Mutfaktan gelen seslerle uyanmıştım.
Okula gitmeme daha bir saat gibi bir süre vardı. Dün gelir gelmez uyuyup, bir daha uyanmadığım için her yerim uyuşmuştu. Yatmadan önce bir şeyler yemediğim için acıkmıştımda.
Seslerin geldiği yere; mutfağa gitmek için yorganımı köşeye itip yataktan doğruldum. Yavaş ve uyuşuk adımlarla odamın kapısını açıp koridora yöneldim. Merdivenlerden indiğimde mutfaktan gelen kokularla derin bir nefes çektim. Mutfak kapısından içeri girdiğimde karşılaştığım bedenle şaşırdım. Ben yemeği hizmetlilerden birisi yapıyor sanıyordum fakat bu kişi annemdi. Şaşırmış bir şekilde anneme bakarken bakışlarımı fark etmiş ve bana bakmıştı. Gözlerinde biraz bile sevgi kırıntısı göremiyordum, bu gerçekten acıydı. Kapının önünde beklediğim için bana dönüp " yemeği fazla yapmışım geç sende ye ziyan olmasın" dedi. Tabii kide bana yapmamıştı biliyordum, ama yinede bir kez daha umut etmiştim. Annemin dediği şeyle sandalyeye doğru ilerlemiştim fakat benim oturacağım tarafta olmayan yemek takımlarıyla duraksadım. Ardından kapının çaprazında ki dolaptan kendime tabak, çubuk ve kaşık almıştım.
Ne kadar annem beni sevmesede içimde ona karşı bir sevgi açlığım vardı. Şu an bana yapmamış olsada, onun yemeğini yiyecek olmak güzeldi. Sandalyeme oturduğumda annemde karşımda oturuyordu, ama hiç bana bakmıyordu. Ben ise ona kaçamak bakışlar atıyordum. Bir kaç gündür eve gelmiyordu, özlemiştim.
Annem ona olan bakışlarımı fark etmiş bana bakıp "Ne var?" demişti. Sert cevabına karşılık kalp atışlarım hızlanmıştı. 'Sarılabilir miyim?' diye sormayı çok istedim ama tabii kide imkansızdı. Acaba annemede sarılsam Taehyung a sarıldığımda olan sıcaklığı
hisseder miydim? Gerçekten merak ediyordum. Cevap duyamayınca sinirle kaşığını tabağının yanına sesli bir şekilde koymuştu. Çıkan sesle hafifçe irkildim, ama annem bunu fark etmeyip üstüne "Konuşmak çok mu zor?" dedi. Tekrar cevap vermezsem kızacağını fark edince "Bir şey yok, özür dilerim" dedim. Aldığı cevapla çenesini siniri belli olacak şekilde oynatıp bana " Kurban triplerine girip özür dilemeyi bırak" diye emir verir şekilde konuştu. Oysaki onlar ben özür dilemesem daha çok kızan insanlardı, bunu ne hakla söylüyordu? Tekrar zorlukla konuşup "tamam, ö-" dedim. Neredeyse tekrar özür dileyecektim, kendimi son anda durdurmuştum.
Yemeğimden bir kaşık alıp, yavaşça ağzıma götürdüm. Ağzımda yayılan güzel tatla gülmek istemiştim. Annemin bilmediği, ama yaptığı en sevdiğim yemek olan omleti şu an yiyordum. En sevdiğim olduğunu bilseydi büyük ihtimalle yapmazdı. O yüzden küçükten beri hiç belli etmezdim.
Kendide yemeğini tekrar yemeye başlamıştı. Uzun bir sessizlik ardından annem "Bogumlar iş için başka bir ülkeyi seyahata gitmişler, şu an yurt dışındalar haberin olsun" demişti. Söylemesenin altında yatan neden ise okulda her hangi bir sorun çıkmamasıydı. Genelde Bogum olmayınca diğer çocuklar bana sataşıyordu, ve istemsizce kavga benzeri şeyler çıkıyordu. Bogumun annesiyle annem arkadaş olduğu için annem Bogumdan sorun çıkmasını engellemesini istemişti. Benim yüzümden okula gelmeye uğraşamazmış. Annemin dediğine hemen "tamam" dedim ve konunun hızla kapanmasına neden oldum.
Yemeğimi bitirdiğimde sofradan kalkarken "eline sağlık, teşekkürler" diyip, kendi bulaşıklarımı yıkamaya koyulmuştum. Tam kendi bulaşıklarımı bitirmiş odama doğru gidecekken, annem bulaşıklarını önüme resmen fırlatır gibi koymuştu. Onun bulaşıklarınıda yıkayıp hemen mutfaktan ayrıldım.
Okula gitmek için hazırlandım. Çıkmam için daha zamanım vardı, o yüzden odamda duruyordum. Aniden yükselen sesle annemin "Jungkook!" dediğini duydum. Adımın söylenmesiyle merdivenleri hızlıca inip annemin yanına gittim. Annem salondaydı, koltukta tam televizyonun karşısında oturuyordu. Annemin salona girmemle bana "Derslerin nasıl, çalışıyorsun değil mi?" diye sorması bir olmuştu. Bense "Evet" diye yanıtladım. Annem bir saniye bile televizyondan gözünü ayırmadan beni umursamadığını belli edip "Notların düşük gelirse ne olacağını gayet iyi biliyorsun, bu yüzden bir şey söylemeyeceğim." demişti. Evet gayet iyi biliyordum bu yüzden "Evet, sıkı çalışacağım" demiştim. Annemin duyduğu şeyle gözleri kocaman olup bana dönmüştü ve " çalışacağım mı!" diye bağırmıştı. Yüksek sesle hafifçe titrerken "lafın gelişi olarak söylemiştim..." demiştim. Sesim korkudan kısık çıkmıştı. "Tanrım delireceğim!" diye tekrar bağırıp " benimle konuşurken lafın gelişi diye bir şey yok!" Demişti.
