kareli kısakollumu ve kotumu giyip üstüme beyaz dantelli yeleğimi aldım. Saçlarımı saldığımda tam istediğim şekle girdiğini görünce fön makinesini çalıştırmak zorunda kalmadığıma sevindim. Çantama bi kaç şey koyup oturma odasına geçtim. Anneme haber verip evden çıktım.
Kafeye vardığımda ikiside gelmemişti. Kendime bir karamelli latte sipariş ettim ve onları beklemeye koyuldum. Lattemin masaya gelmesiyle Asya'nın "Kankammm." diyerek ayı gibi sarılması bir oldu. Geldiğini bile görmemiştim. Nefessiz kalınca "Bıraaak!" diye çırpınmaya başladım. Tam o sırada Hakan gelip beni Asya'nın ellerinden kurtardı. Hakan'a teşekkür ettikten sonra Asya'ya dönüp "Bunun hesabını iki porsiyonla ödeyeceksin." dedim. Pastaların siparişini verdikten sonra koyu bir sohbete daldık...
H: Size haftaya bir sürprizim var. Çok şaşıracaksınız.
A: Ne sürprizi!? Söyle yoksa pıçaklarım bak seni.
Ben: Yalnız "pıçaklarsan" hiç öğrenemezsin kanka.
H: Azcık meraklanın. 😏
A: İkinizde çok pisliksiniz ya.
...
Arkadaşlarımla hasret giderdikten sonra markete gidip biraz Karam stoğu yaptım. Eve vardığımda üstümü değiştirip mutfağa geçtim. Annemin yemek yaptığını görünce ona yardım ettim. Akşam yemeğinden sonra odama çekilip biraz kitap okudum. Ardından ertesi gün giyeceklerimi ve çantamı hazırlayıp telefonuma alarm koydum. Bir duş alıp çıktıktan sonra sınıf grubuna mesaj attım. "Hey millet, yarın formayla gelen olursa keserim bak!🔪😛" . Zaten okulun ilk günü kim formayla gelirdi ki. Olumlu tepkiler alınca ışığı söndürüp derin bir uykuya daldım.
BERA
Buğralarda biraz daha zaman geçirdikten sonra eve gittim. Annemi sofra kurarken görünce "Kolay gelsin Melike Sultan." diyip yanağından öpüverdim. Ben bi hızla merdivenlerden çıkarken annem yanağından öpmemin şaşkınlığıyla arkamdan gülerek "Aa! Hayırdır, ne bu mutluluk!? Manyak çocuk." dedi. Cidden mutluluğum bu kadar belli oluyor muydu? Ayrıca ben neden bu kadar mutluydum? Sıradan bir gündü sonuçta. Sebebi neydi bu mutluluğun? O kız mıydı yoksa? İstemsiz gülmelerimin, heyecanlı hareketlerimin sebebi o kız mıydı? Bunları düşünürken bile gülümsememe engel olamıyordum...
Kafamı dağıtmak için telefonuma sarıldığımda annem aşağıdan bana seslendi. Yemeğe çağırıyordu.
Yemek yedikten sonra odama, resmimi tamamlamaya gittim. Resmim bittikten sonra biraz telefon oynayıp uykuya daldım...
HAYAL
Sabah alarmımla kalktığımda uykumu aldığımı fark ederek güneşe gülümsedim. Yüzümü yıkayıp aşağıya indim. Annemin sofra kurmasına yardım ettikten sonra Merih'i uyandırmaya gittim. İşte dünkü öcümü almak için fırsat! Elimde su dolu sürahiyle onun odasına gittim. Ah benim canım (!) kardeşim... Nasıl da mışıl mışıl uyuyordu. Ama şimdi o tatlı rüyadan uyanmak zorunda. Sürahiyi birden çevirip suyu yüzüne onun tabiriyle "boca ettim." O bi hızla yataktan kalkarken bense yere yatmış gülmekten iki büklüm olmuştum. İşte öc böyle alınır. O bi sinirle banyoya giderken arkasından seslendim "Yüzünü yıkamana gerek kalmamıştı aslında, ben güzelce yıkadım ablacım."
Ben aşağıya indiğimde babam kahvaltısına başlamıştı bile. "Günaydııın." diyerek masaya oturdum. Anneme dönerek "Oğlunu kaldırdım." dediğimde annem şaşırarak "Nasıl başardın iki dakikada?" diye sordu. "Geldiğinde anlarsın." diyip kahvaltıma başladım. 5 - 10 saniye sonra Merih odaya omuzlarına kadar ıslanmış bi halde mutsuz mutsuz "Günaydın." diyerek girdi. Annemle babam onun o halini görünce gülmeye başladılar. Bende şaheserimle gurur duyarak "Sanada günaydın canım kardeşim. Bugün nasılsın bakalım?" dedim. O da bana dil çıkartarak masaya oturdu ve kahvaltısını yapmaya başladı.
Kahvaltıdan sonra odama gidip üstümü değiştirdim ve saçımı tarayıp kahküllerim önde kalıcak şekilde bağladım. Beyaz spor ayakkabılarımı giyip çantama da bir kaç bir şey koyup evden çıktım.
Okula giderken kulağıma kulaklığımı takıp müzik dinlemeye başladım. Okula varmak üzereyken ne olduğunu bile anlamdan kendimi yerde buldum. Ve son duyduğum ses motor sesine benziyordu.
HAYAL AĞCA
Yanıbaşımda çalan çalarsaati kapattıktan sonra tatlı mı tatlı uykuma geri döndüm. Tabii hayata geri dönmeme sadece üç dakika kaldığını bilmiyordum. Yüzüme gölge düştüğünü hissettiğimde sol gözümü hafifçe araladım ve hemen başucumda elinde bir sürahi dolusu suyla dikilen Merihle karşılaştım. O bana pis pis sırıtırken ben "Sakın yapmaa!!" diye bağırdım. O hâlâ sırıtırken "Aşkolsun ablacığım ben hiç öyle şey yapar mıyım? Hem hangi kardeş ablasının üstüne su döker ki?" diye dalga geçti. Pis işte n'olacak. Bende en gıcık tavrımı takınarak "Tabi sen dünyanın en iyi kardeşisin hiç yapar mısın öyle şey? Sen o suyu zaten benim içmem için getirmiş olmalısın değil mi benim canım(!) kardeşim?" diye laf attığmda o da bana cevaben "Evvvet doğru tahmin. Senin ve cildinin bu sudan yararlanması lazım. O yüzden ben dünyanın en iyi kardeşi olarak senin üstüne dökmüyorum. Senin yüzüne boca ediyorum." diyerek tüm suyu yüzüme boşalttı. Tabii bu durumda bende boş durur muyum. Onun benden beklemediği bir çeviklikle boşta olan elini alıp aynı hızla sürahinin içine soktum. Yaşasın kötülükkk. Nihahahhah. O bir yandan elini sürahiden çıkartmaya çalışırken bir yandanda bu sabahki Ulusal Kardeş Savaşları'nın kaybedeni olduğu için homurdanıyordu.
Merih'i odamdan kovaladıktan sonra elimi yüzümü yıkadım ve mutfağa, annemin yanına indim. Mutfağa girerken aldığım kokuyla şaştım kaldım. Annem sabah sabah börek mi yapmıştı, yoksa bana mı öyle geliyordu? Annemin arkasında durup çenemi onun omzuna yaslayarak "Oo Sema Hanım, sabah sabah döktürmüşünüz yine. Nedir bunun sebebi sorabilir miyim acaba?" dedim. Gülerek ocağın yanına gitti ve "Benim biricik kızım tatilden yeni dönmüş, bir aydır yoktu, özlemiştir diye düşündüm." dedi. Bi hızla gidip boynuna sarıldım. "Bi tanesin sen. Özlemez olur muyum hiç! Ben senin her yemeğini özledim." dememle Merih'in hem mutfağa hem lafa dalması bir oldu:
-Iyyy, sevgi pıtırcıkları sizi...İğrenç(!)
Ben:
-Kıskanma be. Şurda özlem gideriyoz bi dur.
Annem:
-Aa. Benim kıskanç bi oğlum varmışta haberim yokmuş. Gel buraya seni sevgi pıtırcığı, diyerek Merih'i kolundan tutup kendine çekti ve ikimize birden sıkı sıkıya sarıldı. Sonra biraz geri çekilerek "Hadi bakalım sen babanı uyandırıyosun, sen de sofrayı kuruyosun." diyip çayı demlemeye koyuldu. Kardeşim mutfaktan çıkarken bende anneme dönüp "Yer sofrası kursam olur mu?" diye sordum ve annemin onaylamasıyla işe koyuldum.
Keyifli bir pazar kahvaltısından sonra odama çekilip dünden beri boşaltmaya fırsat bulamadığım valizimi boşalttım. Sonra odama bi çeki düzen verip kendimi banyoya attım. Çıktıktan sonra üzerime siyah taytımla pembe tişörtümü geçirdim. Saçlarımı tarayıp topuz yaptım. Biraz kedim Milka'yla ilgilendikten sonra oturma odasına geçtim. Babamla Merih'i göremeyince anneme nerede olduklarını sordum. Babam esnaf arkadaşlarını ziyaret etmek için dışarı çıkmış, Merih'i de arkadaşları çağırmıştı. Televizyona baktığımda annemin en sevdiği dizinin tekrarının olduğunu gördüm. Bu boşluğu fırsat bilerek balkonda bir kitap kahve keyfi yapmaya karar verdim. Tabi balkona çıktığımda balkonda bir kilim bile olmadığını görünce önce bir kilim buldum ve sonra sökük olan balkon salıncağını birleştirmeye başladım. Bir yandan şarkı söyleyince iş daha çabuk hallolmuştu ya da bana öyle gelmişti. Sonunda kahvemi ve kitabımı elime alıp balkondaki yerime kuruldum.
BERA GÜLER
Sabah sabah annemi kahvaltı için patates kızartması yapmaya ikna etmek kolay olamıştı ama şimdi o zorluğun ödülünü yiyordum. İyice doyduktan sonra anneme sofra toplamasında yardım ettim. Ardından odama geçip yarım kalan baykuş resmini çizmeye koyuldum. Henüz bitirmemişken Buğra aradı. "Efendim." diyerek açtım telefonu.
-N'apıyosun kanka?
-Resim çiziyorum. Sen?
-Oturuyom bende. Bırak şimdi resim çizmeyi de bize gel. Laflarız azcık.
-Resmi bitiriverim de öyle gelim.
-Ya boşver resmi sonra çizersin, gel işte.
-Peki madem geliyorum.
-Tamam, çabuk ol. Görüşürüz.
-Hadi görüşürüz.
Bi duş aldıktan sonra giyinip saçlarımı kuruttum ve biraz da şekil verdim. Önce anneme haber verdim sonra Buğra'nın evinin yolunu tuttum. Oraya vardığımda koyu bir sohbete daldık. Öğlen olduğunda acıkınca Buğra'ya,
-Hadi bi şeyler yiyelim kanka, acıktım ben , dedim.
-Ne yiyelim?
-Ne var?
-Hazır pizza var onu fırına atarım 10 dakikada olur.
-Hadi madem git at fırına pizzayı. Acele et ama çok acıktım.
-Tamam sen çık bahçeye 10 dakikaya ordayım.
O mutfağa doğru giderken ben de bahçeye çıktım. Bahçeleri ufak ama şirindi. Ayrıca komşularının bahçesiyle birleşik sayılırdı. Arada sadece küçük bir çit vardı. Ve iki bahçeyi birbirine bağlayan bir kapı...
Bahçedeki koltuklardan birine oturduktan bir iki dakika sonra bir ses duydum. Huzur verici bir sesti bu ses. Sesin geldiği yöne bakınca komşu evin balkonunda pembe tişörtlü bi kız gördüm. Balkonda bir şeyleri düzenliyordu. Bir yandan da şarkı söylüyordu. Gül Rengi şarkısının daha önce böylesine huzur verici bir şarkı olduğunu bilmiyordum. Onun sesi öylesine huzur vericiydi ki... Yüzünün de sesinden kalır yanı yoktu. Nasıl güzel bir kızdı. Pembe de ne çok yakışmıştı ona. Aslında pembe rengini hiç bir kıza yaykıştıramamıştım daha önce. İlk defa bi kıza bu kadar yakıştırıyordum. İşinin bitmesine yakın nakaratı tekrar söyledi "Havasından suyundan aşk damlayan Yarim var gül renginde
Dünyaları verseler kar etmez
Olmaz ki sen denginde..."
Bu huzur verici konser onun işini bitirip içeri girmesiyle son buldu. Aslında onu sabaha kadar dinleyebilirdim. O kadar güzeldi ki... Hem sesi hem yüzü... Daha önce kimseden böylesine etkilenmemiştim.
Ben dalgın dalgın o kızı düşünürken elinde tepsiyle Buğra geldi. İkimize de birer porsiyon pizza ısıtmış yanına da domates salatalık doğrayıp birer bardak kola koymuştu. Ben pizzamı yarıladığımda onun yine balkona çıktığını gördüm. Elinde bi bardak ve kitap vardı. Az önce kurduğu salıncağa oturdu ve elindeki bardağı mermere koydu. O kitap okumaya başladığında ben de Buğra'ya döndüm:
-Şşt. Şurdaki kız kim? İlk defa görüyorum burda.
-O, komşunun kızı.
-E daha önce niye görmedim ki ben onu?
-Ha, o şeyden dolayı kanka... Onlar buraya 2,5 - 3 ay önce taşındılar. Biz de senle o sıralar dargındık. Sonra sen tatile çıktın. Senin dönmene bir iki gün kala o tatile çıktı. Daha dün döndü tatilden. Bir aydır tatildeydi.
-İyi bakalım, diyerek elime kolamı alıp arkama yaslandım ve o kıza bakmaya devam ettim. Benim kıza hayran hayran baktığımı gören Buğra "Hayırdır, ne iş?" diye sorunca kendimi toparlayıp "Ne, ne iş? Yok bi şey. Öylesine sordum. Burda ilk defa görünce merak ettim, ondan." dedim. Tabii Buğra durumu az çok anladı ama konuyu gülerek geçiştirdi "İyi bakalım öyle olsun."
HAYAL
Kahvemin bitmesiyle Milka'nın yanıma gelmesi bir oldu. Onu biraz sevince hemen mayıştı ve uykuya daldı. Ben tam kitabıma dönecekken annemin bana seslendiğini duydum "Hayaal, koş telefonun çalıyo." Koşarak odama gittim ve telefonumu elime aldım. Asya görüntülü arıyordu. Açınca bana bi dakka diye işaret yaptı ve konuşmaya Hakan'ı da ekledi.
A: Eee, napıyonuz kankitolar?
Ben: Kankito ne yaa..
H: Hakkaten kızım kankito ne allahaşkına insan kankeytoşko falan der (!) Dimi kız Hayal?
Ben: Aynen aynen. Hatta sen direk aşkım de kanka sana serbest. Hahaha.
A: Susun be size hâl hatır soranda kabahat.
Ben: Ha şunu bileydin. 🙂
H: Ee napıyonuz bakalım.
Ben: Ben keyif yapıyom, siz?
A: Ben evden çıkıcam beş dakikaya. Kafeye gelin de buluşalım hadi.
H: Valla iyi olur. Otur otur patladım evde. Bende 10 - 15 dakikaya çıkarım o zaman evden.
Ben: Beni hiç karıştırmayın. Daha yeni döndüm tatilden. Bu gün ful dinlenicem. Yarın okul başlıyo zaten okulda görüşürüz.
A: Ya ben zaten senle görüşmek için gidiyorum kafeye. Hadi giyin de çık evden.
Ben: Ya off uyicam ben bırak beni.
H: Hadisene Hayal ya. Kalk hadi. Hem biliyosun ki ben sizle aynı okulda değilim ve yarın işlerim var. O yüzden bugün buluşuyoruz.
A: Bak gelirsen sana pasta ısmarlicam istediğinden. Hadi gel.
Ben: Bi dakka bi dakka. Ben yanlış mı duydum yoksa sen bana pasta mı ısmarlicaksın? Hakan pasta ısmarlicam dedi değil mi? Ben doğru anladım?..
H: Dedi dedi. Bende duydum. Ismarlicam dedi.
Ben: Başımıza taş yağacak. Bugüne kadar bi sakız bile ısmarlamayan Asya bana pasta ısmarlayacak. Yok daha neler...
H: Asya kankam bana da ısmarlarsın değil mi? Böyle bi fırsatı kaçıramam.
A: Beleşçi! Hayal'i ikna edersen olabilir.
Ben: Hadi bay bay. Hazırlanıcam ben, diyip telefonu kapattım.
Kırmızı kareli kısakollumu ve kotumu giyip üstüme beyaz dantelli yeleğimi aldım. Saçlarımı saldığımda tam istediğim şekle girdiğini görünce fön makinesini çalıştırmak zorunda kalmadığıma sevindim. Çantama bi kaç şey koyup oturma odasına geçtim. Anneme haber verip evden çıktım.
Kafeye vardığımda ikiside gelmemişti. Kendime bir karamelli latte sipariş ettim ve onları beklemeye koyuldum. Lattemin masaya gelmesiyle Asya'nın "Kankammm." diyerek ayı gibi sarılması bir oldu. Geldiğini bile görmemiştim. Nefessiz kalınca "Bıraaak!" diye çırpınmaya başladım. Tam o sırada Hakan gelip beni Asya'nın ellerinden kurtardı. Hakan'a teşekkür ettikten sonra Asya'ya dönüp "Bunun hesabını iki porsiyonla ödeyeceksin." dedim. Pastaların siparişini verdikten sonra koyu bir sohbete daldık...
H: Size haftaya bir sürprizim var. Çok şaşıracaksınız.
A: Ne sürprizi!? Söyle yoksa pıçaklarım bak seni.
Ben: Yalnız "pıçaklarsan" hiç öğrenemezsin kanka.
H: Azcık meraklanın. 😏
A: İkinizde çok pisliksiniz ya.
...
Arkadaşlarımla hasret giderdikten sonra markete gidip biraz Karam stoğu yaptım. Eve vardığımda üstümü değiştirip mutfağa geçtim. Annemin yemek yaptığını görünce ona yardım ettim. Akşam yemeğinden sonra odama çekilip biraz kitap okudum. Ardından ertesi gün giyeceklerimi ve çantamı hazırlayıp telefonuma alarm koydum. Bir duş alıp çıktıktan sonra sınıf grubuna mesaj attım. "Hey millet, yarın formayla gelen olursa keserim bak!🔪😛" . Zaten okulun ilk günü kim formayla gelirdi ki. Olumlu tepkiler alınca ışığı söndürüp derin bir uykuya daldım.
BERA
Buğralarda biraz daha zaman geçirdikten sonra eve gittim. Annemi sofra kurarken görünce "Kolay gelsin Melike Sultan." diyip yanağından öpüverdim. Ben bi hızla merdivenlerden çıkarken annem yanağından öpmemin şaşkınlığıyla arkamdan gülerek "Aa! Hayırdır, ne bu mutluluk!? Manyak çocuk." dedi. Cidden mutluluğum bu kadar belli oluyor muydu? Ayrıca ben neden bu kadar mutluydum? Sıradan bir gündü sonuçta. Sebebi neydi bu mutluluğun? O kız mıydı yoksa? İstemsiz gülmelerimin, heyecanlı hareketlerimin sebebi o kız mıydı? Bunları düşünürken bile gülümsememe engel olamıyordum...
Kafamı dağıtmak için telefonuma sarıldığımda annem aşağıdan bana seslendi. Yemeğe çağırıyordu.
Yemek yedikten sonra odama, resmimi tamamlamaya gittim. Resmim bittikten sonra biraz telefon oynayıp uykuya daldım...
HAYAL
Sabah alarmımla kalktığımda uykumu aldığımı fark ederek güneşe gülümsedim. Yüzümü yıkayıp aşağıya indim. Annemin sofra kurmasına yardım ettikten sonra Merih'i uyandırmaya gittim. İşte dünkü öcümü almak için fırsat! Elimde su dolu sürahiyle onun odasına gittim. Ah benim canım (!) kardeşim... Nasıl da mışıl mışıl uyuyordu. Ama şimdi o tatlı rüyadan uyanmak zorunda. Sürahiyi birden çevirip suyu yüzüne onun tabiriyle "boca ettim." O bi hızla yataktan kalkarken bense yere yatmış gülmekten iki büklüm olmuştum. İşte öc böyle alınır. O bi sinirle banyoya giderken arkasından seslendim "Yüzünü yıkamana gerek kalmamıştı aslında, ben güzelce yıkadım ablacım."
Ben aşağıya indiğimde babam kahvaltısına başlamıştı bile. "Günaydııın." diyerek masaya oturdum. Anneme dönerek "Oğlunu kaldırdım." dediğimde annem şaşırarak "Nasıl başardın iki dakikada?" diye sordu. "Geldiğinde anlarsın." diyip kahvaltıma başladım. 5 - 10 saniye sonra Merih odaya omuzlarına kadar ıslanmış bi halde mutsuz mutsuz "Günaydın." diyerek girdi. Annemle babam onun o halini görünce gülmeye başladılar. Bende şaheserimle gurur duyarak "Sanada günaydın canım kardeşim. Bugün nasılsın bakalım?" dedim. O da bana dil çıkartarak masaya oturdu ve kahvaltısını yapmaya başladı.
Kahvaltıdan sonra odama gidip üstümü değiştirdim ve saçımı tarayıp kahküllerim önde kalıcak şekilde bağladım. Beyaz spor ayakkabılarımı giyip çantama da bir kaç bir şey koyup evden çıktım.
Okula giderken kulağıma kulaklığımı takıp müzik dinlemeye başladım. Okula varmak üzereyken ne olduğunu bile anlamdan kendimi yerde buldum. Ve son duyduğum ses motor sesine benziyordu.
HAYAL AĞCA
Yanıbaşımda çalan çalarsaati kapattıktan sonra tatlı mı tatlı uykuma geri döndüm. Tabii hayata geri dönmeme sadece üç dakika kaldığını bilmiyordum. Yüzüme gölge düştüğünü hissettiğimde sol gözümü hafifçe araladım ve hemen başucumda elinde bir sürahi dolusu suyla dikilen Merihle karşılaştım. O bana pis pis sırıtırken ben "Sakın yapmaa!!" diye bağırdım. O hâlâ sırıtırken "Aşkolsun ablacığım ben hiç öyle şey yapar mıyım? Hem hangi kardeş ablasının üstüne su döker ki?" diye dalga geçti. Pis işte n'olacak. Bende en gıcık tavrımı takınarak "Tabi sen dünyanın en iyi kardeşisin hiç yapar mısın öyle şey? Sen o suyu zaten benim içmem için getirmiş olmalısın değil mi benim canım(!) kardeşim?" diye laf attığmda o da bana cevaben "Evvvet doğru tahmin. Senin ve cildinin bu sudan yararlanması lazım. O yüzden ben dünyanın en iyi kardeşi olarak senin üstüne dökmüyorum. Senin yüzüne boca ediyorum." diyerek tüm suyu yüzüme boşalttı. Tabii bu durumda bende boş durur muyum. Onun benden beklemediği bir çeviklikle boşta olan elini alıp aynı hızla sürahinin içine soktum. Yaşasın kötülükkk. Nihahahhah. O bir yandan elini sürahiden çıkartmaya çalışırken bir yandanda bu sabahki Ulusal Kardeş Savaşları'nın kaybedeni olduğu için homurdanıyordu.
Merih'i odamdan kovaladıktan sonra elimi yüzümü yıkadım ve mutfağa, annemin yanına indim. Mutfağa girerken aldığım kokuyla şaştım kaldım. Annem sabah sabah börek mi yapmıştı, yoksa bana mı öyle geliyordu? Annemin arkasında durup çenemi onun omzuna yaslayarak "Oo Sema Hanım, sabah sabah döktürmüşünüz yine. Nedir bunun sebebi sorabilir miyim acaba?" dedim. Gülerek ocağın yanına gitti ve "Benim biricik kızım tatilden yeni dönmüş, bir aydır yoktu, özlemiştir diye düşündüm." dedi. Bi hızla gidip boynuna sarıldım. "Bi tanesin sen. Özlemez olur muyum hiç! Ben senin her yemeğini özledim." dememle Merih'in hem mutfağa hem lafa dalması bir oldu:
-Iyyy, sevgi pıtırcıkları sizi...İğrenç(!)
Ben:
-Kıskanma be. Şurda özlem gideriyoz bi dur.
Annem:
-Aa. Benim kıskanç bi oğlum varmışta haberim yokmuş. Gel buraya seni sevgi pıtırcığı, diyerek Merih'i kolundan tutup kendine çekti ve ikimize birden sıkı sıkıya sarıldı. Sonra biraz geri çekilerek "Hadi bakalım sen babanı uyandırıyosun, sen de sofrayı kuruyosun." diyip çayı demlemeye koyuldu. Kardeşim mutfaktan çıkarken bende anneme dönüp "Yer sofrası kursam olur mu?" diye sordum ve annemin onaylamasıyla işe koyuldum.
Keyifli bir pazar kahvaltısından sonra odama çekilip dünden beri boşaltmaya fırsat bulamadığım valizimi boşalttım. Sonra odama bi çeki düzen verip kendimi banyoya attım. Çıktıktan sonra üzerime siyah taytımla pembe tişörtümü geçirdim. Saçlarımı tarayıp topuz yaptım. Biraz kedim Milka'yla ilgilendikten sonra oturma odasına geçtim. Babamla Merih'i göremeyince anneme nerede olduklarını sordum. Babam esnaf arkadaşlarını ziyaret etmek için dışarı çıkmış, Merih'i de arkadaşları çağırmıştı. Televizyona baktığımda annemin en sevdiği dizinin tekrarının olduğunu gördüm. Bu boşluğu fırsat bilerek balkonda bir kitap kahve keyfi yapmaya karar verdim. Tabi balkona çıktığımda balkonda bir kilim bile olmadığını görünce önce bir kilim buldum ve sonra sökük olan balkon salıncağını birleştirmeye başladım. Bir yandan şarkı söyleyince iş daha çabuk hallolmuştu ya da bana öyle gelmişti. Sonunda kahvemi ve kitabımı elime alıp balkondaki yerime kuruldum.
BERA GÜLER
Sabah sabah annemi kahvaltı için patates kızartması yapmaya ikna etmek kolay olamıştı ama şimdi o zorluğun ödülünü yiyordum. İyice doyduktan sonra anneme sofra toplamasında yardım ettim. Ardından odama geçip yarım kalan baykuş resmini çizmeye koyuldum. Henüz bitirmemişken Buğra aradı. "Efendim." diyerek açtım telefonu.
-N'apıyosun kanka?
-Resim çiziyorum. Sen?
-Oturuyom bende. Bırak şimdi resim çizmeyi de bize gel. Laflarız azcık.
-Resmi bitiriverim de öyle gelim.
-Ya boşver resmi sonra çizersin, gel işte.
-Peki madem geliyorum.
-Tamam, çabuk ol. Görüşürüz.
-Hadi görüşürüz.
Bi duş aldıktan sonra giyinip saçlarımı kuruttum ve biraz da şekil verdim. Önce anneme haber verdim sonra Buğra'nın evinin yolunu tuttum. Oraya vardığımda koyu bir sohbete daldık. Öğlen olduğunda acıkınca Buğra'ya,
-Hadi bi şeyler yiyelim kanka, acıktım ben , dedim.
-Ne yiyelim?
-Ne var?
-Hazır pizza var onu fırına atarım 10 dakikada olur.
-Hadi madem git at fırına pizzayı. Acele et ama çok acıktım.
-Tamam sen çık bahçeye 10 dakikaya ordayım.
O mutfağa doğru giderken ben de bahçeye çıktım. Bahçeleri ufak ama şirindi. Ayrıca komşularının bahçesiyle birleşik sayılırdı. Arada sadece küçük bir çit vardı. Ve iki bahçeyi birbirine bağlayan bir kapı...
Bahçedeki koltuklardan birine oturduktan bir iki dakika sonra bir ses duydum. Huzur verici bir sesti bu ses. Sesin geldiği yöne bakınca komşu evin balkonunda pembe tişörtlü bi kız gördüm. Balkonda bir şeyleri düzenliyordu. Bir yandan da şarkı söylüyordu. Gül Rengi şarkısının daha önce böylesine huzur verici bir şarkı olduğunu bilmiyordum. Onun sesi öylesine huzur vericiydi ki... Yüzünün de sesinden kalır yanı yoktu. Nasıl güzel bir kızdı. Pembe de ne çok yakışmıştı ona. Aslında pembe rengini hiç bir kıza yaykıştıramamıştım daha önce. İlk defa bi kıza bu kadar yakıştırıyordum. İşinin bitmesine yakın nakaratı tekrar söyledi "Havasından suyundan aşk damlayan Yarim var gül renginde
Dünyaları verseler kar etmez
Olmaz ki sen denginde..."
Bu huzur verici konser onun işini bitirip içeri girmesiyle son buldu. Aslında onu sabaha kadar dinleyebilirdim. O kadar güzeldi ki... Hem sesi hem yüzü... Daha önce kimseden böylesine etkilenmemiştim.
Ben dalgın dalgın o kızı düşünürken elinde tepsiyle Buğra geldi. İkimize de birer porsiyon pizza ısıtmış yanına da domates salatalık doğrayıp birer bardak kola koymuştu. Ben pizzamı yarıladığımda onun yine balkona çıktığını gördüm. Elinde bi bardak ve kitap vardı. Az önce kurduğu salıncağa oturdu ve elindeki bardağı mermere koydu. O kitap okumaya başladığında ben de Buğra'ya döndüm:
-Şşt. Şurdaki kız kim? İlk defa görüyorum burda.
-O, komşunun kızı.
-E daha önce niye görmedim ki ben onu?
-Ha, o şeyden dolayı kanka... Onlar buraya 2,5 - 3 ay önce taşındılar. Biz de senle o sıralar dargındık. Sonra sen tatile çıktın. Senin dönmene bir iki gün kala o tatile çıktı. Daha dün döndü tatilden. Bir aydır tatildeydi.
-İyi bakalım, diyerek elime kolamı alıp arkama yaslandım ve o kıza bakmaya devam ettim. Benim kıza hayran hayran baktığımı gören Buğra "Hayırdır, ne iş?" diye sorunca kendimi toparlayıp "Ne, ne iş? Yok bi şey. Öylesine sordum. Burda ilk defa görünce merak ettim, ondan." dedim. Tabii Buğra durumu az çok anladı ama konuyu gülerek geçiştirdi "İyi bakalım öyle olsun."
HAYAL
Kahvemin bitmesiyle Milka'nın yanıma gelmesi bir oldu. Onu biraz sevince hemen mayıştı ve uykuya daldı. Ben tam kitabıma dönecekken annemin bana seslendiğini duydum "Hayaal, koş telefonun çalıyo." Koşarak odama gittim ve telefonumu elime aldım. Asya görüntülü arıyordu. Açınca bana bi dakka diye işaret yaptı ve konuşmaya Hakan'ı da ekledi.
A: Eee, napıyonuz kankitolar?
Ben: Kankito ne yaa..
H: Hakkaten kızım kankito ne allahaşkına insan kankeytoşko falan der (!) Dimi kız Hayal?
Ben: Aynen aynen. Hatta sen direk aşkım de kanka sana serbest. Hahaha.
A: Susun be size hâl hatır soranda kabahat.
Ben: Ha şunu bileydin. 🙂
H: Ee napıyonuz bakalım.
Ben: Ben keyif yapıyom, siz?
A: Ben evden çıkıcam beş dakikaya. Kafeye gelin de buluşalım hadi.
H: Valla iyi olur. Otur otur patladım evde. Bende 10 - 15 dakikaya çıkarım o zaman evden.
Ben: Beni hiç karıştırmayın. Daha yeni döndüm tatilden. Bu gün ful dinlenicem. Yarın okul başlıyo zaten okulda görüşürüz.
A: Ya ben zaten senle görüşmek için gidiyorum kafeye. Hadi giyin de çık evden.
Ben: Ya off uyicam ben bırak beni.
H: Hadisene Hayal ya. Kalk hadi. Hem biliyosun ki ben sizle aynı okulda değilim ve yarın işlerim var. O yüzden bugün buluşuyoruz.
A: Bak gelirsen sana pasta ısmarlicam istediğinden. Hadi gel.
Ben: Bi dakka bi dakka. Ben yanlış mı duydum yoksa sen bana pasta mı ısmarlicaksın? Hakan pasta ısmarlicam dedi değil mi? Ben doğru anladım?..
H: Dedi dedi. Bende duydum. Ismarlicam dedi.
Ben: Başımıza taş yağacak. Bugüne kadar bi sakız bile ısmarlamayan Asya bana pasta ısmarlayacak. Yok daha neler...
H: Asya kankam bana da ısmarlarsın değil mi? Böyle bi fırsatı kaçıramam.
A: Beleşçi! Hayal'i ikna edersen olabilir.
Ben: Hadi bay bay. Hazırlanıcam ben, diyip telefonu kapattım.
Kırmızı kareli kısakollumu ve kotumu giyip üstüme beyaz dantelli yeleğimi aldım. Saçlarımı saldığımda tam istediğim şekle girdiğini görünce fön makinesini çalıştırmak zorunda kalmadığıma sevindim. Çantama bi kaç şey koyup oturma odasına geçtim. Anneme haber verip evden çıktım.
