İçeriğe geç

Resim

Bölüm 1 · 21 dk okuma

Resim

Bölüm 1

1. Bölüm

Dikkat! Bu kitap çokça küfür, şiddet, argo ve erotik şakalar içermektedir. Hassas olanlar lütfen okumasın. Teşekkürler

Telefonumun çalışı kulaklarımı tırmalarken telefonuma uzandım ve kısık gözlerimle telefondaki isme baktım ve cevapladım "ne var lan yavşak?" dedim sert ve pürüzlü sesimle

"sanada merhaba, Nur" dedi alıngan bir sesle

"dediğinden, ne istiyorsunda gecenin dördünde arıyorsun?" dedim

"Barda otururken..." dedi ve durakladı, söylemek ve söylememek arasında bir tereddütteydi

Baş parmağımla işaret parmağımla burun kemerimi sıktım "beni bilirsin Batuhan, sabretmeyi sevmem. Çıkar ağzındaki baklayı!" diye gürledim

"Tamam!..." dedi ve tekrar sustu

"Ne yaptın Batuhan?" diye sordum. Yüzümün aksine sesim oldukça sakin çıkmıştı

"Ya...ben barda oturuyordum sonra bi baktım polisler bastı... Şuan karakoldayım mümkünmüdür gelmen?"

Son cümlesinden sonra sinirlerim bozulmuştu "ne?" diye sordum, hızla gözlüğümü alıp tek elimle tek seferde taktım ve yataktan hızla çıkarak banyoya girdim "Batuhan karakola cidden düştün mü!? Batuhan senin ben o kafatasındaki olmayan beynini ters yatırıp düz sikeyim" diyerek telefonu kapattım.

Hızlı bir duş alarak giyindim. Üstüme siyah boyunlu ve kolsuz bir crop altımada siyah ince külotlu çorap ve mini siyah bir etek giydim, aynı hızla garaja inerek siyah mercedes'ime binerek karakola gittim.

"Batuhan!" girdiğimde Batuhan'ın gücenmiş ve mahçup bakışlarıyla karşılaştım. Memur bana baktı ve bir açlıkla beni süzdü. "Buyrun memur bey?" diyerek saygıdan ödün vermeden sertçe çıkıştım.

Kısa bir süre memura baktıktan sonra bakışlarımı tekrar Batuhan'a çevirdim, yeşil gözlerini mahçup bir ifadeyle kaçırdı.

"Batuhan?" diye sordum "Allah aşkına sen napıyorsun gecenin dördünde barda?" sakince sordum içimde kopan fırtınaların aksine.

"Ya... Sevgilim ile kavga ettik bende dertli dertli gittim bara oturdum, ben nerden bileyim üst katın bar, orta katın kumarhane, en alt katında fight club olduğunu?" gözleri suçlulukla parlıyordu.

"Salak" dedim ve memura döndüm.

✎

En sonunda karakoldan çıkabilmiştik, saate baktığımda sabahın yedisi olduğunu gördüğümde Batuha'a öldürücü bir bakış atıp arabaya bindim, o da arkamdan bindi.

Batuhan benim tek kardeşim, başını hep belaya sokan bir aptal. Birbirimize birçok konuda benzemeyiz mesela görüntümüz; o esmer ben soluk tenli, onun saçları siyah, benim saçlarım kızıl tek ortak denilecek yanımız.... o yeşil gözlü... Bende yeşil sayılabilirim? Doğuştan bir gözüm mavi bir gözüm yeşil doğdum.

Eve vardığımızda, arabayı evin otoparkına park ettim ve indim ardımdan Batuhan indi, bana baktı "söyle hadi" dedim yanına giderek

"Bana kızgın mısın..?" diye sordu çocuk gibi alt dudağını büzerek.

Nefesimi sıkıntı ile verdim. "Senin kadar tatlı bir çocuğa nasıl kızayım?" dedim.

Beni göğüsüne çekti ve sarıldı. Batuhan benden uzundu, ben 1.70'ken Batuhan 1.80 boyundaydı.

"Tamam, bu kadar dramatik olma, okula geç kalıcaz!" dedim ondan ayrılırken. ikimizde güzel sanatlar üniversitesinde okuyoruz, Batuhan ses bölümünde ben resim bölümündeyim.

Batuhan'la asansöre yöneldik, önüne geldiğimizde ve düğmeye bastım. İçeriden sesler gelmeye başladığında biraz geri gittik ve yer açtık. Asansörden iki kişi çıktı, bizi gördüklerinde bir baş selamı verdiler ve arabalarına yöneldiler, bizde asansöre girdik.

✎

Hazırlanıp okula gittiğimizde tanıdık arabayı gördüm, az önce otoparkta gördüğümüz arabaydı. Fazla eşelemeden okula girdim. Okulda ölüm sessizliği vardı, ya da daha doğrusu fırtına öncesi sessizlik vardı. Okula girdiğimde zil çaldı, hızla sınıfıma yürüdüm, kapıyı çaldım ve içeri girdim. Hoca henüz gelmemişki rahatça yerime oturdum.

Sınıfta en yakın arkadaşım Havva ile göz göze geldik, "noluyo?" diye sordum yarım ağız gülerek. Omuz silkti.

