İçeriğe geç

Resimdeki Kan izleri

Bölüm 1 · 10 dk okuma

Resimdeki Kan izleri

Bölüm 1

1. Bölüm

Herkese Merhaba! Ben Lili. Yani daha doğrusu bana Lili derler. Arkadaşlar bu benim ilk kitabım olduğu için acemice olabilir. Zaten düzeltmeler olacak. Umarım beğenirsiniz🤍

Sevgilerle Lili.

Tarihi alalım;;;

★★★★

Resim çizmek insanı rahatlatırdı; sanki insanın bütün dertleri bitiyordu. Dünyada ki bütün kötülüklerden uzaklaşıyorsun, kaçıyorsun. Ama ne yaparsan yap, istediğin kadar kaç ama kötülük her zaman ensendedir. Hep bir adım ötendedir...

Her resim çizdiğimde bu karanlık dünyadan kaçıyordum, bu bana iyi geliyordu. Ama ne zaman elimdeki fırçayı yere koysam karanlık eller, yüzler ve sesler beni yine bu dünyaya çekiyordu.

Elimdeki fırçayı son kez tuvale vurup geri çekildim. Yorulmuştum ama iyi iş çıkarmıştım. Siyah kurttun gözleri sanki gerçekmiş gibi parlıyordu. Ayağa kalktım, resmi dikkatlice elime aldım ve duvara astım. Gülümsedim.

Ben Birgen. Adımın anlamı gibi, yalnız kalmaya mahkûm bir insandım

“Kayra!”

Arkamdan gelen sesle gözlerimi devirdim. “Adım Birgen. Soyadım Kayra.” Dedim soğukça. “Aman neyse ne! Kapatıyoruz, kalk hadi. Bir daha benden habersiz duvara bir şey asma!”

Şeyma Hanım’ın sesi öfkeyle titrese de umursamadım. Kursun müdürüydü. Benden nefret etmesi için yeterli sebebi vardı: kızıyla kavga etmiştim. Çünkü resmimi çalmıştı. Haksızlığa dayanamamış, bağırmış, hatta yumruk atmama ramak kalmıştı. O gün bugündür bana kin besliyordu.

Sessimi her zamanki gibi çıkaramadım. Bu kurs benim için çok önemliydi çünkü bu kursta arkadaşım vardı onu burada tek başına bırakmak istemiyordum ve başka bir kursa gidecek kadar param yoktu. “Peki.” Dedim ve çantamı ve montumu alıp çıktım. Çok para kazanamıyordum o yüzden başka kursa gidemiyordum. Elime bir miktar para geçince yapacağım ilk şey bu kurstan ayrılmaktı.

Yağmur sonrası toprak kokusu ciğerlerime doldu. Islak asfaltta hızlı adımlarla yürürken, sinirim ancak biraz hafifledi. Her an yağmur yağa bilirdi. O yüzden daha hızlı yürümeye koyuldum. Otobüs durağına vardığımda yorgun bir şekilde oturdum, telefonumu elime aldım eve giden otobüsün iki saat sonra geleceğini öğrenince derin bir of çektim.

İki saat boyunca burada tek başıma ne yapacaktım ki?

Siyah dalgalı saçlarımı dağıtım. Çantamdan orta boy resim defterimi çıkarıp etrafa baktım. Resim çizecektim. Sokakta çizilecek bir şey yok gibiydi. Tam vazgeçecekken çaprazımdaki lüks restoran dikkatimi çekti. İçeride bir masa, masanın etrafında bir grup adam oturuyordu. Gencinden tut yaşlısına kadar...

Fakat benim gözüm sadece birine takıldı: masanın başındaki gence.

Ela gözleri buradan bile seçiliyordu. Siyah saçları alnına düşüyor, çatık kaşlarının altında biçimli yüzü dikkat çekiyordu. Ciddi bir ifadeyle konuşuyordu. Karşısındaki adam ona ne söylediğiyse elini masaya vurdu. Sonra sinirle bir şeyler dedi. Omuzları gerilmiş ve sinirli bir şekilde etrafa bakıyordu. Fazlasıyla yakışıklıydı.