Kafeye vardığımda ikiside gelmemişti. Kendime bir karamelli latte sipariş ettim ve onları beklemeye koyuldum. Lattemin masaya gelmesiyle Asya'nın "Kankammm." diyerek ayı gibi sarılması bir oldu. Geldiğini bile görmemiştim. Nefessiz kalınca "Bıraaak!" diye çırpınmaya başladım. Tam o sırada Hakan gelip beni Asya'nın ellerinden kurtardı. Hakan'a teşekkür ettikten sonra Asya'ya dönüp "Bunun hesabını iki porsiyonla ödeyeceksin." dedim. Pastaların siparişini verdikten sonra koyu bir sohbete daldık...
H: Size haftaya bir sürprizim var. Çok şaşıracaksınız.
A: Ne sürprizi!? Söyle yoksa pıçaklarım bak seni.
Ben: Yalnız "pıçaklarsan" hiç öğrenemezsin kanka.
H: Azcık meraklanın. 😏
A: İkinizde çok pisliksiniz ya.
...
Arkadaşlarımla hasret giderdikten sonra markete gidip biraz Karam stoğu yaptım. Eve vardığımda üstümü değiştirip mutfağa geçtim. Annemin yemek yaptığını görünce ona yardım ettim. Akşam yemeğinden sonra odama çekilip biraz kitap okudum. Ardından ertesi gün giyeceklerimi ve çantamı hazırlayıp telefonuma alarm koydum. Bir duş alıp çıktıktan sonra sınıf grubuna mesaj attım. "Hey millet, yarın formayla gelen olursa keserim bak!🔪😛" . Zaten okulun ilk günü kim formayla gelirdi ki. Olumlu tepkiler alınca ışığı söndürüp derin bir uykuya daldım.
BERA
Buğralarda biraz daha zaman geçirdikten sonra eve gittim. Annemi sofra kurarken görünce "Kolay gelsin Melike Sultan." diyip yanağından öpüverdim. Ben bi hızla merdivenlerden çıkarken annem yanağından öpmemin şaşkınlığıyla arkamdan gülerek "Aa! Hayırdır, ne bu mutluluk!? Manyak çocuk." dedi. Cidden mutluluğum bu kadar belli oluyor muydu? Ayrıca ben neden bu kadar mutluydum? Sıradan bir gündü sonuçta. Sebebi neydi bu mutluluğun? O kız mıydı yoksa? İstemsiz gülmelerimin, heyecanlı hareketlerimin sebebi o kız mıydı? Bunları düşünürken bile gülümsememe engel olamıyordum...
Kafamı dağıtmak için telefonuma sarıldığımda annem aşağıdan bana seslendi. Yemeğe çağırıyordu.
Yemek yedikten sonra odama, resmimi tamamlamaya gittim. Resmim bittikten sonra biraz telefon oynayıp uykuya daldım...
HAYAL
Sabah alarmımla kalktığımda uykumu aldığımı fark ederek güneşe gülümsedim. Yüzümü yıkayıp aşağıya indim. Annemin sofra kurmasına yardım ettikten sonra Merih'i uyandırmaya gittim. İşte dünkü öcümü almak için fırsat! Elimde su dolu sürahiyle onun odasına gittim. Ah benim canım (!) kardeşim... Nasıl da mışıl mışıl uyuyordu. Ama şimdi o tatlı rüyadan uyanmak zorunda. Sürahiyi birden çevirip suyu yüzüne onun tabiriyle "boca ettim." O bi hızla yataktan kalkarken bense yere yatmış gülmekten iki büklüm olmuştum. İşte öc böyle alınır. O bi sinirle banyoya giderken arkasından seslendim "Yüzünü yıkamana gerek kalmamıştı aslında, ben güzelce yıkadım ablacım."
Ben aşağıya indiğimde babam kahvaltısına başlamıştı bile. "Günaydııın." diyerek masaya oturdum. Anneme dönerek "Oğlunu kaldırdım." dediğimde annem şaşırarak "Nasıl başardın iki dakikada?" diye sordu. "Geldiğinde anlarsın." diyip kahvaltıma başladım. 5 - 10 saniye sonra Merih odaya omuzlarına kadar ıslanmış bi halde mutsuz mutsuz "Günaydın." diyerek girdi. Annemle babam onun o halini görünce gülmeye başladılar. Bende şaheserimle gurur duyarak "Sanada günaydın canım kardeşim. Bugün nasılsın bakalım?" dedim. O da bana dil çıkartarak masaya oturdu ve kahvaltısını yapmaya başladı.
Kahvaltıdan sonra odama gidip üstümü değiştirdim ve saçımı tarayıp kahküllerim önde kalıcak şekilde bağladım. Beyaz spor ayakkabılarımı giyip çantama da bir kaç bir şey koyup evden çıktım.
Okula giderken kulağıma kulaklığımı takıp müzik dinlemeye başladım. Okula varmak üzereyken ne olduğunu bile anlamdan kendimi yerde buldum. Ve son duyduğum ses motor sesine benziyordu.
HAYAL AĞCA
Yanıbaşımda çalan çalarsaati kapattıktan sonra tatlı mı tatlı uykuma geri döndüm. Tabii hayata geri dönmeme sadece üç dakika kaldığını bilmiyordum. Yüzüme gölge düştüğünü hissettiğimde sol gözümü hafifçe araladım ve hemen başucumda elinde bir sürahi dolusu suyla dikilen Merihle karşılaştım. O bana pis pis sırıtırken ben "Sakın yapmaa!!" diye bağırdım. O hâlâ sırıtırken "Aşkolsun ablacığım ben hiç öyle şey yapar mıyım? Hem hangi kardeş ablasının üstüne su döker ki?" diye dalga geçti. Pis işte n'olacak. Bende en gıcık tavrımı takınarak "Tabi sen dünyanın en iyi kardeşisin hiç yapar mısın öyle şey? Sen o suyu zaten benim içmem için getirmiş olmalısın değil mi benim canım(!) kardeşim?" diye laf attığmda o da bana cevaben "Evvvet doğru tahmin. Senin ve cildinin bu sudan yararlanması lazım. O yüzden ben dünyanın en iyi kardeşi olarak senin üstüne dökmüyorum. Senin yüzüne boca ediyorum." diyerek tüm suyu yüzüme boşalttı. Tabii bu durumda bende boş durur muyum. Onun benden beklemediği bir çeviklikle boşta olan elini alıp aynı hızla sürahinin içine soktum. Yaşasın kötülükkk. Nihahahhah. O bir yandan elini sürahiden çıkartmaya çalışırken bir yandanda bu sabahki Ulusal Kardeş Savaşları'nın kaybedeni olduğu için homurdanıyordu.
Merih'i odamdan kovaladıktan sonra elimi yüzümü yıkadım ve mutfağa, annemin yanına indim. Mutfağa girerken aldığım kokuyla şaştım kaldım. Annem sabah sabah börek mi yapmıştı, yoksa bana mı öyle geliyordu? Annemin arkasında durup çenemi onun omzuna yaslayarak "Oo Sema Hanım, sabah sabah döktürmüşünüz yine. Nedir bunun sebebi sorabilir miyim acaba?" dedim. Gülerek ocağın yanına gitti ve "Benim biricik kızım tatilden yeni dönmüş, bir aydır yoktu, özlemiştir diye düşündüm." dedi. Bi hızla gidip boynuna sarıldım. "Bi tanesin sen. Özlemez olur muyum hiç! Ben senin her yemeğini özledim." dememle Merih'in hem mutfağa hem lafa dalması bir oldu:
-Iyyy, sevgi pıtırcıkları sizi...İğrenç(!)
Ben:
-Kıskanma be. Şurda özlem gideriyoz bi dur.
Annem:
-Aa. Benim kıskanç bi oğlum varmışta haberim yokmuş. Gel buraya seni sevgi pıtırcığı, diyerek Merih'i kolundan tutup kendine çekti ve ikimize birden sıkı sıkıya sarıldı. Sonra biraz geri çekilerek "Hadi bakalım sen babanı uyandırıyosun, sen de sofrayı kuruyosun." diyip çayı demlemeye koyuldu. Kardeşim mutfaktan çıkarken bende anneme dönüp "Yer sofrası kursam olur mu?" diye sordum ve annemin onaylamasıyla işe koyuldum.
Keyifli bir pazar kahvaltısından sonra odama çekilip dünden beri boşaltmaya fırsat bulamadığım valizimi boşalttım. Sonra odama bi çeki düzen verip kendimi banyoya attım. Çıktıktan sonra üzerime siyah taytımla pembe tişörtümü geçirdim. Saçlarımı tarayıp topuz yaptım. Biraz kedim Milka'yla ilgilendikten sonra oturma odasına geçtim. Babamla Merih'i göremeyince anneme nerede olduklarını sordum. Babam esnaf arkadaşlarını ziyaret etmek için dışarı çıkmış, Merih'i de arkadaşları çağırmıştı. Televizyona baktığımda annemin en sevdiği dizinin tekrarının olduğunu gördüm. Bu boşluğu fırsat bilerek balkonda bir kitap kahve keyfi yapmaya karar verdim. Tabi balkona çıktığımda balkonda bir kilim bile olmadığını görünce önce bir kilim buldum ve sonra sökük olan balkon salıncağını birleştirmeye başladım. Bir yandan şarkı söyleyince iş daha çabuk hallolmuştu ya da bana öyle gelmişti. Sonunda kahvemi ve kitabımı elime alıp balkondaki yerime kuruldum.
BERA GÜLER
Sabah sabah annemi kahvaltı için patates kızartması yapmaya ikna etmek kolay olamıştı ama şimdi o zorluğun ödülünü yiyordum. İyice doyduktan sonra anneme sofra toplamasında yardım ettim. Ardından odama geçip yarım kalan baykuş resmini çizmeye koyuldum. Henüz bitirmemişken Buğra aradı. "Efendim." diyerek açtım telefonu.
-N'apıyosun kanka?
-Resim çiziyorum. Sen?
-Oturuyom bende. Bırak şimdi resim çizmeyi de bize gel. Laflarız azcık.
-Resmi bitiriverim de öyle gelim.
-Ya boşver resmi sonra çizersin, gel işte.
-Peki madem geliyorum.
-Tamam, çabuk ol. Görüşürüz.
-Hadi görüşürüz.
Bi duş aldıktan sonra giyinip saçlarımı kuruttum ve biraz da şekil verdim. Önce anneme haber verdim sonra Buğra'nın evinin yolunu tuttum. Oraya vardığımda koyu bir sohbete daldık. Öğlen olduğunda acıkınca Buğra'ya,
-Hadi bi şeyler yiyelim kanka, acıktım ben , dedim.
-Ne yiyelim?
-Ne var?
-Hazır pizza var onu fırına atarım 10 dakikada olur.
-Hadi madem git at fırına pizzayı. Acele et ama çok acıktım.
-Tamam sen çık bahçeye 10 dakikaya ordayım.
O mutfağa doğru giderken ben de bahçeye çıktım. Bahçeleri ufak ama şirindi. Ayrıca komşularının bahçesiyle birleşik sayılırdı. Arada sadece küçük bir çit vardı. Ve iki bahçeyi birbirine bağlayan bir kapı...
Bahçedeki koltuklardan birine oturduktan bir iki dakika sonra bir ses duydum. Huzur verici bir sesti bu ses. Sesin geldiği yöne bakınca komşu evin balkonunda pembe tişörtlü bi kız gördüm. Balkonda bir şeyleri düzenliyordu. Bir yandan da şarkı söylüyordu. Gül Rengi şarkısının daha önce böylesine huzur verici bir şarkı olduğunu bilmiyordum. Onun sesi öylesine huzur vericiydi ki... Yüzünün de sesinden kalır yanı yoktu. Nasıl güzel bir kızdı. Pembe de ne çok yakışmıştı ona. Aslında pembe rengini hiç bir kıza yaykıştıramamıştım daha önce. İlk defa bi kıza bu kadar yakıştırıyordum. İşinin bitmesine yakın nakaratı tekrar söyledi "Havasından suyundan aşk damlayan Yarim var gül renginde
Dünyaları verseler kar etmez
Olmaz ki sen denginde..."
Bu huzur verici konser onun işini bitirip içeri girmesiyle son buldu. Aslında onu sabaha kadar dinleyebilirdim. O kadar güzeldi ki... Hem sesi hem yüzü... Daha önce kimseden böylesine etkilenmemiştim.
Ben dalgın dalgın o kızı düşünürken elinde tepsiyle Buğra geldi. İkimize de birer porsiyon pizza ısıtmış yanına da domates salatalık doğrayıp birer bardak kola koymuştu. Ben pizzamı yarıladığımda onun yine balkona çıktığını gördüm. Elinde bi bardak ve kitap vardı. Az önce kurduğu salıncağa oturdu ve elindeki bardağı mermere koydu. O kitap okumaya başladığında ben de Buğra'ya döndüm:
-Şşt. Şurdaki kız kim? İlk defa görüyorum burda.
-O, komşunun kızı.
-E daha önce niye görmedim ki ben onu?
-Ha, o şeyden dolayı kanka... Onlar buraya 2,5 - 3 ay önce taşındılar. Biz de senle o sıralar dargındık. Sonra sen tatile çıktın. Senin dönmene bir iki gün kala o tatile çıktı. Daha dün döndü tatilden. Bir aydır tatildeydi.
-İyi bakalım, diyerek elime kolamı alıp arkama yaslandım ve o kıza bakmaya devam ettim. Benim kıza hayran hayran baktığımı gören Buğra "Hayırdır, ne iş?" diye sorunca kendimi toparlayıp "Ne, ne iş? Yok bi şey. Öylesine sordum. Burda ilk defa görünce merak ettim, ondan." dedim. Tabii Buğra durumu az çok anladı ama konuyu gülerek geçiştirdi "İyi bakalım öyle olsun."
HAYAL
Kahvemin bitmesiyle Milka'nın yanıma gelmesi bir oldu. Onu biraz sevince hemen mayıştı ve uykuya daldı. Ben tam kitabıma dönecekken annemin bana seslendiğini duydum "Hayaal, koş telefonun çalıyo." Koşarak odama gittim ve telefonumu elime aldım. Asya görüntülü arıyordu. Açınca bana bi dakka diye işaret yaptı ve konuşmaya Hakan'ı da ekledi.
A: Eee, napıyonuz kankitolar?
Ben: Kankito ne yaa..
H: Hakkaten kızım kankito ne allahaşkına insan kankeytoşko falan der (!) Dimi kız Hayal?
Ben: Aynen aynen. Hatta sen direk aşkım de kanka sana serbest. Hahaha.
A: Susun be size hâl hatır soranda kabahat.
Ben: Ha şunu bileydin. 🙂
H: Ee napıyonuz bakalım.
Ben: Ben keyif yapıyom, siz?
A: Ben evden çıkıcam beş dakikaya. Kafeye gelin de buluşalım hadi.
H: Valla iyi olur. Otur otur patladım evde. Bende 10 - 15 dakikaya çıkarım o zaman evden.
Ben: Beni hiç karıştırmayın. Daha yeni döndüm tatilden. Bu gün ful dinlenicem. Yarın okul başlıyo zaten okulda görüşürüz.
A: Ya ben zaten senle görüşmek için gidiyorum kafeye. Hadi giyin de çık evden.
Ben: Ya off uyicam ben bırak beni.
H: Hadisene Hayal ya. Kalk hadi. Hem biliyosun ki ben sizle aynı okulda değilim ve yarın işlerim var. O yüzden bugün buluşuyoruz.
A: Bak gelirsen sana pasta ısmarlicam istediğinden. Hadi gel.
Ben: Bi dakka bi dakka. Ben yanlış mı duydum yoksa sen bana pasta mı ısmarlicaksın? Hakan pasta ısmarlicam dedi değil mi? Ben doğru anladım?..
H: Dedi dedi. Bende duydum. Ismarlicam dedi.
Ben: Başımıza taş yağacak. Bugüne kadar bi sakız bile ısmarlamayan Asya bana pasta ısmarlayacak. Yok daha neler...
H: Asya kankam bana da ısmarlarsın değil mi? Böyle bi fırsatı kaçıramam.
A: Beleşçi! Hayal'i ikna edersen olabilir.
Ben: Hadi bay bay. Hazırlanıcam ben, diyip telefonu kapattım.
Kırmızı kareli kısakollumu ve kotumu giyip üstüme beyaz dantelli yeleğimi aldım. Saçlarımı saldığımda tam istediğim şekle girdiğini görünce fön makinesini çalıştırmak zorunda kalmadığıma sevindim. Çantama bi kaç şey koyup oturma odasına geçtim. Anneme haber verip evden çıktım.
Kafeye vardığımda ikiside gelmemişti. Kendime bir karamelli latte sipariş ettim ve onları beklemeye koyuldum. Lattemin masaya gelmesiyle Asya'nın "Kankammm." diyerek ayı gibi sarılması bir oldu. Geldiğini bile görmemiştim. Nefessiz kalınca "Bıraaak!" diye çırpınmaya başladım. Tam o sırada Hakan gelip beni Asya'nın ellerinden kurtardı. Hakan'a teşekkür ettikten sonra Asya'ya dönüp "Bunun hesabını iki porsiyonla ödeyeceksin." dedim. Pastaların siparişini verdikten sonra koyu bir sohbete daldık...
H: Size haftaya bir sürprizim var. Çok şaşıracaksınız.
A: Ne sürprizi!? Söyle yoksa pıçaklarım bak seni.
Ben: Yalnız "pıçaklarsan" hiç öğrenemezsin kanka.
H: Azcık meraklanın. 😏
A: İkinizde çok pisliksiniz ya.
...
Arkadaşlarımla hasret giderdikten sonra markete gidip biraz Karam stoğu yaptım. Eve vardığımda üstümü değiştirip mutfağa geçtim. Annemin yemek yaptığını görünce ona yardım ettim. Akşam yemeğinden sonra odama çekilip biraz kitap okudum. Ardından ertesi gün giyeceklerimi ve çantamı hazırlayıp telefonuma alarm koydum. Bir duş alıp çıktıktan sonra sınıf grubuna mesaj attım. "Hey millet, yarın formayla gelen olursa keserim bak!🔪😛" . Zaten okulun ilk günü kim formayla gelirdi ki. Olumlu tepkiler alınca ışığı söndürüp derin bir uykuya daldım.
BERA
Buğralarda biraz daha zaman geçirdikten sonra eve gittim. Annemi sofra kurarken görünce "Kolay gelsin Melike Sultan." diyip yanağından öpüverdim. Ben bi hızla merdivenlerden çıkarken annem yanağından öpmemin şaşkınlığıyla arkamdan gülerek "Aa! Hayırdır, ne bu mutluluk!? Manyak çocuk." dedi. Cidden mutluluğum bu kadar belli oluyor muydu? Ayrıca ben neden bu kadar mutluydum? Sıradan bir gündü sonuçta. Sebebi neydi bu mutluluğun? O kız mıydı yoksa? İstemsiz gülmelerimin, heyecanlı hareketlerimin sebebi o kız mıydı? Bunları düşünürken bile gülümsememe engel olamıyordum...
Kafamı dağıtmak için telefonuma sarıldığımda annem aşağıdan bana seslendi. Yemeğe çağırıyordu.
Yemek yedikten sonra odama, resmimi tamamlamaya gittim. Resmim bittikten sonra biraz telefon oynayıp uykuya daldım...
HAYAL
Sabah alarmımla kalktığımda uykumu aldığımı fark ederek güneşe gülümsedim. Yüzümü yıkayıp aşağıya indim. Annemin sofra kurmasına yardım ettikten sonra Merih'i uyandırmaya gittim. İşte dünkü öcümü almak için fırsat! Elimde su dolu sürahiyle onun odasına gittim. Ah benim canım (!) kardeşim... Nasıl da mışıl mışıl uyuyordu. Ama şimdi o tatlı rüyadan uyanmak zorunda. Sürahiyi birden çevirip suyu yüzüne onun tabiriyle "boca ettim." O bi hızla yataktan kalkarken bense yere yatmış gülmekten iki büklüm olmuştum. İşte öc böyle alınır. O bi sinirle banyoya giderken arkasından seslendim "Yüzünü yıkamana gerek kalmamıştı aslında, ben güzelce yıkadım ablacım."
Ben aşağıya indiğimde babam kahvaltısına başlamıştı bile. "Günaydııın." diyerek masaya oturdum. Anneme dönerek "Oğlunu kaldırdım." dediğimde annem şaşırarak "Nasıl başardın iki dakikada?" diye sordu. "Geldiğinde anlarsın." diyip kahvaltıma başladım. 5 - 10 saniye sonra Merih odaya omuzlarına kadar ıslanmış bi halde mutsuz mutsuz "Günaydın." diyerek girdi. Annemle babam onun o halini görünce gülmeye başladılar. Bende şaheserimle gurur duyarak "Sanada günaydın canım kardeşim. Bugün nasılsın bakalım?" dedim. O da bana dil çıkartarak masaya oturdu ve kahvaltısını yapmaya başladı.
Kahvaltıdan sonra odama gidip üstümü değiştirdim ve saçımı tarayıp kahküllerim önde kalıcak şekilde bağladım. Beyaz spor ayakkabılarımı giyip çantama da bir kaç bir şey koyup evden çıktım.
Okula giderken kulağıma kulaklığımı takıp müzik dinlemeye başladım. Okula varmak üzereyken ne olduğunu bile anlamdan kendimi yerde buldum. Ve son duyduğum ses motor sesine benziyordu.
HAYAL AĞCA
Yanıbaşımda çalan çalarsaati kapattıktan sonra tatlı mı tatlı uykuma geri döndüm. Tabii hayata geri dönmeme sadece üç dakika kaldığını bilmiyordum. Yüzüme gölge düştüğünü hissettiğimde sol gözümü hafifçe araladım ve hemen başucumda elinde bir sürahi dolusu suyla dikilen Merihle karşılaştım. O bana pis pis sırıtırken ben "Sakın yapmaa!!" diye bağırdım. O hâlâ sırıtırken "Aşkolsun ablacığım ben hiç öyle şey yapar mıyım? Hem hangi kardeş ablasının üstüne su döker ki?" diye dalga geçti. Pis işte n'olacak. Bende en gıcık tavrımı takınarak "Tabi sen dünyanın en iyi kardeşisin hiç yapar mısın öyle şey? Sen o suyu zaten benim içmem için getirmiş olmalısın değil mi benim canım(!) kardeşim?" diye laf attığmda o da bana cevaben "Evvvet doğru tahmin. Senin ve cildinin bu sudan yararlanması lazım. O yüzden ben dünyanın en iyi kardeşi olarak senin üstüne dökmüyorum. Senin yüzüne boca ediyorum." diyerek tüm suyu yüzüme boşalttı. Tabii bu durumda bende boş durur muyum. Onun benden beklemediği bir çeviklikle boşta olan elini alıp aynı hızla sürahinin içine soktum. Yaşasın kötülükkk. Nihahahhah. O bir yandan elini sürahiden çıkartmaya çalışırken bir yandanda bu sabahki Ulusal Kardeş Savaşları'nın kaybedeni olduğu için homurdanıyordu.
Merih'i odamdan kovaladıktan sonra elimi yüzümü yıkadım ve mutfağa, annemin yanına indim. Mutfağa girerken aldığım kokuyla şaştım kaldım. Annem sabah sabah börek mi yapmıştı, yoksa bana mı öyle geliyordu? Annemin arkasında durup çenemi onun omzuna yaslayarak "Oo Sema Hanım, sabah sabah döktürmüşünüz yine. Nedir bunun sebebi sorabilir miyim acaba?" dedim. Gülerek ocağın yanına gitti ve "Benim biricik kızım tatilden yeni dönmüş, bir aydır yoktu, özlemiştir diye düşündüm." dedi. Bi hızla gidip boynuna sarıldım. "Bi tanesin sen. Özlemez olur muyum hiç! Ben senin her yemeğini özledim." dememle Merih'in hem mutfağa hem lafa dalması bir oldu:
-Iyyy, sevgi pıtırcıkları sizi...İğrenç(!)
Ben:
-Kıskanma be. Şurda özlem gideriyoz bi dur.
Annem:
-Aa. Benim kıskanç bi oğlum varmışta haberim yokmuş. Gel buraya seni sevgi pıtırcığı, diyerek Merih'i kolundan tutup kendine çekti ve ikimize birden sıkı sıkıya sarıldı. Sonra biraz geri çekilerek "Hadi bakalım sen babanı uyandırıyosun, sen de sofrayı kuruyosun." diyip çayı demlemeye koyuldu. Kardeşim mutfaktan çıkarken bende anneme dönüp "Yer sofrası kursam olur mu?" diye sordum ve annemin onaylamasıyla işe koyuldum.
Keyifli bir pazar kahvaltısından sonra odama çekilip dünden beri boşaltmaya fırsat bulamadığım valizimi boşalttım. Sonra odama bi çeki düzen verip kendimi banyoya attım. Çıktıktan sonra üzerime siyah taytımla pembe tişörtümü geçirdim. Saçlarımı tarayıp topuz yaptım. Biraz kedim Milka'yla ilgilendikten sonra oturma odasına geçtim. Babamla Merih'i göremeyince anneme nerede olduklarını sordum. Babam esnaf arkadaşlarını ziyaret etmek için dışarı çıkmış, Merih'i de arkadaşları çağırmıştı. Televizyona baktığımda annemin en sevdiği dizinin tekrarının olduğunu gördüm. Bu boşluğu fırsat bilerek balkonda bir kitap kahve keyfi yapmaya karar verdim. Tabi balkona çıktığımda balkonda bir kilim bile olmadığını görünce önce bir kilim buldum ve sonra sökük olan balkon salıncağını birleştirmeye başladım. Bir yandan şarkı söyleyince iş daha çabuk hallolmuştu ya da bana öyle gelmişti. Sonunda kahvemi ve kitabımı elime alıp balkondaki yerime kuruldum.
BERA GÜLER
Sabah sabah annemi kahvaltı için patates kızartması yapmaya ikna etmek kolay olamıştı ama şimdi o zorluğun ödülünü yiyordum. İyice doyduktan sonra anneme sofra toplamasında yardım ettim. Ardından odama geçip yarım kalan baykuş resmini çizmeye koyuldum. Henüz bitirmemişken Buğra aradı. "Efendim." diyerek açtım telefonu.
-N'apıyosun kanka?
-Resim çiziyorum. Sen?
-Oturuyom bende. Bırak şimdi resim çizmeyi de bize gel. Laflarız azcık.
-Resmi bitiriverim de öyle gelim.
-Ya boşver resmi sonra çizersin, gel işte.
-Peki madem geliyorum.
-Tamam, çabuk ol. Görüşürüz.
-Hadi görüşürüz.
Bi duş aldıktan sonra giyinip saçlarımı kuruttum ve biraz da şekil verdim. Önce anneme haber verdim sonra Buğra'nın evinin yolunu tuttum. Oraya vardığımda koyu bir sohbete daldık. Öğlen olduğunda acıkınca Buğra'ya,
-Hadi bi şeyler yiyelim kanka, acıktım ben , dedim.
-Ne yiyelim?
-Ne var?
-Hazır pizza var onu fırına atarım 10 dakikada olur.
-Hadi madem git at fırına pizzayı. Acele et ama çok acıktım.
-Tamam sen çık bahçeye 10 dakikaya ordayım.
O mutfağa doğru giderken ben de bahçeye çıktım. Bahçeleri ufak ama şirindi. Ayrıca komşularının bahçesiyle birleşik sayılırdı. Arada sadece küçük bir çit vardı. Ve iki bahçeyi birbirine bağlayan bir kapı...
Bahçedeki koltuklardan birine oturduktan bir iki dakika sonra bir ses duydum. Huzur verici bir sesti bu ses. Sesin geldiği yöne bakınca komşu evin balkonunda pembe tişörtlü bi kız gördüm. Balkonda bir şeyleri düzenliyordu. Bir yandan da şarkı söylüyordu. Gül Rengi şarkısının daha önce böylesine huzur verici bir şarkı olduğunu bilmiyordum. Onun sesi öylesine huzur vericiydi ki... Yüzünün de sesinden kalır yanı yoktu. Nasıl güzel bir kızdı. Pembe de ne çok yakışmıştı ona. Aslında pembe rengini hiç bir kıza yaykıştıramamıştım daha önce. İlk defa bi kıza bu kadar yakıştırıyordum. İşinin bitmesine yakın nakaratı tekrar söyledi "Havasından suyundan aşk damlayan Yarim var gül renginde
Dünyaları verseler kar etmez
Olmaz ki sen denginde..."
Bu huzur verici konser onun işini bitirip içeri girmesiyle son buldu. Aslında onu sabaha kadar dinleyebilirdim. O kadar güzeldi ki... Hem sesi hem yüzü... Daha önce kimseden böylesine etkilenmemiştim.
Ben dalgın dalgın o kızı düşünürken elinde tepsiyle Buğra geldi. İkimize de birer porsiyon pizza ısıtmış yanına da domates salatalık doğrayıp birer bardak kola koymuştu. Ben pizzamı yarıladığımda onun yine balkona çıktığını gördüm. Elinde bi bardak ve kitap vardı. Az önce kurduğu salıncağa oturdu ve elindeki bardağı mermere koydu. O kitap okumaya başladığında ben de Buğra'ya döndüm:
-Şşt. Şurdaki kız kim? İlk defa görüyorum burda.
-O, komşunun kızı.
-E daha önce niye görmedim ki ben onu?
-Ha, o şeyden dolayı kanka... Onlar buraya 2,5 - 3 ay önce taşındılar. Biz de senle o sıralar dargındık. Sonra sen tatile çıktın. Senin dönmene bir iki gün kala o tatile çıktı. Daha dün döndü tatilden. Bir aydır tatildeydi.
-İyi bakalım, diyerek elime kolamı alıp arkama yaslandım ve o kıza bakmaya devam ettim. Benim kıza hayran hayran baktığımı gören Buğra "Hayırdır, ne iş?" diye sorunca kendimi toparlayıp "Ne, ne iş? Yok bi şey. Öylesine sordum. Burda ilk defa görünce merak ettim, ondan." dedim. Tabii Buğra durumu az çok anladı ama konuyu gülerek geçiştirdi "İyi bakalım öyle olsun."
HAYAL
Kahvemin bitmesiyle Milka'nın yanıma gelmesi bir oldu. Onu biraz sevince hemen mayıştı ve uykuya daldı. Ben tam kitabıma dönecekken annemin bana seslendiğini duydum "Hayaal, koş telefonun çalıyo." Koşarak odama gittim ve telefonumu elime aldım. Asya görüntülü arıyordu. Açınca bana bi dakka diye işaret yaptı ve konuşmaya Hakan'ı da ekledi.
A: Eee, napıyonuz kankitolar?
Ben: Kankito ne yaa..
H: Hakkaten kızım kankito ne allahaşkına insan kankeytoşko falan der (!) Dimi kız Hayal?
Ben: Aynen aynen. Hatta sen direk aşkım de kanka sana serbest. Hahaha.
A: Susun be size hâl hatır soranda kabahat.
Ben: Ha şunu bileydin. 🙂
H: Ee napıyonuz bakalım.
Ben: Ben keyif yapıyom, siz?
A: Ben evden çıkıcam beş dakikaya. Kafeye gelin de buluşalım hadi.
H: Valla iyi olur. Otur otur patladım evde. Bende 10 - 15 dakikaya çıkarım o zaman evden.
Ben: Beni hiç karıştırmayın. Daha yeni döndüm tatilden. Bu gün ful dinlenicem. Yarın okul başlıyo zaten okulda görüşürüz.
A: Ya ben zaten senle görüşmek için gidiyorum kafeye. Hadi giyin de çık evden.
Ben: Ya off uyicam ben bırak beni.
H: Hadisene Hayal ya. Kalk hadi. Hem biliyosun ki ben sizle aynı okulda değilim ve yarın işlerim var. O yüzden bugün buluşuyoruz.
A: Bak gelirsen sana pasta ısmarlicam istediğinden. Hadi gel.
Ben: Bi dakka bi dakka. Ben yanlış mı duydum yoksa sen bana pasta mı ısmarlicaksın? Hakan pasta ısmarlicam dedi değil mi? Ben doğru anladım?..
H: Dedi dedi. Bende duydum. Ismarlicam dedi.
Ben: Başımıza taş yağacak. Bugüne kadar bi sakız bile ısmarlamayan Asya bana pasta ısmarlayacak. Yok daha neler...
H: Asya kankam bana da ısmarlarsın değil mi? Böyle bi fırsatı kaçıramam.
A: Beleşçi! Hayal'i ikna edersen olabilir.
Ben: Hadi bay bay. Hazırlanıcam ben, diyip telefonu kapattım.
Kırmızı kareli kısakollumu ve kotumu giyip üstüme beyaz dantelli yeleğimi aldım. Saçlarımı saldığımda tam istediğim şekle girdiğini görünce fön makinesini çalıştırmak zorunda kalmadığıma sevindim. Çantama bi kaç şey koyup oturma odasına geçtim. Anneme haber verip evden çıktım.
Kafeye vardığımda ikiside gelmemişti. Kendime bir karamelli latte sipariş ettim ve onları beklemeye koyuldum. Lattemin masaya gelmesiyle Asya'nın "Kankammm." diyerek ayı gibi sarılması bir oldu. Geldiğini bile görmemiştim. Nefessiz kalınca "Bıraaak!" diye çırpınmaya başladım. Tam o sırada Hakan gelip beni Asya'nın ellerinden kurtardı. Hakan'a teşekkür ettikten sonra Asya'ya dönüp "Bunun hesabını iki porsiyonla ödeyeceksin." dedim. Pastaların siparişini verdikten sonra koyu bir sohbete daldık...
H: Size haftaya bir sürprizim var. Çok şaşıracaksınız.
A: Ne sürprizi!? Söyle yoksa pıçaklarım bak seni.
Ben: Yalnız "pıçaklarsan" hiç öğrenemezsin kanka.
H: Azcık meraklanın. 😏
A: İkinizde çok pisliksiniz ya.