"Ne bileyim, herkesi sınıflara topladılar. Seçme yapılacakmış." dedi kahverengi gözleri parlarken.

"Sabah sabah neyin seçmesi bu?" diye lafa atıldı Havva'nın yanında oturan Kadir.

"Harbi!" diye yanıma oturdu Elçin.

Elimi dudaklarıma götürerek kıkırdadım, ekip neredeyse tamamdı... Bir kişi eksik demiştim ki, esneyerek sınıfa gelen Fatma Gül ile tamamadı. Fatma, Havva'nın bir önündeki sıraya oturdu.

"Gene seçmemi var?" dedi, yeni uyandığını belli eden sesiyle

"Evet" dedi Elçin.

"Yine derken? Ben ne kaçırdım şu üç günde!?" diye sitem ettim

Kıkırdamalar çoğalırken Kadir "ne kaçırmadın ki?" diye alay etti

"Sizin alayınızı si-" lafım kapının açılmasıyla yarıda kesildi ve içeri asansörde karşılaştığım iki adam girdi.

"Hasiktir..." diye sessizce küfür ettim ekip sessizce kıkırdarken ben şaşkınlıkla önümde duran defteri yüzüme perde ettim.

O da duymuş olacak ki gri harelerini üzerime çevirdi. Elçin yüzüme siper ettiğim defteri hızla çekti ve kendi sırasının altına soktu, şaşkın şaşkın Elçin'e baktım, ekip ise bıyık altından gülüyorlardı.

Gözlerim tahtanın önünde duran iki kişi

dışında her yere dolanıyordu. Yavaşça öne yaklaştım ve Havva'nın kulağına "seçme dediğiniz ne seçmesi?" diye fısıldadım

Havva kıkırdarken "çizim seçmesi, Toprak Sangu'nun kız kardeşi Emel Sangu'nun şarkı klibi için kapak resmi tasarlanması gerekiyor. Onun seçmesi, ödül 1 milyon TL" dedi aynı fısıltıyla

"Siktir, harbi mi?" dedim, i harflerini uzata uzata. Sesim fısıltıdan hafif yüksek çıkmıştı.

"Harbi" dedi kadir kıkırdarken.

"Az daha konuşursanız hoca kızıcak!" dedi Elçin kaşlarını çatmış bir şekilde

"Pardon anne" diyerek arkama yaslandım.

Biz konuşurken Toprak adındaki adam yanımda bitmişti. Sağıma baktığımda onun yakışıklı yüzüyle karşılaşınca korktum ve Elçine yapıştım. Gülecek gibi oldu ama gülmedi, gözlerini kapattı ve doğruldu ardından açtı ve bana yukarıdan bakan gri gözlerinde yaramaz bir pırıltı belirdi.

"Çiziminiz güzel mi?" diye sordu gri harelerini benden ayırmadan.

Gözlerim ekipte ggezind ve tekrar ona döndüm.

"Yoo, çizimim güzel değil ki benim" dedim alay ederek.

Sınıftaki hatta okuldaki en güzel çizen sayılı kişilerdendim, çizim yarışmalarında çoğunlukla 1. Olurdum. Gözlerim tekrar ekiptekilerde gezindi, bana ciddi misin? Bakışı atıyorlardı.

Toprak Sangu beni derin derin süzdü ardından Elçin'e baktı.

"Az önceki defteri verebilir misiniz?" diye sordu nazik bir şekilde.

"Hangi?" Elçin anlamayarak baktı Toprak'a.

"Yanınızdaki kızın yüzünden çektiğiniz defteri" diyerek önce gözleriyle beni gösterdi sonra gülümsedi.

Elçin'in reddetmesini beklerken sırasının altından çıkardığı siyah içinde ise çizimlerimin olduğu defteri Toprak'a uzattı ve Toprak'ta hiç bekletmeden aldı. Ben Elçin'e öldürücü bakışlar atarken, o ne yaptığını yeni anlamış gibi gözlerini kırpıştırdı. Toprak hiç beklemeden defterin içini kontrol etmeye başladı, her çizimde sırıtışı büyüyor ve bana kaçamak bakışlar atıyordu.

"Elçin... Teneffüse kadar vaktin var, ondan sonra mezar bakmaya gidicez sana..." dedim fısıltıyla.

O defteri incelerken bende onu inceledim; üzerinedeki siyah gömlek ona tam oturmuş ve ilk üç düğmesini açmış, siyah pantolonu onu mafya filmlerinden fırlamış gibi gösterirken siyah saçlarının tutamları alnına düşmüştü.

"Gerçekten çiziminiz kötüymüş" diye alay ederek defteri sırama bıraktı.

"Harbi mi?" diyerek defteri açtım ve ilk karşılaştığım resimle nefesim tuttum.

Ekipteki herkes bana sen iflah olmazsın bakışı atarken defteri hızla kapattım

"Ben bunu açıklayamam..." diyerek ellerimle kızarmış yüzümü kapattım.

Kıkırdamalar çoğalırken kafamı iyice göndüm sıraya. Toprak Sangu ise yanımdan uzaklaştı.

"Kızım salak mısısn sen? Neden Fanart defterini getiriyon okula?" dedi Kadir.

"Ben hazırlamadım ki çantaları! Batu hazırladı amına koyayım" dedim sitem ederek.

