İçeriğe geç

Rasin Çemberi

Bölüm 9 · 9 dk okuma

Rasin Çemberi

Bölüm 9

BÖLÜM 8: "DÖNGÜ "

ESARET

"Acımasızlık insanlığa susamıştı. Ne yapmak gerektiği bilinmezken bilinenler gecenin yüzüne vuruyordu aynı ay ışığı gibi. Gece sırları saklayabilir miydi kendi karanlığında sonsuza dek? Evet saklayabilirdi ama tek bir zamana kadar oda; gökyüzü ile yeryüzünün delirdiği ve bir an için hiçbir şey yapılamayacak durumda olduğu zaman. O gün geçmiş geleceğe yüzünü gösterecek ve her şey eski haline dönecekti. Sadece o gün."

Pusat ve Ayza artık geri dönüşü olmayan yola girmişlerdi. Bu yolun sonu ya barıştı ya savaş. Her ne kadar ikinci ihtimalin yüksek olduğu kafalarında oluştuysa da kendilerine güvenerek bu yola çıkmışlar, çıkmak zorunda kalmışlardı.

"Ne demek her şey için geç kaldık Ayza?" demişti Pusat şaşkınlığını bir süre rafa kaldırıp gerçekle yüzleşmeye koyulmuştu.

"Karan ve Meyra birbirlerinin kaderi. Bunu yıllar öncesi biliyordum. Kehanet gerçekleşti fakat tek bir farkla." dedi Ayza bakışlarını duvara kilitleyip konuşuyordu. İfadesizdi. Pusat' ın yüz ifadesi dibe vuran cinstendi ve bilinmeyenli bir kehanetin doğruluğunun ortaya çıkması bilinmeyen sonuçlar doğururdu. Ne kendisinin ne de Ayza' nın ne yapacağı konusunda bir fikirleri yoktu.

"O zaman kızı olduğunu bilmiyorduk. Esila' nın doğum yaptığı zaman Dünya'dan ikisi de yok olmuştu. Yıllar sonraki kehanet bize Karan'ın ölümünün imkansızlıktan öte çok farklı olacağını ve dikkat etmesi gerektiği yönündeydi. O onu görünce hissedecekti ve ölecekti." Pusat mantık fırtınasını sürdürürken söze Ayza devam etti.

"Onlar karşılaştı fakat Karan hala hayatta. Bunun bir sebebi olmalı." Ayza dikkatlice düşünüp düşündüklerini beyin süzgecinden geçirircesine tek tek kelimelere döküyordu. Pusat ondan daha pratikti. Gerçeğe en çok o yaklaşmıştı büyük olasılıkla.

"Dünya'da gerçekleşen ölümlerin hepsini araştıracaksın Ayza ve beni bilgilendireceksin. Farklı tarzda, insani dışı ölümler anlatabildim mi?" dedi Pusat hızla ve olduğu yerden kaybolmuştu bile. Ayza ise kafasındaki soru işaretleriyle kalakalmıştı.

"Neden şimdi benden bunu istedi ki bu. Ne düşünüyor?" diyerek kendi kendine konuşmasını sürdürerek Lotus halkına bakmak üzere istisnai kıymetli parlak taşlarla çevrili oval pencerenin yanına gitti.

***

"Tatil gününün boğuculuğunda yalnız başıma burada öleceğim" dedi Meyra salondaki kanepesinde pinekleme partisi yaparken. Aklına dün yaşananlar geldi birden ve bileğine dokundu istemsizce.

"Ne kadarda tuhaf .Bileğim kadar kalbimde tuhaf " diyerek kalbine dokundu. Sonra bir dakika durup düşünme seansına girişti.

"Saçmalama kızım altı üstü tanımadığın etmediğin adamın birinin canını kurtarırken az daha kurtlara yem olacaktın." diyerek kendi kendini desteklemeyi de ihmal etmemişti Meyra. Aklına adamın karanlıkta pek gözükmeyen yüzü anımsadı. Yüzündeki kirpikleri kaşları, saçları. Simsiyahtı.

"Şimdi durmuş bide Karanlıklar Lordunu düşünüyorum öyle mi?" dedi kendisine kızarak.