...
Arkadaşlarımla hasret giderdikten sonra markete gidip biraz Karam stoğu yaptım. Eve vardığımda üstümü değiştirip mutfağa geçtim. Annemin yemek yaptığını görünce ona yardım ettim. Akşam yemeğinden sonra odama çekilip biraz kitap okudum. Ardından ertesi gün giyeceklerimi ve çantamı hazırlayıp telefonuma alarm koydum. Bir duş alıp çıktıktan sonra sınıf grubuna mesaj attım. "Hey millet, yarın formayla gelen olursa keserim bak!🔪😛" . Zaten okulun ilk günü kim formayla gelirdi ki. Olumlu tepkiler alınca ışığı söndürüp derin bir uykuya daldım.
BERA
Buğralarda biraz daha zaman geçirdikten sonra eve gittim. Annemi sofra kurarken görünce "Kolay gelsin Melike Sultan." diyip yanağından öpüverdim. Ben bi hızla merdivenlerden çıkarken annem yanağından öpmemin şaşkınlığıyla arkamdan gülerek "Aa! Hayırdır, ne bu mutluluk!? Manyak çocuk." dedi. Cidden mutluluğum bu kadar belli oluyor muydu? Ayrıca ben neden bu kadar mutluydum? Sıradan bir gündü sonuçta. Sebebi neydi bu mutluluğun? O kız mıydı yoksa? İstemsiz gülmelerimin, heyecanlı hareketlerimin sebebi o kız mıydı? Bunları düşünürken bile gülümsememe engel olamıyordum...
Kafamı dağıtmak için telefonuma sarıldığımda annem aşağıdan bana seslendi. Yemeğe çağırıyordu.
Yemek yedikten sonra odama, resmimi tamamlamaya gittim. Resmim bittikten sonra biraz telefon oynayıp uykuya daldım...
HAYAL
Sabah alarmımla kalktığımda uykumu aldığımı fark ederek güneşe gülümsedim. Yüzümü yıkayıp aşağıya indim. Annemin sofra kurmasına yardım ettikten sonra Merih'i uyandırmaya gittim. İşte dünkü öcümü almak için fırsat! Elimde su dolu sürahiyle onun odasına gittim. Ah benim canım (!) kardeşim... Nasıl da mışıl mışıl uyuyordu. Ama şimdi o tatlı rüyadan uyanmak zorunda. Sürahiyi birden çevirip suyu yüzüne onun tabiriyle "boca ettim." O bi hızla yataktan kalkarken bense yere yatmış gülmekten iki büklüm olmuştum. İşte öc böyle alınır. O bi sinirle banyoya giderken arkasından seslendim "Yüzünü yıkamana gerek kalmamıştı aslında, ben güzelce yıkadım ablacım."
Ben aşağıya indiğimde babam kahvaltısına başlamıştı bile. "Günaydııın." diyerek masaya oturdum. Anneme dönerek "Oğlunu kaldırdım." dediğimde annem şaşırarak "Nasıl başardın iki dakikada?" diye sordu. "Geldiğinde anlarsın." diyip kahvaltıma başladım. 5 - 10 saniye sonra Merih odaya omuzlarına kadar ıslanmış bi halde mutsuz mutsuz "Günaydın." diyerek girdi. Annemle babam onun o halini görünce gülmeye başladılar. Bende şaheserimle gurur duyarak "Sanada günaydın canım kardeşim. Bugün nasılsın bakalım?" dedim. O da bana dil çıkartarak masaya oturdu ve kahvaltısını yapmaya başladı.
Kahvaltıdan sonra odama gidip üstümü değiştirdim ve saçımı tarayıp kahküllerim önde kalıcak şekilde bağladım. Beyaz spor ayakkabılarımı giyip çantama da bir kaç bir şey koyup evden çıktım.
Okula giderken kulağıma kulaklığımı takıp müzik dinlemeye başladım. Okula varmak üzereyken ne olduğunu bile anlamdan kendimi yerde buldum. Ve son duyduğum ses motor sesine benziyordu.
HAYAL AĞCA
Yanıbaşımda çalan çalarsaati kapattıktan sonra tatlı mı tatlı uykuma geri döndüm. Tabii hayata geri dönmeme sadece üç dakika kaldığını bilmiyordum. Yüzüme gölge düştüğünü hissettiğimde sol gözümü hafifçe araladım ve hemen başucumda elinde bir sürahi dolusu suyla dikilen Merihle karşılaştım. O bana pis pis sırıtırken ben "Sakın yapmaa!!" diye bağırdım. O hâlâ sırıtırken "Aşkolsun ablacığım ben hiç öyle şey yapar mıyım? Hem hangi kardeş ablasının üstüne su döker ki?" diye dalga geçti. Pis işte n'olacak. Bende en gıcık tavrımı takınarak "Tabi sen dünyanın en iyi kardeşisin hiç yapar mısın öyle şey? Sen o suyu zaten benim içmem için getirmiş olmalısın değil mi benim canım(!) kardeşim?" diye laf attığmda o da bana cevaben "Evvvet doğru tahmin. Senin ve cildinin bu sudan yararlanması lazım. O yüzden ben dünyanın en iyi kardeşi olarak senin üstüne dökmüyorum. Senin yüzüne boca ediyorum." diyerek tüm suyu yüzüme boşalttı. Tabii bu durumda bende boş durur muyum. Onun benden beklemediği bir çeviklikle boşta olan elini alıp aynı hızla sürahinin içine soktum. Yaşasın kötülükkk. Nihahahhah. O bir yandan elini sürahiden çıkartmaya çalışırken bir yandanda bu sabahki Ulusal Kardeş Savaşları'nın kaybedeni olduğu için homurdanıyordu.
Merih'i odamdan kovaladıktan sonra elimi yüzümü yıkadım ve mutfağa, annemin yanına indim. Mutfağa girerken aldığım kokuyla şaştım kaldım. Annem sabah sabah börek mi yapmıştı, yoksa bana mı öyle geliyordu? Annemin arkasında durup çenemi onun omzuna yaslayarak "Oo Sema Hanım, sabah sabah döktürmüşünüz yine. Nedir bunun sebebi sorabilir miyim acaba?" dedim. Gülerek ocağın yanına gitti ve "Benim biricik kızım tatilden yeni dönmüş, bir aydır yoktu, özlemiştir diye düşündüm." dedi. Bi hızla gidip boynuna sarıldım. "Bi tanesin sen. Özlemez olur muyum hiç! Ben senin her yemeğini özledim." dememle Merih'in hem mutfağa hem lafa dalması bir oldu:
-Iyyy, sevgi pıtırcıkları sizi...İğrenç(!)
Ben:
-Kıskanma be. Şurda özlem gideriyoz bi dur.
Annem:
-Aa. Benim kıskanç bi oğlum varmışta haberim yokmuş. Gel buraya seni sevgi pıtırcığı, diyerek Merih'i kolundan tutup kendine çekti ve ikimize birden sıkı sıkıya sarıldı. Sonra biraz geri çekilerek "Hadi bakalım sen babanı uyandırıyosun, sen de sofrayı kuruyosun." diyip çayı demlemeye koyuldu. Kardeşim mutfaktan çıkarken bende anneme dönüp "Yer sofrası kursam olur mu?" diye sordum ve annemin onaylamasıyla işe koyuldum.
Keyifli bir pazar kahvaltısından sonra odama çekilip dünden beri boşaltmaya fırsat bulamadığım valizimi boşalttım. Sonra odama bi çeki düzen verip kendimi banyoya attım. Çıktıktan sonra üzerime siyah taytımla pembe tişörtümü geçirdim. Saçlarımı tarayıp topuz yaptım. Biraz kedim Milka'yla ilgilendikten sonra oturma odasına geçtim. Babamla Merih'i göremeyince anneme nerede olduklarını sordum. Babam esnaf arkadaşlarını ziyaret etmek için dışarı çıkmış, Merih'i de arkadaşları çağırmıştı. Televizyona baktığımda annemin en sevdiği dizinin tekrarının olduğunu gördüm. Bu boşluğu fırsat bilerek balkonda bir kitap kahve keyfi yapmaya karar verdim. Tabi balkona çıktığımda balkonda bir kilim bile olmadığını görünce önce bir kilim buldum ve sonra sökük olan balkon salıncağını birleştirmeye başladım. Bir yandan şarkı söyleyince iş daha çabuk hallolmuştu ya da bana öyle gelmişti. Sonunda kahvemi ve kitabımı elime alıp balkondaki yerime kuruldum.
BERA GÜLER
Sabah sabah annemi kahvaltı için patates kızartması yapmaya ikna etmek kolay olamıştı ama şimdi o zorluğun ödülünü yiyordum. İyice doyduktan sonra anneme sofra toplamasında yardım ettim. Ardından odama geçip yarım kalan baykuş resmini çizmeye koyuldum. Henüz bitirmemişken Buğra aradı. "Efendim." diyerek açtım telefonu.
-N'apıyosun kanka?
-Resim çiziyorum. Sen?
-Oturuyom bende. Bırak şimdi resim çizmeyi de bize gel. Laflarız azcık.
-Resmi bitiriverim de öyle gelim.
-Ya boşver resmi sonra çizersin, gel işte.
-Peki madem geliyorum.
-Tamam, çabuk ol. Görüşürüz.
-Hadi görüşürüz.
Bi duş aldıktan sonra giyinip saçlarımı kuruttum ve biraz da şekil verdim. Önce anneme haber verdim sonra Buğra'nın evinin yolunu tuttum. Oraya vardığımda koyu bir sohbete daldık. Öğlen olduğunda acıkınca Buğra'ya,
-Hadi bi şeyler yiyelim kanka, acıktım ben , dedim.
-Ne yiyelim?
-Ne var?
-Hazır pizza var onu fırına atarım 10 dakikada olur.
-Hadi madem git at fırına pizzayı. Acele et ama çok acıktım.
-Tamam sen çık bahçeye 10 dakikaya ordayım.
O mutfağa doğru giderken ben de bahçeye çıktım. Bahçeleri ufak ama şirindi. Ayrıca komşularının bahçesiyle birleşik sayılırdı. Arada sadece küçük bir çit vardı. Ve iki bahçeyi birbirine bağlayan bir kapı...
Bahçedeki koltuklardan birine oturduktan bir iki dakika sonra bir ses duydum. Huzur verici bir sesti bu ses. Sesin geldiği yöne bakınca komşu evin balkonunda pembe tişörtlü bi kız gördüm. Balkonda bir şeyleri düzenliyordu. Bir yandan da şarkı söylüyordu. Gül Rengi şarkısının daha önce böylesine huzur verici bir şarkı olduğunu bilmiyordum. Onun sesi öylesine huzur vericiydi ki... Yüzünün de sesinden kalır yanı yoktu. Nasıl güzel bir kızdı. Pembe de ne çok yakışmıştı ona. Aslında pembe rengini hiç bir kıza yaykıştıramamıştım daha önce. İlk defa bi kıza bu kadar yakıştırıyordum. İşinin bitmesine yakın nakaratı tekrar söyledi "Havasından suyundan aşk damlayan Yarim var gül renginde
Dünyaları verseler kar etmez
Olmaz ki sen denginde..."
Bu huzur verici konser onun işini bitirip içeri girmesiyle son buldu. Aslında onu sabaha kadar dinleyebilirdim. O kadar güzeldi ki... Hem sesi hem yüzü... Daha önce kimseden böylesine etkilenmemiştim.
Ben dalgın dalgın o kızı düşünürken elinde tepsiyle Buğra geldi. İkimize de birer porsiyon pizza ısıtmış yanına da domates salatalık doğrayıp birer bardak kola koymuştu. Ben pizzamı yarıladığımda onun yine balkona çıktığını gördüm. Elinde bi bardak ve kitap vardı. Az önce kurduğu salıncağa oturdu ve elindeki bardağı mermere koydu. O kitap okumaya başladığında ben de Buğra'ya döndüm:
-Şşt. Şurdaki kız kim? İlk defa görüyorum burda.
-O, komşunun kızı.
-E daha önce niye görmedim ki ben onu?
-Ha, o şeyden dolayı kanka... Onlar buraya 2,5 - 3 ay önce taşındılar. Biz de senle o sıralar dargındık. Sonra sen tatile çıktın. Senin dönmene bir iki gün kala o tatile çıktı. Daha dün döndü tatilden. Bir aydır tatildeydi.
-İyi bakalım, diyerek elime kolamı alıp arkama yaslandım ve o kıza bakmaya devam ettim. Benim kıza hayran hayran baktığımı gören Buğra "Hayırdır, ne iş?" diye sorunca kendimi toparlayıp "Ne, ne iş? Yok bi şey. Öylesine sordum. Burda ilk defa görünce merak ettim, ondan." dedim. Tabii Buğra durumu az çok anladı ama konuyu gülerek geçiştirdi "İyi bakalım öyle olsun."
HAYAL
Kahvemin bitmesiyle Milka'nın yanıma gelmesi bir oldu. Onu biraz sevince hemen mayıştı ve uykuya daldı. Ben tam kitabıma dönecekken annemin bana seslendiğini duydum "Hayaal, koş telefonun çalıyo." Koşarak odama gittim ve telefonumu elime aldım. Asya görüntülü arıyordu. Açınca bana bi dakka diye işaret yaptı ve konuşmaya Hakan'ı da ekledi.
A: Eee, napıyonuz kankitolar?
Ben: Kankito ne yaa..
H: Hakkaten kızım kankito ne allahaşkına insan kankeytoşko falan der (!) Dimi kız Hayal?
Ben: Aynen aynen. Hatta sen direk aşkım de kanka sana serbest. Hahaha.
A: Susun be size hâl hatır soranda kabahat.
Ben: Ha şunu bileydin. 🙂
H: Ee napıyonuz bakalım.
Ben: Ben keyif yapıyom, siz?
A: Ben evden çıkıcam beş dakikaya. Kafeye gelin de buluşalım hadi.
H: Valla iyi olur. Otur otur patladım evde. Bende 10 - 15 dakikaya çıkarım o zaman evden.
Ben: Beni hiç karıştırmayın. Daha yeni döndüm tatilden. Bu gün ful dinlenicem. Yarın okul başlıyo zaten okulda görüşürüz.
A: Ya ben zaten senle görüşmek için gidiyorum kafeye. Hadi giyin de çık evden.
Ben: Ya off uyicam ben bırak beni.
H: Hadisene Hayal ya. Kalk hadi. Hem biliyosun ki ben sizle aynı okulda değilim ve yarın işlerim var. O yüzden bugün buluşuyoruz.
A: Bak gelirsen sana pasta ısmarlicam istediğinden. Hadi gel.
Ben: Bi dakka bi dakka. Ben yanlış mı duydum yoksa sen bana pasta mı ısmarlicaksın? Hakan pasta ısmarlicam dedi değil mi? Ben doğru anladım?..
H: Dedi dedi. Bende duydum. Ismarlicam dedi.
Ben: Başımıza taş yağacak. Bugüne kadar bi sakız bile ısmarlamayan Asya bana pasta ısmarlayacak. Yok daha neler...
H: Asya kankam bana da ısmarlarsın değil mi? Böyle bi fırsatı kaçıramam.
A: Beleşçi! Hayal'i ikna edersen olabilir.
Ben: Hadi bay bay. Hazırlanıcam ben, diyip telefonu kapattım.
Kırmızı kareli kısakollumu ve kotumu giyip üstüme beyaz dantelli yeleğimi aldım. Saçlarımı saldığımda tam istediğim şekle girdiğini görünce fön makinesini çalıştırmak zorunda kalmadığıma sevindim. Çantama bi kaç şey koyup oturma odasına geçtim. Anneme haber verip evden çıktım.
Kafeye vardığımda ikiside gelmemişti. Kendime bir karamelli latte sipariş ettim ve onları beklemeye koyuldum. Lattemin masaya gelmesiyle Asya'nın "Kankammm." diyerek ayı gibi sarılması bir oldu. Geldiğini bile görmemiştim. Nefessiz kalınca "Bıraaak!" diye çırpınmaya başladım. Tam o sırada Hakan gelip beni Asya'nın ellerinden kurtardı. Hakan'a teşekkür ettikten sonra Asya'ya dönüp "Bunun hesabını iki porsiyonla ödeyeceksin." dedim. Pastaların siparişini verdikten sonra koyu bir sohbete daldık...
H: Size haftaya bir sürprizim var. Çok şaşıracaksınız.
A: Ne sürprizi!? Söyle yoksa pıçaklarım bak seni.
Ben: Yalnız "pıçaklarsan" hiç öğrenemezsin kanka.
H: Azcık meraklanın. 😏
A: İkinizde çok pisliksiniz ya.
...
Arkadaşlarımla hasret giderdikten sonra markete gidip biraz Karam stoğu yaptım. Eve vardığımda üstümü değiştirip mutfağa geçtim. Annemin yemek yaptığını görünce ona yardım ettim. Akşam yemeğinden sonra odama çekilip biraz kitap okudum. Ardından ertesi gün giyeceklerimi ve çantamı hazırlayıp telefonuma alarm koydum. Bir duş alıp çıktıktan sonra sınıf grubuna mesaj attım. "Hey millet, yarın formayla gelen olursa keserim bak!🔪😛" . Zaten okulun ilk günü kim formayla gelirdi ki. Olumlu tepkiler alınca ışığı söndürüp derin bir uykuya daldım.
BERA
Buğralarda biraz daha zaman geçirdikten sonra eve gittim. Annemi sofra kurarken görünce "Kolay gelsin Melike Sultan." diyip yanağından öpüverdim. Ben bi hızla merdivenlerden çıkarken annem yanağından öpmemin şaşkınlığıyla arkamdan gülerek "Aa! Hayırdır, ne bu mutluluk!? Manyak çocuk." dedi. Cidden mutluluğum bu kadar belli oluyor muydu? Ayrıca ben neden bu kadar mutluydum? Sıradan bir gündü sonuçta. Sebebi neydi bu mutluluğun? O kız mıydı yoksa? İstemsiz gülmelerimin, heyecanlı hareketlerimin sebebi o kız mıydı? Bunları düşünürken bile gülümsememe engel olamıyordum...
Kafamı dağıtmak için telefonuma sarıldığımda annem aşağıdan bana seslendi. Yemeğe çağırıyordu.
Yemek yedikten sonra odama, resmimi tamamlamaya gittim. Resmim bittikten sonra biraz telefon oynayıp uykuya daldım...
HAYAL
Sabah alarmımla kalktığımda uykumu aldığımı fark ederek güneşe gülümsedim. Yüzümü yıkayıp aşağıya indim. Annemin sofra kurmasına yardım ettikten sonra Merih'i uyandırmaya gittim. İşte dünkü öcümü almak için fırsat! Elimde su dolu sürahiyle onun odasına gittim. Ah benim canım (!) kardeşim... Nasıl da mışıl mışıl uyuyordu. Ama şimdi o tatlı rüyadan uyanmak zorunda. Sürahiyi birden çevirip suyu yüzüne onun tabiriyle "boca ettim." O bi hızla yataktan kalkarken bense yere yatmış gülmekten iki büklüm olmuştum. İşte öc böyle alınır. O bi sinirle banyoya giderken arkasından seslendim "Yüzünü yıkamana gerek kalmamıştı aslında, ben güzelce yıkadım ablacım."
Ben aşağıya indiğimde babam kahvaltısına başlamıştı bile. "Günaydııın." diyerek masaya oturdum. Anneme dönerek "Oğlunu kaldırdım." dediğimde annem şaşırarak "Nasıl başardın iki dakikada?" diye sordu. "Geldiğinde anlarsın." diyip kahvaltıma başladım. 5 - 10 saniye sonra Merih odaya omuzlarına kadar ıslanmış bi halde mutsuz mutsuz "Günaydın." diyerek girdi. Annemle babam onun o halini görünce gülmeye başladılar. Bende şaheserimle gurur duyarak "Sanada günaydın canım kardeşim. Bugün nasılsın bakalım?" dedim. O da bana dil çıkartarak masaya oturdu ve kahvaltısını yapmaya başladı.
Kahvaltıdan sonra odama gidip üstümü değiştirdim ve saçımı tarayıp kahküllerim önde kalıcak şekilde bağladım. Beyaz spor ayakkabılarımı giyip çantama da bir kaç bir şey koyup evden çıktım.
Okula giderken kulağıma kulaklığımı takıp müzik dinlemeye başladım. Okula varmak üzereyken ne olduğunu bile anlamdan kendimi yerde buldum. Ve son duyduğum ses motor sesine benziyordu.
HAYAL AĞCA
Yanıbaşımda çalan çalarsaati kapattıktan sonra tatlı mı tatlı uykuma geri döndüm. Tabii hayata geri dönmeme sadece üç dakika kaldığını bilmiyordum. Yüzüme gölge düştüğünü hissettiğimde sol gözümü hafifçe araladım ve hemen başucumda elinde bir sürahi dolusu suyla dikilen Merihle karşılaştım. O bana pis pis sırıtırken ben "Sakın yapmaa!!" diye bağırdım. O hâlâ sırıtırken "Aşkolsun ablacığım ben hiç öyle şey yapar mıyım? Hem hangi kardeş ablasının üstüne su döker ki?" diye dalga geçti. Pis işte n'olacak. Bende en gıcık tavrımı takınarak "Tabi sen dünyanın en iyi kardeşisin hiç yapar mısın öyle şey? Sen o suyu zaten benim içmem için getirmiş olmalısın değil mi benim canım(!) kardeşim?" diye laf attığmda o da bana cevaben "Evvvet doğru tahmin. Senin ve cildinin bu sudan yararlanması lazım. O yüzden ben dünyanın en iyi kardeşi olarak senin üstüne dökmüyorum. Senin yüzüne boca ediyorum." diyerek tüm suyu yüzüme boşalttı. Tabii bu durumda bende boş durur muyum. Onun benden beklemediği bir çeviklikle boşta olan elini alıp aynı hızla sürahinin içine soktum. Yaşasın kötülükkk. Nihahahhah. O bir yandan elini sürahiden çıkartmaya çalışırken bir yandanda bu sabahki Ulusal Kardeş Savaşları'nın kaybedeni olduğu için homurdanıyordu.
Merih'i odamdan kovaladıktan sonra elimi yüzümü yıkadım ve mutfağa, annemin yanına indim. Mutfağa girerken aldığım kokuyla şaştım kaldım. Annem sabah sabah börek mi yapmıştı, yoksa bana mı öyle geliyordu? Annemin arkasında durup çenemi onun omzuna yaslayarak "Oo Sema Hanım, sabah sabah döktürmüşünüz yine. Nedir bunun sebebi sorabilir miyim acaba?" dedim. Gülerek ocağın yanına gitti ve "Benim biricik kızım tatilden yeni dönmüş, bir aydır yoktu, özlemiştir diye düşündüm." dedi. Bi hızla gidip boynuna sarıldım. "Bi tanesin sen. Özlemez olur muyum hiç! Ben senin her yemeğini özledim." dememle Merih'in hem mutfağa hem lafa dalması bir oldu:
-Iyyy, sevgi pıtırcıkları sizi...İğrenç(!)
Ben:
-Kıskanma be. Şurda özlem gideriyoz bi dur.
Annem:
-Aa. Benim kıskanç bi oğlum varmışta haberim yokmuş. Gel buraya seni sevgi pıtırcığı, diyerek Merih'i kolundan tutup kendine çekti ve ikimize birden sıkı sıkıya sarıldı. Sonra biraz geri çekilerek "Hadi bakalım sen babanı uyandırıyosun, sen de sofrayı kuruyosun." diyip çayı demlemeye koyuldu. Kardeşim mutfaktan çıkarken bende anneme dönüp "Yer sofrası kursam olur mu?" diye sordum ve annemin onaylamasıyla işe koyuldum.
Keyifli bir pazar kahvaltısından sonra odama çekilip dünden beri boşaltmaya fırsat bulamadığım valizimi boşalttım. Sonra odama bi çeki düzen verip kendimi banyoya attım. Çıktıktan sonra üzerime siyah taytımla pembe tişörtümü geçirdim. Saçlarımı tarayıp topuz yaptım. Biraz kedim Milka'yla ilgilendikten sonra oturma odasına geçtim. Babamla Merih'i göremeyince anneme nerede olduklarını sordum. Babam esnaf arkadaşlarını ziyaret etmek için dışarı çıkmış, Merih'i de arkadaşları çağırmıştı. Televizyona baktığımda annemin en sevdiği dizinin tekrarının olduğunu gördüm. Bu boşluğu fırsat bilerek balkonda bir kitap kahve keyfi yapmaya karar verdim. Tabi balkona çıktığımda balkonda bir kilim bile olmadığını görünce önce bir kilim buldum ve sonra sökük olan balkon salıncağını birleştirmeye başladım. Bir yandan şarkı söyleyince iş daha çabuk hallolmuştu ya da bana öyle gelmişti. Sonunda kahvemi ve kitabımı elime alıp balkondaki yerime kuruldum.
BERA GÜLER
Sabah sabah annemi kahvaltı için patates kızartması yapmaya ikna etmek kolay olamıştı ama şimdi o zorluğun ödülünü yiyordum. İyice doyduktan sonra anneme sofra toplamasında yardım ettim. Ardından odama geçip yarım kalan baykuş resmini çizmeye koyuldum. Henüz bitirmemişken Buğra aradı. "Efendim." diyerek açtım telefonu.
-N'apıyosun kanka?
-Resim çiziyorum. Sen?
-Oturuyom bende. Bırak şimdi resim çizmeyi de bize gel. Laflarız azcık.
-Resmi bitiriverim de öyle gelim.
-Ya boşver resmi sonra çizersin, gel işte.
-Peki madem geliyorum.
-Tamam, çabuk ol. Görüşürüz.
-Hadi görüşürüz.
Bi duş aldıktan sonra giyinip saçlarımı kuruttum ve biraz da şekil verdim. Önce anneme haber verdim sonra Buğra'nın evinin yolunu tuttum. Oraya vardığımda koyu bir sohbete daldık. Öğlen olduğunda acıkınca Buğra'ya,
-Hadi bi şeyler yiyelim kanka, acıktım ben , dedim.
-Ne yiyelim?
-Ne var?
-Hazır pizza var onu fırına atarım 10 dakikada olur.
-Hadi madem git at fırına pizzayı. Acele et ama çok acıktım.
-Tamam sen çık bahçeye 10 dakikaya ordayım.
O mutfağa doğru giderken ben de bahçeye çıktım. Bahçeleri ufak ama şirindi. Ayrıca komşularının bahçesiyle birleşik sayılırdı. Arada sadece küçük bir çit vardı. Ve iki bahçeyi birbirine bağlayan bir kapı...
Bahçedeki koltuklardan birine oturduktan bir iki dakika sonra bir ses duydum. Huzur verici bir sesti bu ses. Sesin geldiği yöne bakınca komşu evin balkonunda pembe tişörtlü bi kız gördüm. Balkonda bir şeyleri düzenliyordu. Bir yandan da şarkı söylüyordu. Gül Rengi şarkısının daha önce böylesine huzur verici bir şarkı olduğunu bilmiyordum. Onun sesi öylesine huzur vericiydi ki... Yüzünün de sesinden kalır yanı yoktu. Nasıl güzel bir kızdı. Pembe de ne çok yakışmıştı ona. Aslında pembe rengini hiç bir kıza yaykıştıramamıştım daha önce. İlk defa bi kıza bu kadar yakıştırıyordum. İşinin bitmesine yakın nakaratı tekrar söyledi "Havasından suyundan aşk damlayan Yarim var gül renginde
Dünyaları verseler kar etmez
Olmaz ki sen denginde..."
Bu huzur verici konser onun işini bitirip içeri girmesiyle son buldu. Aslında onu sabaha kadar dinleyebilirdim. O kadar güzeldi ki... Hem sesi hem yüzü... Daha önce kimseden böylesine etkilenmemiştim.
Ben dalgın dalgın o kızı düşünürken elinde tepsiyle Buğra geldi. İkimize de birer porsiyon pizza ısıtmış yanına da domates salatalık doğrayıp birer bardak kola koymuştu. Ben pizzamı yarıladığımda onun yine balkona çıktığını gördüm. Elinde bi bardak ve kitap vardı. Az önce kurduğu salıncağa oturdu ve elindeki bardağı mermere koydu. O kitap okumaya başladığında ben de Buğra'ya döndüm:
-Şşt. Şurdaki kız kim? İlk defa görüyorum burda.
-O, komşunun kızı.
-E daha önce niye görmedim ki ben onu?
-Ha, o şeyden dolayı kanka... Onlar buraya 2,5 - 3 ay önce taşındılar. Biz de senle o sıralar dargındık. Sonra sen tatile çıktın. Senin dönmene bir iki gün kala o tatile çıktı. Daha dün döndü tatilden. Bir aydır tatildeydi.
-İyi bakalım, diyerek elime kolamı alıp arkama yaslandım ve o kıza bakmaya devam ettim. Benim kıza hayran hayran baktığımı gören Buğra "Hayırdır, ne iş?" diye sorunca kendimi toparlayıp "Ne, ne iş? Yok bi şey. Öylesine sordum. Burda ilk defa görünce merak ettim, ondan." dedim. Tabii Buğra durumu az çok anladı ama konuyu gülerek geçiştirdi "İyi bakalım öyle olsun."
HAYAL
Kahvemin bitmesiyle Milka'nın yanıma gelmesi bir oldu. Onu biraz sevince hemen mayıştı ve uykuya daldı. Ben tam kitabıma dönecekken annemin bana seslendiğini duydum "Hayaal, koş telefonun çalıyo." Koşarak odama gittim ve telefonumu elime aldım. Asya görüntülü arıyordu. Açınca bana bi dakka diye işaret yaptı ve konuşmaya Hakan'ı da ekledi.
A: Eee, napıyonuz kankitolar?
Ben: Kankito ne yaa..
H: Hakkaten kızım kankito ne allahaşkına insan kankeytoşko falan der (!) Dimi kız Hayal?
Ben: Aynen aynen. Hatta sen direk aşkım de kanka sana serbest. Hahaha.
A: Susun be size hâl hatır soranda kabahat.
Ben: Ha şunu bileydin. 🙂
H: Ee napıyonuz bakalım.
Ben: Ben keyif yapıyom, siz?
A: Ben evden çıkıcam beş dakikaya. Kafeye gelin de buluşalım hadi.
H: Valla iyi olur. Otur otur patladım evde. Bende 10 - 15 dakikaya çıkarım o zaman evden.
Ben: Beni hiç karıştırmayın. Daha yeni döndüm tatilden. Bu gün ful dinlenicem. Yarın okul başlıyo zaten okulda görüşürüz.
A: Ya ben zaten senle görüşmek için gidiyorum kafeye. Hadi giyin de çık evden.
Ben: Ya off uyicam ben bırak beni.
H: Hadisene Hayal ya. Kalk hadi. Hem biliyosun ki ben sizle aynı okulda değilim ve yarın işlerim var. O yüzden bugün buluşuyoruz.
A: Bak gelirsen sana pasta ısmarlicam istediğinden. Hadi gel.
Ben: Bi dakka bi dakka. Ben yanlış mı duydum yoksa sen bana pasta mı ısmarlicaksın? Hakan pasta ısmarlicam dedi değil mi? Ben doğru anladım?..
H: Dedi dedi. Bende duydum. Ismarlicam dedi.
Ben: Başımıza taş yağacak. Bugüne kadar bi sakız bile ısmarlamayan Asya bana pasta ısmarlayacak. Yok daha neler...
H: Asya kankam bana da ısmarlarsın değil mi? Böyle bi fırsatı kaçıramam.
A: Beleşçi! Hayal'i ikna edersen olabilir.
Ben: Hadi bay bay. Hazırlanıcam ben, diyip telefonu kapattım.
Kırmızı kareli kısakollumu ve kotumu giyip üstüme beyaz dantelli yeleğimi aldım. Saçlarımı saldığımda tam istediğim şekle girdiğini görünce fön makinesini çalıştırmak zorunda kalmadığıma sevindim. Çantama bi kaç şey koyup oturma odasına geçtim. Anneme haber verip evden çıktım.
Kafeye vardığımda ikiside gelmemişti. Kendime bir karamelli latte sipariş ettim ve onları beklemeye koyuldum. Lattemin masaya gelmesiyle Asya'nın "Kankammm." diyerek ayı gibi sarılması bir oldu. Geldiğini bile görmemiştim. Nefessiz kalınca "Bıraaak!" diye çırpınmaya başladım. Tam o sırada Hakan gelip beni Asya'nın ellerinden kurtardı. Hakan'a teşekkür ettikten sonra Asya'ya dönüp "Bunun hesabını iki porsiyonla ödeyeceksin." dedim. Pastaların siparişini verdikten sonra koyu bir sohbete daldık...
H: Size haftaya bir sürprizim var. Çok şaşıracaksınız.
A: Ne sürprizi!? Söyle yoksa pıçaklarım bak seni.
Ben: Yalnız "pıçaklarsan" hiç öğrenemezsin kanka.
H: Azcık meraklanın. 😏
A: İkinizde çok pisliksiniz ya.
...
Arkadaşlarımla hasret giderdikten sonra markete gidip biraz Karam stoğu yaptım. Eve vardığımda üstümü değiştirip mutfağa geçtim. Annemin yemek yaptığını görünce ona yardım ettim. Akşam yemeğinden sonra odama çekilip biraz kitap okudum. Ardından ertesi gün giyeceklerimi ve çantamı hazırlayıp telefonuma alarm koydum. Bir duş alıp çıktıktan sonra sınıf grubuna mesaj attım. "Hey millet, yarın formayla gelen olursa keserim bak!🔪😛" . Zaten okulun ilk günü kim formayla gelirdi ki. Olumlu tepkiler alınca ışığı söndürüp derin bir uykuya daldım.