"Hayırlı olsun, bugün iki tane cenaze namazı var" dedi Gül.

Aklıma tak eden haberle kafamı ellerimden kaldırdım.

"Batu... Sabah sikmediğim belanı şimdi sikicem" dedim.

"Gene naptı?" diye sordu Havva.

"Karakol-" demiştim ki Meltem hoca yalandan öksürerek beni susturdu.

"Konuşmanızı sonraya bırakın!" diye gürledi Ahmet hoca.

Ardından Toprak Sangu konuşmaya başladı. "Evet arkadaşlar, biliyorsunuz ki kardeşim Emel yeni bir şarkı klibi çıkartacak ve biz bu klip için kapak resmi çizmenizi istiyoruz, kazanan kişi 1 milyon TL alacak, son çizim tarihi on mayıs salı günü!" diyerek noktayı koydu ve son kez gri hareleri ile bana baktı ve gitti.

✎

Teneffüs olmuş, bahçeye çıkmıştık. Havva durup dururken "seçmeye katılacak mısınız?" diye sormuştu.

"Oğlum, bu adam zengin değil mi amına koyayım? neden yetenekli ressanlardan tutmuyor da güzel sanatlar üniversitesinden arıyor?" diye sordum

"Genç çizerlerin hünerlerini görmek içinmiş diye duydum" dedi Kadir elindeki çukalatadan büyük bir ısırık alırken.

"O değilde kendini çok güzel rezil ettin" dedi Gül alayla.

"Gül, senin alayını sikerim" dedim elimle tatlı bir gülümsememi kapatırken. Gül yüzünü buruşturdu ve göz devirdi

Tam o sırada Batuhan radarıma girdi.

"Batu..." dedim sakin bir şekilde.

"Efendim Nur?" dedi yanımıza geldiğinde.

"Canını seviyorsan kaç Batu" dedi alayla Havva.

Batuhan ne olduğunu anlamadan benim gazabıma uğradı derken hızlı bir manevra ile kaçtı.

"Vay sokuk, küçüklüğünden bişey kaybetmemiş" diye iç geçirirken yavaşladım.

Yavaşça ekibin yanına giderken ayağım takıldı ve tam yere düşecekken belimi kavrayan kalın, büyük ve kıvrımlı el düşmemi engelledi. "Dikkatli olmalısın" diyen ses oldukça tanıdıktı. Sırtım onun göğüsüne denk gelirken çok geçmeden ondan ayrıldım "teşekkürler..." dedim mahçup bir ifadeyle. Yüzüne baktığım da beni düşmekten kurtaran kişinin Toprak Sangu olduğunu gördüm.

"Hasiktir" dedim, şansıma lanetler yağdırırken.

"Bu kadar hoş bir kıza yakışmayan sözler" dedi kaşlarını çatarken.

Kontrol edilmeyi sevmeyen bir insan evladı olduğum için sadece "kusura bakmayın..." dedim ve arkaya doğru bir iki adım atmış olacağımki ayağım birbirine dolaşırken geriye doğru düşüyordum ancak aynı şekilde başka bir el tarafından kavranılan belim geri doğru bükülürken Toprak Sangu'nun yaveri denilecek eleman düşmemi engelledi.

"Bugün düşmem iki kişi tarafından engellendi. Bir sonraki düşüşüm uçurumdan aşağı herhalde" diyerek doğruldum.

İki adamın da kaşları çatılmıştı ve gözlerimin içine bakıyorlardı. Arada kalmıştım, bir sağa bir sola bakıyordum, bizimkiler ise sanki sinemada film izliyormuş gibi bize bakıyorlardı. Bir adım atmış olacağımki ikiside bileğimi kavradı ve aynı anda "nereye?" diye sordu.

"Cehennemin dibine, gelicek misiniz?" dedim sevimlice gülümserken. İkiside şaşkınca bakarken

Bileklerimi kurtardım ve bir adım daha attım, baktım sadece bakıyorlar, koşarak banklarda oturan çocukların yanına gittim "Allah belanızı versin, sanki film çekiyoruz burada!!?" diye gürledim hepsinin kafasına bir tane çakarken.

✎

Okul bittiğinde Batuhan ile beraber eve gidiyorduk. Okuldaki belirli kişiler araba ve motor kullandığımı biliyordu.

Dümdüz ilerlerken yanımıza siyah bir araba yaklaştı, siyah camı açıldı. "Bırakayım mı?" diye sordu Toprak Sangu'nun yanındaki açık kahve gözlü Toprak'a benzeyen ve okulun bahçesinde beni rezil bir şekilde düşmekten kurtaran yakışıklı.

"Teklifiniz için teşekkürler Rüzgâr Bey, ama gerek yok" diyerek reddetti Batu rahatsız olduğunu belli ederek.

"Ne acı..." diyerek üstüne gitmedi ve camı kapatıp yanımızdan uzaklaştı.

"Helal lan, bazen üşengeç olmaman bi boka yariyormuş," diyerek göz kırptım.

Alıngan bir tavırla önden yürümeye başladı.

