İçeriğe geç

Rasin Çemberi

Bölüm 5 · 9 dk okuma

Rasin Çemberi

Bölüm 5

"Zaman denilen şey sadece akrep ve yelkovanın oluşturduğu basit bir kavram değildir. Zaman; mutlu bir an, kötü bir gün, soğuk bir aralık ayı, bitmek bilmeyen bir mevsimdir. Kısacası zaman bir an değil her andır. Zamanın ilerlemediği bir dünyadansa geri dönüşümsüz ilerleyen bir dünyayı seçmek aptalca mı? Aptalca olanlar için söylenecek tek söz; Yaşamayı hissetmemek en büyük aptallıktır."

Dalgalı denizin karanlık suları Meyra'yı kendine çekiyordu. Ürpertici sessizliğin hâkim olduğu bu alanda sadece dalga sesleri hakimdi. Meyra'nın üstünde beyaz tülden uçuşan bir elbise vardı. Dalgaların esintisini teninde hisseden Meyra'yı bir ürperti kaplamıştı.

"Bu ürpertide neyin nesi?" diyerek düşünürken kumral tonlarındaki düz saçları arkaya doğru savruldu. Beynine dolan bir ses Meyra'yı daha da dondurdu. Bu bir yardım çığlığıydı.

Can çekişen bir insanın çığlıkları.

Dipsiz bir kuyu misali Meyra'nın düşünceleri ona doğru sürükleniyordu. Yerini bulamıyordu düşüncelerinde sanki. Daha ne olduğunun farkına varamadan kendini denizin soğuk sularında buldu. Şaşkın ifadesi yüzünden okunuyordu. Suyun içinde debelenirken ve ne olduğunu anlamaya çalışırken suların arasında bir karaltı gözüne ilişti. Oraya doğru yüzmeye başladı ama yanlış giden bir şeyler vardı. Çünkü kulaç atmasına rağmen suda ilerleyemiyordu. Bu nasıl mümkün olabilirdi. Daha da zorladı kendini fakat olmuyordu. Olduğu yerden bir milim bile kıpırdayamıyordu. Kalbindeki derin korku ve endişeyle uğraşlarına devam ederken birden beyaz elbisesinin yerini kırmızılıklar aldı. Ne olduğunu anlamaya kafa bile yormamıştı çünkü aklına gelen tek bir şey vardı da bunun kan olduğuydu. Elbisesinden gözünü aldığında denizin içinin de kıpkırmızı olduğu gözüne çarptı. Düşünceleri kördüğüm olurken ağzından dökülen tek kelime kandı.

İçinde boğulmak üzere olduğu kırmızı bir evren.

Aniden gözlerini araladığında odasının beyaz tavanı gözüne ilişti, gözünden akan yaşı fark etmemişti bile. Nefes nefeseydi. Alnındaki su damlalarını yavaşça sildi. O kadar gerçekti ki sanki rüya değildi diye düşünmekten alıkoyamadı düşüncelerini.

"Rüyalarımın bir problemi var sanırım.". Nefesi hala düzensizdi.Yatağından ayaklarını sarkıttı ve bir süre nefesini düzenlemeyi denedi. Koridorun sonundaki mutfağa gidip bir bardak su aldı. Gözlerinde hala o rüyaya ait anılar gezinirken bardağındaki suya şöyle bir baktı.

"Çok garip. Normalde sudan korkmam. Çünkü özüm gereği sudan yaratıldım. Ateşten korkarım ama neden denizin içindeyken öyle hissettim." Düşünmeye başlamıştı.Sebepsiz bir hissiyat kalbini huzursuz ediyordu ve tuhaf bir korku alıkoymuştu tüm bedenini. Anlık bir zaman diliminde bileğindeki çemberimsi dövmesi masmavi parladı ve söndü.Her şey saniyeler içinde oluvermişti.

"Ah! Neyse, neyse aklımı dağıtmayalım. Saat kaç acaba?" diyerek saatine baktığında asıl korkusuyla yüzleşecekti.

"Olamaz! Yarın sunumum vardı ve saat kaç. Daha da kötüsü dosyam kütüphanede. Aferin kızım sana aferin." Kendini mutfaktaki sandalyeye bıraktı ve başını iki elinin arasına aldı. Kısa bir oflama seansından sonra olduğu yerden ümitsizce kalktı. Çünkü mecburen o kütüphaneye gidilip o dosya alınacaktı.

"Haydi bakalım Meyra bu soğukta çık evden bir de kütüphaneye git. Akılsızlık sende ama kabul et."