BERA
Buğralarda biraz daha zaman geçirdikten sonra eve gittim. Annemi sofra kurarken görünce "Kolay gelsin Melike Sultan." diyip yanağından öpüverdim. Ben bi hızla merdivenlerden çıkarken annem yanağından öpmemin şaşkınlığıyla arkamdan gülerek "Aa! Hayırdır, ne bu mutluluk!? Manyak çocuk." dedi. Cidden mutluluğum bu kadar belli oluyor muydu? Ayrıca ben neden bu kadar mutluydum? Sıradan bir gündü sonuçta. Sebebi neydi bu mutluluğun? O kız mıydı yoksa? İstemsiz gülmelerimin, heyecanlı hareketlerimin sebebi o kız mıydı? Bunları düşünürken bile gülümsememe engel olamıyordum...
Kafamı dağıtmak için telefonuma sarıldığımda annem aşağıdan bana seslendi. Yemeğe çağırıyordu.
Yemek yedikten sonra odama, resmimi tamamlamaya gittim. Resmim bittikten sonra biraz telefon oynayıp uykuya daldım...
HAYAL
Sabah alarmımla kalktığımda uykumu aldığımı fark ederek güneşe gülümsedim. Yüzümü yıkayıp aşağıya indim. Annemin sofra kurmasına yardım ettikten sonra Merih'i uyandırmaya gittim. İşte dünkü öcümü almak için fırsat! Elimde su dolu sürahiyle onun odasına gittim. Ah benim canım (!) kardeşim... Nasıl da mışıl mışıl uyuyordu. Ama şimdi o tatlı rüyadan uyanmak zorunda. Sürahiyi birden çevirip suyu yüzüne onun tabiriyle "boca ettim." O bi hızla yataktan kalkarken bense yere yatmış gülmekten iki büklüm olmuştum. İşte öc böyle alınır. O bi sinirle banyoya giderken arkasından seslendim "Yüzünü yıkamana gerek kalmamıştı aslında, ben güzelce yıkadım ablacım."
Ben aşağıya indiğimde babam kahvaltısına başlamıştı bile. "Günaydııın." diyerek masaya oturdum. Anneme dönerek "Oğlunu kaldırdım." dediğimde annem şaşırarak "Nasıl başardın iki dakikada?" diye sordu. "Geldiğinde anlarsın." diyip kahvaltıma başladım. 5 - 10 saniye sonra Merih odaya omuzlarına kadar ıslanmış bi halde mutsuz mutsuz "Günaydın." diyerek girdi. Annemle babam onun o halini görünce gülmeye başladılar. Bende şaheserimle gurur duyarak "Sanada günaydın canım kardeşim. Bugün nasılsın bakalım?" dedim. O da bana dil çıkartarak masaya oturdu ve kahvaltısını yapmaya başladı.
Kahvaltıdan sonra odama gidip üstümü değiştirdim ve saçımı tarayıp kahküllerim önde kalıcak şekilde bağladım. Beyaz spor ayakkabılarımı giyip çantama da bir kaç bir şey koyup evden çıktım.
Okula giderken kulağıma kulaklığımı takıp müzik dinlemeye başladım. Okula varmak üzereyken ne olduğunu bile anlamdan kendimi yerde buldum. Ve son duyduğum ses motor sesine benziyordu.
HAYAL AĞCA
Yanıbaşımda çalan çalarsaati kapattıktan sonra tatlı mı tatlı uykuma geri döndüm. Tabii hayata geri dönmeme sadece üç dakika kaldığını bilmiyordum. Yüzüme gölge düştüğünü hissettiğimde sol gözümü hafifçe araladım ve hemen başucumda elinde bir sürahi dolusu suyla dikilen Merihle karşılaştım. O bana pis pis sırıtırken ben "Sakın yapmaa!!" diye bağırdım. O hâlâ sırıtırken "Aşkolsun ablacığım ben hiç öyle şey yapar mıyım? Hem hangi kardeş ablasının üstüne su döker ki?" diye dalga geçti. Pis işte n'olacak. Bende en gıcık tavrımı takınarak "Tabi sen dünyanın en iyi kardeşisin hiç yapar mısın öyle şey? Sen o suyu zaten benim içmem için getirmiş olmalısın değil mi benim canım(!) kardeşim?" diye laf attığmda o da bana cevaben "Evvvet doğru tahmin. Senin ve cildinin bu sudan yararlanması lazım. O yüzden ben dünyanın en iyi kardeşi olarak senin üstüne dökmüyorum. Senin yüzüne boca ediyorum." diyerek tüm suyu yüzüme boşalttı. Tabii bu durumda bende boş durur muyum. Onun benden beklemediği bir çeviklikle boşta olan elini alıp aynı hızla sürahinin içine soktum. Yaşasın kötülükkk. Nihahahhah. O bir yandan elini sürahiden çıkartmaya çalışırken bir yandanda bu sabahki Ulusal Kardeş Savaşları'nın kaybedeni olduğu için homurdanıyordu.
Merih'i odamdan kovaladıktan sonra elimi yüzümü yıkadım ve mutfağa, annemin yanına indim. Mutfağa girerken aldığım kokuyla şaştım kaldım. Annem sabah sabah börek mi yapmıştı, yoksa bana mı öyle geliyordu? Annemin arkasında durup çenemi onun omzuna yaslayarak "Oo Sema Hanım, sabah sabah döktürmüşünüz yine. Nedir bunun sebebi sorabilir miyim acaba?" dedim. Gülerek ocağın yanına gitti ve "Benim biricik kızım tatilden yeni dönmüş, bir aydır yoktu, özlemiştir diye düşündüm." dedi. Bi hızla gidip boynuna sarıldım. "Bi tanesin sen. Özlemez olur muyum hiç! Ben senin her yemeğini özledim." dememle Merih'in hem mutfağa hem lafa dalması bir oldu:
-Iyyy, sevgi pıtırcıkları sizi...İğrenç(!)
Ben:
-Kıskanma be. Şurda özlem gideriyoz bi dur.
Annem:
-Aa. Benim kıskanç bi oğlum varmışta haberim yokmuş. Gel buraya seni sevgi pıtırcığı, diyerek Merih'i kolundan tutup kendine çekti ve ikimize birden sıkı sıkıya sarıldı. Sonra biraz geri çekilerek "Hadi bakalım sen babanı uyandırıyosun, sen de sofrayı kuruyosun." diyip çayı demlemeye koyuldu. Kardeşim mutfaktan çıkarken bende anneme dönüp "Yer sofrası kursam olur mu?" diye sordum ve annemin onaylamasıyla işe koyuldum.
Keyifli bir pazar kahvaltısından sonra odama çekilip dünden beri boşaltmaya fırsat bulamadığım valizimi boşalttım. Sonra odama bi çeki düzen verip kendimi banyoya attım. Çıktıktan sonra üzerime siyah taytımla pembe tişörtümü geçirdim. Saçlarımı tarayıp topuz yaptım. Biraz kedim Milka'yla ilgilendikten sonra oturma odasına geçtim. Babamla Merih'i göremeyince anneme nerede olduklarını sordum. Babam esnaf arkadaşlarını ziyaret etmek için dışarı çıkmış, Merih'i de arkadaşları çağırmıştı. Televizyona baktığımda annemin en sevdiği dizinin tekrarının olduğunu gördüm. Bu boşluğu fırsat bilerek balkonda bir kitap kahve keyfi yapmaya karar verdim. Tabi balkona çıktığımda balkonda bir kilim bile olmadığını görünce önce bir kilim buldum ve sonra sökük olan balkon salıncağını birleştirmeye başladım. Bir yandan şarkı söyleyince iş daha çabuk hallolmuştu ya da bana öyle gelmişti. Sonunda kahvemi ve kitabımı elime alıp balkondaki yerime kuruldum.
BERA GÜLER
Sabah sabah annemi kahvaltı için patates kızartması yapmaya ikna etmek kolay olamıştı ama şimdi o zorluğun ödülünü yiyordum. İyice doyduktan sonra anneme sofra toplamasında yardım ettim. Ardından odama geçip yarım kalan baykuş resmini çizmeye koyuldum. Henüz bitirmemişken Buğra aradı. "Efendim." diyerek açtım telefonu.
-N'apıyosun kanka?
-Resim çiziyorum. Sen?
-Oturuyom bende. Bırak şimdi resim çizmeyi de bize gel. Laflarız azcık.
-Resmi bitiriverim de öyle gelim.
-Ya boşver resmi sonra çizersin, gel işte.
-Peki madem geliyorum.
-Tamam, çabuk ol. Görüşürüz.
-Hadi görüşürüz.
Bi duş aldıktan sonra giyinip saçlarımı kuruttum ve biraz da şekil verdim. Önce anneme haber verdim sonra Buğra'nın evinin yolunu tuttum. Oraya vardığımda koyu bir sohbete daldık. Öğlen olduğunda acıkınca Buğra'ya,
-Hadi bi şeyler yiyelim kanka, acıktım ben , dedim.
-Ne yiyelim?
-Ne var?
-Hazır pizza var onu fırına atarım 10 dakikada olur.
-Hadi madem git at fırına pizzayı. Acele et ama çok acıktım.
-Tamam sen çık bahçeye 10 dakikaya ordayım.
O mutfağa doğru giderken ben de bahçeye çıktım. Bahçeleri ufak ama şirindi. Ayrıca komşularının bahçesiyle birleşik sayılırdı. Arada sadece küçük bir çit vardı. Ve iki bahçeyi birbirine bağlayan bir kapı...
Bahçedeki koltuklardan birine oturduktan bir iki dakika sonra bir ses duydum. Huzur verici bir sesti bu ses. Sesin geldiği yöne bakınca komşu evin balkonunda pembe tişörtlü bi kız gördüm. Balkonda bir şeyleri düzenliyordu. Bir yandan da şarkı söylüyordu. Gül Rengi şarkısının daha önce böylesine huzur verici bir şarkı olduğunu bilmiyordum. Onun sesi öylesine huzur vericiydi ki... Yüzünün de sesinden kalır yanı yoktu. Nasıl güzel bir kızdı. Pembe de ne çok yakışmıştı ona. Aslında pembe rengini hiç bir kıza yaykıştıramamıştım daha önce. İlk defa bi kıza bu kadar yakıştırıyordum. İşinin bitmesine yakın nakaratı tekrar söyledi "Havasından suyundan aşk damlayan Yarim var gül renginde
Dünyaları verseler kar etmez
Olmaz ki sen denginde..."
Bu huzur verici konser onun işini bitirip içeri girmesiyle son buldu. Aslında onu sabaha kadar dinleyebilirdim. O kadar güzeldi ki... Hem sesi hem yüzü... Daha önce kimseden böylesine etkilenmemiştim.
Ben dalgın dalgın o kızı düşünürken elinde tepsiyle Buğra geldi. İkimize de birer porsiyon pizza ısıtmış yanına da domates salatalık doğrayıp birer bardak kola koymuştu. Ben pizzamı yarıladığımda onun yine balkona çıktığını gördüm. Elinde bi bardak ve kitap vardı. Az önce kurduğu salıncağa oturdu ve elindeki bardağı mermere koydu. O kitap okumaya başladığında ben de Buğra'ya döndüm:
-Şşt. Şurdaki kız kim? İlk defa görüyorum burda.
-O, komşunun kızı.
-E daha önce niye görmedim ki ben onu?
-Ha, o şeyden dolayı kanka... Onlar buraya 2,5 - 3 ay önce taşındılar. Biz de senle o sıralar dargındık. Sonra sen tatile çıktın. Senin dönmene bir iki gün kala o tatile çıktı. Daha dün döndü tatilden. Bir aydır tatildeydi.
-İyi bakalım, diyerek elime kolamı alıp arkama yaslandım ve o kıza bakmaya devam ettim. Benim kıza hayran hayran baktığımı gören Buğra "Hayırdır, ne iş?" diye sorunca kendimi toparlayıp "Ne, ne iş? Yok bi şey. Öylesine sordum. Burda ilk defa görünce merak ettim, ondan." dedim. Tabii Buğra durumu az çok anladı ama konuyu gülerek geçiştirdi "İyi bakalım öyle olsun."
HAYAL
Kahvemin bitmesiyle Milka'nın yanıma gelmesi bir oldu. Onu biraz sevince hemen mayıştı ve uykuya daldı. Ben tam kitabıma dönecekken annemin bana seslendiğini duydum "Hayaal, koş telefonun çalıyo." Koşarak odama gittim ve telefonumu elime aldım. Asya görüntülü arıyordu. Açınca bana bi dakka diye işaret yaptı ve konuşmaya Hakan'ı da ekledi.
A: Eee, napıyonuz kankitolar?
Ben: Kankito ne yaa..
H: Hakkaten kızım kankito ne allahaşkına insan kankeytoşko falan der (!) Dimi kız Hayal?
Ben: Aynen aynen. Hatta sen direk aşkım de kanka sana serbest. Hahaha.
A: Susun be size hâl hatır soranda kabahat.
Ben: Ha şunu bileydin. 🙂
H: Ee napıyonuz bakalım.
Ben: Ben keyif yapıyom, siz?
A: Ben evden çıkıcam beş dakikaya. Kafeye gelin de buluşalım hadi.
H: Valla iyi olur. Otur otur patladım evde. Bende 10 - 15 dakikaya çıkarım o zaman evden.
Ben: Beni hiç karıştırmayın. Daha yeni döndüm tatilden. Bu gün ful dinlenicem. Yarın okul başlıyo zaten okulda görüşürüz.
A: Ya ben zaten senle görüşmek için gidiyorum kafeye. Hadi giyin de çık evden.
Ben: Ya off uyicam ben bırak beni.
H: Hadisene Hayal ya. Kalk hadi. Hem biliyosun ki ben sizle aynı okulda değilim ve yarın işlerim var. O yüzden bugün buluşuyoruz.
A: Bak gelirsen sana pasta ısmarlicam istediğinden. Hadi gel.
Ben: Bi dakka bi dakka. Ben yanlış mı duydum yoksa sen bana pasta mı ısmarlicaksın? Hakan pasta ısmarlicam dedi değil mi? Ben doğru anladım?..
H: Dedi dedi. Bende duydum. Ismarlicam dedi.
Ben: Başımıza taş yağacak. Bugüne kadar bi sakız bile ısmarlamayan Asya bana pasta ısmarlayacak. Yok daha neler...
H: Asya kankam bana da ısmarlarsın değil mi? Böyle bi fırsatı kaçıramam.
A: Beleşçi! Hayal'i ikna edersen olabilir.
Ben: Hadi bay bay. Hazırlanıcam ben, diyip telefonu kapattım.
Kırmızı kareli kısakollumu ve kotumu giyip üstüme beyaz dantelli yeleğimi aldım. Saçlarımı saldığımda tam istediğim şekle girdiğini görünce fön makinesini çalıştırmak zorunda kalmadığıma sevindim. Çantama bi kaç şey koyup oturma odasına geçtim. Anneme haber verip evden çıktım.
Kafeye vardığımda ikiside gelmemişti. Kendime bir karamelli latte sipariş ettim ve onları beklemeye koyuldum. Lattemin masaya gelmesiyle Asya'nın "Kankammm." diyerek ayı gibi sarılması bir oldu. Geldiğini bile görmemiştim. Nefessiz kalınca "Bıraaak!" diye çırpınmaya başladım. Tam o sırada Hakan gelip beni Asya'nın ellerinden kurtardı. Hakan'a teşekkür ettikten sonra Asya'ya dönüp "Bunun hesabını iki porsiyonla ödeyeceksin." dedim. Pastaların siparişini verdikten sonra koyu bir sohbete daldık...
H: Size haftaya bir sürprizim var. Çok şaşıracaksınız.
A: Ne sürprizi!? Söyle yoksa pıçaklarım bak seni.
Ben: Yalnız "pıçaklarsan" hiç öğrenemezsin kanka.
H: Azcık meraklanın. 😏
A: İkinizde çok pisliksiniz ya.
...
Arkadaşlarımla hasret giderdikten sonra markete gidip biraz Karam stoğu yaptım. Eve vardığımda üstümü değiştirip mutfağa geçtim. Annemin yemek yaptığını görünce ona yardım ettim. Akşam yemeğinden sonra odama çekilip biraz kitap okudum. Ardından ertesi gün giyeceklerimi ve çantamı hazırlayıp telefonuma alarm koydum. Bir duş alıp çıktıktan sonra sınıf grubuna mesaj attım. "Hey millet, yarın formayla gelen olursa keserim bak!🔪😛" . Zaten okulun ilk günü kim formayla gelirdi ki. Olumlu tepkiler alınca ışığı söndürüp derin bir uykuya daldım.
BERA
Buğralarda biraz daha zaman geçirdikten sonra eve gittim. Annemi sofra kurarken görünce "Kolay gelsin Melike Sultan." diyip yanağından öpüverdim. Ben bi hızla merdivenlerden çıkarken annem yanağından öpmemin şaşkınlığıyla arkamdan gülerek "Aa! Hayırdır, ne bu mutluluk!? Manyak çocuk." dedi. Cidden mutluluğum bu kadar belli oluyor muydu? Ayrıca ben neden bu kadar mutluydum? Sıradan bir gündü sonuçta. Sebebi neydi bu mutluluğun? O kız mıydı yoksa? İstemsiz gülmelerimin, heyecanlı hareketlerimin sebebi o kız mıydı? Bunları düşünürken bile gülümsememe engel olamıyordum...
Kafamı dağıtmak için telefonuma sarıldığımda annem aşağıdan bana seslendi. Yemeğe çağırıyordu.
Yemek yedikten sonra odama, resmimi tamamlamaya gittim. Resmim bittikten sonra biraz telefon oynayıp uykuya daldım...
HAYAL
Sabah alarmımla kalktığımda uykumu aldığımı fark ederek güneşe gülümsedim. Yüzümü yıkayıp aşağıya indim. Annemin sofra kurmasına yardım ettikten sonra Merih'i uyandırmaya gittim. İşte dünkü öcümü almak için fırsat! Elimde su dolu sürahiyle onun odasına gittim. Ah benim canım (!) kardeşim... Nasıl da mışıl mışıl uyuyordu. Ama şimdi o tatlı rüyadan uyanmak zorunda. Sürahiyi birden çevirip suyu yüzüne onun tabiriyle "boca ettim." O bi hızla yataktan kalkarken bense yere yatmış gülmekten iki büklüm olmuştum. İşte öc böyle alınır. O bi sinirle banyoya giderken arkasından seslendim "Yüzünü yıkamana gerek kalmamıştı aslında, ben güzelce yıkadım ablacım."
Ben aşağıya indiğimde babam kahvaltısına başlamıştı bile. "Günaydııın." diyerek masaya oturdum. Anneme dönerek "Oğlunu kaldırdım." dediğimde annem şaşırarak "Nasıl başardın iki dakikada?" diye sordu. "Geldiğinde anlarsın." diyip kahvaltıma başladım. 5 - 10 saniye sonra Merih odaya omuzlarına kadar ıslanmış bi halde mutsuz mutsuz "Günaydın." diyerek girdi. Annemle babam onun o halini görünce gülmeye başladılar. Bende şaheserimle gurur duyarak "Sanada günaydın canım kardeşim. Bugün nasılsın bakalım?" dedim. O da bana dil çıkartarak masaya oturdu ve kahvaltısını yapmaya başladı.
Kahvaltıdan sonra odama gidip üstümü değiştirdim ve saçımı tarayıp kahküllerim önde kalıcak şekilde bağladım. Beyaz spor ayakkabılarımı giyip çantama da bir kaç bir şey koyup evden çıktım.
Okula giderken kulağıma kulaklığımı takıp müzik dinlemeye başladım. Okula varmak üzereyken ne olduğunu bile anlamdan kendimi yerde buldum. Ve son duyduğum ses motor sesine benziyordu.
HAYAL AĞCA
Yanıbaşımda çalan çalarsaati kapattıktan sonra tatlı mı tatlı uykuma geri döndüm. Tabii hayata geri dönmeme sadece üç dakika kaldığını bilmiyordum. Yüzüme gölge düştüğünü hissettiğimde sol gözümü hafifçe araladım ve hemen başucumda elinde bir sürahi dolusu suyla dikilen Merihle karşılaştım. O bana pis pis sırıtırken ben "Sakın yapmaa!!" diye bağırdım. O hâlâ sırıtırken "Aşkolsun ablacığım ben hiç öyle şey yapar mıyım? Hem hangi kardeş ablasının üstüne su döker ki?" diye dalga geçti. Pis işte n'olacak. Bende en gıcık tavrımı takınarak "Tabi sen dünyanın en iyi kardeşisin hiç yapar mısın öyle şey? Sen o suyu zaten benim içmem için getirmiş olmalısın değil mi benim canım(!) kardeşim?" diye laf attığmda o da bana cevaben "Evvvet doğru tahmin. Senin ve cildinin bu sudan yararlanması lazım. O yüzden ben dünyanın en iyi kardeşi olarak senin üstüne dökmüyorum. Senin yüzüne boca ediyorum." diyerek tüm suyu yüzüme boşalttı. Tabii bu durumda bende boş durur muyum. Onun benden beklemediği bir çeviklikle boşta olan elini alıp aynı hızla sürahinin içine soktum. Yaşasın kötülükkk. Nihahahhah. O bir yandan elini sürahiden çıkartmaya çalışırken bir yandanda bu sabahki Ulusal Kardeş Savaşları'nın kaybedeni olduğu için homurdanıyordu.
Merih'i odamdan kovaladıktan sonra elimi yüzümü yıkadım ve mutfağa, annemin yanına indim. Mutfağa girerken aldığım kokuyla şaştım kaldım. Annem sabah sabah börek mi yapmıştı, yoksa bana mı öyle geliyordu? Annemin arkasında durup çenemi onun omzuna yaslayarak "Oo Sema Hanım, sabah sabah döktürmüşünüz yine. Nedir bunun sebebi sorabilir miyim acaba?" dedim. Gülerek ocağın yanına gitti ve "Benim biricik kızım tatilden yeni dönmüş, bir aydır yoktu, özlemiştir diye düşündüm." dedi. Bi hızla gidip boynuna sarıldım. "Bi tanesin sen. Özlemez olur muyum hiç! Ben senin her yemeğini özledim." dememle Merih'in hem mutfağa hem lafa dalması bir oldu:
-Iyyy, sevgi pıtırcıkları sizi...İğrenç(!)
Ben:
-Kıskanma be. Şurda özlem gideriyoz bi dur.
Annem:
-Aa. Benim kıskanç bi oğlum varmışta haberim yokmuş. Gel buraya seni sevgi pıtırcığı, diyerek Merih'i kolundan tutup kendine çekti ve ikimize birden sıkı sıkıya sarıldı. Sonra biraz geri çekilerek "Hadi bakalım sen babanı uyandırıyosun, sen de sofrayı kuruyosun." diyip çayı demlemeye koyuldu. Kardeşim mutfaktan çıkarken bende anneme dönüp "Yer sofrası kursam olur mu?" diye sordum ve annemin onaylamasıyla işe koyuldum.
Keyifli bir pazar kahvaltısından sonra odama çekilip dünden beri boşaltmaya fırsat bulamadığım valizimi boşalttım. Sonra odama bi çeki düzen verip kendimi banyoya attım. Çıktıktan sonra üzerime siyah taytımla pembe tişörtümü geçirdim. Saçlarımı tarayıp topuz yaptım. Biraz kedim Milka'yla ilgilendikten sonra oturma odasına geçtim. Babamla Merih'i göremeyince anneme nerede olduklarını sordum. Babam esnaf arkadaşlarını ziyaret etmek için dışarı çıkmış, Merih'i de arkadaşları çağırmıştı. Televizyona baktığımda annemin en sevdiği dizinin tekrarının olduğunu gördüm. Bu boşluğu fırsat bilerek balkonda bir kitap kahve keyfi yapmaya karar verdim. Tabi balkona çıktığımda balkonda bir kilim bile olmadığını görünce önce bir kilim buldum ve sonra sökük olan balkon salıncağını birleştirmeye başladım. Bir yandan şarkı söyleyince iş daha çabuk hallolmuştu ya da bana öyle gelmişti. Sonunda kahvemi ve kitabımı elime alıp balkondaki yerime kuruldum.
BERA GÜLER
Sabah sabah annemi kahvaltı için patates kızartması yapmaya ikna etmek kolay olamıştı ama şimdi o zorluğun ödülünü yiyordum. İyice doyduktan sonra anneme sofra toplamasında yardım ettim. Ardından odama geçip yarım kalan baykuş resmini çizmeye koyuldum. Henüz bitirmemişken Buğra aradı. "Efendim." diyerek açtım telefonu.
-N'apıyosun kanka?
-Resim çiziyorum. Sen?
-Oturuyom bende. Bırak şimdi resim çizmeyi de bize gel. Laflarız azcık.
-Resmi bitiriverim de öyle gelim.
-Ya boşver resmi sonra çizersin, gel işte.
-Peki madem geliyorum.
-Tamam, çabuk ol. Görüşürüz.
-Hadi görüşürüz.
Bi duş aldıktan sonra giyinip saçlarımı kuruttum ve biraz da şekil verdim. Önce anneme haber verdim sonra Buğra'nın evinin yolunu tuttum. Oraya vardığımda koyu bir sohbete daldık. Öğlen olduğunda acıkınca Buğra'ya,
-Hadi bi şeyler yiyelim kanka, acıktım ben , dedim.
-Ne yiyelim?
-Ne var?
-Hazır pizza var onu fırına atarım 10 dakikada olur.
-Hadi madem git at fırına pizzayı. Acele et ama çok acıktım.
-Tamam sen çık bahçeye 10 dakikaya ordayım.
O mutfağa doğru giderken ben de bahçeye çıktım. Bahçeleri ufak ama şirindi. Ayrıca komşularının bahçesiyle birleşik sayılırdı. Arada sadece küçük bir çit vardı. Ve iki bahçeyi birbirine bağlayan bir kapı...
Bahçedeki koltuklardan birine oturduktan bir iki dakika sonra bir ses duydum. Huzur verici bir sesti bu ses. Sesin geldiği yöne bakınca komşu evin balkonunda pembe tişörtlü bi kız gördüm. Balkonda bir şeyleri düzenliyordu. Bir yandan da şarkı söylüyordu. Gül Rengi şarkısının daha önce böylesine huzur verici bir şarkı olduğunu bilmiyordum. Onun sesi öylesine huzur vericiydi ki... Yüzünün de sesinden kalır yanı yoktu. Nasıl güzel bir kızdı. Pembe de ne çok yakışmıştı ona. Aslında pembe rengini hiç bir kıza yaykıştıramamıştım daha önce. İlk defa bi kıza bu kadar yakıştırıyordum. İşinin bitmesine yakın nakaratı tekrar söyledi "Havasından suyundan aşk damlayan Yarim var gül renginde
Dünyaları verseler kar etmez
Olmaz ki sen denginde..."
Bu huzur verici konser onun işini bitirip içeri girmesiyle son buldu. Aslında onu sabaha kadar dinleyebilirdim. O kadar güzeldi ki... Hem sesi hem yüzü... Daha önce kimseden böylesine etkilenmemiştim.
Ben dalgın dalgın o kızı düşünürken elinde tepsiyle Buğra geldi. İkimize de birer porsiyon pizza ısıtmış yanına da domates salatalık doğrayıp birer bardak kola koymuştu. Ben pizzamı yarıladığımda onun yine balkona çıktığını gördüm. Elinde bi bardak ve kitap vardı. Az önce kurduğu salıncağa oturdu ve elindeki bardağı mermere koydu. O kitap okumaya başladığında ben de Buğra'ya döndüm:
-Şşt. Şurdaki kız kim? İlk defa görüyorum burda.
-O, komşunun kızı.
-E daha önce niye görmedim ki ben onu?
-Ha, o şeyden dolayı kanka... Onlar buraya 2,5 - 3 ay önce taşındılar. Biz de senle o sıralar dargındık. Sonra sen tatile çıktın. Senin dönmene bir iki gün kala o tatile çıktı. Daha dün döndü tatilden. Bir aydır tatildeydi.
-İyi bakalım, diyerek elime kolamı alıp arkama yaslandım ve o kıza bakmaya devam ettim. Benim kıza hayran hayran baktığımı gören Buğra "Hayırdır, ne iş?" diye sorunca kendimi toparlayıp "Ne, ne iş? Yok bi şey. Öylesine sordum. Burda ilk defa görünce merak ettim, ondan." dedim. Tabii Buğra durumu az çok anladı ama konuyu gülerek geçiştirdi "İyi bakalım öyle olsun."
HAYAL
Kahvemin bitmesiyle Milka'nın yanıma gelmesi bir oldu. Onu biraz sevince hemen mayıştı ve uykuya daldı. Ben tam kitabıma dönecekken annemin bana seslendiğini duydum "Hayaal, koş telefonun çalıyo." Koşarak odama gittim ve telefonumu elime aldım. Asya görüntülü arıyordu. Açınca bana bi dakka diye işaret yaptı ve konuşmaya Hakan'ı da ekledi.
A: Eee, napıyonuz kankitolar?
Ben: Kankito ne yaa..
H: Hakkaten kızım kankito ne allahaşkına insan kankeytoşko falan der (!) Dimi kız Hayal?
Ben: Aynen aynen. Hatta sen direk aşkım de kanka sana serbest. Hahaha.
A: Susun be size hâl hatır soranda kabahat.
Ben: Ha şunu bileydin. 🙂
H: Ee napıyonuz bakalım.
Ben: Ben keyif yapıyom, siz?
A: Ben evden çıkıcam beş dakikaya. Kafeye gelin de buluşalım hadi.
H: Valla iyi olur. Otur otur patladım evde. Bende 10 - 15 dakikaya çıkarım o zaman evden.
Ben: Beni hiç karıştırmayın. Daha yeni döndüm tatilden. Bu gün ful dinlenicem. Yarın okul başlıyo zaten okulda görüşürüz.
A: Ya ben zaten senle görüşmek için gidiyorum kafeye. Hadi giyin de çık evden.
Ben: Ya off uyicam ben bırak beni.
H: Hadisene Hayal ya. Kalk hadi. Hem biliyosun ki ben sizle aynı okulda değilim ve yarın işlerim var. O yüzden bugün buluşuyoruz.
A: Bak gelirsen sana pasta ısmarlicam istediğinden. Hadi gel.
Ben: Bi dakka bi dakka. Ben yanlış mı duydum yoksa sen bana pasta mı ısmarlicaksın? Hakan pasta ısmarlicam dedi değil mi? Ben doğru anladım?..
H: Dedi dedi. Bende duydum. Ismarlicam dedi.
Ben: Başımıza taş yağacak. Bugüne kadar bi sakız bile ısmarlamayan Asya bana pasta ısmarlayacak. Yok daha neler...
H: Asya kankam bana da ısmarlarsın değil mi? Böyle bi fırsatı kaçıramam.
A: Beleşçi! Hayal'i ikna edersen olabilir.
Ben: Hadi bay bay. Hazırlanıcam ben, diyip telefonu kapattım.
Kırmızı kareli kısakollumu ve kotumu giyip üstüme beyaz dantelli yeleğimi aldım. Saçlarımı saldığımda tam istediğim şekle girdiğini görünce fön makinesini çalıştırmak zorunda kalmadığıma sevindim. Çantama bi kaç şey koyup oturma odasına geçtim. Anneme haber verip evden çıktım.
Kafeye vardığımda ikiside gelmemişti. Kendime bir karamelli latte sipariş ettim ve onları beklemeye koyuldum. Lattemin masaya gelmesiyle Asya'nın "Kankammm." diyerek ayı gibi sarılması bir oldu. Geldiğini bile görmemiştim. Nefessiz kalınca "Bıraaak!" diye çırpınmaya başladım. Tam o sırada Hakan gelip beni Asya'nın ellerinden kurtardı. Hakan'a teşekkür ettikten sonra Asya'ya dönüp "Bunun hesabını iki porsiyonla ödeyeceksin." dedim. Pastaların siparişini verdikten sonra koyu bir sohbete daldık...
H: Size haftaya bir sürprizim var. Çok şaşıracaksınız.
A: Ne sürprizi!? Söyle yoksa pıçaklarım bak seni.
Ben: Yalnız "pıçaklarsan" hiç öğrenemezsin kanka.
H: Azcık meraklanın. 😏
A: İkinizde çok pisliksiniz ya.
...
Arkadaşlarımla hasret giderdikten sonra markete gidip biraz Karam stoğu yaptım. Eve vardığımda üstümü değiştirip mutfağa geçtim. Annemin yemek yaptığını görünce ona yardım ettim. Akşam yemeğinden sonra odama çekilip biraz kitap okudum. Ardından ertesi gün giyeceklerimi ve çantamı hazırlayıp telefonuma alarm koydum. Bir duş alıp çıktıktan sonra sınıf grubuna mesaj attım. "Hey millet, yarın formayla gelen olursa keserim bak!🔪😛" . Zaten okulun ilk günü kim formayla gelirdi ki. Olumlu tepkiler alınca ışığı söndürüp derin bir uykuya daldım.
BERA
Buğralarda biraz daha zaman geçirdikten sonra eve gittim. Annemi sofra kurarken görünce "Kolay gelsin Melike Sultan." diyip yanağından öpüverdim. Ben bi hızla merdivenlerden çıkarken annem yanağından öpmemin şaşkınlığıyla arkamdan gülerek "Aa! Hayırdır, ne bu mutluluk!? Manyak çocuk." dedi. Cidden mutluluğum bu kadar belli oluyor muydu? Ayrıca ben neden bu kadar mutluydum? Sıradan bir gündü sonuçta. Sebebi neydi bu mutluluğun? O kız mıydı yoksa? İstemsiz gülmelerimin, heyecanlı hareketlerimin sebebi o kız mıydı? Bunları düşünürken bile gülümsememe engel olamıyordum...