✎

Sıcak bir duşun ardından mutfağa girdim. Dolaptan kırmızı şarap çıkartıp ahşap yemek masasının üstüne koydum ve bardak dolabından da şarap bardağı alarak onu da masaya koydum. Şarap şişesinin kapağını açarak bardağa doldurdum ve şişenin kapağını kapatıp tekrar dolaba koydum. Bardağımı alarak salona geçtim. Kitap rafından en son okuduğum kitabı alarak koltuğa yayıldım. Batu, sevgilisi ile barıştığı için onun yanına gitmişti yani ben evde tek başımaydım. Kitabımı açmıştım ki kapının zili ile doğruldum. Kalkarak kapıya ilerledim, üzerimde bornozum vardı henüz giyinmemiştim. Kapıyı açtığımda Toprak Sangu'yu görmek beklediğin en son şey bile değildi.

"Bay Sangu?" şaşkınlıkla irileştirdiğim gözlerimle önümde duran hadiseye baktım "neden buradasınız?" diye sordum kendimi tutamayarak.

"Sadece çizimlerini görmek istedim" dedi gri harelerini farklı renk gözlerime bakarak.

"Neden bu saatte geldiniz ki? Yarın okula da gelebilirdiniz?" dedim duruşumu düzelterek.

"Haklısınız..." dedi gözlerim dışında bir yere bakmamak için kendini zorlarken.

Kapıda kaldığımızı fark ederek hafif yana çekildim "kabalığımı maruz görün, buyrun içeri" diyerek kapıyı biraz daha araladım.

Red edecek gibi duruyordu ancak içeri girdi "ağırladığınız için teşekkürler" dedi.

Ardından kapıyı kapatarak onu salano yönlendirdim, bende odamam giderek üzerime siyah bir şort ve uzun beyaz bir sweatshirt giydim ve mutfaktan iki kahve yaparak salona girdim. Elinde tuttuğu kitaba büyük bir ilgiyle bakıyordu, yanına yaklaştığımda elinde tuttuğu kitabın benim yazmış olduğum kitap olduğunu fark ettim. Gerilerek yanına gittim ve sehpanın üstüne kahvesini koydum.

"Bu kitabı sen mi yazdın?" diye sordu hayran kalmış bir sesle.

"Yani..." diyerek geçiştirdim, onun dışında her yere bakıyordum.

Kitabı kapatarak kalktı ve kitaplıktan aldığu yere koydu ardından geri kalktığı yere oturdu. "İnsanları kendine kolayca hayran bırakıyorsun, gerçekten adın gibisin. Nur gibi" dedi derin bir nefes alarak.

"Anlamadım..?" dedim şaşkınlıkla.

"Hiç" dedi ne dediğini yeni fark etmiş gibi.

"Çizim defterimi alıp geleyim." dedim yerimden kalkarken. Salondan çıktım ve kendi odama girdim, odamda büyük kitaplığımda çizim yazan bölümden kapak çizimleri olan defterimi çıkardım. Odam ve evim hep topludur, herşey yerli yerinde ve ayarladığım şekildedir. Çizdiğim, tasarladığım, yazdığım, kitaplarım, defterlerim, heykellerim herşey adını yazdığı rafın bölümündedir. Aldığım defterle arkamı döndüğümde Toprak kapıya yaslanmış kollarını göğüsünün altında bağlamış beni süzüyordu. Gri gözlerinde hem beğeni hem de hayranlık vardı, odanın ve evin düzeni hoşuna gitmiş ve ilgisini çekmişti. Elimdeki defterle yanına gittim ve uzattım. "Bu defterdeki çizimler bazı film, dizi, kitap gibi şeyler için çizdiklerim" dedim ve o defteri alınca biraz geri çekildim.

Toprak defteri incelerken gözlerindeki ilgi büyüyordu. "Bunu sen mi çizdin?" diye sordu inanamayarak, kafamı olumlu anlamda salladığımda yüzüne bir sırıtış yayıldı.

Defteri bana uzattı ve iyi akşamlar diyerek saygılı şekilde evden ayrıldı. Bende salonda şarabımı içerken kitabımı okudum.

✎

Ertesi sabah Batu odamı grip hapları ve ateş ölçeceği ile istila etmişti. Dört gün önce, pazar günü yağmur yağmıştı ve ben de yağmura âdeta aşık olduğum için altında bi hâyli vakit geçirmiştim ve hasta olduğum için üç gün okula gidememiştim.

"Doktor bey hamile miyim?" diye sordum, sesimde endişenin ardında saklanan alayla beraber.

"Nur!" dedi u harfini uzatarak. Yeşil gözlerini üzerime dikerken sinirliydi.

"Tamam be şaka yaptık, sende hemen alevleniveriyon" dedim gözlerimi devirerek.

Son kontroldende geçince okul için hazırlanmaya başladık. Üzerime beyaz bol bir tişört ve altıma da şort giyip çantamı hazırladım ardından çantamı koluma takıp kapıya çıktım ve Furkan'a seslendim.

"Lan süslü kokonat, düğüne gitmiyoruz! Altı üstü okul, yedi saat sonra yine burada olacaksın!" dedim sinirli şekilde.

"Kendine bakta konuş! Sürtük" diye gürledi odasından çıkarken.

"Sen? bana!? Ne cürretle!?" dedim inanamayarak. Genelde hep kavga ederdik, ama birbirimizi hiç bırakamazdık. Çünkü birbirimize ihtiyacımız var...