Kalemim elimde dönmeyi bıraktı. Hatta nefes almayı bile bıraktım… Sonra hızla defteri açtım. Bir önceki çizdiğim resimleri atladım. Yeni bir sayfa açtım, tertemiz bir sayfa da kalemim kağıdın üzerinde kaymaya başladı.

Sertifikamı almıştım yani ben grafik tasarımcısıydım. Ama yine de kurslara gidiyor resmimi iyice geliştirmeye çalışıyordum. Ve bu gittiğim kurs üçüncü kurstu

Çizmek, benim için bir çeşit hırsızlıktı. Gördüğüm her şeyi kâğıda çalar, saklardım. O adamı da sakladım. Bu insanlar tarafından hoş karşılanmazdı. Ama ben seviyordum.

Saatler geçti. Kalemim sonunda durdu. Yüzüne baktım. Kaşlarını çattığı gibi çizmiştim. Mükemmel olmuştu. Çizdiğim en iyi işlerden biriydi. Bu kısa sürede bu kadar iyi resim çıkardığım için kendimle gurur duyuyordum.

Gecenin karanlığında gözümü kör edecek bir şekilde otobüsün farları gözüme çarptı. Hızla defteri çantama koydum. Tam kalkarken son bir kez çapraza baktım. Ve… göz göze geldik. İçim titredi. Hemen otobüse bindim, kulaklığımı taktım, başımı cama yasladım. Düşüncelerim, şarkıyla birlikte derinlere daldı.

☆★☆★

Eve girdiğimde ağır bir koku karşıladı. Koridordan geçip içeri girdiğimde babam, televizyonun karşısında içki şişelerinin arasında sızmıştı. İçim burkuldu, sinirle odamın yolunu tuttum.

Annemle babam ayrılmıştı. Annem kardeşlerimi yanına almış, beni babamla birlikte bırakmıştı. Hayır, annem beni babamın eline bırakmamıştı… annem beni bir canavarın eline bırakmıştı.

Çocukları arasında beni çok mu gördü? Ne yapmıştım ki ona? Bir anne evladından nefret eder miydi? Benim annem etmişti. Yorulmuştum. Hem de çok. Kurs, evin masrafları, babamın içki parası… Hepsi sırtıma yüklenmişti.

Ben yorulmayayım da kimler yorulsun arkadaşlar?

Yatağıma oturup telefonumu açtım. Sosyal medya hesabıma girdim. Daha önce paylaştığım resimlere göz gezdirdim. Sonra aklıma geldi, durakta çizdiğim adam. Çantamdan defteri çıkarıp birkaç fotoğraf çektim. Yakışıklıydı, hatta çizimde bile.

“Önemli olan iç güzellik.” Dedim gülümseyerek.

Fotoğrafı paylaştım. Beğeniler ardı ardına yağmaya başladı. Umursamadım. Bense başımı yastığa koyup huzurla gözlerimi kapattım.

Ama nereden bilebilirdim ki o resim, benim için bir devrim olacaktı.

☆★☆★

“İşte sonra ben de kalktım abla. Bana diyor ki, ‘Neden kalkıyorsun?’ Bir de orada onursuz kadın gibi oturacaktım mı? Hah! Çok beklerlerdi!” dedi kız kardeşim Çiğdem, öfkeyle.

Her sabah Çiğdem’le konuşurduk. Erkek kardeşim Süha ile pek konuşmazdım; o anneme çok benziyordu. Bu yüzden aramızda mesafe vardı. Yine de sormadan edemedim çünkü o benim kardeşimdi ve bende onun ablasıydım. Her ne olursa olsun ikisinide canımdan çok seviyordum, “Süha nasıl?” Dedim merakla

“İyi. Serserilik peşinde, dün gece ikide karakoldan aldık. Kavgaya karışmış salak.” Dedi, ardından ekledi: “Annem de iyi. Ama o da çok kızdı Süha’ya.”

O kadın umurumda bile değildi. Ne hali varsa görebilirdi. Çiğdem’le vedalaştıktan sonra telefonu kapattım.