Kafamı dağıtmak için telefonuma sarıldığımda annem aşağıdan bana seslendi. Yemeğe çağırıyordu.
Yemek yedikten sonra odama, resmimi tamamlamaya gittim. Resmim bittikten sonra biraz telefon oynayıp uykuya daldım...
HAYAL
Sabah alarmımla kalktığımda uykumu aldığımı fark ederek güneşe gülümsedim. Yüzümü yıkayıp aşağıya indim. Annemin sofra kurmasına yardım ettikten sonra Merih'i uyandırmaya gittim. İşte dünkü öcümü almak için fırsat! Elimde su dolu sürahiyle onun odasına gittim. Ah benim canım (!) kardeşim... Nasıl da mışıl mışıl uyuyordu. Ama şimdi o tatlı rüyadan uyanmak zorunda. Sürahiyi birden çevirip suyu yüzüne onun tabiriyle "boca ettim." O bi hızla yataktan kalkarken bense yere yatmış gülmekten iki büklüm olmuştum. İşte öc böyle alınır. O bi sinirle banyoya giderken arkasından seslendim "Yüzünü yıkamana gerek kalmamıştı aslında, ben güzelce yıkadım ablacım."
Ben aşağıya indiğimde babam kahvaltısına başlamıştı bile. "Günaydııın." diyerek masaya oturdum. Anneme dönerek "Oğlunu kaldırdım." dediğimde annem şaşırarak "Nasıl başardın iki dakikada?" diye sordu. "Geldiğinde anlarsın." diyip kahvaltıma başladım. 5 - 10 saniye sonra Merih odaya omuzlarına kadar ıslanmış bi halde mutsuz mutsuz "Günaydın." diyerek girdi. Annemle babam onun o halini görünce gülmeye başladılar. Bende şaheserimle gurur duyarak "Sanada günaydın canım kardeşim. Bugün nasılsın bakalım?" dedim. O da bana dil çıkartarak masaya oturdu ve kahvaltısını yapmaya başladı.
Kahvaltıdan sonra odama gidip üstümü değiştirdim ve saçımı tarayıp kahküllerim önde kalıcak şekilde bağladım. Beyaz spor ayakkabılarımı giyip çantama da bir kaç bir şey koyup evden çıktım.
Okula giderken kulağıma kulaklığımı takıp müzik dinlemeye başladım. Okula varmak üzereyken ne olduğunu bile anlamdan kendimi yerde buldum. Ve son duyduğum ses motor sesine benziyordu.
HAYAL AĞCA
Yanıbaşımda çalan çalarsaati kapattıktan sonra tatlı mı tatlı uykuma geri döndüm. Tabii hayata geri dönmeme sadece üç dakika kaldığını bilmiyordum. Yüzüme gölge düştüğünü hissettiğimde sol gözümü hafifçe araladım ve hemen başucumda elinde bir sürahi dolusu suyla dikilen Merihle karşılaştım. O bana pis pis sırıtırken ben "Sakın yapmaa!!" diye bağırdım. O hâlâ sırıtırken "Aşkolsun ablacığım ben hiç öyle şey yapar mıyım? Hem hangi kardeş ablasının üstüne su döker ki?" diye dalga geçti. Pis işte n'olacak. Bende en gıcık tavrımı takınarak "Tabi sen dünyanın en iyi kardeşisin hiç yapar mısın öyle şey? Sen o suyu zaten benim içmem için getirmiş olmalısın değil mi benim canım(!) kardeşim?" diye laf attığmda o da bana cevaben "Evvvet doğru tahmin. Senin ve cildinin bu sudan yararlanması lazım. O yüzden ben dünyanın en iyi kardeşi olarak senin üstüne dökmüyorum. Senin yüzüne boca ediyorum." diyerek tüm suyu yüzüme boşalttı. Tabii bu durumda bende boş durur muyum. Onun benden beklemediği bir çeviklikle boşta olan elini alıp aynı hızla sürahinin içine soktum. Yaşasın kötülükkk. Nihahahhah. O bir yandan elini sürahiden çıkartmaya çalışırken bir yandanda bu sabahki Ulusal Kardeş Savaşları'nın kaybedeni olduğu için homurdanıyordu.
Merih'i odamdan kovaladıktan sonra elimi yüzümü yıkadım ve mutfağa, annemin yanına indim. Mutfağa girerken aldığım kokuyla şaştım kaldım. Annem sabah sabah börek mi yapmıştı, yoksa bana mı öyle geliyordu? Annemin arkasında durup çenemi onun omzuna yaslayarak "Oo Sema Hanım, sabah sabah döktürmüşünüz yine. Nedir bunun sebebi sorabilir miyim acaba?" dedim. Gülerek ocağın yanına gitti ve "Benim biricik kızım tatilden yeni dönmüş, bir aydır yoktu, özlemiştir diye düşündüm." dedi. Bi hızla gidip boynuna sarıldım. "Bi tanesin sen. Özlemez olur muyum hiç! Ben senin her yemeğini özledim." dememle Merih'in hem mutfağa hem lafa dalması bir oldu:
-Iyyy, sevgi pıtırcıkları sizi...İğrenç(!)
Ben:
-Kıskanma be. Şurda özlem gideriyoz bi dur.
Annem:
-Aa. Benim kıskanç bi oğlum varmışta haberim yokmuş. Gel buraya seni sevgi pıtırcığı, diyerek Merih'i kolundan tutup kendine çekti ve ikimize birden sıkı sıkıya sarıldı. Sonra biraz geri çekilerek "Hadi bakalım sen babanı uyandırıyosun, sen de sofrayı kuruyosun." diyip çayı demlemeye koyuldu. Kardeşim mutfaktan çıkarken bende anneme dönüp "Yer sofrası kursam olur mu?" diye sordum ve annemin onaylamasıyla işe koyuldum.
Keyifli bir pazar kahvaltısından sonra odama çekilip dünden beri boşaltmaya fırsat bulamadığım valizimi boşalttım. Sonra odama bi çeki düzen verip kendimi banyoya attım. Çıktıktan sonra üzerime siyah taytımla pembe tişörtümü geçirdim. Saçlarımı tarayıp topuz yaptım. Biraz kedim Milka'yla ilgilendikten sonra oturma odasına geçtim. Babamla Merih'i göremeyince anneme nerede olduklarını sordum. Babam esnaf arkadaşlarını ziyaret etmek için dışarı çıkmış, Merih'i de arkadaşları çağırmıştı. Televizyona baktığımda annemin en sevdiği dizinin tekrarının olduğunu gördüm. Bu boşluğu fırsat bilerek balkonda bir kitap kahve keyfi yapmaya karar verdim. Tabi balkona çıktığımda balkonda bir kilim bile olmadığını görünce önce bir kilim buldum ve sonra sökük olan balkon salıncağını birleştirmeye başladım. Bir yandan şarkı söyleyince iş daha çabuk hallolmuştu ya da bana öyle gelmişti. Sonunda kahvemi ve kitabımı elime alıp balkondaki yerime kuruldum.
BERA GÜLER
Sabah sabah annemi kahvaltı için patates kızartması yapmaya ikna etmek kolay olamıştı ama şimdi o zorluğun ödülünü yiyordum. İyice doyduktan sonra anneme sofra toplamasında yardım ettim. Ardından odama geçip yarım kalan baykuş resmini çizmeye koyuldum. Henüz bitirmemişken Buğra aradı. "Efendim." diyerek açtım telefonu.
-N'apıyosun kanka?
-Resim çiziyorum. Sen?
-Oturuyom bende. Bırak şimdi resim çizmeyi de bize gel. Laflarız azcık.
-Resmi bitiriverim de öyle gelim.
-Ya boşver resmi sonra çizersin, gel işte.
-Peki madem geliyorum.
-Tamam, çabuk ol. Görüşürüz.
-Hadi görüşürüz.
Bi duş aldıktan sonra giyinip saçlarımı kuruttum ve biraz da şekil verdim. Önce anneme haber verdim sonra Buğra'nın evinin yolunu tuttum. Oraya vardığımda koyu bir sohbete daldık. Öğlen olduğunda acıkınca Buğra'ya,
-Hadi bi şeyler yiyelim kanka, acıktım ben , dedim.
-Ne yiyelim?
-Ne var?
-Hazır pizza var onu fırına atarım 10 dakikada olur.
-Hadi madem git at fırına pizzayı. Acele et ama çok acıktım.
-Tamam sen çık bahçeye 10 dakikaya ordayım.
O mutfağa doğru giderken ben de bahçeye çıktım. Bahçeleri ufak ama şirindi. Ayrıca komşularının bahçesiyle birleşik sayılırdı. Arada sadece küçük bir çit vardı. Ve iki bahçeyi birbirine bağlayan bir kapı...
Bahçedeki koltuklardan birine oturduktan bir iki dakika sonra bir ses duydum. Huzur verici bir sesti bu ses. Sesin geldiği yöne bakınca komşu evin balkonunda pembe tişörtlü bi kız gördüm. Balkonda bir şeyleri düzenliyordu. Bir yandan da şarkı söylüyordu. Gül Rengi şarkısının daha önce böylesine huzur verici bir şarkı olduğunu bilmiyordum. Onun sesi öylesine huzur vericiydi ki... Yüzünün de sesinden kalır yanı yoktu. Nasıl güzel bir kızdı. Pembe de ne çok yakışmıştı ona. Aslında pembe rengini hiç bir kıza yaykıştıramamıştım daha önce. İlk defa bi kıza bu kadar yakıştırıyordum. İşinin bitmesine yakın nakaratı tekrar söyledi "Havasından suyundan aşk damlayan Yarim var gül renginde
Dünyaları verseler kar etmez
Olmaz ki sen denginde..."
Bu huzur verici konser onun işini bitirip içeri girmesiyle son buldu. Aslında onu sabaha kadar dinleyebilirdim. O kadar güzeldi ki... Hem sesi hem yüzü... Daha önce kimseden böylesine etkilenmemiştim.
Ben dalgın dalgın o kızı düşünürken elinde tepsiyle Buğra geldi. İkimize de birer porsiyon pizza ısıtmış yanına da domates salatalık doğrayıp birer bardak kola koymuştu. Ben pizzamı yarıladığımda onun yine balkona çıktığını gördüm. Elinde bi bardak ve kitap vardı. Az önce kurduğu salıncağa oturdu ve elindeki bardağı mermere koydu. O kitap okumaya başladığında ben de Buğra'ya döndüm:
-Şşt. Şurdaki kız kim? İlk defa görüyorum burda.
-O, komşunun kızı.
-E daha önce niye görmedim ki ben onu?
-Ha, o şeyden dolayı kanka... Onlar buraya 2,5 - 3 ay önce taşındılar. Biz de senle o sıralar dargındık. Sonra sen tatile çıktın. Senin dönmene bir iki gün kala o tatile çıktı. Daha dün döndü tatilden. Bir aydır tatildeydi.
-İyi bakalım, diyerek elime kolamı alıp arkama yaslandım ve o kıza bakmaya devam ettim. Benim kıza hayran hayran baktığımı gören Buğra "Hayırdır, ne iş?" diye sorunca kendimi toparlayıp "Ne, ne iş? Yok bi şey. Öylesine sordum. Burda ilk defa görünce merak ettim, ondan." dedim. Tabii Buğra durumu az çok anladı ama konuyu gülerek geçiştirdi "İyi bakalım öyle olsun."
HAYAL
Kahvemin bitmesiyle Milka'nın yanıma gelmesi bir oldu. Onu biraz sevince hemen mayıştı ve uykuya daldı. Ben tam kitabıma dönecekken annemin bana seslendiğini duydum "Hayaal, koş telefonun çalıyo." Koşarak odama gittim ve telefonumu elime aldım. Asya görüntülü arıyordu. Açınca bana bi dakka diye işaret yaptı ve konuşmaya Hakan'ı da ekledi.
A: Eee, napıyonuz kankitolar?
Ben: Kankito ne yaa..
H: Hakkaten kızım kankito ne allahaşkına insan kankeytoşko falan der (!) Dimi kız Hayal?
Ben: Aynen aynen. Hatta sen direk aşkım de kanka sana serbest. Hahaha.
A: Susun be size hâl hatır soranda kabahat.
Ben: Ha şunu bileydin. 🙂
H: Ee napıyonuz bakalım.
Ben: Ben keyif yapıyom, siz?
A: Ben evden çıkıcam beş dakikaya. Kafeye gelin de buluşalım hadi.
H: Valla iyi olur. Otur otur patladım evde. Bende 10 - 15 dakikaya çıkarım o zaman evden.
Ben: Beni hiç karıştırmayın. Daha yeni döndüm tatilden. Bu gün ful dinlenicem. Yarın okul başlıyo zaten okulda görüşürüz.
A: Ya ben zaten senle görüşmek için gidiyorum kafeye. Hadi giyin de çık evden.
Ben: Ya off uyicam ben bırak beni.
H: Hadisene Hayal ya. Kalk hadi. Hem biliyosun ki ben sizle aynı okulda değilim ve yarın işlerim var. O yüzden bugün buluşuyoruz.
A: Bak gelirsen sana pasta ısmarlicam istediğinden. Hadi gel.
Ben: Bi dakka bi dakka. Ben yanlış mı duydum yoksa sen bana pasta mı ısmarlicaksın? Hakan pasta ısmarlicam dedi değil mi? Ben doğru anladım?..
H: Dedi dedi. Bende duydum. Ismarlicam dedi.
Ben: Başımıza taş yağacak. Bugüne kadar bi sakız bile ısmarlamayan Asya bana pasta ısmarlayacak. Yok daha neler...
H: Asya kankam bana da ısmarlarsın değil mi? Böyle bi fırsatı kaçıramam.
A: Beleşçi! Hayal'i ikna edersen olabilir.
Ben: Hadi bay bay. Hazırlanıcam ben, diyip telefonu kapattım.
Kırmızı kareli kısakollumu ve kotumu giyip üstüme beyaz dantelli yeleğimi aldım. Saçlarımı saldığımda tam istediğim şekle girdiğini görünce fön makinesini çalıştırmak zorunda kalmadığıma sevindim. Çantama bi kaç şey koyup oturma odasına geçtim. Anneme haber verip evden çıktım.
Kafeye vardığımda ikiside gelmemişti. Kendime bir karamelli latte sipariş ettim ve onları beklemeye koyuldum. Lattemin masaya gelmesiyle Asya'nın "Kankammm." diyerek ayı gibi sarılması bir oldu. Geldiğini bile görmemiştim. Nefessiz kalınca "Bıraaak!" diye çırpınmaya başladım. Tam o sırada Hakan gelip beni Asya'nın ellerinden kurtardı. Hakan'a teşekkür ettikten sonra Asya'ya dönüp "Bunun hesabını iki porsiyonla ödeyeceksin." dedim. Pastaların siparişini verdikten sonra koyu bir sohbete daldık...
H: Size haftaya bir sürprizim var. Çok şaşıracaksınız.
A: Ne sürprizi!? Söyle yoksa pıçaklarım bak seni.
Ben: Yalnız "pıçaklarsan" hiç öğrenemezsin kanka.
H: Azcık meraklanın. 😏
A: İkinizde çok pisliksiniz ya.
...
Arkadaşlarımla hasret giderdikten sonra markete gidip biraz Karam stoğu yaptım. Eve vardığımda üstümü değiştirip mutfağa geçtim. Annemin yemek yaptığını görünce ona yardım ettim. Akşam yemeğinden sonra odama çekilip biraz kitap okudum. Ardından ertesi gün giyeceklerimi ve çantamı hazırlayıp telefonuma alarm koydum. Bir duş alıp çıktıktan sonra sınıf grubuna mesaj attım. "Hey millet, yarın formayla gelen olursa keserim bak!🔪😛" . Zaten okulun ilk günü kim formayla gelirdi ki. Olumlu tepkiler alınca ışığı söndürüp derin bir uykuya daldım.
BERA
Buğralarda biraz daha zaman geçirdikten sonra eve gittim. Annemi sofra kurarken görünce "Kolay gelsin Melike Sultan." diyip yanağından öpüverdim. Ben bi hızla merdivenlerden çıkarken annem yanağından öpmemin şaşkınlığıyla arkamdan gülerek "Aa! Hayırdır, ne bu mutluluk!? Manyak çocuk." dedi. Cidden mutluluğum bu kadar belli oluyor muydu? Ayrıca ben neden bu kadar mutluydum? Sıradan bir gündü sonuçta. Sebebi neydi bu mutluluğun? O kız mıydı yoksa? İstemsiz gülmelerimin, heyecanlı hareketlerimin sebebi o kız mıydı? Bunları düşünürken bile gülümsememe engel olamıyordum...
Kafamı dağıtmak için telefonuma sarıldığımda annem aşağıdan bana seslendi. Yemeğe çağırıyordu.
Yemek yedikten sonra odama, resmimi tamamlamaya gittim. Resmim bittikten sonra biraz telefon oynayıp uykuya daldım...
HAYAL
Sabah alarmımla kalktığımda uykumu aldığımı fark ederek güneşe gülümsedim. Yüzümü yıkayıp aşağıya indim. Annemin sofra kurmasına yardım ettikten sonra Merih'i uyandırmaya gittim. İşte dünkü öcümü almak için fırsat! Elimde su dolu sürahiyle onun odasına gittim. Ah benim canım (!) kardeşim... Nasıl da mışıl mışıl uyuyordu. Ama şimdi o tatlı rüyadan uyanmak zorunda. Sürahiyi birden çevirip suyu yüzüne onun tabiriyle "boca ettim." O bi hızla yataktan kalkarken bense yere yatmış gülmekten iki büklüm olmuştum. İşte öc böyle alınır. O bi sinirle banyoya giderken arkasından seslendim "Yüzünü yıkamana gerek kalmamıştı aslında, ben güzelce yıkadım ablacım."
Ben aşağıya indiğimde babam kahvaltısına başlamıştı bile. "Günaydııın." diyerek masaya oturdum. Anneme dönerek "Oğlunu kaldırdım." dediğimde annem şaşırarak "Nasıl başardın iki dakikada?" diye sordu. "Geldiğinde anlarsın." diyip kahvaltıma başladım. 5 - 10 saniye sonra Merih odaya omuzlarına kadar ıslanmış bi halde mutsuz mutsuz "Günaydın." diyerek girdi. Annemle babam onun o halini görünce gülmeye başladılar. Bende şaheserimle gurur duyarak "Sanada günaydın canım kardeşim. Bugün nasılsın bakalım?" dedim. O da bana dil çıkartarak masaya oturdu ve kahvaltısını yapmaya başladı.
Kahvaltıdan sonra odama gidip üstümü değiştirdim ve saçımı tarayıp kahküllerim önde kalıcak şekilde bağladım. Beyaz spor ayakkabılarımı giyip çantama da bir kaç bir şey koyup evden çıktım.
Okula giderken kulağıma kulaklığımı takıp müzik dinlemeye başladım. Okula varmak üzereyken ne olduğunu bile anlamdan kendimi yerde buldum. Ve son duyduğum ses motor sesine benziyordu.
HAYAL AĞCA
Yanıbaşımda çalan çalarsaati kapattıktan sonra tatlı mı tatlı uykuma geri döndüm. Tabii hayata geri dönmeme sadece üç dakika kaldığını bilmiyordum. Yüzüme gölge düştüğünü hissettiğimde sol gözümü hafifçe araladım ve hemen başucumda elinde bir sürahi dolusu suyla dikilen Merihle karşılaştım. O bana pis pis sırıtırken ben "Sakın yapmaa!!" diye bağırdım. O hâlâ sırıtırken "Aşkolsun ablacığım ben hiç öyle şey yapar mıyım? Hem hangi kardeş ablasının üstüne su döker ki?" diye dalga geçti. Pis işte n'olacak. Bende en gıcık tavrımı takınarak "Tabi sen dünyanın en iyi kardeşisin hiç yapar mısın öyle şey? Sen o suyu zaten benim içmem için getirmiş olmalısın değil mi benim canım(!) kardeşim?" diye laf attığmda o da bana cevaben "Evvvet doğru tahmin. Senin ve cildinin bu sudan yararlanması lazım. O yüzden ben dünyanın en iyi kardeşi olarak senin üstüne dökmüyorum. Senin yüzüne boca ediyorum." diyerek tüm suyu yüzüme boşalttı. Tabii bu durumda bende boş durur muyum. Onun benden beklemediği bir çeviklikle boşta olan elini alıp aynı hızla sürahinin içine soktum. Yaşasın kötülükkk. Nihahahhah. O bir yandan elini sürahiden çıkartmaya çalışırken bir yandanda bu sabahki Ulusal Kardeş Savaşları'nın kaybedeni olduğu için homurdanıyordu.
Merih'i odamdan kovaladıktan sonra elimi yüzümü yıkadım ve mutfağa, annemin yanına indim. Mutfağa girerken aldığım kokuyla şaştım kaldım. Annem sabah sabah börek mi yapmıştı, yoksa bana mı öyle geliyordu? Annemin arkasında durup çenemi onun omzuna yaslayarak "Oo Sema Hanım, sabah sabah döktürmüşünüz yine. Nedir bunun sebebi sorabilir miyim acaba?" dedim. Gülerek ocağın yanına gitti ve "Benim biricik kızım tatilden yeni dönmüş, bir aydır yoktu, özlemiştir diye düşündüm." dedi. Bi hızla gidip boynuna sarıldım. "Bi tanesin sen. Özlemez olur muyum hiç! Ben senin her yemeğini özledim." dememle Merih'in hem mutfağa hem lafa dalması bir oldu:
-Iyyy, sevgi pıtırcıkları sizi...İğrenç(!)
Ben:
-Kıskanma be. Şurda özlem gideriyoz bi dur.
Annem:
-Aa. Benim kıskanç bi oğlum varmışta haberim yokmuş. Gel buraya seni sevgi pıtırcığı, diyerek Merih'i kolundan tutup kendine çekti ve ikimize birden sıkı sıkıya sarıldı. Sonra biraz geri çekilerek "Hadi bakalım sen babanı uyandırıyosun, sen de sofrayı kuruyosun." diyip çayı demlemeye koyuldu. Kardeşim mutfaktan çıkarken bende anneme dönüp "Yer sofrası kursam olur mu?" diye sordum ve annemin onaylamasıyla işe koyuldum.
Keyifli bir pazar kahvaltısından sonra odama çekilip dünden beri boşaltmaya fırsat bulamadığım valizimi boşalttım. Sonra odama bi çeki düzen verip kendimi banyoya attım. Çıktıktan sonra üzerime siyah taytımla pembe tişörtümü geçirdim. Saçlarımı tarayıp topuz yaptım. Biraz kedim Milka'yla ilgilendikten sonra oturma odasına geçtim. Babamla Merih'i göremeyince anneme nerede olduklarını sordum. Babam esnaf arkadaşlarını ziyaret etmek için dışarı çıkmış, Merih'i de arkadaşları çağırmıştı. Televizyona baktığımda annemin en sevdiği dizinin tekrarının olduğunu gördüm. Bu boşluğu fırsat bilerek balkonda bir kitap kahve keyfi yapmaya karar verdim. Tabi balkona çıktığımda balkonda bir kilim bile olmadığını görünce önce bir kilim buldum ve sonra sökük olan balkon salıncağını birleştirmeye başladım. Bir yandan şarkı söyleyince iş daha çabuk hallolmuştu ya da bana öyle gelmişti. Sonunda kahvemi ve kitabımı elime alıp balkondaki yerime kuruldum.
BERA GÜLER
Sabah sabah annemi kahvaltı için patates kızartması yapmaya ikna etmek kolay olamıştı ama şimdi o zorluğun ödülünü yiyordum. İyice doyduktan sonra anneme sofra toplamasında yardım ettim. Ardından odama geçip yarım kalan baykuş resmini çizmeye koyuldum. Henüz bitirmemişken Buğra aradı. "Efendim." diyerek açtım telefonu.
-N'apıyosun kanka?
-Resim çiziyorum. Sen?
-Oturuyom bende. Bırak şimdi resim çizmeyi de bize gel. Laflarız azcık.
-Resmi bitiriverim de öyle gelim.
-Ya boşver resmi sonra çizersin, gel işte.
-Peki madem geliyorum.
-Tamam, çabuk ol. Görüşürüz.
-Hadi görüşürüz.
Bi duş aldıktan sonra giyinip saçlarımı kuruttum ve biraz da şekil verdim. Önce anneme haber verdim sonra Buğra'nın evinin yolunu tuttum. Oraya vardığımda koyu bir sohbete daldık. Öğlen olduğunda acıkınca Buğra'ya,
-Hadi bi şeyler yiyelim kanka, acıktım ben , dedim.
-Ne yiyelim?
-Ne var?
-Hazır pizza var onu fırına atarım 10 dakikada olur.
-Hadi madem git at fırına pizzayı. Acele et ama çok acıktım.
-Tamam sen çık bahçeye 10 dakikaya ordayım.
O mutfağa doğru giderken ben de bahçeye çıktım. Bahçeleri ufak ama şirindi. Ayrıca komşularının bahçesiyle birleşik sayılırdı. Arada sadece küçük bir çit vardı. Ve iki bahçeyi birbirine bağlayan bir kapı...
Bahçedeki koltuklardan birine oturduktan bir iki dakika sonra bir ses duydum. Huzur verici bir sesti bu ses. Sesin geldiği yöne bakınca komşu evin balkonunda pembe tişörtlü bi kız gördüm. Balkonda bir şeyleri düzenliyordu. Bir yandan da şarkı söylüyordu. Gül Rengi şarkısının daha önce böylesine huzur verici bir şarkı olduğunu bilmiyordum. Onun sesi öylesine huzur vericiydi ki... Yüzünün de sesinden kalır yanı yoktu. Nasıl güzel bir kızdı. Pembe de ne çok yakışmıştı ona. Aslında pembe rengini hiç bir kıza yaykıştıramamıştım daha önce. İlk defa bi kıza bu kadar yakıştırıyordum. İşinin bitmesine yakın nakaratı tekrar söyledi "Havasından suyundan aşk damlayan Yarim var gül renginde
Dünyaları verseler kar etmez
Olmaz ki sen denginde..."
Bu huzur verici konser onun işini bitirip içeri girmesiyle son buldu. Aslında onu sabaha kadar dinleyebilirdim. O kadar güzeldi ki... Hem sesi hem yüzü... Daha önce kimseden böylesine etkilenmemiştim.
Ben dalgın dalgın o kızı düşünürken elinde tepsiyle Buğra geldi. İkimize de birer porsiyon pizza ısıtmış yanına da domates salatalık doğrayıp birer bardak kola koymuştu. Ben pizzamı yarıladığımda onun yine balkona çıktığını gördüm. Elinde bi bardak ve kitap vardı. Az önce kurduğu salıncağa oturdu ve elindeki bardağı mermere koydu. O kitap okumaya başladığında ben de Buğra'ya döndüm:
-Şşt. Şurdaki kız kim? İlk defa görüyorum burda.
-O, komşunun kızı.
-E daha önce niye görmedim ki ben onu?
-Ha, o şeyden dolayı kanka... Onlar buraya 2,5 - 3 ay önce taşındılar. Biz de senle o sıralar dargındık. Sonra sen tatile çıktın. Senin dönmene bir iki gün kala o tatile çıktı. Daha dün döndü tatilden. Bir aydır tatildeydi.
-İyi bakalım, diyerek elime kolamı alıp arkama yaslandım ve o kıza bakmaya devam ettim. Benim kıza hayran hayran baktığımı gören Buğra "Hayırdır, ne iş?" diye sorunca kendimi toparlayıp "Ne, ne iş? Yok bi şey. Öylesine sordum. Burda ilk defa görünce merak ettim, ondan." dedim. Tabii Buğra durumu az çok anladı ama konuyu gülerek geçiştirdi "İyi bakalım öyle olsun."
HAYAL
Kahvemin bitmesiyle Milka'nın yanıma gelmesi bir oldu. Onu biraz sevince hemen mayıştı ve uykuya daldı. Ben tam kitabıma dönecekken annemin bana seslendiğini duydum "Hayaal, koş telefonun çalıyo." Koşarak odama gittim ve telefonumu elime aldım. Asya görüntülü arıyordu. Açınca bana bi dakka diye işaret yaptı ve konuşmaya Hakan'ı da ekledi.
A: Eee, napıyonuz kankitolar?
Ben: Kankito ne yaa..
H: Hakkaten kızım kankito ne allahaşkına insan kankeytoşko falan der (!) Dimi kız Hayal?
Ben: Aynen aynen. Hatta sen direk aşkım de kanka sana serbest. Hahaha.
A: Susun be size hâl hatır soranda kabahat.
Ben: Ha şunu bileydin. 🙂
H: Ee napıyonuz bakalım.
Ben: Ben keyif yapıyom, siz?
A: Ben evden çıkıcam beş dakikaya. Kafeye gelin de buluşalım hadi.
H: Valla iyi olur. Otur otur patladım evde. Bende 10 - 15 dakikaya çıkarım o zaman evden.
Ben: Beni hiç karıştırmayın. Daha yeni döndüm tatilden. Bu gün ful dinlenicem. Yarın okul başlıyo zaten okulda görüşürüz.
A: Ya ben zaten senle görüşmek için gidiyorum kafeye. Hadi giyin de çık evden.
Ben: Ya off uyicam ben bırak beni.
H: Hadisene Hayal ya. Kalk hadi. Hem biliyosun ki ben sizle aynı okulda değilim ve yarın işlerim var. O yüzden bugün buluşuyoruz.
A: Bak gelirsen sana pasta ısmarlicam istediğinden. Hadi gel.
Ben: Bi dakka bi dakka. Ben yanlış mı duydum yoksa sen bana pasta mı ısmarlicaksın? Hakan pasta ısmarlicam dedi değil mi? Ben doğru anladım?..
H: Dedi dedi. Bende duydum. Ismarlicam dedi.
Ben: Başımıza taş yağacak. Bugüne kadar bi sakız bile ısmarlamayan Asya bana pasta ısmarlayacak. Yok daha neler...
H: Asya kankam bana da ısmarlarsın değil mi? Böyle bi fırsatı kaçıramam.
A: Beleşçi! Hayal'i ikna edersen olabilir.
Ben: Hadi bay bay. Hazırlanıcam ben, diyip telefonu kapattım.
Kırmızı kareli kısakollumu ve kotumu giyip üstüme beyaz dantelli yeleğimi aldım. Saçlarımı saldığımda tam istediğim şekle girdiğini görünce fön makinesini çalıştırmak zorunda kalmadığıma sevindim. Çantama bi kaç şey koyup oturma odasına geçtim. Anneme haber verip evden çıktım.
Kafeye vardığımda ikiside gelmemişti. Kendime bir karamelli latte sipariş ettim ve onları beklemeye koyuldum. Lattemin masaya gelmesiyle Asya'nın "Kankammm." diyerek ayı gibi sarılması bir oldu. Geldiğini bile görmemiştim. Nefessiz kalınca "Bıraaak!" diye çırpınmaya başladım. Tam o sırada Hakan gelip beni Asya'nın ellerinden kurtardı. Hakan'a teşekkür ettikten sonra Asya'ya dönüp "Bunun hesabını iki porsiyonla ödeyeceksin." dedim. Pastaların siparişini verdikten sonra koyu bir sohbete daldık...
H: Size haftaya bir sürprizim var. Çok şaşıracaksınız.
A: Ne sürprizi!? Söyle yoksa pıçaklarım bak seni.
Ben: Yalnız "pıçaklarsan" hiç öğrenemezsin kanka.
H: Azcık meraklanın. 😏
A: İkinizde çok pisliksiniz ya.
...
Arkadaşlarımla hasret giderdikten sonra markete gidip biraz Karam stoğu yaptım. Eve vardığımda üstümü değiştirip mutfağa geçtim. Annemin yemek yaptığını görünce ona yardım ettim. Akşam yemeğinden sonra odama çekilip biraz kitap okudum. Ardından ertesi gün giyeceklerimi ve çantamı hazırlayıp telefonuma alarm koydum. Bir duş alıp çıktıktan sonra sınıf grubuna mesaj attım. "Hey millet, yarın formayla gelen olursa keserim bak!🔪😛" . Zaten okulun ilk günü kim formayla gelirdi ki. Olumlu tepkiler alınca ışığı söndürüp derin bir uykuya daldım.
BERA
Buğralarda biraz daha zaman geçirdikten sonra eve gittim. Annemi sofra kurarken görünce "Kolay gelsin Melike Sultan." diyip yanağından öpüverdim. Ben bi hızla merdivenlerden çıkarken annem yanağından öpmemin şaşkınlığıyla arkamdan gülerek "Aa! Hayırdır, ne bu mutluluk!? Manyak çocuk." dedi. Cidden mutluluğum bu kadar belli oluyor muydu? Ayrıca ben neden bu kadar mutluydum? Sıradan bir gündü sonuçta. Sebebi neydi bu mutluluğun? O kız mıydı yoksa? İstemsiz gülmelerimin, heyecanlı hareketlerimin sebebi o kız mıydı? Bunları düşünürken bile gülümsememe engel olamıyordum...
Kafamı dağıtmak için telefonuma sarıldığımda annem aşağıdan bana seslendi. Yemeğe çağırıyordu.
Yemek yedikten sonra odama, resmimi tamamlamaya gittim. Resmim bittikten sonra biraz telefon oynayıp uykuya daldım...