"Evet sana!" dedi yanıma yaklaşırken.

"Bana hakaret ediyorsun ama, karakollara düşerken bana yalvarıyorsun. Gelmişsin burda bana hakaret ediyorsun!" diyerek bende ona doğru yaklaştım.

Üzerime yükselirken "kurtarmasaydın!" dedi.

Gözlerim irice açıldı. "Senin yüzünden ben!-" demiştim ki boğazımda bir düğüm oluştu, konuşamadım. "Haklısın... Ama işte kardeş yüreği, elalemin mide bulandırıcı bakışlarına maruz kalmayı umursadan kendinden önce kardeşini önceliği yapıyor" dedim ve kapıyı açıp çıktım ve sertçe kapattım. Son gördüğüm şey Batu'nun irice açtığı gözleri ile boş boş kapıya bakmasıydı.

✎

Okula geldiğimde her an patlayacak durumdaydım. Sınıfa girdiğim gibi direkt yerime oturdum. Bu davranışlarım bizimkileri rahatsız etmiş olacak ki hepsinin bakışı bana döndü.

"Ne bakıyorsunuz amına koyayım?" dedim.

"Batu ile yine kavga mı ettiniz?" diye sordu Havva.

"O yavşak benim kardeşliğimi zerre hak etmiyor!" diye çıkıştım.

"Az sakin ol la, ne bu sinir? Gene boktan bi nedendir kavganız" dedi Kadir, benim aksime oldukça sakin bir ses tonuyla.

"Dün sabah saat sabah dörtte beni aradı, dedi `ben karakoldayım gel beni kurtar` dedim tamam bu mal yine sokmuş başını belaya. Gittim, memur demeye bin şahit isteyen orospu evladı, sapık bana sikicek gibi bakıyo, her bir konuşmada sabır çektim, tabii beyefendinin bundan haberi yok, derdi o karakoldan kurtulmak. Tamam haklı da, amına koyayım gözü fırıl fırıl benim dışımda her yeri detaylıca inceledi, pezevenk Batuş. Neyse onuda es geçtim, adam fırsat buldukça bacağıma, elime falan dokunmaya çalışıyor. Sikicektim, elini, kolunu, ayağını, gelmişini, geçmişini, annesinden emdiği süyün mislisini, kafatasındaki kullanmayı unuttuğu beynini, anasının onu yapmayı düşündüğü günü, babasının annesini desteklediği akşamın sabahını!" dedim. Sövünce vücudumu kaplayan bir rahatlama hissederek oturduğum yere yerleştim.

Bana şaşkın bir ifadeyle bakanları görünce elimle ağızımı kapatarak kıkırdadım.

"Oha, van kedisinin içinden canavar çıktı" dedi Elçin şaşkın şaşkın.

"Çok yaratıcı küfürlerdi, hayran kaldım kedicik" dedi Kadir şaşkınlık içinde ve alay ederek

"Hak yoluna dön demekten yoruldum Nur" dedi Gül.

Tanıdık kişilerin arasında şaşkınlıkla bakarken kaşlarını çatmış biri gördüm.

"Bay Sangu...?" dedim kısık bir sesle.

"İlk olarak, gerçekten yaratıcı küfürler ikinci olarak, kim o pez-" demişti ki boğazını temizledi ve devamını getirmedi. "O memur kılıklı şahsiyet?" diye sordu.

"Ne bileyim, işinin başındadır." dedim omuz silkerek.

Telefonuma bir bildirim geldi. Telefonu açtığımda batu'dan mesaj geldiğini gördüm.

Nur!

Ne var!?

Buket sana mesaj attı mı?

Kesin kızı gene sinir etti, şeref yoksunu.

Gene kızı nasıl sinir ettin kim bilir

Yazmadı

Siktir git

NUR! İnsan gibi bişey sordum

Delirtme beni!

Paşama bak! Bide bana laf söylüyor.

Delirsen kaç yazar, pezevenk

Küfretme!

Sana ne yarram.

Telefonu kapatıp çantama koyduğumda

bütün meraklı bakışlar beni bulmuştu.

"Ne?" dedim bi kaşım havalanırken.

"Kimle yazıştın la" diye sordu Havva meraklı meraklı.

"Benim pezevenkle" dedim gözlerimi devirirken.

Toprak'ın kaşları çatıldı. "küfür etmeden de söyleyebilirsin?" dedi etkileyici sesiyle.

"Tamam, pardon... Yazan kardeşim Batuhan" demiştim ki batuhan kapıdan içeri girdi.

"Nur!" diye gürledi.

"Ne var orospu çocuğu!?" diye karşılık verdim. Göz ucuyla Toprak'a baktığımda, gri gözlerini kısmış, kaşlarını derince çatmıştı.

"Lan kalt- yani Nur! Beni delirtme!" diye gürledi. Küfürümden tek etkilenen Toprak değildi.

"Delirsen kaç yazar!?" diye yerimden kalktım ve dışarı fırladım. Arkamdan iki kişinin bağırışları geliyordu.

Hiç birini dinlemeden bahçeye çıktım. Koştuğum için pek etrafıma dikkat etmiyordum ki birine çarpmamla yere düştüm. Çarptığım kişi yerinden bi gıdım hareket etmedi. Başımı kaldırdığımda Toprak'ın yaverine çarptığımı fark ettim.