"Ben ona Karanlıklar Lordu mu dedim?" Meyra kendi kendisine söylediklerini anlayamasaydı onu kendine çeken bir şey vardı. Alıkoyamadığı bir şey.

"Düşüne düşüne böyle kafayı yiyeceğim. En azından gideyim de bir yerlerde bir şeyler içmeliyim." diyerek üzerini değiştirmek için odasına doğru yürümeye başladı. Üzerine geçirdiği sportif kıyafetleriyle gayet rahat gözüküyordu. Zaten oldum olası süslü bir kız olmamıştı ki. Montunu çekti üzerine ve dışarıya adımını attı. Saçlarını at kuyruğu yapmıştı, böylelikle yüzü ay kadar açık, parlak ve keskin hatlardaydı. Yürüyüş modun da başı aşağıya eğik konumda kaldırımdan devam etti yoluna. Aklında dün yaşanalar amaçsızca dolaşırken karşı taraftan gelen kişiyi görmedi. Bir çift ayak tam karşısında durmuştu. Meyra yolunu kesen kişinin kim olduğu karşısında sabırsızlık ve sinirle kafasını kaldırdı. Siyah uzun ceketi içindeki siyah gömleğinde bütünleşmişti. Yüzüne geldiğinde ise, o da neydi. Bu kişi oydu. Dün gece ormandaki o kişi. Meyra şaşkınlıkla karşısındaki kişinin bakışlarında donup kalmıştı . Karşısındaki adam da aynı şekilde ona öyle bakıyordu.

"Senin ne işin var burada? Beni nasıl buldun sen?" dedi Meyra. Hızlı hızlı konuşma moduna girişmişti.

"Asıl bu soruyu ben soracaktım. Asıl sen kimsin ve benden ne istiyordun?" dedi Karan. Sessiz ve bir o kadar buğulu tondaki sesi ile. Bakışlarıyla sanki hemen konuş yoksa vururum modundaydı.

"Yolumu pat diye kesiyorsun ve bana hesap mı soruyorsun sen? Başımdan hemen gideceksen sana söyleyeyim; Sana yardım etmek için oradaydım ki yardıma ihtiyacın yokmuş. Hepsi bu. Şimdi çekil" diyerek Meyra Karan'ın sağ tarafına doğru geçiş yapmak için hareket etti. Lakin Karan bırakmaya niyetli değildi. Kolundan direk yakaladı Meyra' yı.

"Birincisi; benim kimseye ihtiyacım olmaz. İkincisi; benden asla kaçamazsın sadece ben istersem gidebilirsin" dedi Karan Meyra' yı kendine çevirmişti ve yüzleri birbirine yakın mesafedeydi. Nefes alışverişleri tenlerine bir nebze de olsa değiyordu. Meyra' da bu lafların altında kalacak bir kız değildi. Karanlıklar Lordu da bunu bilmiyordu.

"Sen de beni dinle Karanlıklar Lordu musun nesin bilmiyorum ama sakın bir daha benim karşıma çıkma ve bana dokunma " diyerek kolunu ani ve sert bir manevra ile Karan'dan kurtardı. Karan ve Meyra birbirlerine bakıyordu . Meyra arkasını dönüp uzaklaşmaya başladı. Karan ise onun gidişini izledi.

"Karanlıklar Lordu mu? " Karan bir an bu cümleyi düşünmüştü. Tanımadığı kızın biri ona böyle bir isimle hitap etmişti. Pek yabancı bir takma ad değildi ama garip hissetti.

"Daha da merak edilesi olmaya başladı bu iş " diyerek kayboldu havada süzülerek. Nasıl olsa merak başka bir merağı doğururdu. Bu gidişle ona mahkûm olması an meselesiydi.

***

Lotus Ülkesinin yaratıcı Uras bugün biraz daha düşünceliydi. Karan hakkında Ayza 'nın ağzından çıkabilecek kelimeleri düşünüyordu belki de. Nerede ve ne yapıyor olabilir gibi cevabı olmayan soruların cevaplarını Ayza' dan bulabilirdi. Nede olsa konuşması yarım kalmıştı. Salonu terk etmişti sinirlerine hakim olmayarak. Ayza ile konuşmak için odasından çıkmak isterken gelen bildirim sesini andıracak güçlü melodi bir anda Lotus Ülkesindekileri ürküttü. Bu ses sadece bir şey üzerine dizayn edilmişti. O da Karan eğer Lotus' a giriş yaparsa.