HAYAL
Sabah alarmımla kalktığımda uykumu aldığımı fark ederek güneşe gülümsedim. Yüzümü yıkayıp aşağıya indim. Annemin sofra kurmasına yardım ettikten sonra Merih'i uyandırmaya gittim. İşte dünkü öcümü almak için fırsat! Elimde su dolu sürahiyle onun odasına gittim. Ah benim canım (!) kardeşim... Nasıl da mışıl mışıl uyuyordu. Ama şimdi o tatlı rüyadan uyanmak zorunda. Sürahiyi birden çevirip suyu yüzüne onun tabiriyle "boca ettim." O bi hızla yataktan kalkarken bense yere yatmış gülmekten iki büklüm olmuştum. İşte öc böyle alınır. O bi sinirle banyoya giderken arkasından seslendim "Yüzünü yıkamana gerek kalmamıştı aslında, ben güzelce yıkadım ablacım."
Ben aşağıya indiğimde babam kahvaltısına başlamıştı bile. "Günaydııın." diyerek masaya oturdum. Anneme dönerek "Oğlunu kaldırdım." dediğimde annem şaşırarak "Nasıl başardın iki dakikada?" diye sordu. "Geldiğinde anlarsın." diyip kahvaltıma başladım. 5 - 10 saniye sonra Merih odaya omuzlarına kadar ıslanmış bi halde mutsuz mutsuz "Günaydın." diyerek girdi. Annemle babam onun o halini görünce gülmeye başladılar. Bende şaheserimle gurur duyarak "Sanada günaydın canım kardeşim. Bugün nasılsın bakalım?" dedim. O da bana dil çıkartarak masaya oturdu ve kahvaltısını yapmaya başladı.
Kahvaltıdan sonra odama gidip üstümü değiştirdim ve saçımı tarayıp kahküllerim önde kalıcak şekilde bağladım. Beyaz spor ayakkabılarımı giyip çantama da bir kaç bir şey koyup evden çıktım.
Okula giderken kulağıma kulaklığımı takıp müzik dinlemeye başladım. Okula varmak üzereyken ne olduğunu bile anlamdan kendimi yerde buldum. Ve son duyduğum ses motor sesine benziyordu.
HAYAL AĞCA
Yanıbaşımda çalan çalarsaati kapattıktan sonra tatlı mı tatlı uykuma geri döndüm. Tabii hayata geri dönmeme sadece üç dakika kaldığını bilmiyordum. Yüzüme gölge düştüğünü hissettiğimde sol gözümü hafifçe araladım ve hemen başucumda elinde bir sürahi dolusu suyla dikilen Merihle karşılaştım. O bana pis pis sırıtırken ben "Sakın yapmaa!!" diye bağırdım. O hâlâ sırıtırken "Aşkolsun ablacığım ben hiç öyle şey yapar mıyım? Hem hangi kardeş ablasının üstüne su döker ki?" diye dalga geçti. Pis işte n'olacak. Bende en gıcık tavrımı takınarak "Tabi sen dünyanın en iyi kardeşisin hiç yapar mısın öyle şey? Sen o suyu zaten benim içmem için getirmiş olmalısın değil mi benim canım(!) kardeşim?" diye laf attığmda o da bana cevaben "Evvvet doğru tahmin. Senin ve cildinin bu sudan yararlanması lazım. O yüzden ben dünyanın en iyi kardeşi olarak senin üstüne dökmüyorum. Senin yüzüne boca ediyorum." diyerek tüm suyu yüzüme boşalttı. Tabii bu durumda bende boş durur muyum. Onun benden beklemediği bir çeviklikle boşta olan elini alıp aynı hızla sürahinin içine soktum. Yaşasın kötülükkk. Nihahahhah. O bir yandan elini sürahiden çıkartmaya çalışırken bir yandanda bu sabahki Ulusal Kardeş Savaşları'nın kaybedeni olduğu için homurdanıyordu.
Merih'i odamdan kovaladıktan sonra elimi yüzümü yıkadım ve mutfağa, annemin yanına indim. Mutfağa girerken aldığım kokuyla şaştım kaldım. Annem sabah sabah börek mi yapmıştı, yoksa bana mı öyle geliyordu? Annemin arkasında durup çenemi onun omzuna yaslayarak "Oo Sema Hanım, sabah sabah döktürmüşünüz yine. Nedir bunun sebebi sorabilir miyim acaba?" dedim. Gülerek ocağın yanına gitti ve "Benim biricik kızım tatilden yeni dönmüş, bir aydır yoktu, özlemiştir diye düşündüm." dedi. Bi hızla gidip boynuna sarıldım. "Bi tanesin sen. Özlemez olur muyum hiç! Ben senin her yemeğini özledim." dememle Merih'in hem mutfağa hem lafa dalması bir oldu:
-Iyyy, sevgi pıtırcıkları sizi...İğrenç(!)
Ben:
-Kıskanma be. Şurda özlem gideriyoz bi dur.
Annem:
-Aa. Benim kıskanç bi oğlum varmışta haberim yokmuş. Gel buraya seni sevgi pıtırcığı, diyerek Merih'i kolundan tutup kendine çekti ve ikimize birden sıkı sıkıya sarıldı. Sonra biraz geri çekilerek "Hadi bakalım sen babanı uyandırıyosun, sen de sofrayı kuruyosun." diyip çayı demlemeye koyuldu. Kardeşim mutfaktan çıkarken bende anneme dönüp "Yer sofrası kursam olur mu?" diye sordum ve annemin onaylamasıyla işe koyuldum.
Keyifli bir pazar kahvaltısından sonra odama çekilip dünden beri boşaltmaya fırsat bulamadığım valizimi boşalttım. Sonra odama bi çeki düzen verip kendimi banyoya attım. Çıktıktan sonra üzerime siyah taytımla pembe tişörtümü geçirdim. Saçlarımı tarayıp topuz yaptım. Biraz kedim Milka'yla ilgilendikten sonra oturma odasına geçtim. Babamla Merih'i göremeyince anneme nerede olduklarını sordum. Babam esnaf arkadaşlarını ziyaret etmek için dışarı çıkmış, Merih'i de arkadaşları çağırmıştı. Televizyona baktığımda annemin en sevdiği dizinin tekrarının olduğunu gördüm. Bu boşluğu fırsat bilerek balkonda bir kitap kahve keyfi yapmaya karar verdim. Tabi balkona çıktığımda balkonda bir kilim bile olmadığını görünce önce bir kilim buldum ve sonra sökük olan balkon salıncağını birleştirmeye başladım. Bir yandan şarkı söyleyince iş daha çabuk hallolmuştu ya da bana öyle gelmişti. Sonunda kahvemi ve kitabımı elime alıp balkondaki yerime kuruldum.
BERA GÜLER
Sabah sabah annemi kahvaltı için patates kızartması yapmaya ikna etmek kolay olamıştı ama şimdi o zorluğun ödülünü yiyordum. İyice doyduktan sonra anneme sofra toplamasında yardım ettim. Ardından odama geçip yarım kalan baykuş resmini çizmeye koyuldum. Henüz bitirmemişken Buğra aradı. "Efendim." diyerek açtım telefonu.
-N'apıyosun kanka?
-Resim çiziyorum. Sen?
-Oturuyom bende. Bırak şimdi resim çizmeyi de bize gel. Laflarız azcık.
-Resmi bitiriverim de öyle gelim.
-Ya boşver resmi sonra çizersin, gel işte.
-Peki madem geliyorum.
-Tamam, çabuk ol. Görüşürüz.
-Hadi görüşürüz.
Bi duş aldıktan sonra giyinip saçlarımı kuruttum ve biraz da şekil verdim. Önce anneme haber verdim sonra Buğra'nın evinin yolunu tuttum. Oraya vardığımda koyu bir sohbete daldık. Öğlen olduğunda acıkınca Buğra'ya,
-Hadi bi şeyler yiyelim kanka, acıktım ben , dedim.
-Ne yiyelim?
-Ne var?
-Hazır pizza var onu fırına atarım 10 dakikada olur.
-Hadi madem git at fırına pizzayı. Acele et ama çok acıktım.
-Tamam sen çık bahçeye 10 dakikaya ordayım.
O mutfağa doğru giderken ben de bahçeye çıktım. Bahçeleri ufak ama şirindi. Ayrıca komşularının bahçesiyle birleşik sayılırdı. Arada sadece küçük bir çit vardı. Ve iki bahçeyi birbirine bağlayan bir kapı...
Bahçedeki koltuklardan birine oturduktan bir iki dakika sonra bir ses duydum. Huzur verici bir sesti bu ses. Sesin geldiği yöne bakınca komşu evin balkonunda pembe tişörtlü bi kız gördüm. Balkonda bir şeyleri düzenliyordu. Bir yandan da şarkı söylüyordu. Gül Rengi şarkısının daha önce böylesine huzur verici bir şarkı olduğunu bilmiyordum. Onun sesi öylesine huzur vericiydi ki... Yüzünün de sesinden kalır yanı yoktu. Nasıl güzel bir kızdı. Pembe de ne çok yakışmıştı ona. Aslında pembe rengini hiç bir kıza yaykıştıramamıştım daha önce. İlk defa bi kıza bu kadar yakıştırıyordum. İşinin bitmesine yakın nakaratı tekrar söyledi "Havasından suyundan aşk damlayan Yarim var gül renginde
Dünyaları verseler kar etmez
Olmaz ki sen denginde..."
Bu huzur verici konser onun işini bitirip içeri girmesiyle son buldu. Aslında onu sabaha kadar dinleyebilirdim. O kadar güzeldi ki... Hem sesi hem yüzü... Daha önce kimseden böylesine etkilenmemiştim.
Ben dalgın dalgın o kızı düşünürken elinde tepsiyle Buğra geldi. İkimize de birer porsiyon pizza ısıtmış yanına da domates salatalık doğrayıp birer bardak kola koymuştu. Ben pizzamı yarıladığımda onun yine balkona çıktığını gördüm. Elinde bi bardak ve kitap vardı. Az önce kurduğu salıncağa oturdu ve elindeki bardağı mermere koydu. O kitap okumaya başladığında ben de Buğra'ya döndüm:
-Şşt. Şurdaki kız kim? İlk defa görüyorum burda.
-O, komşunun kızı.
-E daha önce niye görmedim ki ben onu?
-Ha, o şeyden dolayı kanka... Onlar buraya 2,5 - 3 ay önce taşındılar. Biz de senle o sıralar dargındık. Sonra sen tatile çıktın. Senin dönmene bir iki gün kala o tatile çıktı. Daha dün döndü tatilden. Bir aydır tatildeydi.
-İyi bakalım, diyerek elime kolamı alıp arkama yaslandım ve o kıza bakmaya devam ettim. Benim kıza hayran hayran baktığımı gören Buğra "Hayırdır, ne iş?" diye sorunca kendimi toparlayıp "Ne, ne iş? Yok bi şey. Öylesine sordum. Burda ilk defa görünce merak ettim, ondan." dedim. Tabii Buğra durumu az çok anladı ama konuyu gülerek geçiştirdi "İyi bakalım öyle olsun."
HAYAL
Kahvemin bitmesiyle Milka'nın yanıma gelmesi bir oldu. Onu biraz sevince hemen mayıştı ve uykuya daldı. Ben tam kitabıma dönecekken annemin bana seslendiğini duydum "Hayaal, koş telefonun çalıyo." Koşarak odama gittim ve telefonumu elime aldım. Asya görüntülü arıyordu. Açınca bana bi dakka diye işaret yaptı ve konuşmaya Hakan'ı da ekledi.
A: Eee, napıyonuz kankitolar?
Ben: Kankito ne yaa..
H: Hakkaten kızım kankito ne allahaşkına insan kankeytoşko falan der (!) Dimi kız Hayal?
Ben: Aynen aynen. Hatta sen direk aşkım de kanka sana serbest. Hahaha.
A: Susun be size hâl hatır soranda kabahat.
Ben: Ha şunu bileydin. 🙂
H: Ee napıyonuz bakalım.
Ben: Ben keyif yapıyom, siz?
A: Ben evden çıkıcam beş dakikaya. Kafeye gelin de buluşalım hadi.
H: Valla iyi olur. Otur otur patladım evde. Bende 10 - 15 dakikaya çıkarım o zaman evden.
Ben: Beni hiç karıştırmayın. Daha yeni döndüm tatilden. Bu gün ful dinlenicem. Yarın okul başlıyo zaten okulda görüşürüz.
A: Ya ben zaten senle görüşmek için gidiyorum kafeye. Hadi giyin de çık evden.
Ben: Ya off uyicam ben bırak beni.
H: Hadisene Hayal ya. Kalk hadi. Hem biliyosun ki ben sizle aynı okulda değilim ve yarın işlerim var. O yüzden bugün buluşuyoruz.
A: Bak gelirsen sana pasta ısmarlicam istediğinden. Hadi gel.
Ben: Bi dakka bi dakka. Ben yanlış mı duydum yoksa sen bana pasta mı ısmarlicaksın? Hakan pasta ısmarlicam dedi değil mi? Ben doğru anladım?..
H: Dedi dedi. Bende duydum. Ismarlicam dedi.
Ben: Başımıza taş yağacak. Bugüne kadar bi sakız bile ısmarlamayan Asya bana pasta ısmarlayacak. Yok daha neler...
H: Asya kankam bana da ısmarlarsın değil mi? Böyle bi fırsatı kaçıramam.
A: Beleşçi! Hayal'i ikna edersen olabilir.
Ben: Hadi bay bay. Hazırlanıcam ben, diyip telefonu kapattım.
Kırmızı kareli kısakollumu ve kotumu giyip üstüme beyaz dantelli yeleğimi aldım. Saçlarımı saldığımda tam istediğim şekle girdiğini görünce fön makinesini çalıştırmak zorunda kalmadığıma sevindim. Çantama bi kaç şey koyup oturma odasına geçtim. Anneme haber verip evden çıktım.
Kafeye vardığımda ikiside gelmemişti. Kendime bir karamelli latte sipariş ettim ve onları beklemeye koyuldum. Lattemin masaya gelmesiyle Asya'nın "Kankammm." diyerek ayı gibi sarılması bir oldu. Geldiğini bile görmemiştim. Nefessiz kalınca "Bıraaak!" diye çırpınmaya başladım. Tam o sırada Hakan gelip beni Asya'nın ellerinden kurtardı. Hakan'a teşekkür ettikten sonra Asya'ya dönüp "Bunun hesabını iki porsiyonla ödeyeceksin." dedim. Pastaların siparişini verdikten sonra koyu bir sohbete daldık...
H: Size haftaya bir sürprizim var. Çok şaşıracaksınız.
A: Ne sürprizi!? Söyle yoksa pıçaklarım bak seni.
Ben: Yalnız "pıçaklarsan" hiç öğrenemezsin kanka.
H: Azcık meraklanın. 😏
A: İkinizde çok pisliksiniz ya.
...
Arkadaşlarımla hasret giderdikten sonra markete gidip biraz Karam stoğu yaptım. Eve vardığımda üstümü değiştirip mutfağa geçtim. Annemin yemek yaptığını görünce ona yardım ettim. Akşam yemeğinden sonra odama çekilip biraz kitap okudum. Ardından ertesi gün giyeceklerimi ve çantamı hazırlayıp telefonuma alarm koydum. Bir duş alıp çıktıktan sonra sınıf grubuna mesaj attım. "Hey millet, yarın formayla gelen olursa keserim bak!🔪😛" . Zaten okulun ilk günü kim formayla gelirdi ki. Olumlu tepkiler alınca ışığı söndürüp derin bir uykuya daldım.
BERA
Buğralarda biraz daha zaman geçirdikten sonra eve gittim. Annemi sofra kurarken görünce "Kolay gelsin Melike Sultan." diyip yanağından öpüverdim. Ben bi hızla merdivenlerden çıkarken annem yanağından öpmemin şaşkınlığıyla arkamdan gülerek "Aa! Hayırdır, ne bu mutluluk!? Manyak çocuk." dedi. Cidden mutluluğum bu kadar belli oluyor muydu? Ayrıca ben neden bu kadar mutluydum? Sıradan bir gündü sonuçta. Sebebi neydi bu mutluluğun? O kız mıydı yoksa? İstemsiz gülmelerimin, heyecanlı hareketlerimin sebebi o kız mıydı? Bunları düşünürken bile gülümsememe engel olamıyordum...
Kafamı dağıtmak için telefonuma sarıldığımda annem aşağıdan bana seslendi. Yemeğe çağırıyordu.
Yemek yedikten sonra odama, resmimi tamamlamaya gittim. Resmim bittikten sonra biraz telefon oynayıp uykuya daldım...
HAYAL
Sabah alarmımla kalktığımda uykumu aldığımı fark ederek güneşe gülümsedim. Yüzümü yıkayıp aşağıya indim. Annemin sofra kurmasına yardım ettikten sonra Merih'i uyandırmaya gittim. İşte dünkü öcümü almak için fırsat! Elimde su dolu sürahiyle onun odasına gittim. Ah benim canım (!) kardeşim... Nasıl da mışıl mışıl uyuyordu. Ama şimdi o tatlı rüyadan uyanmak zorunda. Sürahiyi birden çevirip suyu yüzüne onun tabiriyle "boca ettim." O bi hızla yataktan kalkarken bense yere yatmış gülmekten iki büklüm olmuştum. İşte öc böyle alınır. O bi sinirle banyoya giderken arkasından seslendim "Yüzünü yıkamana gerek kalmamıştı aslında, ben güzelce yıkadım ablacım."
Ben aşağıya indiğimde babam kahvaltısına başlamıştı bile. "Günaydııın." diyerek masaya oturdum. Anneme dönerek "Oğlunu kaldırdım." dediğimde annem şaşırarak "Nasıl başardın iki dakikada?" diye sordu. "Geldiğinde anlarsın." diyip kahvaltıma başladım. 5 - 10 saniye sonra Merih odaya omuzlarına kadar ıslanmış bi halde mutsuz mutsuz "Günaydın." diyerek girdi. Annemle babam onun o halini görünce gülmeye başladılar. Bende şaheserimle gurur duyarak "Sanada günaydın canım kardeşim. Bugün nasılsın bakalım?" dedim. O da bana dil çıkartarak masaya oturdu ve kahvaltısını yapmaya başladı.
Kahvaltıdan sonra odama gidip üstümü değiştirdim ve saçımı tarayıp kahküllerim önde kalıcak şekilde bağladım. Beyaz spor ayakkabılarımı giyip çantama da bir kaç bir şey koyup evden çıktım.
Okula giderken kulağıma kulaklığımı takıp müzik dinlemeye başladım. Okula varmak üzereyken ne olduğunu bile anlamdan kendimi yerde buldum. Ve son duyduğum ses motor sesine benziyordu.
HAYAL AĞCA
Yanıbaşımda çalan çalarsaati kapattıktan sonra tatlı mı tatlı uykuma geri döndüm. Tabii hayata geri dönmeme sadece üç dakika kaldığını bilmiyordum. Yüzüme gölge düştüğünü hissettiğimde sol gözümü hafifçe araladım ve hemen başucumda elinde bir sürahi dolusu suyla dikilen Merihle karşılaştım. O bana pis pis sırıtırken ben "Sakın yapmaa!!" diye bağırdım. O hâlâ sırıtırken "Aşkolsun ablacığım ben hiç öyle şey yapar mıyım? Hem hangi kardeş ablasının üstüne su döker ki?" diye dalga geçti. Pis işte n'olacak. Bende en gıcık tavrımı takınarak "Tabi sen dünyanın en iyi kardeşisin hiç yapar mısın öyle şey? Sen o suyu zaten benim içmem için getirmiş olmalısın değil mi benim canım(!) kardeşim?" diye laf attığmda o da bana cevaben "Evvvet doğru tahmin. Senin ve cildinin bu sudan yararlanması lazım. O yüzden ben dünyanın en iyi kardeşi olarak senin üstüne dökmüyorum. Senin yüzüne boca ediyorum." diyerek tüm suyu yüzüme boşalttı. Tabii bu durumda bende boş durur muyum. Onun benden beklemediği bir çeviklikle boşta olan elini alıp aynı hızla sürahinin içine soktum. Yaşasın kötülükkk. Nihahahhah. O bir yandan elini sürahiden çıkartmaya çalışırken bir yandanda bu sabahki Ulusal Kardeş Savaşları'nın kaybedeni olduğu için homurdanıyordu.
Merih'i odamdan kovaladıktan sonra elimi yüzümü yıkadım ve mutfağa, annemin yanına indim. Mutfağa girerken aldığım kokuyla şaştım kaldım. Annem sabah sabah börek mi yapmıştı, yoksa bana mı öyle geliyordu? Annemin arkasında durup çenemi onun omzuna yaslayarak "Oo Sema Hanım, sabah sabah döktürmüşünüz yine. Nedir bunun sebebi sorabilir miyim acaba?" dedim. Gülerek ocağın yanına gitti ve "Benim biricik kızım tatilden yeni dönmüş, bir aydır yoktu, özlemiştir diye düşündüm." dedi. Bi hızla gidip boynuna sarıldım. "Bi tanesin sen. Özlemez olur muyum hiç! Ben senin her yemeğini özledim." dememle Merih'in hem mutfağa hem lafa dalması bir oldu:
-Iyyy, sevgi pıtırcıkları sizi...İğrenç(!)
Ben:
-Kıskanma be. Şurda özlem gideriyoz bi dur.
Annem:
-Aa. Benim kıskanç bi oğlum varmışta haberim yokmuş. Gel buraya seni sevgi pıtırcığı, diyerek Merih'i kolundan tutup kendine çekti ve ikimize birden sıkı sıkıya sarıldı. Sonra biraz geri çekilerek "Hadi bakalım sen babanı uyandırıyosun, sen de sofrayı kuruyosun." diyip çayı demlemeye koyuldu. Kardeşim mutfaktan çıkarken bende anneme dönüp "Yer sofrası kursam olur mu?" diye sordum ve annemin onaylamasıyla işe koyuldum.
Keyifli bir pazar kahvaltısından sonra odama çekilip dünden beri boşaltmaya fırsat bulamadığım valizimi boşalttım. Sonra odama bi çeki düzen verip kendimi banyoya attım. Çıktıktan sonra üzerime siyah taytımla pembe tişörtümü geçirdim. Saçlarımı tarayıp topuz yaptım. Biraz kedim Milka'yla ilgilendikten sonra oturma odasına geçtim. Babamla Merih'i göremeyince anneme nerede olduklarını sordum. Babam esnaf arkadaşlarını ziyaret etmek için dışarı çıkmış, Merih'i de arkadaşları çağırmıştı. Televizyona baktığımda annemin en sevdiği dizinin tekrarının olduğunu gördüm. Bu boşluğu fırsat bilerek balkonda bir kitap kahve keyfi yapmaya karar verdim. Tabi balkona çıktığımda balkonda bir kilim bile olmadığını görünce önce bir kilim buldum ve sonra sökük olan balkon salıncağını birleştirmeye başladım. Bir yandan şarkı söyleyince iş daha çabuk hallolmuştu ya da bana öyle gelmişti. Sonunda kahvemi ve kitabımı elime alıp balkondaki yerime kuruldum.
BERA GÜLER
Sabah sabah annemi kahvaltı için patates kızartması yapmaya ikna etmek kolay olamıştı ama şimdi o zorluğun ödülünü yiyordum. İyice doyduktan sonra anneme sofra toplamasında yardım ettim. Ardından odama geçip yarım kalan baykuş resmini çizmeye koyuldum. Henüz bitirmemişken Buğra aradı. "Efendim." diyerek açtım telefonu.
-N'apıyosun kanka?
-Resim çiziyorum. Sen?
-Oturuyom bende. Bırak şimdi resim çizmeyi de bize gel. Laflarız azcık.
-Resmi bitiriverim de öyle gelim.
-Ya boşver resmi sonra çizersin, gel işte.
-Peki madem geliyorum.
-Tamam, çabuk ol. Görüşürüz.
-Hadi görüşürüz.
Bi duş aldıktan sonra giyinip saçlarımı kuruttum ve biraz da şekil verdim. Önce anneme haber verdim sonra Buğra'nın evinin yolunu tuttum. Oraya vardığımda koyu bir sohbete daldık. Öğlen olduğunda acıkınca Buğra'ya,
-Hadi bi şeyler yiyelim kanka, acıktım ben , dedim.
-Ne yiyelim?
-Ne var?
-Hazır pizza var onu fırına atarım 10 dakikada olur.
-Hadi madem git at fırına pizzayı. Acele et ama çok acıktım.
-Tamam sen çık bahçeye 10 dakikaya ordayım.
O mutfağa doğru giderken ben de bahçeye çıktım. Bahçeleri ufak ama şirindi. Ayrıca komşularının bahçesiyle birleşik sayılırdı. Arada sadece küçük bir çit vardı. Ve iki bahçeyi birbirine bağlayan bir kapı...
Bahçedeki koltuklardan birine oturduktan bir iki dakika sonra bir ses duydum. Huzur verici bir sesti bu ses. Sesin geldiği yöne bakınca komşu evin balkonunda pembe tişörtlü bi kız gördüm. Balkonda bir şeyleri düzenliyordu. Bir yandan da şarkı söylüyordu. Gül Rengi şarkısının daha önce böylesine huzur verici bir şarkı olduğunu bilmiyordum. Onun sesi öylesine huzur vericiydi ki... Yüzünün de sesinden kalır yanı yoktu. Nasıl güzel bir kızdı. Pembe de ne çok yakışmıştı ona. Aslında pembe rengini hiç bir kıza yaykıştıramamıştım daha önce. İlk defa bi kıza bu kadar yakıştırıyordum. İşinin bitmesine yakın nakaratı tekrar söyledi "Havasından suyundan aşk damlayan Yarim var gül renginde
Dünyaları verseler kar etmez
Olmaz ki sen denginde..."
Bu huzur verici konser onun işini bitirip içeri girmesiyle son buldu. Aslında onu sabaha kadar dinleyebilirdim. O kadar güzeldi ki... Hem sesi hem yüzü... Daha önce kimseden böylesine etkilenmemiştim.
Ben dalgın dalgın o kızı düşünürken elinde tepsiyle Buğra geldi. İkimize de birer porsiyon pizza ısıtmış yanına da domates salatalık doğrayıp birer bardak kola koymuştu. Ben pizzamı yarıladığımda onun yine balkona çıktığını gördüm. Elinde bi bardak ve kitap vardı. Az önce kurduğu salıncağa oturdu ve elindeki bardağı mermere koydu. O kitap okumaya başladığında ben de Buğra'ya döndüm:
-Şşt. Şurdaki kız kim? İlk defa görüyorum burda.
-O, komşunun kızı.
-E daha önce niye görmedim ki ben onu?
-Ha, o şeyden dolayı kanka... Onlar buraya 2,5 - 3 ay önce taşındılar. Biz de senle o sıralar dargındık. Sonra sen tatile çıktın. Senin dönmene bir iki gün kala o tatile çıktı. Daha dün döndü tatilden. Bir aydır tatildeydi.
-İyi bakalım, diyerek elime kolamı alıp arkama yaslandım ve o kıza bakmaya devam ettim. Benim kıza hayran hayran baktığımı gören Buğra "Hayırdır, ne iş?" diye sorunca kendimi toparlayıp "Ne, ne iş? Yok bi şey. Öylesine sordum. Burda ilk defa görünce merak ettim, ondan." dedim. Tabii Buğra durumu az çok anladı ama konuyu gülerek geçiştirdi "İyi bakalım öyle olsun."
HAYAL
Kahvemin bitmesiyle Milka'nın yanıma gelmesi bir oldu. Onu biraz sevince hemen mayıştı ve uykuya daldı. Ben tam kitabıma dönecekken annemin bana seslendiğini duydum "Hayaal, koş telefonun çalıyo." Koşarak odama gittim ve telefonumu elime aldım. Asya görüntülü arıyordu. Açınca bana bi dakka diye işaret yaptı ve konuşmaya Hakan'ı da ekledi.
A: Eee, napıyonuz kankitolar?
Ben: Kankito ne yaa..
H: Hakkaten kızım kankito ne allahaşkına insan kankeytoşko falan der (!) Dimi kız Hayal?
Ben: Aynen aynen. Hatta sen direk aşkım de kanka sana serbest. Hahaha.
A: Susun be size hâl hatır soranda kabahat.
Ben: Ha şunu bileydin. 🙂
H: Ee napıyonuz bakalım.
Ben: Ben keyif yapıyom, siz?
A: Ben evden çıkıcam beş dakikaya. Kafeye gelin de buluşalım hadi.
H: Valla iyi olur. Otur otur patladım evde. Bende 10 - 15 dakikaya çıkarım o zaman evden.
Ben: Beni hiç karıştırmayın. Daha yeni döndüm tatilden. Bu gün ful dinlenicem. Yarın okul başlıyo zaten okulda görüşürüz.
A: Ya ben zaten senle görüşmek için gidiyorum kafeye. Hadi giyin de çık evden.
Ben: Ya off uyicam ben bırak beni.
H: Hadisene Hayal ya. Kalk hadi. Hem biliyosun ki ben sizle aynı okulda değilim ve yarın işlerim var. O yüzden bugün buluşuyoruz.
A: Bak gelirsen sana pasta ısmarlicam istediğinden. Hadi gel.
Ben: Bi dakka bi dakka. Ben yanlış mı duydum yoksa sen bana pasta mı ısmarlicaksın? Hakan pasta ısmarlicam dedi değil mi? Ben doğru anladım?..
H: Dedi dedi. Bende duydum. Ismarlicam dedi.
Ben: Başımıza taş yağacak. Bugüne kadar bi sakız bile ısmarlamayan Asya bana pasta ısmarlayacak. Yok daha neler...
H: Asya kankam bana da ısmarlarsın değil mi? Böyle bi fırsatı kaçıramam.
A: Beleşçi! Hayal'i ikna edersen olabilir.
Ben: Hadi bay bay. Hazırlanıcam ben, diyip telefonu kapattım.
Kırmızı kareli kısakollumu ve kotumu giyip üstüme beyaz dantelli yeleğimi aldım. Saçlarımı saldığımda tam istediğim şekle girdiğini görünce fön makinesini çalıştırmak zorunda kalmadığıma sevindim. Çantama bi kaç şey koyup oturma odasına geçtim. Anneme haber verip evden çıktım.
Kafeye vardığımda ikiside gelmemişti. Kendime bir karamelli latte sipariş ettim ve onları beklemeye koyuldum. Lattemin masaya gelmesiyle Asya'nın "Kankammm." diyerek ayı gibi sarılması bir oldu. Geldiğini bile görmemiştim. Nefessiz kalınca "Bıraaak!" diye çırpınmaya başladım. Tam o sırada Hakan gelip beni Asya'nın ellerinden kurtardı. Hakan'a teşekkür ettikten sonra Asya'ya dönüp "Bunun hesabını iki porsiyonla ödeyeceksin." dedim. Pastaların siparişini verdikten sonra koyu bir sohbete daldık...
H: Size haftaya bir sürprizim var. Çok şaşıracaksınız.
A: Ne sürprizi!? Söyle yoksa pıçaklarım bak seni.
Ben: Yalnız "pıçaklarsan" hiç öğrenemezsin kanka.
H: Azcık meraklanın. 😏
A: İkinizde çok pisliksiniz ya.
...
Arkadaşlarımla hasret giderdikten sonra markete gidip biraz Karam stoğu yaptım. Eve vardığımda üstümü değiştirip mutfağa geçtim. Annemin yemek yaptığını görünce ona yardım ettim. Akşam yemeğinden sonra odama çekilip biraz kitap okudum. Ardından ertesi gün giyeceklerimi ve çantamı hazırlayıp telefonuma alarm koydum. Bir duş alıp çıktıktan sonra sınıf grubuna mesaj attım. "Hey millet, yarın formayla gelen olursa keserim bak!🔪😛" . Zaten okulun ilk günü kim formayla gelirdi ki. Olumlu tepkiler alınca ışığı söndürüp derin bir uykuya daldım.
BERA
Buğralarda biraz daha zaman geçirdikten sonra eve gittim. Annemi sofra kurarken görünce "Kolay gelsin Melike Sultan." diyip yanağından öpüverdim. Ben bi hızla merdivenlerden çıkarken annem yanağından öpmemin şaşkınlığıyla arkamdan gülerek "Aa! Hayırdır, ne bu mutluluk!? Manyak çocuk." dedi. Cidden mutluluğum bu kadar belli oluyor muydu? Ayrıca ben neden bu kadar mutluydum? Sıradan bir gündü sonuçta. Sebebi neydi bu mutluluğun? O kız mıydı yoksa? İstemsiz gülmelerimin, heyecanlı hareketlerimin sebebi o kız mıydı? Bunları düşünürken bile gülümsememe engel olamıyordum...
Kafamı dağıtmak için telefonuma sarıldığımda annem aşağıdan bana seslendi. Yemeğe çağırıyordu.
Yemek yedikten sonra odama, resmimi tamamlamaya gittim. Resmim bittikten sonra biraz telefon oynayıp uykuya daldım...
HAYAL
Sabah alarmımla kalktığımda uykumu aldığımı fark ederek güneşe gülümsedim. Yüzümü yıkayıp aşağıya indim. Annemin sofra kurmasına yardım ettikten sonra Merih'i uyandırmaya gittim. İşte dünkü öcümü almak için fırsat! Elimde su dolu sürahiyle onun odasına gittim. Ah benim canım (!) kardeşim... Nasıl da mışıl mışıl uyuyordu. Ama şimdi o tatlı rüyadan uyanmak zorunda. Sürahiyi birden çevirip suyu yüzüne onun tabiriyle "boca ettim." O bi hızla yataktan kalkarken bense yere yatmış gülmekten iki büklüm olmuştum. İşte öc böyle alınır. O bi sinirle banyoya giderken arkasından seslendim "Yüzünü yıkamana gerek kalmamıştı aslında, ben güzelce yıkadım ablacım."