"Kusura bakmayın önüme bakmıyordum..." dedim. Elini uzattı, tuttuğum gibi kalkmama yardım etti.

Arkama baktığım da hâlâ gelmeye devam ettiklerini gördüm. Elimi çekmeye çalıştığımda izin vermedi.

"Ben Rüzgâr" dedi beni oyalamaya çalışır gibi.

"Bende Nur, memnun oldum ama elimi bırakır mısınız?" dedim.

"Kaç yaşında çizmeye başladın?" dedi beni umursamadan.

"On üç yaşımdan beri, şimdi lütfen elimi bırakın...!" dedim

"Sence-" demişti ki kolumu hızla çektim.

"İki kere rica ettim!" diyip yanından geçtim gittim.

Bir saat sonra~

Çantamı alıp okuldan ayrıldım. Eve gelince sıcak bir duş alıp yatağa uzandım. Batuhan bana hâlâ sinirli olduğu için sevgilisinde kalıcaktı. Telefonuma bildirim geldi.

Naber?

Ünlü bir ressam arkadaşım vardı.

İyidir, yaşamaya devam

Sen?

Bende aynı

Cumartesi günü balo var, ressamlar

Bazı genç çizerleri yanında getiriyor

Gelmek ister misin?

Vay, harbi mi la?

Harbi, gelcen mi?

Yarın yani?

Yabancılar olucak mı?

Elbette, sonuçta ünlü ressamlar

Vay anasını, geliyom

Bugün cuma olduğu için yarın cumartes- iydi, yani balonun olduğu gün.

Saat kaçtaa?

Akşam 10 da.

Okii~

Yerimden kalktım ve dolabımı açtım elbiselerde göz gezdirdim. pek hoşuma gitmedikleri için yarın alışverişe çıkmaya karar verdim. Gruba yazdım.

İşsiz çizerler ⚡︎

Laaaaaaannn!!!

Havva~

Noldu?

Elçin~

Gene bize mi paylayacaksın Nur?

Hayır ayol

Kadir~

Güneş tersten mi doğdu lan!?

Gül~

Kim bilir?

Elçin~

Eeeee ne oldu da yazdın?

Yarın alışverişe çıkıcam nolur gelin ᵕ̈

Havva~

Benim gelmem mümkün.

Hadi gene iyisin

Sağolllllll

Elçin~

Sanırım bende gelebilirimm

Kadir~

Bendeeee!

Gül~

Ben gelemem... :(

Furkan~

Yıllardır yokum, geri dönüşüm

Alışverişle mi başlasa?

Oha geldin mi!?

Furkan~

Evet :)

Konuşmayı böyle bitirdik ve yattım.

✎

Ertesi gün telfonum çaldı. Arayan kişi Elçin'di.

"Efendim..." dedim uyku sersemi bir şekilde.

"Öğlenden sonra çıkıcaz biliyon değil mi?" diye sordu. Arkadaki seslerden alışveriş merkezinde olduğu belliydi.

"Mhm... Biliyorum.." dedim doğrulurken.

"Peki saatin 12,30 olduğunu da biliyor musun? Yarım saate alışveriş merkezine gel!"dedi ve telefonu yüzüme kapattı.

Hızla yataktan kalkıp duşa girdim ardından üzerime siyah crop altıma da beyaz etek giydim ve zincirli kol çantamı alıp arabama binerek alışveriş merkezine gittim.

Arabayı park edip indiğimde herkesin burda olduğunu gördüm.

"Ben geç gelmedim siz çok erken geldiniz!" dedim yanlarına vardığımda.

"Geç uyandım demiyorda" diye alay etti Kadir.

"Öhm!" diye yalandan bir kere öksürdü Furkan "Nur? Özlemedin mi beni?" diye göz kırptı Furkan.

"Yoo" dedim sarılırken.

Furkan, Havva, Elçin, Kadir, Gül ve ben ortaokuldan beri en yakın arkaşız. Furkan dışında hepimiz güzel sanatlar üniversitesine gittik. Furkan ise istediği meslek için şehir dışına çıktı. Yıllardır ayrı olduğumuz için onu görmek tüm acılarımı bitirdi.

"Ne zaman döndün?" diye sordum heyecanla.

"İki gün önce" dedi ayrılırken.

"Ve bizim yeni mi haberimiz oluyor!?" dedim sesimi biraz yükselterek.

"Yoo, senin yeni haberin oluyor" dedi Havva sırıtarak.

"Vay şerefsizler" dedim hayal kırıklığı içinde.

"Elbise almayacak mıydık biz?" dedi Elçin lafa dalar gibi girerken.

"Doğru" dedi kadir.

"O değil de ne balosu bu? Dün sormadı kimse" dedi Havva merakla.

"Hani Alperen vardı ya" dedim

"Senin ressam arkadaşın mı?" diye sordu Kadir.

"Evet, o. Ünlü ressamların genç çizerleri yanında götürdüğü bir balo, orada ünlü ressamlarla tanışabilirim!" dedim heyecanlı heyecanlı anlatırken.

"Heee anladım, sende dolabında ki elbiselerin hiç birini beğenmedin bu yüzden bizi de çağırıp alışveriş merkezine sürükledin" dedi Havva.