Kendine saydırma ritüelinden sonra odasına gitti. Üzerine geçirdiği kot pantolonu ve beyaz renkli balıkçı yaka kazağıyla odadan çıktı. Gri paltosu ve siyah botlarını hızlıca üzerine geçirdi. Paltosunu aldığı giriş yerindeki portmantonun aynanın karşısında yerini aldı. Elleriyle tarak görevi yaparak saçlarını taradı bir nevi. Gözlerinin tonu karamelimsi gibiydi. Gözlerini seviyordu. Hatta vücudundaki tek sevdiği yer gözleriydi. 1.65 boyunda, görsel olarak çok harika olmasa da idare ederdi. Erkeklerin güzellik algısına girebilirdi ama onun için göz teması çok önemliydi. Dikkat ettiği ilk ve tek şey gözlerdi. Montunun kapüşonunu kafasına geçirip evden çıktı.

Lacivert renkteki bahçe kapısını araladı. Kapıdan çıkar çıkmaz yüzüne çarpan soğuk esinti ona bir uyarı niteliği yapılmıştı.

"Soğuktan gerçekten nefret ediyorum."

Soğuğu kim sevebilirdi ki. Katman katman giyinip her şeyden üşenilen bir mevsimdi. Gökyüzü grimsi tonlardaydı ve bu insana bıkkınlık veriyordu. Meyra havanın bozulmasına her ne kadar sinir olsa da hızlı adımlarla yürümeye başladı. Ellerini gri paltosunun ceplerine attığında eldivenlerini almadığının farkına vardı. Yüzünde "hayır, nasıl unuturum" ifadesi oluşmuştu bir anda. Mecbur gidilecek bir yol, varılacak bir yer vardı. Bu yüzden eve geri dönüp zaman kaybetmektense ellerini birkaç saat paltosunun ceplerine hapsedebilirdi. Havanın kapatıcı tonları kendisine gölgelik yaparken yoldan geçen arabaları izliyordu. Dışarıda kendisinden başka yürüyen birileri gözüne takılmamıştı. Tabi bu soğukta kendisi gibi birini bulmamak şaşırtıcı gelmemişti. Bugünün işini yarına bırakma sözünün ne kadarda haklı bir söz olduğunu şimdi anlayabiliyordu. Daha önce anlamadığı için başına böyle saçma sapan işler açabiliyordu işte.

Okulun kütüphanesinde unuttuğu ödev dosyasını dün alması gerekirdi lakin almamıştı ve yarın teslim edilmesi gerekiyordu ancak daha üzerinde çalışmamıştı bile. Kendi kendine bunları düşünürken sesli olarak yansıttığı aklına gelmemişti. Önünden geçtiği pasta evinin sahibi değişik gözlerle kapının önünde onu izliyordu. Zaten buraya geldiğinden beri onu değişik bulmayan biri yoktu ki.

"Yine mi kendi kendine konuşmaya başladın sen?"

demişti kapıdaki kilolu sayılabilecek orta boylu, kıvırcık beyaz saçlı teyzemiz.

" Sanırım sesli düşünmüşüm teyzecim."

Yüzüne bir gülümseme yerleştirdi. Bir yandan da gökyüzünü ve havayı analiz ediyordu. Hava karamaya iyiden iyiye yüz tutuyordu.Aceleci sözlerle geçiştirmeye çalışıyordu besbelli.

"Hatta size iyi akşamlar."

diyerek yoluna devam etti fakat halâ konuşmaya devam ediyordu. Acaba ne zaman akıllanacaktı ki bu kız.

"Tamam yani bana laf söylüyorsun da kendine bakmıyorsun. Bu soğukta kapının önünde dikilmiş ne yapıyorsun acaba. Görenler beni değil seni değişik bulacaklar bence."

Soğuktan titreyen vücudu okulun kütüphanesini gördüğünde rahatladı. Kütüphane okuldan ayrı bir tarafta yer alan tek yapıydı. Okulda sevdiği en güzel yapıtı olmaya adaydı. Çünkü sessizdi ve insanlar sana karışmıyordu. Akşamları da açık olabilme özelliği en güzeliydi. Tam Meyra'ya göre bir yer; insanlarla dolu fakat bir o kadarda sessiz. Her ne kadar inandırıcı olmasa da öyleydi. Havanın iyice bozacağı belli oluyordu. Hemen dosyasını alıp evine dönmeliydi. Kapıyı açmak için saniyelikte olsa ellerini paltosundan çıkardı ve içeri girdi. Kafasına geçirdiği kapüşonu indirdiğinde kumralımsın saçları dağılmıştı, birkaç hamleyle onları düzeltti. Sonra karşısında duran merdivenlere doğru yürümeye başladı. Üst kata geldiğinde bir grup öğrenci ile karşılaştı. Diğerleri de kitapların yoğun olarak bulunduğu bölümdeydi. Kütüphane görevlisinin yanına gelmesiyle gözlerini görevliye çevirdi.