Kursa geç kalacağımı anlayınca hızla hazırlandım. Üstüme beyaz bir sweatshirt, altıma siyah kargo pantolon giydim. Defterimle kalem setimi çantama koyup çıktım. Yolda telefonumun ekranında bildirimler yağmaya başladı. Dün paylaştığım çizim yüzlerce beğeni almıştı.

Mesaj kutuma göz gezdirdim:

“Oha çok iyi çizmişsin.”

“Harika olmuş!”

“Mükemmel.”

“Bu adamın hesabı var mı?”

Bir anda içimi tanımladığım duygu sardı. Neydi şimdi bu?

İçim ısınıyordu ki diğer yorumları gördüm ve elbetteiyi yorumlar varsa kötü yorumlarda vardı:

“Ne var ki bunu dedem bile çizer."

“Abartmayın, o kadar da güzel olmamış.”

“Berbat olmuş.”

Telefonu sinirle kapattım. Çantamı alıp evden çıkarken babam seslendi, “Birgen, nereye gidiyorsun?” Dedi merakla. Gözlerimi devirdim. “Kursa gidiyorum.” Dedim kısa bir sesle. Bana hesap sorması beni daha çok sinirleniyordu

“Haa, iyi. Geç kalma.” Dedi başını aşağı yukarı sallayarak. Sinirle soludum. Omuz silkip dışarı çıktım. Bu adam benim babam değildi, Bana böyle hesap soramazdı! Son gücümle koşmaya başladım. Otobüsü kaçıracaktım! Otobüse son anda yetişip derin bir nefes aldım.

Çantamdan resim defterimi ve kalemimi çıkardım. Kursa gidene kadar kendimi oyaladım. Kursa vardığımda en yakın arkadaşım Leyal’i gördüm, somurtan yüzü beni görünce aydınlandı. Açık kumral saçları ve beyaz teni, yüzünde ise çok hafif çiller vardı. Bu da onu tatlı gösteriyordu, kahve rengi gözlerinin içi parladı. Güzeldi Leyal, benden bile güzeldi. Moda tasarımcısı olacaktı ama bence manken olmalıydı.

“Selam!” dedi coşkulu bir sesle.

“Selam.” Dedim düz bir sesle.

“Ayy, bugün çok güzel bir gün!” Dedi neşeyle şakıyarak. Gözlerimi devirdim bazen çok fazla sevgi pıtırcığı olabiliyordu. “Bugün diğer günlerden farkı ne?” Dedim sakin bir ses tonuyla. O aydınlıksa bende karanlıktım. Birbirimizden çok farklıydık.

“Bilmem… içimde kelebekler uçuyor işte.” Dedi, omuz silkerek. Onun aksine bende hiçbir şey uçmuyordu. Gün, gündü işte. Ben mi çok düz biriydim acaba?

Kursa girdiğimizde sessizlik ve tuhaf bakışlar bizi karşıladı. Normalde sınıf bu kadar sessiz olmazdı. Bir şey olmuştu. Kalabalığı yarıp içeri girdiğimde donakaldım. Sertçe yutkundum.

Duvarın ortasında asılı duran siyah kurt, kursa başladığım ilk günkü heyecanımdan son gecemdeki uykusuzluğa kadar her şeyi taşıyordu. Aylarca her tüyünü tek tek işlemiş, gözlerindeki ışığı yakalamak için onlarca kez silip yeniden çizmiştim.

Ve şimdin Kurtun yüzü siyah kalemlerle karalanmıştı. Bir gözü tamamen çizilmiş, tuval ortasından yırtılmıştı.

“Kim yaptı bunu?!” diye haykırdım. Arkamdan alaycı kahkaha yükseldi. Başımı arkaya doğru çevirdim. Çisen ve akbabaları Tabii ki onlar. Başka kim olabilirdiki?

Sinirle üstüne yürüdüm. “Sen yaptın, değil mi?” Dedim sesim öfkeyle titrerken. “Beni neden suçluyorsun?” dedi, sahte bir masumiyetle. Neden acaba!

