İçeriğe geç

Red Flowers | Taekook

Bölüm 1 · 5 dk okuma

Red Flowers | Taekook

Bölüm 1

1| Esrarengiz Kasaba

Yeni bir fic ile tekrar karşınızdayız.

Kitabımızı okuyup desteklerseniz çok mutlu oluruz💜💜

Okuldan çıkmış, eve doğru yürüyordum. Etrafa bakmaktan sıkılmıştım. Elime telefonumu alıp, en sevdiğim şarkılardan biri olan, bad guy şarkısını açtım. Bu şarkının sözlerinin anlamları, müziği, klipi kısacası her şeyi çok hoşuma gidiyordu. I'm the bad guy diye mırıldanarak yoluma devam ettim.

Bir günü bile olaysız geçmeyen kasabama sonunda varmıştım. Kendimde şaşırıyordum. Burada nasıl yaşadığımı, nasıl hayatta kaldığımı, bana nasıl bir şey olmadığını... Hiçbir polis, o cinayeti işleyen kadın veya erkek her kimse suçluyu bulamıyordu. Türklerin Müge Anlı diye ünlü bir programı var.

Onlar bile bizim polislerden, suçluları daha hızlı bulur. Cinayet falan kalmaz ortada. Bence Kore de de böyle bir programın olması gerekiyor. Ülkeye suçluların hızlı bir şekilde yakalanmasında çok büyük bir yardımı dokunacağını düşünüyorum.

Bu cinayet olayından çok korkmuyor da değildim. Yoluma devam ederken kendi kendime istemsizce düşünüyordum. "Acaba katil benim de kapıma bir demet kırmızı gül bırakıp gider mi?" Sonra saçmaladığımı fark edip kendi kendime diyordum ki 'Taehyung hayal dünyandan çık orası pek iyi bir yer değil saçmalamayı kes.'

Polisleri, kurbanları, cinayetleri, ve katili bir süreliğine düşünmeyerek evime girdim. Eve geç saatte geldiğim için çok yorulmuştum. Bacak kaslarım ağrırken, aynı zamanda belimde tutulmuştu. Ders çalışmaktan bıkmıştım artık. Kitapların yüzünü bile görmek istemiyordum.

Masamın üzerindeki kitapları toplarken dışarıdan gelen çığlık sesleriyle irkilip elimdeki kitabı yere düşürmüştüm. Kitabı yerden alıp yerine yani rafa geri koydum.

Bu duyduğum çığlık aklımın oyunu muydu? Yoksa gerçek miydi? Bunu öğrenmek için bir yol vardı. O da dışarı bakıp etrafı gözetlemekti. Pencereme doğru yöneldim. Perdenin birazını açıp dışarı baktım.

Kimse yok gibi görünüyordu. Esen rüzgarla ağaçların yaprakları dans ediyor, mükemmel bir görüntünün ortaya çıkmasını sağlıyordu. Her şeyden habersiz perdeyi kapatıp eşyalarımı toplamaya devam ettim.

Cinayeti işleyen kişiyi anlamıyordum.

Özellikle neden bizim kasabadaki insanları seçip öldürüyordu? Hepsi işinde gücünde, çoluk çocuğu olan insanlardı. Taehyung, bu mahalleye yeni taşınmıştı. Sıradan gördüğü insanların aslında o kadar da suçsuz olmadığını bilmiyordu.

Yarın fizik sınavım olduğu için çalışmam gerekiyordu. Biraz önce çalışmak istemiyorum demiştim ama şimdi sınavdan düşük aldığımı düşününce bu çalışmama fikrinden vazgeçmiştim. Son sınavdı zaten.

Raftan fizik kitabımı ve defterimi alıp masamın üstüne koydum. Kitabın başından başlayıp geldiğimiz yere kadar çalışmam lazımdı.

Kendimi yavaş yavaş derse bırakıp son kalan sınavıma güzel bir şekilde hazırlanmıştım. Son kontrollerimi yaptıktan sonra yatağımı yere serip uzandım. Bugün de huzurlu bir şekilde yatabilirdim. Ne de olsa bir daha aynı gün aynı saatte cinayet işleyemezdi. Taehyung, uykuya dalmışken bir cinayet daha işlenmişti

***

Güneşin, odamı aydınlatmasıyla sabah olduğunu anlamıştım. Yatağımdan kalkmak istemesem de bugün okulun olduğunu hatırlayarak sımsıcak yatağımdan kalkıp banyoya girmiştim. İşlerimi hallettikten sonra çıkıp yatağımın üzerine oturdum. Elime telefonu alıp gelen mesajlara baktım.

Bilinmeyen bir numaradan mesaj gelmişti.

Bilinmeyen Numara

Sıradaki hedefim sensin.

Ay çok korktum. Kesin Jimin'in işiydi bu. Beni korkutmaya çalışıyordu. Okula gidince bu şaka intikamını alacaktım ondan. Jimin'den geldiğini düşündüğüm mesaja sırıtarak bakıp üstümü giyindim.

Neymiş sıradaki hedef benmişim. Beş yaşındaki çocuk bile gülerdi bu mesaja.

Çantamı hazırlayıp evden çıktım. Okula yetişmek için aceleyle yürürken aniden önüme bir araba fırlamıştı. Şoför son anda fren yaparak önümde durmuştu. Çığlık atmamla yanıma gelip beni ayağa kaldırdı. Kafamı kaldırdığımda bana gülümseyip "Özür dilerim umarım bir şeyin yoktur." dedi. Ben de sorun olmadığını söyleyerek yoluma devam ettim. Adamda bir tuhaflık sezmiştim.