"Karan " dedi Uras ve gözlerini kapatıp bulundukları devasa yapıtın girişine gitmek üzerine gözlerini kapattı ve kayboldu. Ayza ve Pusat'ta birlikte oldukları odadan girişe gelmişlerdi bile birkaç saniyede. Bilgisayar mekanizmasından ülkeye giriş yapanın kim olduğu teyit edilmeye çalışılıyordu. Güvenlikten sorumlu kişiler araştırmasını sürdürürken, bazıları da halkı evlerinde durumları yönünden ikna ediliyordu. Ne de olsa gelen Karan ise işlerin rengi değişebilirdi hatta değişmişti bile.

"Efendim. Karan Lotus buraya geliyor" dedi içlerinden biri. Uras yanındakilere baktı.

"Hepiniz dışarı çıkın. Asla müdahale etmeyin" dedi görevliler emre itaat ederek dışarı çıktı.

Ayza ve Pusat bir yandan birbirlerine bakarken bir yandan da Uras 'a bakıyordu.

"Pusat ve Ayza siz ikiniz benim yanımda olacaksınız. Pusat sen onun aklındakileri okuyabilirsin. Ayza sende sinirini kontrol altına al. Çünkü yok etmeye geliyor hem de tek başına." dedi Uras devasa yapıtın giriş katında kan kırmızısı ve altın sarısı renklerin harman olduğu büyük kapının açılmasını beklerken. Pusat ve Ayza Uras'ın sağ ve sol taraflarındaki yerlerini çoktan almışlardı.

"Kontrol etmek mi? Ölüm gücünü elinde barındıran birini nasıl kontrol edebilirsin ki?" dedi Ayza. Uras duymuştu Ayza' da duymasını istemişti zaten.

"Ayza gün gelir ölümde kontrol altına gelir. Öyle bir gün gelir ki" dedi fısıldamıştı adeta. Kapıdan gözlerini ayırmadan. Kapı büyük bir harbede ile yere yıkıldı. Kapının parçaları yerde tuzla buz olurken çıkardığı toz bulutu arasından gözüken ölümün ta kendisiydi. Karan bütün acımasızlığıyla parçalanan kapının kalıntılarını un ufak ederek üzerine bastı ve karşısında duran üçlünün yanına geldi.

" Merasim yok mu sevgili kardeşim Uras?" dedi gözleriyle Karan, Pusat ve Ayza 'yı da bir yandan izliyordu.

"Haberi var mı?" dedi Ayza' ya bakarak Karan. Bahsettiği konu her neyse can sıkıcı olduğu belliydi lakin Ayza Uras'ın tepkisini ölçüyordu.

"Neyden haberim var mı? Ayza'nın seni bulduğundan söz ediyorsan var" dedi Uras emin sözleriyle.

Karan alaycı tavrını çoktan takınmıştı. Bilmişliğin had safhada olduğu belli eden göz bebekleri heyecan ile açılmış dudağının kenarı mutluluktan kıvrılmıştı.

" Ne kadar da birbirine bağlı bir aile. Bu bağlılık bir bende işe yaramadı. Ya birde unutmuşum Esila'da değil mi Uras Lotus?" Karan son söylediklerini üstüne basa basa söylemişti. Esila'nın ismini duymak kimseye iyi gelmemişti.

" Senin durumun farklı. Halâ bizden biri olabilirdin ama kehanet yüzünden lanetlendin." dedi Uras.

"Neymiş benim lanetim? Esila' nın laneti değil mi? Bir insana aşık oldu, sevdi, hissetti ve sonra bum!! Yok oldu. " dedi Karan mimikleriyle de konuşmasına anlam kazandırmakta üstüne yoktu. Görülmeye değer kötü adam çizgisini layıkıyla başarıyordu.