"Aradığınız bir şey mi vardı? Yardımcı olayım."

Sözleri ile kendini sorguya çekmeye başlamıştı bile. Kare çerçeve gözlüklerinin ardındaki yeşilimsi gözleri yüzünün en belirgin hattıydı. Kısa küt saçları ve ince düz bir vücuda sahipti. Her gün ki gibi bugünde takım elbise madundaydı.

"Disiplinli oluşunun görünüşe yansıma şekliydi tam anlamıyla bu kadın." diye düşünmüştü Meyra içinden. Sonra içindeki şu olmazsa olmaz sesi susturup kütüphane görevlisiyle iletişime geçti.

"Şey, aslında ben üniversitemizin öğrencilerinde Meyra . Ödev dosyamı almaya gelmiştim." dedi Meyra. Karşısındaki resmiyete resmi bir üslupla karşılık vermişti.

"Öğrenci kimliğinizi görebilir miyim?" dedi kadın yeşil gözleriyle Meyra'ya bakarken.

"Tabi, Buyurun. "

Cebindeki öğrenci kartını görevli kadına verdi. Kadın görevli, kimliğe baktı ve bilgisayardan teyit ettikten sonra kartı geri verip Meyra'ya izin verdi. Meyra kitaplığın ilerisinde yer alan öğrencilerin kullanabilmesi için yapılmış dolapların olduğu tarafa doğru yürümeye başladı. Sondan üçüncü dolabın önüne geldiğinde durdu ve cebinden anahtarı çıkarıp dolabın kilidini açtı. Kırmızı dosyayı eline alıp dolabı kilitledi. Vakit kaybetmeden hızlı adımlarla aşağıya inmek için adımlarını hızlandırdı.

Hem zaman faktörü hemde havanın kapalılığı iyice akşam hissiyatı veriyordu. Dosyayı katlayıp paltosunun iç cebine koydu. Kapüşonunu da başına geçirip kapıyı açtı. Soğuk esinti hemen selamlamıştı Meyra'yı. Ellerini ceplerine koydu ve yürümeye başladı. Soğuk hava yüzüne doğru esiyordu ve karşıya bakmakta zorlanıyordu. Kafasını yere eğip yürümek zorundaydı ve öyle de yaptı. Soğuk rüzgâra direnerek yürümeye devam ederken karşıdan gelen birinin varlığını fark etmemişti bile. Çarpıştıklarında Meyra'nın kapüşonu başından kaymış, rüzgâr saçlarını savurmuştu. Baya sert çarpışma olmuştu bu. Çarptığı kişi ise yoluna hala devam ediyordu. Duraksamamıştı bile. Meyra ise içindeki tuhaf hissiyatın ne olduğunu çözememişken giden kişiye baktı. Arkadan görülen kadarıyla ona göre uzun boylu sayılabilecek biriydi ve çok geçmeden siyah paltosuyla havanın karartısında gözlerden uzaklaşıp kaybolmuştu.

"Adama bak. İnsan bir özür diler." demişti Meyra, kapüşonunu tekrar başına geçirip, çıkardığı ellerini soğuktan saklarken. Hızlı adımlarla rüzgâra karşı direnişinin son on dakikası kalmıştı. Evine yaklaşmanın verdiği sıcak mutluluk içini ısıtırken birden duyduğu sesle irkildi. Kaza sesi olması olası bir ihtimaldi. Çarpışma sesine benzer bir sesti ama kuvvetliydi. Sesin geldiği tarafa bakarken bir anda tersi istikamette olan evinin son on dakikası kalan yoluna baktı. Şu an istediği tek şey sıcacık evine gitmekti fakat diğer taraftarda kaza olmuştu ya da başka bir şey. Yardıma ihtiyacı olan insanlar olabilir diye düşündü. Fakat adımları onu evinin olduğu istikamete döndürdü.

"Olan bölgede birileri mutlaka görmüştür ve yardım eder. Evime gitmem daha mantıklı." Bir iki adım atar atmaz beynindeki sesle olduğu yerde durdu. Beyninde yardıma ihtiyacı olan birinin sesleri yankılanıyordu.