***

Sınıfta Jimin'i Jackson la hararetli bir şekilde sohbet ederken gördüm. Yaptığı şakanın intikamını almak için tam zamanıydı.

Jimin'in arkası bana dönüktü. Onlara doğru yaklaşırken Jackson beni fark etmişti. Tam dudaklarını aralayıp konuşacakken işaret parmağımı dudağımın üstüne getirip susmasını söyledim. Kolumu

Jimin'in boğazına dolayıp, sıcak nefesimi ensesine üfledim. Kulağına yaklaşıp sesimi değiştirerek

"Sıradaki hedefim sensin." dedim.

Jimin korkuyla arkasına dönüp beni ittirdi. Far görmüş tavşan gibi gözlerini açtı. Sınıfta bulunan herkes Jimin'in tepkisine kahkaha atarak gülüyordu. "Salak böyle şaka mı yapılır?" yanına gelip ensesine vurdum. "Bana diyene bak. Bilinmeyen numaralardan bana mesajla şaka yaparken bir şey yoktu. Şimdi mi aklına geldi? Ödeşmiş olduk işte." Jimin şaşırarak reddetmişti.

"Ben sana bilinmeyen numaradan mesaj yazmadım ki." yaptığı şakaya hâlâ devam ediyordu. "Şakayı uzatmanın bir manası yok." Jimin dediklerime sinirlenmiş, kaşlarını çatmıştı. "Taehyung, ben ciddiyim.

Bilinmeyen numaradan sana mesaj atmadım." Telefonumun mesajlar bölümüne girip bilinmeyen numaradan gelen mesajı açıp gösterdim. "Bu mesajı sen yazmadıysan kim yazdı o zaman?" Jimin yutkunup gözlerini kaçırdı.

"Bilmiyorum."

Sınıfa dönüp "Eğer bu şakayı aranızdan biri yapmış ve söylemiyorsa onu çok fena benzeteceğim. Gözü morluklarla dolacak. Haberiniz olsun!" dedim.

Jimin yapmadıysa kesin sınıftan biri yapmıştır. Kasabada birtakım cinayetler işlenirken sırf beni korkutmak için böyle bir şaka yapmış olabilirler.

***

Zilin çalmasıyla Jimin'le koşarak sınıftan çıkmış, kantine girmiştik. Hızlı geldiğimiz için kantin bomboştu. Jimin, önden yürüyüp parasını çıkarıp kantinciye uzattı. "Bir tavuklu pilav bir de ayran." kantinci parayı alıp tavuklu pilav ve ayranı Jimin'e uzattı. Jimin yemeğini alıp masaya geçti.

Montumun cebine cüzdanımı almak için elimi soktum. Cüzdanla beraber elime bir kağıt parçası gelmişti.

"Sana yazdığım mesajı şaka mı sanıyorsun, Taehyung? Evinde giyinirken bile mesaja bakıp gülmeye devam ettiğine göre çok komik gelmiş olmalı." bu şaka canımı artık sıkmaya başlamıştı. Kim yazıyordu bunları?

***

Son dersinde bitmesiyle, sıranın üstündeki kitaplarımı çantama koyup, kapıya yöneldim. Yol boyunca cebimden çıkan notu düşünmüştüm. Kim niye böyle bir şaka yapıyor? Hâlâ

aklım almıyordu. Notta yazana bakılırsa, yazan kişi evdeyken de beni izlemiş. Yoksa evde giyinirken güldüğümü nereden bilecek?

Düşüncelere dalmış bir şekilde yolda ilerlerken önümdeki taşı görmemiş, tökezleyip yere düşmüştüm.

Pantolonumun diz kısmında küçük bir delik oluşmuştu. Pantolonun paçasından çekip diz kısmına kadar getirdim. Çantamdan peçete çıkarıp kanayan yere baskı uyguladım.

Kanaması durunca kalkıp -bu sefer önüme bakarak- yürümeye devam ettim.

Kasabaya ölüm sessizliği hakimdi. Dışarıda kimse yoktu. Herkes bu saatlerde evden çıkmaz, kapılarını pencerelerini kilitler, dışarıdan gelecek tehlikeye karşı önlemlerini alırdı. Kasabanın nüfusu azdı.

Yaşadığım evin eski sahibi bana neredeyse zorla evini satmıştı. Hem de çok ucuz bir para karşılığında.

Burada olan cinayetlerin hiçbirinden bana bahsetmemişti. Ben de aptal gibi parası uygun diye bu evi satın almıştım. Böyle cinayetlerin yaşandığını daha önceden bilseydim başka kasabada yaşar, gerekirse sokakta kalırdım.

Eve ulaştığımı görünce çantamın küçük gözünden anahtarı çıkardım. Kapının önüne geldiğimde yerde bırakılmış olan bir demet kırmızı gülle karşılaştım. Bu gülleri kim niye bana bırakmıştı? İlk başta anlam verememiştim. Sonra nerede yaşadığımı hatırlayınca kafama dank etmişti. Bu güller tabii ki gizli hayranım olan manyak katilden gelmişti.

Ensemde sıcak bir nefes hissetmemle irkilmiş, elimdeki gülleri düşürmüştüm. Arkama dönecekken boynumda olan kollarını sıklaştırıp dönmemi engellemişti. Kulağıma yaklaşıp, mesajda yazan cümleyi fısıldadı.

"Sıradaki hedefim sensin."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.