İçeriğe geç

Raziye’nin Yok Oluşunda Sıradan Bir Gün

Bölüm 1 · 2 dk okuma

Raziye’nin Yok Oluşunda Sıradan Bir Gün

Bölüm 1

Raziye’nin Yok Oluşunda Sıradan Bir Gün

Günlerden bugün, bahar gelmeye çalışıyor ama rüzgar ve bulutlar bir türlü gelmesine izin vermiyordu, henüz değil.. Hele bu kadınların çılgınca takip ettiği retrolardan milyonuncusu bi bitsin gelirsin.. Ve sen ey bahar getireceğin neşeyi, sevinci tam cebinden çıkarırken, bizim meşhur gezegenlerimiz yine bi kavuşuma girer ve cebine koyup götürürsün :) Hatalarımıza, mutsuzluğumuza, öfkemize bir bahane gerekliydi ve son zamanların trendi olan bu retrolar iş görüyordu..

Neyse, yine öyle bir gündü ve yorgunluk, uykusuzluk, heyecan gibi duygularla, aklımda oluşturduğum yapmam gerekenler listesine tik atma çabasıyla markete girdim ve alışveriş yaparken, markette çalışanların iletişimlerinin bir müşteriyi nasıl etkilediğini düşündüm. Tabi beni bunu düşünmeye iten, pasta reyonundaki güler yüzlü çalışanın samimiyetinin, doğallığının bana aldırdıklarıydı..

Alışverişi tamamlamanın ve kasada çok sıra beklemeyecek olmanın rahatlığıyla, kasaya ilerledim.

Hali hazırda bir aile vardı kasada ürünlerini poşetleyen, aile miydi gerçekten birazdan siz karar vereceksiniz.

Raziye, kendinden yaklaşık 7 yaş küçük bir kız kardeşi, annesi ve babası, on paket çocuk bezi ve yanına bir kaç parça almış ve kasadaydı. Raziye, yeni ergendi, ben diyeyim 13 sen de 15 yaşındaydı. Elinde minik bir kola şişesi, içindeki kola içilmiş ve dibinde biraz kalmıştı. Kasiyerin barkodu okutması için sessizce koydu ve bekledi. Heyecanlıydı, şişede kalan kolayı içmek istiyordu. Sabırsızlandı ve o kısık sesiyle, “Baba kolayı da okutabilir mi?” dedi. Babasının, Raziyenin yüzünün tam ortasına vurmasıyla irkildim. Bu tokat, babasının “Tamam, sabırsızlanma !” cevabıydı.

O an, Raziye’nin gözlerine kilitlendim. Tepkisizdi, alışık olduğu her halinden belliydi, o yaşa kadar yediği tüm tokatları dağınık saçından, aynaya bakmayan yüzünden, çatmaktan normale dönen kaşlarından, kaybolan öz güveninden ve sessizce gidip, kasadan geçen o şişeyi almasından görebiliyordum.

Dönüp ailesine baktığımda, anne görmezden geliyordu, o kadar normaldi ki, o kadar sıradandı ki.. Yetinmedim, kardeşine baktım, o yaşta tepkisizliğin bir bedene nasıl girdiğini gördüm, üzülemeyecek kadar alışmıştı, ya da o ailede Raziye gerçekten yoktu..

Baba, ürünlerin parasını ödeyecek olmanın verdiği küheylan ve son derece ukala tavrıyla ürünleri alışveriş arabasına geri yükledi, daha doğrusu emirler vererek eşine yükletti.

Bu arada hemen onların arkasında bekleyen, torununu susması için markete getiren 50 yaşlarındaki kadına gözüm ilişti, hiç böyle bir olay yaşanmamış gibi tepkisizdi, bakmıyor, görmüyordu bile..

Raziye’nin gururu incinmişti, yediği sayısız tokatlardan birini toplum içinde yemişti.. O tokat sadece ona değil aynı zamanda bizeydi..

Ben şaşırmanın ve üzülmenin verdiği etkiyle donup kalmıştım, suçluydum, tepki göstermeliydim. Orada bulunan annesi, kardeşi, torununu gezdiren teyze, kasiyer ve ben, hepimiz bir zorbalığa tepkisiz kalmıştık. Belki de bunu yazma nedenim vicdanımı bir nebze olsun rahatlatma çabasıydı..

O tokat hepimizeydi, zalimin karşısında tepki göstermeyen bizlere.. Maddi özgürlüğü olmadığı için korkudan boyun eğen anneye, o tokattan bir tane de kendisine atılmasını istemeyen kardeşine, görmezden gelmeyi çözüm gören teyzeye, işinde sorun yaşamak istemeyen geçim derdindeki kasiyere ve en çok da üzülmekten tepki veremeyen ve karşıdakinin psikolojik sorunlarını algılayıp, nasıl bir sahneyle karşılaşacağını bilemediği için susan banaydı..

Raziye’nin o yüz ifadesinden, gelecekte yaşayacağı hayatı okumanın acısı, tepkisiz kalmanın pişmanlığı ve üç beş parça ürün ile o marketten çıktım..

Bir genç kızın yaşarken yok olması için gerekli sıradan günlerden birine şahit oldum ve yutkundum. Yok olanın sadece Raziye olmadığını bilerek..

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.