"Hadi ama. Olamaz." demişti Meyra. Olduğu yerde gözlerini kapattı ve beynindeki sesin olduğu yeri teyit etmeye başladı. Beyninde olağanüstü bir çalışma hüküm sürüyordu ve son bulduğunda gözlerini açtı. Gözleri normal renginden farklı bir hâl almıştı. Karamelimsi göz renginin yerini alev mavisi renkli irisler doldurmuştu. Bunun yanı sıra bir anda olduğu yerden, beynindeki seslerin onu götürdüğü yere toz misali uçuşarak kayboldu.

Etrafa bakındığında büyük bir hafriyat kamyonun yolda devrildiği gözüküyordu. Ağaçlık bir alandı. Eviyle arasında mesafe oldukça vardı. Sesin bu kadar net duyulmasını ise anlayamamıştı. Beynindeki sesi dinlemek için alev mavisi gözlerini kapattı ama hiçbir şekilde ses alamıyordu. Gözlerini bir hışımla açtı.

"Nasıl böyle olabilir?" diye düşünürken yolda başka bir araç olmadığını fark etti.

"Kazaysa ve başka bir araç olmadığına göre kamyon şoförünün sesi olabilir. " Teorilerini oluşturmaya başlamıştı bile. Kamyonun yanına gitti fakat şoför koltuğunun olduğu kapı kamyon devrildiği için üst tarafta kalmıştı. Etrafına kısa bir sürede bakınıp kimse olmadığını teyit edince olduğu yerden üstte kalan şoför koltuğuna doğru yükseldi. Şu an havada asılı duruyormuşçasına sallanırken kimsenin onu görmemesini diledi her zaman ki gibi. Şoför koltuğundaki yaralı gözüne ilişti. Kamyonun ön camı tuz buz olmuş, cam niyetine bir şey kalmamıştı. Tuzla buz olan camın bir parçası şoförün kalbine saplanmıştı. Meyra elini şoförün kalbine götürdü. Gözlerini kapattı. Eliyle dokunduğu yerdeki kırık cam paçası un ufak olarak havaya karıştı ve yok oldu. Meranın dudağındaki kısa bir gülümseme işin iyiye gittiğinin göstergesiydi. Şoförün kalbinin üzerindeki eli birkaç saniyelik daha durmuştu ki etraftan gelen sesler Meyra'nın gözlerini açmasına neden oldu. Gözleriyle eliyle bası yaptığı yere baktığında ağzından çıkanlar kısa ve sessizdi.

"İyileşeceksin merak etme."

Hemen olduğu yerden aşağıya bıraktı kendini. Hafif bir inişti bu. Gözlerindeki değişim normale döndü. Hızla olduğu yerden ilerlemeye başladı. Kazanın etkisiyle kimse Meyra'yı fark etmemişti bile. Arkasını döndü ve etrafa toplanmaya başlayan insanlara baktı.

Hemen ambulansı arayın! sesleri etrafı doldurmuştu. Şaşkınlıkla bakanlar, ne yapacağını bilemeyenler derken iyice kalabalık meydana geldi. Meyra ise yoluna devam etti. Beyninde şu an kaza yerinde olan her şey net bir şekilde duyulabiliyordu. Sonra avuç içine baktı. Bileğindeki tılsım misali simge kendini belli eden bir değişimle parıldıyordu.

Ambulansın siren sesleri duyulmaya başlamıştı. Saniyeler içinde yanından geçen ambulansa baktı. Sonrada başını gökyüzüne çevirdi. Karanlığın arasından çıkmıştı dolunay bütün ışıltısıyla ve havada asılı duruyordu. Dolunayın ışıltısı Meyra'nın yüzüne vurmuştu. Kısa bir anlığına Meyra'nın gözlerinde renk değişimi yaşanıp bitti. Meyra gülümsedi. Çünkü artık hiçbir şey önceki gibi karmaşık değildi. Dünya'ya alışmıştı.

"Şu an Dünyada yaşayışının 500. yılıydı. Dünyanın her türlü değişimine şahit olmuştu. Savaşlara, barışlara, doğumlara, ölümlere. Zamanın sınırsızca geçip gittiği onca yıldan beri sayısız iyileştirdiği onca insan olmuştu ve biraz önceki kazazede de bunlardan biriydi. Çünkü;

Meyra, kendisinin bile bilmediği dünyasıyla bu dünya arasında sıkışıp kalmış efsanevi bir varlıktı. Yaşatma gücüne sahip efsanevi bir varlık."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.