Ben aşağıya indiğimde babam kahvaltısına başlamıştı bile. "Günaydııın." diyerek masaya oturdum. Anneme dönerek "Oğlunu kaldırdım." dediğimde annem şaşırarak "Nasıl başardın iki dakikada?" diye sordu. "Geldiğinde anlarsın." diyip kahvaltıma başladım. 5 - 10 saniye sonra Merih odaya omuzlarına kadar ıslanmış bi halde mutsuz mutsuz "Günaydın." diyerek girdi. Annemle babam onun o halini görünce gülmeye başladılar. Bende şaheserimle gurur duyarak "Sanada günaydın canım kardeşim. Bugün nasılsın bakalım?" dedim. O da bana dil çıkartarak masaya oturdu ve kahvaltısını yapmaya başladı.
Kahvaltıdan sonra odama gidip üstümü değiştirdim ve saçımı tarayıp kahküllerim önde kalıcak şekilde bağladım. Beyaz spor ayakkabılarımı giyip çantama da bir kaç bir şey koyup evden çıktım.
Okula giderken kulağıma kulaklığımı takıp müzik dinlemeye başladım. Okula varmak üzereyken ne olduğunu bile anlamdan kendimi yerde buldum. Ve son duyduğum ses motor sesine benziyordu.
HAYAL AĞCA
Yanıbaşımda çalan çalarsaati kapattıktan sonra tatlı mı tatlı uykuma geri döndüm. Tabii hayata geri dönmeme sadece üç dakika kaldığını bilmiyordum. Yüzüme gölge düştüğünü hissettiğimde sol gözümü hafifçe araladım ve hemen başucumda elinde bir sürahi dolusu suyla dikilen Merihle karşılaştım. O bana pis pis sırıtırken ben "Sakın yapmaa!!" diye bağırdım. O hâlâ sırıtırken "Aşkolsun ablacığım ben hiç öyle şey yapar mıyım? Hem hangi kardeş ablasının üstüne su döker ki?" diye dalga geçti. Pis işte n'olacak. Bende en gıcık tavrımı takınarak "Tabi sen dünyanın en iyi kardeşisin hiç yapar mısın öyle şey? Sen o suyu zaten benim içmem için getirmiş olmalısın değil mi benim canım(!) kardeşim?" diye laf attığmda o da bana cevaben "Evvvet doğru tahmin. Senin ve cildinin bu sudan yararlanması lazım. O yüzden ben dünyanın en iyi kardeşi olarak senin üstüne dökmüyorum. Senin yüzüne boca ediyorum." diyerek tüm suyu yüzüme boşalttı. Tabii bu durumda bende boş durur muyum. Onun benden beklemediği bir çeviklikle boşta olan elini alıp aynı hızla sürahinin içine soktum. Yaşasın kötülükkk. Nihahahhah. O bir yandan elini sürahiden çıkartmaya çalışırken bir yandanda bu sabahki Ulusal Kardeş Savaşları'nın kaybedeni olduğu için homurdanıyordu.
Merih'i odamdan kovaladıktan sonra elimi yüzümü yıkadım ve mutfağa, annemin yanına indim. Mutfağa girerken aldığım kokuyla şaştım kaldım. Annem sabah sabah börek mi yapmıştı, yoksa bana mı öyle geliyordu? Annemin arkasında durup çenemi onun omzuna yaslayarak "Oo Sema Hanım, sabah sabah döktürmüşünüz yine. Nedir bunun sebebi sorabilir miyim acaba?" dedim. Gülerek ocağın yanına gitti ve "Benim biricik kızım tatilden yeni dönmüş, bir aydır yoktu, özlemiştir diye düşündüm." dedi. Bi hızla gidip boynuna sarıldım. "Bi tanesin sen. Özlemez olur muyum hiç! Ben senin her yemeğini özledim." dememle Merih'in hem mutfağa hem lafa dalması bir oldu:
-Iyyy, sevgi pıtırcıkları sizi...İğrenç(!)
Ben:
-Kıskanma be. Şurda özlem gideriyoz bi dur.
Annem:
-Aa. Benim kıskanç bi oğlum varmışta haberim yokmuş. Gel buraya seni sevgi pıtırcığı, diyerek Merih'i kolundan tutup kendine çekti ve ikimize birden sıkı sıkıya sarıldı. Sonra biraz geri çekilerek "Hadi bakalım sen babanı uyandırıyosun, sen de sofrayı kuruyosun." diyip çayı demlemeye koyuldu. Kardeşim mutfaktan çıkarken bende anneme dönüp "Yer sofrası kursam olur mu?" diye sordum ve annemin onaylamasıyla işe koyuldum.
Keyifli bir pazar kahvaltısından sonra odama çekilip dünden beri boşaltmaya fırsat bulamadığım valizimi boşalttım. Sonra odama bi çeki düzen verip kendimi banyoya attım. Çıktıktan sonra üzerime siyah taytımla pembe tişörtümü geçirdim. Saçlarımı tarayıp topuz yaptım. Biraz kedim Milka'yla ilgilendikten sonra oturma odasına geçtim. Babamla Merih'i göremeyince anneme nerede olduklarını sordum. Babam esnaf arkadaşlarını ziyaret etmek için dışarı çıkmış, Merih'i de arkadaşları çağırmıştı. Televizyona baktığımda annemin en sevdiği dizinin tekrarının olduğunu gördüm. Bu boşluğu fırsat bilerek balkonda bir kitap kahve keyfi yapmaya karar verdim. Tabi balkona çıktığımda balkonda bir kilim bile olmadığını görünce önce bir kilim buldum ve sonra sökük olan balkon salıncağını birleştirmeye başladım. Bir yandan şarkı söyleyince iş daha çabuk hallolmuştu ya da bana öyle gelmişti. Sonunda kahvemi ve kitabımı elime alıp balkondaki yerime kuruldum.
BERA GÜLER
Sabah sabah annemi kahvaltı için patates kızartması yapmaya ikna etmek kolay olamıştı ama şimdi o zorluğun ödülünü yiyordum. İyice doyduktan sonra anneme sofra toplamasında yardım ettim. Ardından odama geçip yarım kalan baykuş resmini çizmeye koyuldum. Henüz bitirmemişken Buğra aradı. "Efendim." diyerek açtım telefonu.
-N'apıyosun kanka?
-Resim çiziyorum. Sen?
-Oturuyom bende. Bırak şimdi resim çizmeyi de bize gel. Laflarız azcık.
-Resmi bitiriverim de öyle gelim.
-Ya boşver resmi sonra çizersin, gel işte.
-Peki madem geliyorum.
-Tamam, çabuk ol. Görüşürüz.
-Hadi görüşürüz.
Bi duş aldıktan sonra giyinip saçlarımı kuruttum ve biraz da şekil verdim. Önce anneme haber verdim sonra Buğra'nın evinin yolunu tuttum. Oraya vardığımda koyu bir sohbete daldık. Öğlen olduğunda acıkınca Buğra'ya,
-Hadi bi şeyler yiyelim kanka, acıktım ben , dedim.
-Ne yiyelim?
-Ne var?
-Hazır pizza var onu fırına atarım 10 dakikada olur.
-Hadi madem git at fırına pizzayı. Acele et ama çok acıktım.
-Tamam sen çık bahçeye 10 dakikaya ordayım.
O mutfağa doğru giderken ben de bahçeye çıktım. Bahçeleri ufak ama şirindi. Ayrıca komşularının bahçesiyle birleşik sayılırdı. Arada sadece küçük bir çit vardı. Ve iki bahçeyi birbirine bağlayan bir kapı...
Bahçedeki koltuklardan birine oturduktan bir iki dakika sonra bir ses duydum. Huzur verici bir sesti bu ses. Sesin geldiği yöne bakınca komşu evin balkonunda pembe tişörtlü bi kız gördüm. Balkonda bir şeyleri düzenliyordu. Bir yandan da şarkı söylüyordu. Gül Rengi şarkısının daha önce böylesine huzur verici bir şarkı olduğunu bilmiyordum. Onun sesi öylesine huzur vericiydi ki... Yüzünün de sesinden kalır yanı yoktu. Nasıl güzel bir kızdı. Pembe de ne çok yakışmıştı ona. Aslında pembe rengini hiç bir kıza yaykıştıramamıştım daha önce. İlk defa bi kıza bu kadar yakıştırıyordum. İşinin bitmesine yakın nakaratı tekrar söyledi "Havasından suyundan aşk damlayan Yarim var gül renginde
Dünyaları verseler kar etmez
Olmaz ki sen denginde..."
Bu huzur verici konser onun işini bitirip içeri girmesiyle son buldu. Aslında onu sabaha kadar dinleyebilirdim. O kadar güzeldi ki... Hem sesi hem yüzü... Daha önce kimseden böylesine etkilenmemiştim.
Ben dalgın dalgın o kızı düşünürken elinde tepsiyle Buğra geldi. İkimize de birer porsiyon pizza ısıtmış yanına da domates salatalık doğrayıp birer bardak kola koymuştu. Ben pizzamı yarıladığımda onun yine balkona çıktığını gördüm. Elinde bi bardak ve kitap vardı. Az önce kurduğu salıncağa oturdu ve elindeki bardağı mermere koydu. O kitap okumaya başladığında ben de Buğra'ya döndüm:
-Şşt. Şurdaki kız kim? İlk defa görüyorum burda.
-O, komşunun kızı.
-E daha önce niye görmedim ki ben onu?
-Ha, o şeyden dolayı kanka... Onlar buraya 2,5 - 3 ay önce taşındılar. Biz de senle o sıralar dargındık. Sonra sen tatile çıktın. Senin dönmene bir iki gün kala o tatile çıktı. Daha dün döndü tatilden. Bir aydır tatildeydi.
-İyi bakalım, diyerek elime kolamı alıp arkama yaslandım ve o kıza bakmaya devam ettim. Benim kıza hayran hayran baktığımı gören Buğra "Hayırdır, ne iş?" diye sorunca kendimi toparlayıp "Ne, ne iş? Yok bi şey. Öylesine sordum. Burda ilk defa görünce merak ettim, ondan." dedim. Tabii Buğra durumu az çok anladı ama konuyu gülerek geçiştirdi "İyi bakalım öyle olsun."
HAYAL
Kahvemin bitmesiyle Milka'nın yanıma gelmesi bir oldu. Onu biraz sevince hemen mayıştı ve uykuya daldı. Ben tam kitabıma dönecekken annemin bana seslendiğini duydum "Hayaal, koş telefonun çalıyo." Koşarak odama gittim ve telefonumu elime aldım. Asya görüntülü arıyordu. Açınca bana bi dakka diye işaret yaptı ve konuşmaya Hakan'ı da ekledi.
A: Eee, napıyonuz kankitolar?
Ben: Kankito ne yaa..
H: Hakkaten kızım kankito ne allahaşkına insan kankeytoşko falan der (!) Dimi kız Hayal?
Ben: Aynen aynen. Hatta sen direk aşkım de kanka sana serbest. Hahaha.
A: Susun be size hâl hatır soranda kabahat.
Ben: Ha şunu bileydin. 🙂
H: Ee napıyonuz bakalım.
Ben: Ben keyif yapıyom, siz?
A: Ben evden çıkıcam beş dakikaya. Kafeye gelin de buluşalım hadi.
H: Valla iyi olur. Otur otur patladım evde. Bende 10 - 15 dakikaya çıkarım o zaman evden.
Ben: Beni hiç karıştırmayın. Daha yeni döndüm tatilden. Bu gün ful dinlenicem. Yarın okul başlıyo zaten okulda görüşürüz.
A: Ya ben zaten senle görüşmek için gidiyorum kafeye. Hadi giyin de çık evden.
Ben: Ya off uyicam ben bırak beni.
H: Hadisene Hayal ya. Kalk hadi. Hem biliyosun ki ben sizle aynı okulda değilim ve yarın işlerim var. O yüzden bugün buluşuyoruz.
A: Bak gelirsen sana pasta ısmarlicam istediğinden. Hadi gel.
Ben: Bi dakka bi dakka. Ben yanlış mı duydum yoksa sen bana pasta mı ısmarlicaksın? Hakan pasta ısmarlicam dedi değil mi? Ben doğru anladım?..
H: Dedi dedi. Bende duydum. Ismarlicam dedi.
Ben: Başımıza taş yağacak. Bugüne kadar bi sakız bile ısmarlamayan Asya bana pasta ısmarlayacak. Yok daha neler...
H: Asya kankam bana da ısmarlarsın değil mi? Böyle bi fırsatı kaçıramam.
A: Beleşçi! Hayal'i ikna edersen olabilir.
Ben: Hadi bay bay. Hazırlanıcam ben, diyip telefonu kapattım.
Kırmızı kareli kısakollumu ve kotumu giyip üstüme beyaz dantelli yeleğimi aldım. Saçlarımı saldığımda tam istediğim şekle girdiğini görünce fön makinesini çalıştırmak zorunda kalmadığıma sevindim. Çantama bi kaç şey koyup oturma odasına geçtim. Anneme haber verip evden çıktım.
Kafeye vardığımda ikiside gelmemişti. Kendime bir karamelli latte sipariş ettim ve onları beklemeye koyuldum. Lattemin masaya gelmesiyle Asya'nın "Kankammm." diyerek ayı gibi sarılması bir oldu. Geldiğini bile görmemiştim. Nefessiz kalınca "Bıraaak!" diye çırpınmaya başladım. Tam o sırada Hakan gelip beni Asya'nın ellerinden kurtardı. Hakan'a teşekkür ettikten sonra Asya'ya dönüp "Bunun hesabını iki porsiyonla ödeyeceksin." dedim. Pastaların siparişini verdikten sonra koyu bir sohbete daldık...
H: Size haftaya bir sürprizim var. Çok şaşıracaksınız.
A: Ne sürprizi!? Söyle yoksa pıçaklarım bak seni.
Ben: Yalnız "pıçaklarsan" hiç öğrenemezsin kanka.
H: Azcık meraklanın. 😏
A: İkinizde çok pisliksiniz ya.
...
Arkadaşlarımla hasret giderdikten sonra markete gidip biraz Karam stoğu yaptım. Eve vardığımda üstümü değiştirip mutfağa geçtim. Annemin yemek yaptığını görünce ona yardım ettim. Akşam yemeğinden sonra odama çekilip biraz kitap okudum. Ardından ertesi gün giyeceklerimi ve çantamı hazırlayıp telefonuma alarm koydum. Bir duş alıp çıktıktan sonra sınıf grubuna mesaj attım. "Hey millet, yarın formayla gelen olursa keserim bak!🔪😛" . Zaten okulun ilk günü kim formayla gelirdi ki. Olumlu tepkiler alınca ışığı söndürüp derin bir uykuya daldım.
BERA
Buğralarda biraz daha zaman geçirdikten sonra eve gittim. Annemi sofra kurarken görünce "Kolay gelsin Melike Sultan." diyip yanağından öpüverdim. Ben bi hızla merdivenlerden çıkarken annem yanağından öpmemin şaşkınlığıyla arkamdan gülerek "Aa! Hayırdır, ne bu mutluluk!? Manyak çocuk." dedi. Cidden mutluluğum bu kadar belli oluyor muydu? Ayrıca ben neden bu kadar mutluydum? Sıradan bir gündü sonuçta. Sebebi neydi bu mutluluğun? O kız mıydı yoksa? İstemsiz gülmelerimin, heyecanlı hareketlerimin sebebi o kız mıydı? Bunları düşünürken bile gülümsememe engel olamıyordum...
Kafamı dağıtmak için telefonuma sarıldığımda annem aşağıdan bana seslendi. Yemeğe çağırıyordu.
Yemek yedikten sonra odama, resmimi tamamlamaya gittim. Resmim bittikten sonra biraz telefon oynayıp uykuya daldım...
HAYAL
Sabah alarmımla kalktığımda uykumu aldığımı fark ederek güneşe gülümsedim. Yüzümü yıkayıp aşağıya indim. Annemin sofra kurmasına yardım ettikten sonra Merih'i uyandırmaya gittim. İşte dünkü öcümü almak için fırsat! Elimde su dolu sürahiyle onun odasına gittim. Ah benim canım (!) kardeşim... Nasıl da mışıl mışıl uyuyordu. Ama şimdi o tatlı rüyadan uyanmak zorunda. Sürahiyi birden çevirip suyu yüzüne onun tabiriyle "boca ettim." O bi hızla yataktan kalkarken bense yere yatmış gülmekten iki büklüm olmuştum. İşte öc böyle alınır. O bi sinirle banyoya giderken arkasından seslendim "Yüzünü yıkamana gerek kalmamıştı aslında, ben güzelce yıkadım ablacım."
Ben aşağıya indiğimde babam kahvaltısına başlamıştı bile. "Günaydııın." diyerek masaya oturdum. Anneme dönerek "Oğlunu kaldırdım." dediğimde annem şaşırarak "Nasıl başardın iki dakikada?" diye sordu. "Geldiğinde anlarsın." diyip kahvaltıma başladım. 5 - 10 saniye sonra Merih odaya omuzlarına kadar ıslanmış bi halde mutsuz mutsuz "Günaydın." diyerek girdi. Annemle babam onun o halini görünce gülmeye başladılar. Bende şaheserimle gurur duyarak "Sanada günaydın canım kardeşim. Bugün nasılsın bakalım?" dedim. O da bana dil çıkartarak masaya oturdu ve kahvaltısını yapmaya başladı.
Kahvaltıdan sonra odama gidip üstümü değiştirdim ve saçımı tarayıp kahküllerim önde kalıcak şekilde bağladım. Beyaz spor ayakkabılarımı giyip çantama da bir kaç bir şey koyup evden çıktım.
Okula giderken kulağıma kulaklığımı takıp müzik dinlemeye başladım. Okula varmak üzereyken ne olduğunu bile anlamdan kendimi yerde buldum. Ve son duyduğum ses motor sesine benziyordu.
HAYAL AĞCA
Yanıbaşımda çalan çalarsaati kapattıktan sonra tatlı mı tatlı uykuma geri döndüm. Tabii hayata geri dönmeme sadece üç dakika kaldığını bilmiyordum. Yüzüme gölge düştüğünü hissettiğimde sol gözümü hafifçe araladım ve hemen başucumda elinde bir sürahi dolusu suyla dikilen Merihle karşılaştım. O bana pis pis sırıtırken ben "Sakın yapmaa!!" diye bağırdım. O hâlâ sırıtırken "Aşkolsun ablacığım ben hiç öyle şey yapar mıyım? Hem hangi kardeş ablasının üstüne su döker ki?" diye dalga geçti. Pis işte n'olacak. Bende en gıcık tavrımı takınarak "Tabi sen dünyanın en iyi kardeşisin hiç yapar mısın öyle şey? Sen o suyu zaten benim içmem için getirmiş olmalısın değil mi benim canım(!) kardeşim?" diye laf attığmda o da bana cevaben "Evvvet doğru tahmin. Senin ve cildinin bu sudan yararlanması lazım. O yüzden ben dünyanın en iyi kardeşi olarak senin üstüne dökmüyorum. Senin yüzüne boca ediyorum." diyerek tüm suyu yüzüme boşalttı. Tabii bu durumda bende boş durur muyum. Onun benden beklemediği bir çeviklikle boşta olan elini alıp aynı hızla sürahinin içine soktum. Yaşasın kötülükkk. Nihahahhah. O bir yandan elini sürahiden çıkartmaya çalışırken bir yandanda bu sabahki Ulusal Kardeş Savaşları'nın kaybedeni olduğu için homurdanıyordu.
Merih'i odamdan kovaladıktan sonra elimi yüzümü yıkadım ve mutfağa, annemin yanına indim. Mutfağa girerken aldığım kokuyla şaştım kaldım. Annem sabah sabah börek mi yapmıştı, yoksa bana mı öyle geliyordu? Annemin arkasında durup çenemi onun omzuna yaslayarak "Oo Sema Hanım, sabah sabah döktürmüşünüz yine. Nedir bunun sebebi sorabilir miyim acaba?" dedim. Gülerek ocağın yanına gitti ve "Benim biricik kızım tatilden yeni dönmüş, bir aydır yoktu, özlemiştir diye düşündüm." dedi. Bi hızla gidip boynuna sarıldım. "Bi tanesin sen. Özlemez olur muyum hiç! Ben senin her yemeğini özledim." dememle Merih'in hem mutfağa hem lafa dalması bir oldu:
-Iyyy, sevgi pıtırcıkları sizi...İğrenç(!)
Ben:
-Kıskanma be. Şurda özlem gideriyoz bi dur.
Annem:
-Aa. Benim kıskanç bi oğlum varmışta haberim yokmuş. Gel buraya seni sevgi pıtırcığı, diyerek Merih'i kolundan tutup kendine çekti ve ikimize birden sıkı sıkıya sarıldı. Sonra biraz geri çekilerek "Hadi bakalım sen babanı uyandırıyosun, sen de sofrayı kuruyosun." diyip çayı demlemeye koyuldu. Kardeşim mutfaktan çıkarken bende anneme dönüp "Yer sofrası kursam olur mu?" diye sordum ve annemin onaylamasıyla işe koyuldum.
Keyifli bir pazar kahvaltısından sonra odama çekilip dünden beri boşaltmaya fırsat bulamadığım valizimi boşalttım. Sonra odama bi çeki düzen verip kendimi banyoya attım. Çıktıktan sonra üzerime siyah taytımla pembe tişörtümü geçirdim. Saçlarımı tarayıp topuz yaptım. Biraz kedim Milka'yla ilgilendikten sonra oturma odasına geçtim. Babamla Merih'i göremeyince anneme nerede olduklarını sordum. Babam esnaf arkadaşlarını ziyaret etmek için dışarı çıkmış, Merih'i de arkadaşları çağırmıştı. Televizyona baktığımda annemin en sevdiği dizinin tekrarının olduğunu gördüm. Bu boşluğu fırsat bilerek balkonda bir kitap kahve keyfi yapmaya karar verdim. Tabi balkona çıktığımda balkonda bir kilim bile olmadığını görünce önce bir kilim buldum ve sonra sökük olan balkon salıncağını birleştirmeye başladım. Bir yandan şarkı söyleyince iş daha çabuk hallolmuştu ya da bana öyle gelmişti. Sonunda kahvemi ve kitabımı elime alıp balkondaki yerime kuruldum.
BERA GÜLER
Sabah sabah annemi kahvaltı için patates kızartması yapmaya ikna etmek kolay olamıştı ama şimdi o zorluğun ödülünü yiyordum. İyice doyduktan sonra anneme sofra toplamasında yardım ettim. Ardından odama geçip yarım kalan baykuş resmini çizmeye koyuldum. Henüz bitirmemişken Buğra aradı. "Efendim." diyerek açtım telefonu.
-N'apıyosun kanka?
-Resim çiziyorum. Sen?
-Oturuyom bende. Bırak şimdi resim çizmeyi de bize gel. Laflarız azcık.
-Resmi bitiriverim de öyle gelim.
-Ya boşver resmi sonra çizersin, gel işte.
-Peki madem geliyorum.
-Tamam, çabuk ol. Görüşürüz.
-Hadi görüşürüz.
Bi duş aldıktan sonra giyinip saçlarımı kuruttum ve biraz da şekil verdim. Önce anneme haber verdim sonra Buğra'nın evinin yolunu tuttum. Oraya vardığımda koyu bir sohbete daldık. Öğlen olduğunda acıkınca Buğra'ya,
-Hadi bi şeyler yiyelim kanka, acıktım ben , dedim.
-Ne yiyelim?
-Ne var?
-Hazır pizza var onu fırına atarım 10 dakikada olur.
-Hadi madem git at fırına pizzayı. Acele et ama çok acıktım.
-Tamam sen çık bahçeye 10 dakikaya ordayım.
O mutfağa doğru giderken ben de bahçeye çıktım. Bahçeleri ufak ama şirindi. Ayrıca komşularının bahçesiyle birleşik sayılırdı. Arada sadece küçük bir çit vardı. Ve iki bahçeyi birbirine bağlayan bir kapı...
Bahçedeki koltuklardan birine oturduktan bir iki dakika sonra bir ses duydum. Huzur verici bir sesti bu ses. Sesin geldiği yöne bakınca komşu evin balkonunda pembe tişörtlü bi kız gördüm. Balkonda bir şeyleri düzenliyordu. Bir yandan da şarkı söylüyordu. Gül Rengi şarkısının daha önce böylesine huzur verici bir şarkı olduğunu bilmiyordum. Onun sesi öylesine huzur vericiydi ki... Yüzünün de sesinden kalır yanı yoktu. Nasıl güzel bir kızdı. Pembe de ne çok yakışmıştı ona. Aslında pembe rengini hiç bir kıza yaykıştıramamıştım daha önce. İlk defa bi kıza bu kadar yakıştırıyordum. İşinin bitmesine yakın nakaratı tekrar söyledi "Havasından suyundan aşk damlayan Yarim var gül renginde
Dünyaları verseler kar etmez
Olmaz ki sen denginde..."
Bu huzur verici konser onun işini bitirip içeri girmesiyle son buldu. Aslında onu sabaha kadar dinleyebilirdim. O kadar güzeldi ki... Hem sesi hem yüzü... Daha önce kimseden böylesine etkilenmemiştim.
Ben dalgın dalgın o kızı düşünürken elinde tepsiyle Buğra geldi. İkimize de birer porsiyon pizza ısıtmış yanına da domates salatalık doğrayıp birer bardak kola koymuştu. Ben pizzamı yarıladığımda onun yine balkona çıktığını gördüm. Elinde bi bardak ve kitap vardı. Az önce kurduğu salıncağa oturdu ve elindeki bardağı mermere koydu. O kitap okumaya başladığında ben de Buğra'ya döndüm:
-Şşt. Şurdaki kız kim? İlk defa görüyorum burda.
-O, komşunun kızı.
-E daha önce niye görmedim ki ben onu?
-Ha, o şeyden dolayı kanka... Onlar buraya 2,5 - 3 ay önce taşındılar. Biz de senle o sıralar dargındık. Sonra sen tatile çıktın. Senin dönmene bir iki gün kala o tatile çıktı. Daha dün döndü tatilden. Bir aydır tatildeydi.
-İyi bakalım, diyerek elime kolamı alıp arkama yaslandım ve o kıza bakmaya devam ettim. Benim kıza hayran hayran baktığımı gören Buğra "Hayırdır, ne iş?" diye sorunca kendimi toparlayıp "Ne, ne iş? Yok bi şey. Öylesine sordum. Burda ilk defa görünce merak ettim, ondan." dedim. Tabii Buğra durumu az çok anladı ama konuyu gülerek geçiştirdi "İyi bakalım öyle olsun."
HAYAL
Kahvemin bitmesiyle Milka'nın yanıma gelmesi bir oldu. Onu biraz sevince hemen mayıştı ve uykuya daldı. Ben tam kitabıma dönecekken annemin bana seslendiğini duydum "Hayaal, koş telefonun çalıyo." Koşarak odama gittim ve telefonumu elime aldım. Asya görüntülü arıyordu. Açınca bana bi dakka diye işaret yaptı ve konuşmaya Hakan'ı da ekledi.
A: Eee, napıyonuz kankitolar?
Ben: Kankito ne yaa..
H: Hakkaten kızım kankito ne allahaşkına insan kankeytoşko falan der (!) Dimi kız Hayal?
Ben: Aynen aynen. Hatta sen direk aşkım de kanka sana serbest. Hahaha.
A: Susun be size hâl hatır soranda kabahat.
Ben: Ha şunu bileydin. 🙂
H: Ee napıyonuz bakalım.
Ben: Ben keyif yapıyom, siz?
A: Ben evden çıkıcam beş dakikaya. Kafeye gelin de buluşalım hadi.
H: Valla iyi olur. Otur otur patladım evde. Bende 10 - 15 dakikaya çıkarım o zaman evden.
Ben: Beni hiç karıştırmayın. Daha yeni döndüm tatilden. Bu gün ful dinlenicem. Yarın okul başlıyo zaten okulda görüşürüz.
A: Ya ben zaten senle görüşmek için gidiyorum kafeye. Hadi giyin de çık evden.
Ben: Ya off uyicam ben bırak beni.
H: Hadisene Hayal ya. Kalk hadi. Hem biliyosun ki ben sizle aynı okulda değilim ve yarın işlerim var. O yüzden bugün buluşuyoruz.
A: Bak gelirsen sana pasta ısmarlicam istediğinden. Hadi gel.
Ben: Bi dakka bi dakka. Ben yanlış mı duydum yoksa sen bana pasta mı ısmarlicaksın? Hakan pasta ısmarlicam dedi değil mi? Ben doğru anladım?..
H: Dedi dedi. Bende duydum. Ismarlicam dedi.
Ben: Başımıza taş yağacak. Bugüne kadar bi sakız bile ısmarlamayan Asya bana pasta ısmarlayacak. Yok daha neler...
H: Asya kankam bana da ısmarlarsın değil mi? Böyle bi fırsatı kaçıramam.
A: Beleşçi! Hayal'i ikna edersen olabilir.
Ben: Hadi bay bay. Hazırlanıcam ben, diyip telefonu kapattım.
Kırmızı kareli kısakollumu ve kotumu giyip üstüme beyaz dantelli yeleğimi aldım. Saçlarımı saldığımda tam istediğim şekle girdiğini görünce fön makinesini çalıştırmak zorunda kalmadığıma sevindim. Çantama bi kaç şey koyup oturma odasına geçtim. Anneme haber verip evden çıktım.
Kafeye vardığımda ikiside gelmemişti. Kendime bir karamelli latte sipariş ettim ve onları beklemeye koyuldum. Lattemin masaya gelmesiyle Asya'nın "Kankammm." diyerek ayı gibi sarılması bir oldu. Geldiğini bile görmemiştim. Nefessiz kalınca "Bıraaak!" diye çırpınmaya başladım. Tam o sırada Hakan gelip beni Asya'nın ellerinden kurtardı. Hakan'a teşekkür ettikten sonra Asya'ya dönüp "Bunun hesabını iki porsiyonla ödeyeceksin." dedim. Pastaların siparişini verdikten sonra koyu bir sohbete daldık...
H: Size haftaya bir sürprizim var. Çok şaşıracaksınız.
A: Ne sürprizi!? Söyle yoksa pıçaklarım bak seni.
Ben: Yalnız "pıçaklarsan" hiç öğrenemezsin kanka.
H: Azcık meraklanın. 😏
A: İkinizde çok pisliksiniz ya.
...
Arkadaşlarımla hasret giderdikten sonra markete gidip biraz Karam stoğu yaptım. Eve vardığımda üstümü değiştirip mutfağa geçtim. Annemin yemek yaptığını görünce ona yardım ettim. Akşam yemeğinden sonra odama çekilip biraz kitap okudum. Ardından ertesi gün giyeceklerimi ve çantamı hazırlayıp telefonuma alarm koydum. Bir duş alıp çıktıktan sonra sınıf grubuna mesaj attım. "Hey millet, yarın formayla gelen olursa keserim bak!🔪😛" . Zaten okulun ilk günü kim formayla gelirdi ki. Olumlu tepkiler alınca ışığı söndürüp derin bir uykuya daldım.
BERA
Buğralarda biraz daha zaman geçirdikten sonra eve gittim. Annemi sofra kurarken görünce "Kolay gelsin Melike Sultan." diyip yanağından öpüverdim. Ben bi hızla merdivenlerden çıkarken annem yanağından öpmemin şaşkınlığıyla arkamdan gülerek "Aa! Hayırdır, ne bu mutluluk!? Manyak çocuk." dedi. Cidden mutluluğum bu kadar belli oluyor muydu? Ayrıca ben neden bu kadar mutluydum? Sıradan bir gündü sonuçta. Sebebi neydi bu mutluluğun? O kız mıydı yoksa? İstemsiz gülmelerimin, heyecanlı hareketlerimin sebebi o kız mıydı? Bunları düşünürken bile gülümsememe engel olamıyordum...
Kafamı dağıtmak için telefonuma sarıldığımda annem aşağıdan bana seslendi. Yemeğe çağırıyordu.
Yemek yedikten sonra odama, resmimi tamamlamaya gittim. Resmim bittikten sonra biraz telefon oynayıp uykuya daldım...
HAYAL
Sabah alarmımla kalktığımda uykumu aldığımı fark ederek güneşe gülümsedim. Yüzümü yıkayıp aşağıya indim. Annemin sofra kurmasına yardım ettikten sonra Merih'i uyandırmaya gittim. İşte dünkü öcümü almak için fırsat! Elimde su dolu sürahiyle onun odasına gittim. Ah benim canım (!) kardeşim... Nasıl da mışıl mışıl uyuyordu. Ama şimdi o tatlı rüyadan uyanmak zorunda. Sürahiyi birden çevirip suyu yüzüne onun tabiriyle "boca ettim." O bi hızla yataktan kalkarken bense yere yatmış gülmekten iki büklüm olmuştum. İşte öc böyle alınır. O bi sinirle banyoya giderken arkasından seslendim "Yüzünü yıkamana gerek kalmamıştı aslında, ben güzelce yıkadım ablacım."
Ben aşağıya indiğimde babam kahvaltısına başlamıştı bile. "Günaydııın." diyerek masaya oturdum. Anneme dönerek "Oğlunu kaldırdım." dediğimde annem şaşırarak "Nasıl başardın iki dakikada?" diye sordu. "Geldiğinde anlarsın." diyip kahvaltıma başladım. 5 - 10 saniye sonra Merih odaya omuzlarına kadar ıslanmış bi halde mutsuz mutsuz "Günaydın." diyerek girdi. Annemle babam onun o halini görünce gülmeye başladılar. Bende şaheserimle gurur duyarak "Sanada günaydın canım kardeşim. Bugün nasılsın bakalım?" dedim. O da bana dil çıkartarak masaya oturdu ve kahvaltısını yapmaya başladı.