“Çünkü kıskanıyorsun! Hep kıskandın! Ben senden daha iyiyim, sen de bunu biliyorsun.” Dedim. Hayır, kendimi övmüyordum gerçekler bunlardı. Ondan daha iyi resim çizdiğim için hep kıskanmıştı. O yüzden bana bu kadar kötü davranıyordu. Yoksa bunca zaman bu kadar şey yapmazdı.

Yüzü gerildi. “Diyelim ki ben yaptım… ne yapabilirsin ki?” Dedi şımarıkça. Dişlerimi sıktım. Nasıl bir yüzsüzlüktü bu? Şu hali sinirlerimi bozduğu için,

“Gel göstereyim ne yapacağımı!” dedim, yumruklarımı sıkarak. Beni o kadar çok sinirlendirmişti ki bunu yapabilirdim.

“Burası benim annemin! İstemiyorsan defol! Haa doğru ya… Gidecek bir yerin yok! Annen yok. Baban desen ayyaşın teki.” Dedi acımasızca. Bunları nereden biliyordu bilmiyorum ama canım acımıştı.

Sözleri kalbime saplandı. Gözlerim yandı. Hayır, ağlamayacaktım. Ama elim kendiliğinden kalktı. Çisen’in yanağına öyle bir tokat indi ki yere düştü. Elimin ağır olduğunu söylemiş miydim?

“Bir daha ailem hakkında sakın—” Demiştim ki lafım sert bir şekilde bölündü.

“Ne oluyor burada?!” Kurs müdürü Şeyma Hanım koşarak geldi. Kızını yerde görünce gözleri büyüdü. Korkuyla kızının yanına gitti.

“Anne, Birgen bana vurdu! Hem de hiçbir suçum yokken! Resmi yırtılmıştı, yardım etmek istedim. Suçlu gibi bana saldırdı!” dedi Çisen, gözyaşlarını bile sahteleştirerek. Nasıl böyle iyi rol oynuyordu?

“Beni suçluyor?! Yalan söylüyor!” diye bağırdım. Yine bir haksızlık ve yine... Şeyma Hanım çılgına döndü. “Ne haddine benim kızıma vurursun, seni küçük velet!” Dedi. Velet mi? 25 yaşındaydım ben! “Kimse bana iftira atamaz!” dedim dişlerimi sıkarak.

“Çık git! Atıyorum seni kurstan!” Dedi sinirle. Çokta meraklıydım kursuna! “Sizin kovmanıza gerek yok. Ben kendi isteğimle ayrılıyorum kurstan.” Dedim soğukça. Çantamı kaptığım gibi çıktım. Leyal arkamdan sesleniyordu ama ben kimseyi duymuyordum.

Gözyaşlarım ihanet eder gibi akıyordu. Koştum. Her şeyden kaçmak istercesine koştum. Ta ki nefesim kesilene kadar… Sahilde ilk bulduğum bir banka yığılıp kaldım. Göğsüm daraldı, ellerim titredi. Çantamı karıştırıp astım ilacımı buldum. Nefes çektim, biraz olsun rahatladım.

Belki de ölsem tüm acılarım son bulurdu.

☆★☆★

Sahilde biraz daha oturduktan sonra kalkmışım. Sarsak adımlarla evin yolunu tutmuştum. Evin kapısını önüne geldiğimde anahtar ile kapıyı açtım. İçeri girdiğimde, mutfaktan kahkaha sesleri geliyordu. Nihal Hanım, babamın iğrenç esprilerine gülüyordu.

Nihal hanım, babamla beraberlerdi. Belki yakında evlenirlerdi... Ayakkabımı çıkartıktan sonra odama gidecekken arkamdan Nihal Hanım’ın sesini duydum.

“Birgen, sen mi geldin canım?” dedi nazikçe.

“Evet.”

“Aç mısın? Yemek var.” Dedi

“Teşekkür ederim, aç değilim.” Dedim.

Göz göze geldik.

“Birgen iyi misin canım?”

Buruk bir tebessüm ederek. “Gayet iyiyim.” Diyebildim. Odamın kapısını kapattım.