"İvit" dedim ellerimi belimde birleştirirken.

Konuşa konuşa alışveriş merkezine girdik. Kıyafet almak için bir moda dükkanına girdik. Elçin elindeki mavi, çiçekli elbiseyi benim üstüme tuttu.

"Ressamlar renkli insanlardır! Bu kesin senlik" dedi göğüsünü kabarta kabarta.

"Abartma kız, bu çok çocuksu" dedi Kadir alay ederek.

Kadir elindeki beyaz, kolsuz, dizlerimin hemen üstünde biten fileli elbiseyi üzerime tuttu.

"Kız çizer Kadir, tuval değil" dedi havva gülerek.

Havva elindeki toz pembe dar, dizlerimin iki parmak üstünde biten elbiseyi üzerime tuttu.

"Kızı iyice manken ettiniz!" dedi Furkan elindeki siyah, uzun elbiseyi bana verirken. Elbisenin yırtmacı vardı ve yırtmaç benim bacağımın yarısı kadar yırtıktı, kolsuzdu ve göğüs dekoltesi sade ancak gösterişliydi.

"Sen hukuk okumaya mı gittin, moda okumaya mı?" diye sordum hayretler içinde.

Güldü. "Hukuk" dedi. "Sadece en yakın arkadaşımın tarzını biliyorum" diyerek göz kırptı.

Kıkırdayarak elimdeki elbiseyle deneme kabinine girdim. Üzerimdeki elbise ile dışarı çıktığımda hepsinin gözleri şaşkınlık ve hayranlık karışımı bir ifadeyle irileşti. Elbise ayak bileğimin üç parmak üstünde bitiyordu, sol bacağım elbisenin yırtmacı yüzünden açıkta kalırken bordo topuklu ayakkabım rahatça gözüküyordu, elimdeki beyaz eldivenler kolumu kaplıyordu.

Furkan'ın gözleri beğeniyle üzerimde gezindi.

"Ne o bakışlar?" dedim tek kaşım havalanırken.

"Valla düşündüğümden daha güzel olmuşsun" dedi Furkan dudağını ıslatırken.

"Ay hoşt!" dedi Kadir.

Elbiseyi alıp yemek yemeğe gittik, biraz daha zaman geçirdikten sonra saat çoktan 09.00 olmuştu. Bizde çok geçmeden evlere dağıldık.

Eve geldikten sonra bir duş aldım sonra da saçlarımı yaptım. Kızıl saçlarımın önce havlu ile suyunu aldım, sonra da kuruttum. Perçemlerimi şekillendirip saçlarımı taradım ve yarım topuzla bitirdim. Elbisemi giyip makyaja başladım. Kiraz kırmızısı ruju dudaklarımın iç kısmına sürüp dağıttırdım, üstünden de gloss sürdüm, biraz allık sürüp göz makyajına geçtim, önce rimel sonra da eyeliner sürüp bitirdim. Makyaj yapmayı sevip abartılı makyajı sevmeyen biriyim. Beyaz, zincirli çantamı da aldım ve otoparka indim.

Arabama bindikten sonra Alperen'i aradım.

"Alo?" diye sordu.

"Alperen, nerede buluşacağız?" diye sordum arabayı çalıştırırken.

"Benim evin yakınlarındaki pastanenin önünde bekleyebilirsin, on dakikaya bende orada olurum" dedi ve konuşmayı sonlandırdık.

Alperen'in evinin yakınlarındaki pastanede durdum. Biraz zaman sonra Alperen üzerinde jilet gibi duran siyah bir takım elbise ile bana doğru yürüdüğünü gördüm. Uzun, koyu kahve saçlarını arkada topuz yapmış ve kulağına ufak, siyah bir küpe takmış. Arabaya bindi ve emniyet kemerini taktı

"Naber prenses?" dedi sevecen bir sesle.

"Sen bu kadar özenli olur muydun la? Seni her gördüğümde ya her yerin boya ya da dağınık saçlı ve sade kıyafetli halin olur, seni 6 yıldır tanıyorum ama hiç bu halini görmedim" dedim alay ederek. Arabyı çalıştırdım ve balonun olduğu yöne sürdüm.

Homurdandı "öff, sen de hiç özen göstererek incelemdin ki beni!" diye sitem etti.

"Oğlum, incelesem ne yazar? Amına koyayım, hiç toplu değilsin ki! Ne evin ne sen" dedim

"Gıcıksın var ya" dedi göz devirerek.

"Ben senin evini toplamam için çağırdığın günü hatırlıyom" dedim sola dönerken.

"O gün... Ama Allah'tan senden yardım istemişim amına koyayım, ne dıngırdamıştın lan" dedi. Haklıydı o gün baya konuşmuştum.

"Oğlum sende Batu ile kavga ettiğim dakika arama amık" dedim kaşlarımı çatarken.

"Senin Han ile kavga etmediğin gün mü var lan" dedi o da kaşlarını çatarken.

"Senden var ya, en çok haklı olduğun zaman nefret ediyorum" dedim.

Balo yerine çoktan varmıştık, arabayı park ettim ve arabadan indim, arkamdan da Alperen indi. İçeriye girdiğimizde aşırı şatafat ve ışığa maruz kalan gözlerim belli bir süre kamaştı.