"Evet yok olacaksın Karan ama benim tarafımdan değil ve ben senin için hiçbir şey yapamayacağım. Ben Esila' dan sevgiyi, aşkı aldım. Yani en değerli gördüklerini. O da benden seni alıyor. Benim elim kolum bağlı olacak şekilde cezalandırmak adına yaptı bunu. Seni lanetiyle bürüdü. " dedi Uras. Yüzü acımasız bir lider gibiydi. Acı çekmek, sevmek, gülümsemek hiçbir tepkisi yoktu çünkü hiçbirine gerek duymazdı ve yarattığı dünyanın da buna ihtiyacı yoktu.

"Ölüm gücüne sahip birinin başkası tarafından yok edilmesi ne trajik ama " dedi Karan. Gzöleri bir an için buğulanmıştı. Acı gibi ama acı da değilmiş gibiydi. Büyük bir trajediyi beklercesine dökülmüştü kelimeler. Uras'ın yüzüne tiksinmiş ifadeyle bakıyordu. Uras’a yaklaşmaya devam etti. Pusat ve Ayza tetikteydi. Hatta tüm ülke lakin bu güce karşı ne kadar başarılı olabilirlerdi tartışılırdı. Gözlerindeki ateş her yeri yok etmeye yeterdi. Hepsinden iğreniyordu.

"Hazırlan Uras Lotus. Lotus Ülkesini yok etmeye geliyorum. Ben Karan. Karan Lotus" diyerek bir anda toz misali havada kasırga etkisi yaratarak kayboldu. Uras, Ayza ve Pusat gözlerini açtıklarında hiç kimse yoktu.

Ayza ve Pusat Uras'a Karan ile ilgili soru sormak isteseler de bu cesareti kendinde bulamadılar.

"Uras onu kontrol edemeyiz. Edemiyoruz da. Yok etmeden, öldürmeden pes etmeyecek." dedi Pusat fakat Uras hiçbir şey demeden oradan uzaklaşmıştı bile.

"Pusat " dedi Ayza tereddütlü ses tonuyla.

"Ne oldu?" Pusat meraklı bakışları Ayza' da görmüştü fakat başka bir şey daha vardı bunun altında.

"Sana bir şey soracağım " dedi temkinleyerek. Pusat dinleme moduna geçmişti bile.

"Eğer ölüm yaşama, yaşamda ölümün esiri olursa ne olur?" dedi Ayza. Pusat her zaman bilirdi bilmişti ve bununda cevabı onda vardı. Aklındakilerinin gerçekleşmesi için bir kanıt ararcasına hatta yardım istercesine sorularını Pusat’a sormaktan çekinmiyordu belki de . Pusatın cevabı netti.

"Ölüm yaşama yaşamda ölümün esiri olamaz. Çünkü ikisi de birer mucizedir ve bir olmaları imkansızdır. Doğum ve ölüm gibi"

"Peki ya mümkün olursa. Yaşam ölümün, ölümde yaşamın esiri olursa. İmkânsızlık imkanlı olursa."

Bastırarak söyledi her bir kelimeyi. Sarı saçları gözlerine ışık katarcasına hatta gözlerindeki korkuya aydınlık atarcasına dalgalanıyordu. Pusat derin bir nefes vererek cevapladı.

"Öyle bir şey mümkün olmaz. Eğer ki mümkün olursa her şey tersine döner ve karışır. Geri dönüşü olmayan patlamaya hazır bir bomba gibi" dedi Pusat ve Ayza' dan ayrıldı. Ayza tek başına kalmıştı. Tek düşündüğü bir şey vardı şimdi beyninde yankılanan. Hem de bunu Pusat’tan duymak daha da onu korkuttu. İşte şimdi her şey daha yeni başlıyordu. Kimsenin haberi yoktu. Bunlar fırtına öncesi sessizliğin habercisiydi.

"O zaman hazırlan Lotus Ülkesi yakında bu bomba hepimizi imha edecek".

"Sahi gece gündüzün esiridir ya hani. Gündüz olmadan gece, gece olmadan gündüz olmaz. Peki ya ölüm ile yaşam da esir değil midir birbirine aynı Meyra ve Karan gibi. Yaşam ve ölüm güçlerinin sahipleri mahkumdur birbirlerine. Kehanet gün gelir gerçekleşir bilinmezlik bir zaman diliminde lakin şimdi esaretin bedelini ödemenin vaktidir"

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.