Sabah, güneşin ışınları pencereden çıkan ışığının gözüme çarpmasıyla uyandım. Başımı yastıktan kaldırdım ve elimi başıma doğru koydum. Başım feci bir şekilde acıyordu sanki kafamı bir yere çarpmış gibiydi. Bu dünyadaki 3. günüm ve hâlâ bu hayata alışmaya çalışıyorum. Bunu düşünürken kapı çaldı ve kişisel hizmetçim Ava içeri girdi “Günaydın prenses bugün büyük gün o yüzden güzel bir şekilde hazırlanalım.” Anlamsız bakışlarla Ava’ya baktım. “Bugün ne olduğunu unuttunuz mu?! Bu gün için çok heyecanlıydınız ama sanki bu son üç gün çok garip davranıyorsunuz prensesim.” Birden gözlerimi kaçırıp “Ahaha… şey şu 3 gün kendimi hasta gibi hissediyordum bu yüzden fazla enerjik değildim. Bu arada bugün ne vardı kafam çok doluydu bu zamanlar.” “Prensesim nasıl unutursunuz? Bugün nişanlınız ile akşam yemeği yiyecektiniz.” Ah April ne kadar aptalsın. Seni sevmeyen birisine aşıksın. Karşılıksız aşkını yaşıyorsun. Ama bugün bunu senin için değiştircem, sadece bekle April çok iyi bir karakter olacaksın ve bende yaşayacağım.
Ava saçımı yarım bir şekilde topladı ve kurdele ile tutturdu. Daha sonra rahatsız bir elbise giydirdi. Saçma bir şekilde ağırdı. Ava üstümü giydirmeme yardım ettikten sonra aşağı indim ve April’in öz babasını gördüm. Bu Ryan Kent Richards’dı. Eşi, April’i doğururken fazla kan kaybından öldü. Bu yüzden Ryan April’den nefret etti. Kızını sadece kendi işi için kullanıyor. Ne psikopat bir adam. Ryan’nı görmezden gelip masaya oturdum ve kahvaltımı yapmaya başladım. “Bugün nişanlın Xavier ile buluşacaksın bu önemli bir evlilik bunu batırma,” Bunu dedikten sonra sol elimde çatal, sağ elimde bıçak ile yumurtayı kesip bıçağı tabağın kenarına koydum. Çataldaki yumurta parçasını nazikçe yedim. Sonra peçete ile ağızımı sildim. Babama döndüm “Üzgünüm majesteleri ama bu evliliği gerçekleştiremeyeceğim.” Majesteleri birden kaşlarını çattı “NE DEMEK OLUYOR BU!” “Söylemek istediğimi anladınız heralde.” Sandalyeden kalktım”Yemek için teşekkürler.” diyerek yemek masasından ayrıldım. Kapıdan çıktığım gibi sağ elimi duvara yasladım ve sol elimi göğsüme koyup derin bir nefes verdim. “Oh! Yaptım! Aferin April bu sözleri aptal Xavier’a da söyle.” Dışardaki insanlar beni garip algılamasın diye hemen normale döndüm.
Temiz hava almak için sarayın beyaz gül bahçesine çıktım. Burayı April’ın annesi yaptırmıştı. “Ne güzel yaptırmış.” diye fısıldadım. Sonra birden arkamdan “Evet çok güzel.” diye bir erkek sesi duydum. Bir an irkildim. Arkama döndüğümde bana seslenen kişi ikinci erkek Lucas idi. Lucas ile bu kadar çabuk karşılacağımı bilmiyordum. “Ah! Merhaba Veliaht Prensi Lee. Sizinle karşılaşmak bir onurdur.” eğilerek prensi selamladım. Selamladıktan sonra prens sağ elimi aldı ve nazikçe elimi öptü “Asıl sizinle karşılaşmak bir onurdur Prenses Kent. Ve lütfen bana Lucas deyin, diğeri çok resmi oluyor.” “Lütfen siz de bana April deyin Bay Lucas.” Lucas ile bu kadar erken karşılaştığıma cidden çok şaşırmıştım. Kitapta Lucas, Judith’i gördükten sonra April ile tanışıyor. Acaba bugünden önceki günlerde Judith ile tanışma ihtimali var mıydı? Sanmıyorum. Çünkü Xavier ve Lucas, kraliyet balosunda Judith’e görür görmez aşık olur ve daha balonun gelmesine iki ay var. Bu dünyada yaşamak için bu iki ay içinde Xavier ile yapılan nişanı bozmalıyım. Bugün onunla bu konu hakkında koşacağım ama kolay olacak gibi de görünmüyor. Umarım bu iki ay içinde biter.