"Alışırsın on dakikaya" dedi ve elimden tuttu.

Normalde erkeklerin bana benim iznim olmadan dokunmasına izin vermem ama Alperen'in dokunuşları beni rahatsız etmiyor. Alperen'le biraz daha ileri yürüdüğümüzde ünlü bir ressam olan İrina Vick'i gördüm. Yabancı bir ressam olup daha çok smut çizimler yapıyor. Üstündeki kırmızı elbise vücuduna yapışmış duruyor ve hatlarını göz önüne seriyor, sarı saçlarını tek bir omzuna geçirmiş ve mavi gözleri etrafta fırıl fırıl dönüyor.

"Oha! Bayan İrina Vick mi o!?" dedim fısıltıyla Alperen'e.

"Evet" dedi gülerek.

İrina'nın solunda duran kişinin Emel Sangu olmasına biraz şaşırdım ancak sonra normal olduğunu anladım. Gözlerimi biraz daha etrafta gezindirdim ve bir kişide durdum.

"Lan Alp, şu seninki değil mi?" dedim gözlerimle gördüğüm kişiyi göstererek.

Yüzü kızarırken bakışlarını kaçırdı. Kesinlikle o olduğunu anladım.

"Tamam, tamam domates olmana gerek yok" dedim ve göz kırptım.

Yanımıza yaklaşan kişi Toprak'tan başkası değildi. Yanımıza geldiğinde gri hareleri önce ellerimize kaydı sonra da bana baktı.

"Bay Sangu?" dedim tek kaşım havalanırken.

"Burada ne işin var?" dedi kaşlarını çatarken.

"Bay Sangu, kendisi benim çırağım" dedi Alp.

"Hm..." dedi gözleri tekrar ellerimize kayarken. "Peki bu eller ne?" diye sordu tek kaşı havalanırken.

"Neden bu kadar sorguluyorsunuz?" diye sordum elimi yavaşça onun elinden ayırırken.

"Nur" dedi ve sustu. "Haklısın, hakkım değil. Kiminle yattığın da, kiminle birlikte olduğunda" dedi ve bi adım bize yaklaştı.

"Bay Sangu" dedi Alp, Toprak ona bakınca derin bir nefes aldı. "Ben eşcinselim ve hoşlandığım biri var" dedi Alp. Toprak'ın gri hareleri şaşkınlıkla irileşirken hızla bana baktı, şaşırmadığımı görünce bir adım geri attı.

"İyi eğlenceler, iyi akşamlar..." dedi ve hızla yanımızdan uzaklaştı.

Ben gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım.

"O az önce seni mi kıskandı?" diye sordu Alp gülmemek için kendini sıkarken.

"Ne bileyim amına koyayım" dedim elimle dudaklarımı kapatırken. Evet gülüşümü saklıyordum.

"Nur?" dedi, bakışlarım onunkileri buldu. "Sen neden hep gülüşünü saklıyorsun?" diye sordu. Şaşırdım.

"Ben mi?" dedim elim yüzümden ayrılırken.

"Evet, 6 yıldır her güldüğünde saklıyorsun. Bi bu değil neden çok az yemek yiyorsun? Peki neden az uyuyorsun? Nur sen kendine fark etmeden zarar veriyorsun" dedi bakışlarını kaçırırken.

Gözlerim doldu. Kafamı başka tarafa çevirdim.

"Lavaboya gidiyorum, on dakikaya gelirim" dedim yanından ayrılırken.

Küçükken insanlar hep bana kilolusun diyorlardı, güldüğümde dişlerin korkunç diyorlardı. insanlar beni sevmezdi, Dünya beni sevmezdi. Bahçeye çıktım ve bir ağacın altına oturdum yanaklarımdan süzülen yaşlara engel olmadım.

"Neden ağlıyorsun..?" dedi ince bir ses.

"Hiç..." dedim şaşkınlığımı hızla üzerimden atarken.

O kadar dalmışımki Emel Sangu'nun bana yaklaştığını fark etmedim.

"Gülümse!" dedi kocaman sırıtırken.

"Bana yakışmaz" dedim ela rengi gözlerine bakarken.

"Kim demiş?" dedi kaşlarını çatar- ken.

"İnsanlar"

"Hangi insanlar?"

Yanıma oturdu ve badımaş kurdu.

"Dünya'daki bazı insanlar"

"Neden böyle dediler?"

"Çünkü gülüşüm güzel değil"

"Yanlış! Gülüşünü kıskandıkları için"

Kıkırdadım.

"Bak çok güzel gülüyorsun" dedi ellerimi tutarken. Gözlerim doldu ve yanaklarımdan hızla kaydı damlalar.

"Senin kadar olamaz" dedim gülümserken.

"Benimle yarışır bir gülümsemen var!" dedi kıkırdarken.

Yanımıza Rüzgâr ve Toprak yaklaştı ve yanımıza oturdular.

"Naber kızlar?" dedi Rüzgâr.

"İyi" dedi Emel gülümserken.

"Emel" dedi Rüzgâr, Emel ona baktığında "Şarkı klibin için kapak resmini çizecek kişi Nur" dedi gözleri beni bulurken. Emel heyecanla bana döndü.

"Nur sen misin?" dedi cıvıl cıvıl sesiyle.

"Benim" dedim.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.