Odama girmemle beraber beni bir gariplik karşıladı. Sanki farklı bir koku... Çantamı masama koydum. İçimde tedirginlik vardı. Dün ki çizdiğim resim hâlâ masamdaydı. Bir anda arkamda hissettiğim nefesle sertçe yutkundum. Tam çığlık atacaktım ki arkadan bir el ağzımı kapattı, ve beni duvara ile kendi arasına aldı.

“Elimi çekeceğim ama sakın bağırayım deme. Tamam mı?” Dedi kalın sesiyle. Korkuyla başımı aşağıya yukarı doğru salladım. Elini çekince derin bir nefes aldım.

“Sen de kimsin? Benden ne istiyorsun? Evimde ne işin var? En önemlisi odamda ne işin var?!” Dedim sorularımı peş peşe sıralarken. Alayla güldü.

“Hep bu kadar soru sorar mısın?” Dedi.

“Soruma cevap verin!” Dedim.

“Hangisine?” Dedi alaylı bir tavırla.

“Hepsine!” Dedim sinirle.

Geri çekildi odamdaki lambanın ışığıyla yüzünü görmemle beraber gözlerim kocaman açıldı. Bu otobüs durağına çizdiğim adamdı! Burada ne işi vardı? Korkudan altıma yapacaktım!

Masama yaklaştı resmi eline aldı. Dikkatlice resimi incelemeye başladı. “Bu resmi bana vereceksin.” Dedi. Anlamadım? Bütün tantana bu resim için miydi? Sorgulayan bakışlarım ondaydı. “Resmi mi istiyorsun?” Dedim emin olmak için.

“Evet.” Dedi. Sinirle soludum. “Yahu adam resmi düzgün şekilde istesen de verirdim. Ne diye mafya gibi evime giriyorsun?!” Dedim. Güldü.

“Vermezdin, bu resimi nasıl çizdiğini gördüm.” Dedi. Beni resim çizerken görmüş müydü? Doğru vermezdim. Bir dediğimi iki tutmuyordu. Ben çizmiştim bu portreyi tabii ki de kimseye vermem.

“Şimdi bu resmi alıp gidiyorum, sende beni unutuyorsun.” Dedi. Oldu paşam, başka emrin var mı? “Hayır resmimi alamasın onun için çok uğraştım.” Dedim.

“Bu özel haneye gizlilik diye bir şey duymadın mı?” Dedi yine alayla.

Bunu söyleyen o muydu?

“Asıl sen duymadın mı? Evime izinsiz girmişsin be!” Dedim sinirle. Resmi elinden almaya çalıştım, resmi çekiştirmeye başladım. Bir o çekti, bir ben. “Dursana be adam resmim yırtılacak!” Dedim hem korkuyla hemde sinirle.

“Sende ver o zaman!” Dedi sinirle.

“Neden verecekmişim bu resmi ben çizdim.” Dedim.

“Ama beni çizmişsin!” Dedi sinirle.

Ve bir anda odayı kağıt yırtılma sesi yankılandı. Bu ses gecenin karanlığını delip geçti. Donup kaldım. Sertçe yutkundum. Bugün ne çok acı yaşamıştım böyle? Yetmedi mi çektiklerim? Yetmedi mi yaşadıklarım?

Göz göze geldik. Ela gözleri ruhsuz bir şekilde bana baktı. Dolan gözlerimin arasından sinirle ona baktım. Hiçbir şey demedi, geri çekildi. Nasıl geldiyse öyle gitti.

Neden gitmesine izin vermiştim ki? Kimdi bu adam?

Resmin göz tarafı bende kalmıştı geri kalanını ise o almıştı... burnumdan başlayan sıvı resme dökülmeye başladı. Burnum kanıyordu... Her strese girince burnum kanardı. Göz yaşlarımı tutamadım, ağlamaya başladım. Çizdiğim resim artık ‘Resimdeki kan izle

ri’ olmuştu.

Şuan kanayan bir gülden farkım yoktu.

★★★★

Tekrardan merhaba arkadaşlar. 1. Bölümün sonuna geldik. Nasıl buldunuz çok merak ediyorum. Umarım sevmişsinizdir. Diğer bölümlerde görüşürüz!

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.