Sessizce kafamı eğmiştim. Ayağa kalkıp bana doğru hızlı adımlarla gelmiş, elini saçıma atıp tırnaklarını saçıma batırmıştı. Ardından yüksek bir sesle "özür bile dilemeyi bilmiyorsun, işe yaramaz!" Demişti. Saçımdan tuttuğu gibi ben geriye doğru savurmuştu, yere oturur pozisyonda düştüm. Yerdeyken kısık bir sesle " az önce dileme dediğin içindi..." dedim. Annem dediğimi duymuş olacakki tekrardan üstüme gelip tokat atmıştı, sonra ise saate bakıp " okul saatin gelmemiş olsa ben sana yapacağımı bilirim, şimdi yürü okula!" diye bağırmıştı.
Odama çantamı almaya çıktığımda, aklıma geçen yaşadığım cam kırılma olayın dan sonra oluşan yara izim gelmişti. Çantamı sırtıma takıp, dün eve gelirken aldığım renkli yara bandı kutusunu sakladığım yerden çıkardım. Bant kutusundan en beğendiğim rengi seçip, geri kalanlarını tekrar saklamıştım. Aceleyle banyoya girdim. Yara izimin üstüne renkli bandı yapıştırdım ve annemin tokatından sonra oluşan kırmızılığa baktım. Annemin attığı tokatların izi bir başka gözüküyordu gözümde. Sanki daha çok acı veriyordu, ruhen.
Düşünceleri bırakıp aceleyle banyodan çıktım. Merdivenlerden hızla inip kapının önüne geldim, ayakkabılarımı bir çırpıda giydim. Çıkmak için kapıya uzandığımda annemi arkada hissettim. Arkamı döndüğümde annem bana keskin gözlerle bakıyordu. Göz göze geldiğimizde bana tehdit içeren bir ses tonuyla "Beni hüsrana uğratma" dedi. Yıkılmıştım ama yinede acı bir tebessüm sunarak "tamam" dedim. Yaptığım işe koyulup kapıyı açtım ve dışarı çıktım. Okula doğru yola koyuldum.
-
Okula geldiğimden beri düşünüyordum, sabah olan her şeyi. Ayrıca sadece onu değil, bugün okulda ki zorbalardan nasıl uzak durabilirim diyede düşünüyordum. Eunwoo, Bogum olmadığında genelde benimle hiç diyalog kurmuyordu. Arada sırada belki. O yüzden de, o bana yardım edemezdi.
Kara kara düşüncelere dalmışken Bogumun olmamasından faydalanıp defterimi açmıştım, resim çizecektim. Kendi kendime heyecanla bir şeyler karalarken çok güzel bir çiçek ortaya çıktı. Heyecanla resmi ışığa tuttum, dahada güzel gözüküyordu. Bu hareketlerimi Taehyung hissetmiş olacakki, uzun matematik dersinden sonra sıraya koyduğu kafasını kaldırıp bana doğru bakmıştı. Ne olduğunu uyku sersemliğiyle algılayamamış bana "Ne oldu, ne bu heyecan?" diye sırıtarak sormuştu. Ben ise hemen heyecanımı kağıdı ona çevirip göstermiştim. Gördüğü şeyle gözlerini kocaman açıp dudaklarını iyice kıvırmış "Vayy, sen mi çizdin?" Diye sordu. Bende "Evettt, nasıl sence çok güzel olmamış mııı?"diye ona bir soru yönelttim. Taehyung uzattığım kelimeleri duydukça iyice ayılıp kıkırdamıştı. Sonra soruma verdiği cevapla donup kalmıştım.
"En az senin kadar güzel olmuş."
Dediği şeyle birlikte kalbim yerinden çıkacak gibi atmıştı. İltifat eder diye bekliyordum evet, ama böylesini beklemiyordum gerçekten. Taehyung benim halime gülüp defteri elimden almıştı. Ben defterin parmaklarımdan kaymasıyla yeni yeni ayılırken Taehyung resme bakarak "gerçekten aşırı güzel olmuş hiç kursa
gittin mi?"dedi. Bilmiyorduki babam bu çizimi bile görse beni öldürebilirdi, ama Taehyung kurstan bahsediyordu. Sorduğu soruya karşı kendimi toparlayıp "hayır" dedim. Taehyung ani değişimlerime hâla alışamamış olmalıki yine yüzüme meraklı ifadesiyle baktı. "Doğuştan yeteneklisin o zaman, herkes böyle çizemez biraz daha üzerine gitsen neler çıkar kim bilir senden" diyip saçıma elini daldırmış ve karıştırmıştı. Saçımda hissettiğim elle sıcacık olmuştum. Böyle şeyler benim için çok güzeldi gerçekten.
Taehyung'un bana karşı olan davranışları çok güzeldi. Babam resim çizdiğim için bana küfürler edip saçımı çekerken, Taehyung beni cesaretlendirip
Saçımı okşuyordu. Hemde basit bir resim için