Gözlerim bir süre dalmıştı, Lucas eğilerek yüzüme yakınlaştı “Bayan April, iyi misiniz?” Birden irkildim ve arkaya doğru düşüyordum. Lucas düşmemi engellemek için belimden tuttu fakat ellerimi Lucasın omuzlarını tutup baskı uyguladım. Bu sebeple Lucasla beraber gölete düştük. İkimizde ıslanmıştık. Lucas hala belimi tutuyordu. Yüzümüzdeki mesafe çok azdı. Kalbim deli gibi çarpıyordu. Zar zor nefes alıyordum. Ağızımdan hızlıca nefes alıp veriyordum. Yaklaşık bi 20 saniye birbirimle bakıştık. Sonra aniden yanaklarım kızardı. Bu durum oldukça utanç verici. Kitabın ikinci erkeği olan Lucas’ı tutup kendimle beraber onu gölete attım. Eminim içinden kıyafetlerini ıslattığım için bana sövüyordur. AHH! NE YAPICAĞIM BEN ŞİMDİ?! Dışarıdan stresli ve utanç karışımı bir yüz ifadem vardı. Sonra aniden Lucas belimde olan elini bırakmayıp diğer eliyle yanağımdaki su damlasını sildi “Baya ıslanmışsın.” dedi. Bunu dedikten sonra elini yüzümden çekip bukleleri bozulmuş, sarı, uzun, ıslak saçlarımdan bir tutam aldı ve parmaklarıyla nazikçe dokundu “Saçlarında aynı şekilde.” Aniden Lucas’ı ittim. Neden ittiğimi bile bilmiyordum. Ani bir hareketten ibaretti. Çok utanç vericiydi. “Ah! Çok özür dilerim! Ne oldu anlayamadım birden düştüm ve sizide düşürdüm. Ve yetmiyormuş gibi sizi ittim. Kıyafetleriniz benim yüzünden kirlendi. Çok özür dilerim!” Lucas kıkırdamaya başladı. “Şey Bay Lucas iyi misiniz?” Sonra aniden gülmeye başladı. Bende onunla beraber kıkırdadım. Sebepsiz gere gülüyorduk ama nedense içimi rahatlatıyordu.
Uzaktan Ava koşarak geliyordu “PRENSES!” İlk Lucas ayağa kalktı ve kalkmama yardımcı olmak için bana elini uzattı. Lucasın uzattığı eli tutup ıslandığı için dahada ağırlaşan bu ağır elbise ile ayağa kalktım. Kalkarken biraz afalladım bu sırada Lucas tekrar düşmemem için diğer elimden de tuttu. “Teşekkür ederim.”
“Ne için?”
“Tekrar düşmemden kurtardın.”
“O zaman bir ödülü hakettim. Değil mi?”
“Ah evet,şey…” Lucas’a karşı ne yapabilirdim acaba? “Şey yakın zamanda size yemek ısmarlasam nasıl olur? İstemezseniz sıkıntı yok başka bir şeylerde düşünürüm.”
“Hayır! Yani sizinle birlikte yemek benim için bir onurdur.” Ava yanıma gelmişti. Elinde iki havlu vardı. Diğerini bana diğerini Lucasa verdi. “Teşekkürler Ava.” “Prenses hemen kurutulmalısınız! Yoksa hasta olursunuz! Bugun önemli bir gün.” Ava beni ittirerek sarayın içine sokuyordu. Bir an duraksadım ve Lucasın yanına koştum. “O zaman müsait olduğumuz yakın zamanda size mektup iletirim. Esenliklerle efendim.” eğilerek Lucasla vedalaştım. Hızlı adımlarla Ava’nın yanına gittim.
Ava ile odama girdim. Ava direk beni duşa soktu. Sonra beni kuruttu. Xavier ile olacak yemeğe az vakit kalmıştı. Ava, sabahki elbiseden daha ağır ve gösterişli bir elbise giydirmişti. Elbisenin rengi gözlerimle aynı renk olan berrak bir denizi anımsatıyordu. Ava saçımı alttan topuz yapıp kurdele ile bağladı. Daha sonra yüzüme makyaj yaptılar. Bütün hazırlıklar tamamdı. Yemeğe yarım saat kalmıştı. Şimdi gidersem onu yarım saat beklemek zorundayım. Hangi mal bunu yapar. Tabiki ben yapmam. Yemekten önce sarayın bahçesine indim. Gökyüzü kapkaranlıktı. Başımı yukarı kaldırdım, yıldızları rahatça görebiliyorum. Eski yaşantımda yıldızları bu kadar parlak göremiyordum. Acaba arkadaşlarım orada ne yapıyodu. Benim için üzülen olmuş mudur? Agh! Bunları düşünme. Yeni, güzel bir hayatım var. Belki önceki hayatımda yapamadıklarımı burada yaparım. Kim bilir belki daha özgüvenli birisi olurum. Düşüncelere dalarak gökyüzüne bakmaya devam ediyorum. Yanıma koşarak gelen bir hizmetçi gördüm. “Ne oldu. Birisine bir şey mi oldu?” Hizmetçi nefes nefese “Hayır prenses. Hiç kimseye bir şey olmadı. Sadece Prens Xavier geldi. Sizi 10 dakikadır bekliyor.” Zaman o kadar çabuk mu geçti? “Peki, geliyorum şimdi.” Ellerimle elbisenin ön tarafını tutup yukarı kaldırdım. Yavaş adımlarla yemek yiyeceğimizin kapının önüne geldim. Derin bir nefes aldım ve korumacılar kapıyı açtı.