''Mühendis her kimse onu anlayabiliyorum yüzbaşım. Eğer anlatıldığı gibi biriyse kendisini açık etmemesi gayet normal değil mi? Her yer hain kaynıyor. İçeri girdiğiniz timinizin bile yarısı hain çıktı. Bunca zaman hain oduklarını size hiç hissettirdiler mi? Ben sizlerden eminim ama mühendis gibi düşünürsem eğer, içinizden birilerinin daha hain olmadığı ne malum? Böyle bir mühendis sizce ufak bir ihtimal dahilinde olsa bile kendisini riske atar mı? Bizlere güvenir mi?''
O an sivillerin arasından bir ses yükseldi.
''Güvenir.''
Başımı hızla sesin geldiği yöne çevirdim ve konuşan yabancı yüze baktım.
Aynı kişi ağır ağır ayağa kalktı ve gözlerini üzerimden bir an olsun ayırmadan sözlerine devam etti.
''Güvenir, ama yalnızca size.''
Benden hemen sonra da gözleri Lee Know'u buldu. Lee Know aklındaki soruyu anında dillendirdi.
''Mühendis sen misin?''
Ayağa kalkan genç gülümsedi. Genç diyorum çünkü bizden 6-7 yaş büyük biri gibi görünüyordu. Uzun boyluydu. Yakışıklı bir yüze, gülümsediğinde yanağında çukurlaşan derin gamzelere sahipti.
''Hayır, değilim ama onu epey yakından tanıyorum.''
Yüzbaşı Felix hızla söze atıldı.
''Ona ihtiyacımız var.''
Aynı kişi yüzündeki gülümsemeyi soldurmadan yüzbaşı Felix'e bakıp konuştu.
''Herkes aynı şeyi söylüyor. Herkesin ona ihtiyacı var ama o, kimseye güvenmiyor. Şu iki genç dışında.'' deyip Lee Know ile ikimizi işaret etti.
''Çünkü onlar başından beri buradalardı ve başından beri bizleri bu hainlerden kurtarmaya çalıştılar. Nam Hwa Jin tesadüfen buradaydı ve çok değer verdiği arkadaşı Hwang Hyunjin bizimle rehineler arasındaydı. İnanabilip güvenebileceğimiz kişiler bu sebeple yalnızca onlar.''
Yüzbaşı Felix de derin bir nefes verip gülümsedi.
''Sen kimsin peki? Mühendisin sözcüsü falan mısın?''
''Sözcüsü değil, yakın korumasıyım. İsmim Kim Namjoon.''
İsminin Namjoon olduğunu belirten kişi yanımıza doğru ilerledi.
''Konuşmamı Mühendis Bey istedi, bu sebeple sizlerle muhatap oluyorum. Onun kim olduğunu açık edemem. Bu yüzden lütfen bir kere daha mühendis kim diye sormayın. Çıkmak istiyorsa, o ortaya çıkar. Şimdi... Ne istiyorsunuz anlatın. Ona neden ihtiyacınız var?''
Doğrudan benim gözlerimin içine bakınca benden dinlemek istediğini anlayıp başımı Yüzbaşı Felix'e çevirdim. Yüzbaşı bana baktı. Başını sakince aşağı yukarı sallayıp onay verdi. Ondan onayı alır almaz Namjoon'a döndüm.
''Şu gördüğünüz haini konuşturduk.'' diyerek sözlerime başladım ve elimle acı içerisinde kıvranan Tae Ho'yu gösterdim. Namjoon'un gözleri çok kısa bir an onu buldu, sonra yeniden benimkilerle buluştu.
''Bu AVM'nin altında aslında gizli bir üsleri olduğundan bahsetti. Bir mühendisin peşine düştüklerini ancak çok sıkı korunduğu için bir türlü elde edemediklerini, durum böyle olunca da mühendisin sevgilisini güçlükle kaçırıp onu tehdit ettiklerini anlattı. Ona zorla bir icat yaptırmışlar sanırım ancak bu hain mühendisin kendilerine ihanet ettiğini bu sebeple de ne üslerine inebildiklerini, ne dışarı çıkabildiklerini, ne de dışarıdakilerin içeri girebildiklerini söyledi. Nedenini o da bilmiyor. Nasıl bir şey tüm bunlara sebep oluyor bilmiyor. Biz ise öğrenmek istiyoruz çünkü bir an evvel buradan çıkıp Jake'i hastaneye yetiştirmemiz gerekiyor. Eğer hızlı davranmaz ve onu en kısa sürede en yakın hastaneye yetiştiremezsek ölecek. Buradakilerin can güvenliğinden de emin değiliz. Başımıza ne gelir kestiremiyoruz artık. Bir an evvel çıkabilirsek çok iyi olacak. İşte bu sebeple mühendisten gerçekleri dinlemeye ihtiyacımız var. Buradan nasıl çıkabileceğimiz ile ilgili bir şey biliyorsa lütfen bildiklerini bize de anlatsın.''
Sözlerimi bitirir bitirmez bu sefer Namjoon'un arkasından, yine siviller arasından bir gülme sesi işittik. Oraya dönüp baktık. Katıla katıla gülmeye başlayan kişi yine oldukça genç ve yakışıklı bir erkekti. Onu incelemeye başladığım an gözleri beni buldu.
''Ben mi onlara ihanet etmişim?'' diye sorup gülmeye devam etti.
Mühendis... O muydu?!