Kahvaltıdan sonra odama gidip üstümü değiştirdim ve saçımı tarayıp kahküllerim önde kalıcak şekilde bağladım. Beyaz spor ayakkabılarımı giyip çantama da bir kaç bir şey koyup evden çıktım.
Okula giderken kulağıma kulaklığımı takıp müzik dinlemeye başladım. Okula varmak üzereyken ne olduğunu bile anlamdan kendimi yerde buldum. Ve son duyduğum ses motor sesine benziyordu.
HAYAL AĞCA
Yanıbaşımda çalan çalarsaati kapattıktan sonra tatlı mı tatlı uykuma geri döndüm. Tabii hayata geri dönmeme sadece üç dakika kaldığını bilmiyordum. Yüzüme gölge düştüğünü hissettiğimde sol gözümü hafifçe araladım ve hemen başucumda elinde bir sürahi dolusu suyla dikilen Merihle karşılaştım. O bana pis pis sırıtırken ben "Sakın yapmaa!!" diye bağırdım. O hâlâ sırıtırken "Aşkolsun ablacığım ben hiç öyle şey yapar mıyım? Hem hangi kardeş ablasının üstüne su döker ki?" diye dalga geçti. Pis işte n'olacak. Bende en gıcık tavrımı takınarak "Tabi sen dünyanın en iyi kardeşisin hiç yapar mısın öyle şey? Sen o suyu zaten benim içmem için getirmiş olmalısın değil mi benim canım(!) kardeşim?" diye laf attığmda o da bana cevaben "Evvvet doğru tahmin. Senin ve cildinin bu sudan yararlanması lazım. O yüzden ben dünyanın en iyi kardeşi olarak senin üstüne dökmüyorum. Senin yüzüne boca ediyorum." diyerek tüm suyu yüzüme boşalttı. Tabii bu durumda bende boş durur muyum. Onun benden beklemediği bir çeviklikle boşta olan elini alıp aynı hızla sürahinin içine soktum. Yaşasın kötülükkk. Nihahahhah. O bir yandan elini sürahiden çıkartmaya çalışırken bir yandanda bu sabahki Ulusal Kardeş Savaşları'nın kaybedeni olduğu için homurdanıyordu.
Merih'i odamdan kovaladıktan sonra elimi yüzümü yıkadım ve mutfağa, annemin yanına indim. Mutfağa girerken aldığım kokuyla şaştım kaldım. Annem sabah sabah börek mi yapmıştı, yoksa bana mı öyle geliyordu? Annemin arkasında durup çenemi onun omzuna yaslayarak "Oo Sema Hanım, sabah sabah döktürmüşünüz yine. Nedir bunun sebebi sorabilir miyim acaba?" dedim. Gülerek ocağın yanına gitti ve "Benim biricik kızım tatilden yeni dönmüş, bir aydır yoktu, özlemiştir diye düşündüm." dedi. Bi hızla gidip boynuna sarıldım. "Bi tanesin sen. Özlemez olur muyum hiç! Ben senin her yemeğini özledim." dememle Merih'in hem mutfağa hem lafa dalması bir oldu:
-Iyyy, sevgi pıtırcıkları sizi...İğrenç(!)
Ben:
-Kıskanma be. Şurda özlem gideriyoz bi dur.
Annem:
-Aa. Benim kıskanç bi oğlum varmışta haberim yokmuş. Gel buraya seni sevgi pıtırcığı, diyerek Merih'i kolundan tutup kendine çekti ve ikimize birden sıkı sıkıya sarıldı. Sonra biraz geri çekilerek "Hadi bakalım sen babanı uyandırıyosun, sen de sofrayı kuruyosun." diyip çayı demlemeye koyuldu. Kardeşim mutfaktan çıkarken bende anneme dönüp "Yer sofrası kursam olur mu?" diye sordum ve annemin onaylamasıyla işe koyuldum.
Keyifli bir pazar kahvaltısından sonra odama çekilip dünden beri boşaltmaya fırsat bulamadığım valizimi boşalttım. Sonra odama bi çeki düzen verip kendimi banyoya attım. Çıktıktan sonra üzerime siyah taytımla pembe tişörtümü geçirdim. Saçlarımı tarayıp topuz yaptım. Biraz kedim Milka'yla ilgilendikten sonra oturma odasına geçtim. Babamla Merih'i göremeyince anneme nerede olduklarını sordum. Babam esnaf arkadaşlarını ziyaret etmek için dışarı çıkmış, Merih'i de arkadaşları çağırmıştı. Televizyona baktığımda annemin en sevdiği dizinin tekrarının olduğunu gördüm. Bu boşluğu fırsat bilerek balkonda bir kitap kahve keyfi yapmaya karar verdim. Tabi balkona çıktığımda balkonda bir kilim bile olmadığını görünce önce bir kilim buldum ve sonra sökük olan balkon salıncağını birleştirmeye başladım. Bir yandan şarkı söyleyince iş daha çabuk hallolmuştu ya da bana öyle gelmişti. Sonunda kahvemi ve kitabımı elime alıp balkondaki yerime kuruldum.
BERA GÜLER
Sabah sabah annemi kahvaltı için patates kızartması yapmaya ikna etmek kolay olamıştı ama şimdi o zorluğun ödülünü yiyordum. İyice doyduktan sonra anneme sofra toplamasında yardım ettim. Ardından odama geçip yarım kalan baykuş resmini çizmeye koyuldum. Henüz bitirmemişken Buğra aradı. "Efendim." diyerek açtım telefonu.
-N'apıyosun kanka?
-Resim çiziyorum. Sen?
-Oturuyom bende. Bırak şimdi resim çizmeyi de bize gel. Laflarız azcık.
-Resmi bitiriverim de öyle gelim.
-Ya boşver resmi sonra çizersin, gel işte.
-Peki madem geliyorum.
-Tamam, çabuk ol. Görüşürüz.
-Hadi görüşürüz.
Bi duş aldıktan sonra giyinip saçlarımı kuruttum ve biraz da şekil verdim. Önce anneme haber verdim sonra Buğra'nın evinin yolunu tuttum. Oraya vardığımda koyu bir sohbete daldık. Öğlen olduğunda acıkınca Buğra'ya,
-Hadi bi şeyler yiyelim kanka, acıktım ben , dedim.
-Ne yiyelim?
-Ne var?
-Hazır pizza var onu fırına atarım 10 dakikada olur.
-Hadi madem git at fırına pizzayı. Acele et ama çok acıktım.
-Tamam sen çık bahçeye 10 dakikaya ordayım.
O mutfağa doğru giderken ben de bahçeye çıktım. Bahçeleri ufak ama şirindi. Ayrıca komşularının bahçesiyle birleşik sayılırdı. Arada sadece küçük bir çit vardı. Ve iki bahçeyi birbirine bağlayan bir kapı...
Bahçedeki koltuklardan birine oturduktan bir iki dakika sonra bir ses duydum. Huzur verici bir sesti bu ses. Sesin geldiği yöne bakınca komşu evin balkonunda pembe tişörtlü bi kız gördüm. Balkonda bir şeyleri düzenliyordu. Bir yandan da şarkı söylüyordu. Gül Rengi şarkısının daha önce böylesine huzur verici bir şarkı olduğunu bilmiyordum. Onun sesi öylesine huzur vericiydi ki... Yüzünün de sesinden kalır yanı yoktu. Nasıl güzel bir kızdı. Pembe de ne çok yakışmıştı ona. Aslında pembe rengini hiç bir kıza yaykıştıramamıştım daha önce. İlk defa bi kıza bu kadar yakıştırıyordum. İşinin bitmesine yakın nakaratı tekrar söyledi "Havasından suyundan aşk damlayan Yarim var gül renginde
Dünyaları verseler kar etmez
Olmaz ki sen denginde..."
Bu huzur verici konser onun işini bitirip içeri girmesiyle son buldu. Aslında onu sabaha kadar dinleyebilirdim. O kadar güzeldi ki... Hem sesi hem yüzü... Daha önce kimseden böylesine etkilenmemiştim.
Ben dalgın dalgın o kızı düşünürken elinde tepsiyle Buğra geldi. İkimize de birer porsiyon pizza ısıtmış yanına da domates salatalık doğrayıp birer bardak kola koymuştu. Ben pizzamı yarıladığımda onun yine balkona çıktığını gördüm. Elinde bi bardak ve kitap vardı. Az önce kurduğu salıncağa oturdu ve elindeki bardağı mermere koydu. O kitap okumaya başladığında ben de Buğra'ya döndüm:
-Şşt. Şurdaki kız kim? İlk defa görüyorum burda.
-O, komşunun kızı.
-E daha önce niye görmedim ki ben onu?
-Ha, o şeyden dolayı kanka... Onlar buraya 2,5 - 3 ay önce taşındılar. Biz de senle o sıralar dargındık. Sonra sen tatile çıktın. Senin dönmene bir iki gün kala o tatile çıktı. Daha dün döndü tatilden. Bir aydır tatildeydi.
-İyi bakalım, diyerek elime kolamı alıp arkama yaslandım ve o kıza bakmaya devam ettim. Benim kıza hayran hayran baktığımı gören Buğra "Hayırdır, ne iş?" diye sorunca kendimi toparlayıp "Ne, ne iş? Yok bi şey. Öylesine sordum. Burda ilk defa görünce merak ettim, ondan." dedim. Tabii Buğra durumu az çok anladı ama konuyu gülerek geçiştirdi "İyi bakalım öyle olsun."
HAYAL
Kahvemin bitmesiyle Milka'nın yanıma gelmesi bir oldu. Onu biraz sevince hemen mayıştı ve uykuya daldı. Ben tam kitabıma dönecekken annemin bana seslendiğini duydum "Hayaal, koş telefonun çalıyo." Koşarak odama gittim ve telefonumu elime aldım. Asya görüntülü arıyordu. Açınca bana bi dakka diye işaret yaptı ve konuşmaya Hakan'ı da ekledi.
A: Eee, napıyonuz kankitolar?
Ben: Kankito ne yaa..
H: Hakkaten kızım kankito ne allahaşkına insan kankeytoşko falan der (!) Dimi kız Hayal?
Ben: Aynen aynen. Hatta sen direk aşkım de kanka sana serbest. Hahaha.
A: Susun be size hâl hatır soranda kabahat.
Ben: Ha şunu bileydin. 🙂
H: Ee napıyonuz bakalım.
Ben: Ben keyif yapıyom, siz?
A: Ben evden çıkıcam beş dakikaya. Kafeye gelin de buluşalım hadi.
H: Valla iyi olur. Otur otur patladım evde. Bende 10 - 15 dakikaya çıkarım o zaman evden.
Ben: Beni hiç karıştırmayın. Daha yeni döndüm tatilden. Bu gün ful dinlenicem. Yarın okul başlıyo zaten okulda görüşürüz.
A: Ya ben zaten senle görüşmek için gidiyorum kafeye. Hadi giyin de çık evden.
Ben: Ya off uyicam ben bırak beni.
H: Hadisene Hayal ya. Kalk hadi. Hem biliyosun ki ben sizle aynı okulda değilim ve yarın işlerim var. O yüzden bugün buluşuyoruz.
A: Bak gelirsen sana pasta ısmarlicam istediğinden. Hadi gel.
Ben: Bi dakka bi dakka. Ben yanlış mı duydum yoksa sen bana pasta mı ısmarlicaksın? Hakan pasta ısmarlicam dedi değil mi? Ben doğru anladım?..
H: Dedi dedi. Bende duydum. Ismarlicam dedi.
Ben: Başımıza taş yağacak. Bugüne kadar bi sakız bile ısmarlamayan Asya bana pasta ısmarlayacak. Yok daha neler...
H: Asya kankam bana da ısmarlarsın değil mi? Böyle bi fırsatı kaçıramam.
A: Beleşçi! Hayal'i ikna edersen olabilir.
Ben: Hadi bay bay. Hazırlanıcam ben, diyip telefonu kapattım.
Kırmızı kareli kısakollumu ve kotumu giyip üstüme beyaz dantelli yeleğimi aldım. Saçlarımı saldığımda tam istediğim şekle girdiğini görünce fön makinesini çalıştırmak zorunda kalmadığıma sevindim. Çantama bi kaç şey koyup oturma odasına geçtim. Anneme haber verip evden çıktım.
Kafeye vardığımda ikiside gelmemişti. Kendime bir karamelli latte sipariş ettim ve onları beklemeye koyuldum. Lattemin masaya gelmesiyle Asya'nın "Kankammm." diyerek ayı gibi sarılması bir oldu. Geldiğini bile görmemiştim. Nefessiz kalınca "Bıraaak!" diye çırpınmaya başladım. Tam o sırada Hakan gelip beni Asya'nın ellerinden kurtardı. Hakan'a teşekkür ettikten sonra Asya'ya dönüp "Bunun hesabını iki porsiyonla ödeyeceksin." dedim. Pastaların siparişini verdikten sonra koyu bir sohbete daldık...
H: Size haftaya bir sürprizim var. Çok şaşıracaksınız.
A: Ne sürprizi!? Söyle yoksa pıçaklarım bak seni.
Ben: Yalnız "pıçaklarsan" hiç öğrenemezsin kanka.
H: Azcık meraklanın. 😏
A: İkinizde çok pisliksiniz ya.
...
Arkadaşlarımla hasret giderdikten sonra markete gidip biraz Karam stoğu yaptım. Eve vardığımda üstümü değiştirip mutfağa geçtim. Annemin yemek yaptığını görünce ona yardım ettim. Akşam yemeğinden sonra odama çekilip biraz kitap okudum. Ardından ertesi gün giyeceklerimi ve çantamı hazırlayıp telefonuma alarm koydum. Bir duş alıp çıktıktan sonra sınıf grubuna mesaj attım. "Hey millet, yarın formayla gelen olursa keserim bak!🔪😛" . Zaten okulun ilk günü kim formayla gelirdi ki. Olumlu tepkiler alınca ışığı söndürüp derin bir uykuya daldım.
BERA
Buğralarda biraz daha zaman geçirdikten sonra eve gittim. Annemi sofra kurarken görünce "Kolay gelsin Melike Sultan." diyip yanağından öpüverdim. Ben bi hızla merdivenlerden çıkarken annem yanağından öpmemin şaşkınlığıyla arkamdan gülerek "Aa! Hayırdır, ne bu mutluluk!? Manyak çocuk." dedi. Cidden mutluluğum bu kadar belli oluyor muydu? Ayrıca ben neden bu kadar mutluydum? Sıradan bir gündü sonuçta. Sebebi neydi bu mutluluğun? O kız mıydı yoksa? İstemsiz gülmelerimin, heyecanlı hareketlerimin sebebi o kız mıydı? Bunları düşünürken bile gülümsememe engel olamıyordum...
Kafamı dağıtmak için telefonuma sarıldığımda annem aşağıdan bana seslendi. Yemeğe çağırıyordu.
Yemek yedikten sonra odama, resmimi tamamlamaya gittim. Resmim bittikten sonra biraz telefon oynayıp uykuya daldım...
HAYAL
Sabah alarmımla kalktığımda uykumu aldığımı fark ederek güneşe gülümsedim. Yüzümü yıkayıp aşağıya indim. Annemin sofra kurmasına yardım ettikten sonra Merih'i uyandırmaya gittim. İşte dünkü öcümü almak için fırsat! Elimde su dolu sürahiyle onun odasına gittim. Ah benim canım (!) kardeşim... Nasıl da mışıl mışıl uyuyordu. Ama şimdi o tatlı rüyadan uyanmak zorunda. Sürahiyi birden çevirip suyu yüzüne onun tabiriyle "boca ettim." O bi hızla yataktan kalkarken bense yere yatmış gülmekten iki büklüm olmuştum. İşte öc böyle alınır. O bi sinirle banyoya giderken arkasından seslendim "Yüzünü yıkamana gerek kalmamıştı aslında, ben güzelce yıkadım ablacım."
Ben aşağıya indiğimde babam kahvaltısına başlamıştı bile. "Günaydııın." diyerek masaya oturdum. Anneme dönerek "Oğlunu kaldırdım." dediğimde annem şaşırarak "Nasıl başardın iki dakikada?" diye sordu. "Geldiğinde anlarsın." diyip kahvaltıma başladım. 5 - 10 saniye sonra Merih odaya omuzlarına kadar ıslanmış bi halde mutsuz mutsuz "Günaydın." diyerek girdi. Annemle babam onun o halini görünce gülmeye başladılar. Bende şaheserimle gurur duyarak "Sanada günaydın canım kardeşim. Bugün nasılsın bakalım?" dedim. O da bana dil çıkartarak masaya oturdu ve kahvaltısını yapmaya başladı.
Kahvaltıdan sonra odama gidip üstümü değiştirdim ve saçımı tarayıp kahküllerim önde kalıcak şekilde bağladım. Beyaz spor ayakkabılarımı giyip çantama da bir kaç bir şey koyup evden çıktım.
Okula giderken kulağıma kulaklığımı takıp müzik dinlemeye başladım. Okula varmak üzereyken ne olduğunu bile anlamdan kendimi yerde buldum. Ve son duyduğum ses motor sesine benziyordu.
HAYAL AĞCA
Yanıbaşımda çalan çalarsaati kapattıktan sonra tatlı mı tatlı uykuma geri döndüm. Tabii hayata geri dönmeme sadece üç dakika kaldığını bilmiyordum. Yüzüme gölge düştüğünü hissettiğimde sol gözümü hafifçe araladım ve hemen başucumda elinde bir sürahi dolusu suyla dikilen Merihle karşılaştım. O bana pis pis sırıtırken ben "Sakın yapmaa!!" diye bağırdım. O hâlâ sırıtırken "Aşkolsun ablacığım ben hiç öyle şey yapar mıyım? Hem hangi kardeş ablasının üstüne su döker ki?" diye dalga geçti. Pis işte n'olacak. Bende en gıcık tavrımı takınarak "Tabi sen dünyanın en iyi kardeşisin hiç yapar mısın öyle şey? Sen o suyu zaten benim içmem için getirmiş olmalısın değil mi benim canım(!) kardeşim?" diye laf attığmda o da bana cevaben "Evvvet doğru tahmin. Senin ve cildinin bu sudan yararlanması lazım. O yüzden ben dünyanın en iyi kardeşi olarak senin üstüne dökmüyorum. Senin yüzüne boca ediyorum." diyerek tüm suyu yüzüme boşalttı. Tabii bu durumda bende boş durur muyum. Onun benden beklemediği bir çeviklikle boşta olan elini alıp aynı hızla sürahinin içine soktum. Yaşasın kötülükkk. Nihahahhah. O bir yandan elini sürahiden çıkartmaya çalışırken bir yandanda bu sabahki Ulusal Kardeş Savaşları'nın kaybedeni olduğu için homurdanıyordu.
Merih'i odamdan kovaladıktan sonra elimi yüzümü yıkadım ve mutfağa, annemin yanına indim. Mutfağa girerken aldığım kokuyla şaştım kaldım. Annem sabah sabah börek mi yapmıştı, yoksa bana mı öyle geliyordu? Annemin arkasında durup çenemi onun omzuna yaslayarak "Oo Sema Hanım, sabah sabah döktürmüşünüz yine. Nedir bunun sebebi sorabilir miyim acaba?" dedim. Gülerek ocağın yanına gitti ve "Benim biricik kızım tatilden yeni dönmüş, bir aydır yoktu, özlemiştir diye düşündüm." dedi. Bi hızla gidip boynuna sarıldım. "Bi tanesin sen. Özlemez olur muyum hiç! Ben senin her yemeğini özledim." dememle Merih'in hem mutfağa hem lafa dalması bir oldu:
-Iyyy, sevgi pıtırcıkları sizi...İğrenç(!)
Ben:
-Kıskanma be. Şurda özlem gideriyoz bi dur.
Annem:
-Aa. Benim kıskanç bi oğlum varmışta haberim yokmuş. Gel buraya seni sevgi pıtırcığı, diyerek Merih'i kolundan tutup kendine çekti ve ikimize birden sıkı sıkıya sarıldı. Sonra biraz geri çekilerek "Hadi bakalım sen babanı uyandırıyosun, sen de sofrayı kuruyosun." diyip çayı demlemeye koyuldu. Kardeşim mutfaktan çıkarken bende anneme dönüp "Yer sofrası kursam olur mu?" diye sordum ve annemin onaylamasıyla işe koyuldum.
Keyifli bir pazar kahvaltısından sonra odama çekilip dünden beri boşaltmaya fırsat bulamadığım valizimi boşalttım. Sonra odama bi çeki düzen verip kendimi banyoya attım. Çıktıktan sonra üzerime siyah taytımla pembe tişörtümü geçirdim. Saçlarımı tarayıp topuz yaptım. Biraz kedim Milka'yla ilgilendikten sonra oturma odasına geçtim. Babamla Merih'i göremeyince anneme nerede olduklarını sordum. Babam esnaf arkadaşlarını ziyaret etmek için dışarı çıkmış, Merih'i de arkadaşları çağırmıştı. Televizyona baktığımda annemin en sevdiği dizinin tekrarının olduğunu gördüm. Bu boşluğu fırsat bilerek balkonda bir kitap kahve keyfi yapmaya karar verdim. Tabi balkona çıktığımda balkonda bir kilim bile olmadığını görünce önce bir kilim buldum ve sonra sökük olan balkon salıncağını birleştirmeye başladım. Bir yandan şarkı söyleyince iş daha çabuk hallolmuştu ya da bana öyle gelmişti. Sonunda kahvemi ve kitabımı elime alıp balkondaki yerime kuruldum.
BERA GÜLER
Sabah sabah annemi kahvaltı için patates kızartması yapmaya ikna etmek kolay olamıştı ama şimdi o zorluğun ödülünü yiyordum. İyice doyduktan sonra anneme sofra toplamasında yardım ettim. Ardından odama geçip yarım kalan baykuş resmini çizmeye koyuldum. Henüz bitirmemişken Buğra aradı. "Efendim." diyerek açtım telefonu.
-N'apıyosun kanka?
-Resim çiziyorum. Sen?
-Oturuyom bende. Bırak şimdi resim çizmeyi de bize gel. Laflarız azcık.
-Resmi bitiriverim de öyle gelim.
-Ya boşver resmi sonra çizersin, gel işte.
-Peki madem geliyorum.
-Tamam, çabuk ol. Görüşürüz.
-Hadi görüşürüz.
Bi duş aldıktan sonra giyinip saçlarımı kuruttum ve biraz da şekil verdim. Önce anneme haber verdim sonra Buğra'nın evinin yolunu tuttum. Oraya vardığımda koyu bir sohbete daldık. Öğlen olduğunda acıkınca Buğra'ya,
-Hadi bi şeyler yiyelim kanka, acıktım ben , dedim.
-Ne yiyelim?
-Ne var?
-Hazır pizza var onu fırına atarım 10 dakikada olur.
-Hadi madem git at fırına pizzayı. Acele et ama çok acıktım.
-Tamam sen çık bahçeye 10 dakikaya ordayım.
O mutfağa doğru giderken ben de bahçeye çıktım. Bahçeleri ufak ama şirindi. Ayrıca komşularının bahçesiyle birleşik sayılırdı. Arada sadece küçük bir çit vardı. Ve iki bahçeyi birbirine bağlayan bir kapı...
Bahçedeki koltuklardan birine oturduktan bir iki dakika sonra bir ses duydum. Huzur verici bir sesti bu ses. Sesin geldiği yöne bakınca komşu evin balkonunda pembe tişörtlü bi kız gördüm. Balkonda bir şeyleri düzenliyordu. Bir yandan da şarkı söylüyordu. Gül Rengi şarkısının daha önce böylesine huzur verici bir şarkı olduğunu bilmiyordum. Onun sesi öylesine huzur vericiydi ki... Yüzünün de sesinden kalır yanı yoktu. Nasıl güzel bir kızdı. Pembe de ne çok yakışmıştı ona. Aslında pembe rengini hiç bir kıza yaykıştıramamıştım daha önce. İlk defa bi kıza bu kadar yakıştırıyordum. İşinin bitmesine yakın nakaratı tekrar söyledi "Havasından suyundan aşk damlayan Yarim var gül renginde
Dünyaları verseler kar etmez
Olmaz ki sen denginde..."
Bu huzur verici konser onun işini bitirip içeri girmesiyle son buldu. Aslında onu sabaha kadar dinleyebilirdim. O kadar güzeldi ki... Hem sesi hem yüzü... Daha önce kimseden böylesine etkilenmemiştim.
Ben dalgın dalgın o kızı düşünürken elinde tepsiyle Buğra geldi. İkimize de birer porsiyon pizza ısıtmış yanına da domates salatalık doğrayıp birer bardak kola koymuştu. Ben pizzamı yarıladığımda onun yine balkona çıktığını gördüm. Elinde bi bardak ve kitap vardı. Az önce kurduğu salıncağa oturdu ve elindeki bardağı mermere koydu. O kitap okumaya başladığında ben de Buğra'ya döndüm:
-Şşt. Şurdaki kız kim? İlk defa görüyorum burda.
-O, komşunun kızı.
-E daha önce niye görmedim ki ben onu?
-Ha, o şeyden dolayı kanka... Onlar buraya 2,5 - 3 ay önce taşındılar. Biz de senle o sıralar dargındık. Sonra sen tatile çıktın. Senin dönmene bir iki gün kala o tatile çıktı. Daha dün döndü tatilden. Bir aydır tatildeydi.
-İyi bakalım, diyerek elime kolamı alıp arkama yaslandım ve o kıza bakmaya devam ettim. Benim kıza hayran hayran baktığımı gören Buğra "Hayırdır, ne iş?" diye sorunca kendimi toparlayıp "Ne, ne iş? Yok bi şey. Öylesine sordum. Burda ilk defa görünce merak ettim, ondan." dedim. Tabii Buğra durumu az çok anladı ama konuyu gülerek geçiştirdi "İyi bakalım öyle olsun."
HAYAL
Kahvemin bitmesiyle Milka'nın yanıma gelmesi bir oldu. Onu biraz sevince hemen mayıştı ve uykuya daldı. Ben tam kitabıma dönecekken annemin bana seslendiğini duydum "Hayaal, koş telefonun çalıyo." Koşarak odama gittim ve telefonumu elime aldım. Asya görüntülü arıyordu. Açınca bana bi dakka diye işaret yaptı ve konuşmaya Hakan'ı da ekledi.
A: Eee, napıyonuz kankitolar?
Ben: Kankito ne yaa..
H: Hakkaten kızım kankito ne allahaşkına insan kankeytoşko falan der (!) Dimi kız Hayal?
Ben: Aynen aynen. Hatta sen direk aşkım de kanka sana serbest. Hahaha.
A: Susun be size hâl hatır soranda kabahat.
Ben: Ha şunu bileydin. 🙂
H: Ee napıyonuz bakalım.
Ben: Ben keyif yapıyom, siz?
A: Ben evden çıkıcam beş dakikaya. Kafeye gelin de buluşalım hadi.
H: Valla iyi olur. Otur otur patladım evde. Bende 10 - 15 dakikaya çıkarım o zaman evden.
Ben: Beni hiç karıştırmayın. Daha yeni döndüm tatilden. Bu gün ful dinlenicem. Yarın okul başlıyo zaten okulda görüşürüz.
A: Ya ben zaten senle görüşmek için gidiyorum kafeye. Hadi giyin de çık evden.
Ben: Ya off uyicam ben bırak beni.
H: Hadisene Hayal ya. Kalk hadi. Hem biliyosun ki ben sizle aynı okulda değilim ve yarın işlerim var. O yüzden bugün buluşuyoruz.
A: Bak gelirsen sana pasta ısmarlicam istediğinden. Hadi gel.
Ben: Bi dakka bi dakka. Ben yanlış mı duydum yoksa sen bana pasta mı ısmarlicaksın? Hakan pasta ısmarlicam dedi değil mi? Ben doğru anladım?..
H: Dedi dedi. Bende duydum. Ismarlicam dedi.
Ben: Başımıza taş yağacak. Bugüne kadar bi sakız bile ısmarlamayan Asya bana pasta ısmarlayacak. Yok daha neler...
H: Asya kankam bana da ısmarlarsın değil mi? Böyle bi fırsatı kaçıramam.
A: Beleşçi! Hayal'i ikna edersen olabilir.
Ben: Hadi bay bay. Hazırlanıcam ben, diyip telefonu kapattım.
Kırmızı kareli kısakollumu ve kotumu giyip üstüme beyaz dantelli yeleğimi aldım. Saçlarımı saldığımda tam istediğim şekle girdiğini görünce fön makinesini çalıştırmak zorunda kalmadığıma sevindim. Çantama bi kaç şey koyup oturma odasına geçtim. Anneme haber verip evden çıktım.
Kafeye vardığımda ikiside gelmemişti. Kendime bir karamelli latte sipariş ettim ve onları beklemeye koyuldum. Lattemin masaya gelmesiyle Asya'nın "Kankammm." diyerek ayı gibi sarılması bir oldu. Geldiğini bile görmemiştim. Nefessiz kalınca "Bıraaak!" diye çırpınmaya başladım. Tam o sırada Hakan gelip beni Asya'nın ellerinden kurtardı. Hakan'a teşekkür ettikten sonra Asya'ya dönüp "Bunun hesabını iki porsiyonla ödeyeceksin." dedim. Pastaların siparişini verdikten sonra koyu bir sohbete daldık...
H: Size haftaya bir sürprizim var. Çok şaşıracaksınız.
A: Ne sürprizi!? Söyle yoksa pıçaklarım bak seni.
Ben: Yalnız "pıçaklarsan" hiç öğrenemezsin kanka.
H: Azcık meraklanın. 😏
A: İkinizde çok pisliksiniz ya.
...
Arkadaşlarımla hasret giderdikten sonra markete gidip biraz Karam stoğu yaptım. Eve vardığımda üstümü değiştirip mutfağa geçtim. Annemin yemek yaptığını görünce ona yardım ettim. Akşam yemeğinden sonra odama çekilip biraz kitap okudum. Ardından ertesi gün giyeceklerimi ve çantamı hazırlayıp telefonuma alarm koydum. Bir duş alıp çıktıktan sonra sınıf grubuna mesaj attım. "Hey millet, yarın formayla gelen olursa keserim bak!🔪😛" . Zaten okulun ilk günü kim formayla gelirdi ki. Olumlu tepkiler alınca ışığı söndürüp derin bir uykuya daldım.
BERA
Buğralarda biraz daha zaman geçirdikten sonra eve gittim. Annemi sofra kurarken görünce "Kolay gelsin Melike Sultan." diyip yanağından öpüverdim. Ben bi hızla merdivenlerden çıkarken annem yanağından öpmemin şaşkınlığıyla arkamdan gülerek "Aa! Hayırdır, ne bu mutluluk!? Manyak çocuk." dedi. Cidden mutluluğum bu kadar belli oluyor muydu? Ayrıca ben neden bu kadar mutluydum? Sıradan bir gündü sonuçta. Sebebi neydi bu mutluluğun? O kız mıydı yoksa? İstemsiz gülmelerimin, heyecanlı hareketlerimin sebebi o kız mıydı? Bunları düşünürken bile gülümsememe engel olamıyordum...
Kafamı dağıtmak için telefonuma sarıldığımda annem aşağıdan bana seslendi. Yemeğe çağırıyordu.
Yemek yedikten sonra odama, resmimi tamamlamaya gittim. Resmim bittikten sonra biraz telefon oynayıp uykuya daldım...
HAYAL
Sabah alarmımla kalktığımda uykumu aldığımı fark ederek güneşe gülümsedim. Yüzümü yıkayıp aşağıya indim. Annemin sofra kurmasına yardım ettikten sonra Merih'i uyandırmaya gittim. İşte dünkü öcümü almak için fırsat! Elimde su dolu sürahiyle onun odasına gittim. Ah benim canım (!) kardeşim... Nasıl da mışıl mışıl uyuyordu. Ama şimdi o tatlı rüyadan uyanmak zorunda. Sürahiyi birden çevirip suyu yüzüne onun tabiriyle "boca ettim." O bi hızla yataktan kalkarken bense yere yatmış gülmekten iki büklüm olmuştum. İşte öc böyle alınır. O bi sinirle banyoya giderken arkasından seslendim "Yüzünü yıkamana gerek kalmamıştı aslında, ben güzelce yıkadım ablacım."
Ben aşağıya indiğimde babam kahvaltısına başlamıştı bile. "Günaydııın." diyerek masaya oturdum. Anneme dönerek "Oğlunu kaldırdım." dediğimde annem şaşırarak "Nasıl başardın iki dakikada?" diye sordu. "Geldiğinde anlarsın." diyip kahvaltıma başladım. 5 - 10 saniye sonra Merih odaya omuzlarına kadar ıslanmış bi halde mutsuz mutsuz "Günaydın." diyerek girdi. Annemle babam onun o halini görünce gülmeye başladılar. Bende şaheserimle gurur duyarak "Sanada günaydın canım kardeşim. Bugün nasılsın bakalım?" dedim. O da bana dil çıkartarak masaya oturdu ve kahvaltısını yapmaya başladı.
Kahvaltıdan sonra odama gidip üstümü değiştirdim ve saçımı tarayıp kahküllerim önde kalıcak şekilde bağladım. Beyaz spor ayakkabılarımı giyip çantama da bir kaç bir şey koyup evden çıktım.
Okula giderken kulağıma kulaklığımı takıp müzik dinlemeye başladım. Okula varmak üzereyken ne olduğunu bile anlamdan kendimi yerde buldum. Ve son duyduğum ses motor sesine benziyordu.