Temmuz 2009
Dışarısı şen şakrak,hareketli ve neşeli. İnsanlar işlerine yetişiyor,kimisi dondurma yalıyor kimisi sadece koşuşturuyor.
Boğucu hastane odasının aralık camından içeri güneş ışığı sızıyor. Normalde bu güzel ışık insanı hayata daha sıcak bakmaya iterken Im Sol'ün ölüm isteğini çağrıştırıyordu. İçeride adeta bir yas havası vardı.
Annesi Im Sol'ün ayak tırnaklarını kesiyordu,Sol bu sırada camdan dışarıyı izliyordu. Annesi bir yandanda kızına sevgi sözleri mırıldanıyordu,fark etmeden tırnağını derin kesmişti panikle Im Sol'e baktı "Özür dilerim güzelim!Çok özür dilerim!" Im Sol hiçbirşey anlamamıştı bile yavaşça kafasını camdan çevirdi,tırnağının kanadığını gördü umursamadı bile. Nede olsa onun derdi daha büyüktü; artık yürüyemeyecekti..
Annesi peçete almak için hızla ayağa kalktı,bu sırada cam vazoyu düşürdü. vazo yerde kırıldı. Annesi odadan çıkınca Sol büyük bir güçlükle yerdeki kırık cam parçasını aldı. Camı elinde iyice sıktı. Tam o sırada telefonu çaldı,Sol umursamadı ama bir süre sonra odadakiler rahatsız olduğu için mecburen telefonu açtı. Bu sesin onun hayatını değiştirecek ses olduğundan haberi yoktu.
Sol telefonu açar ve kulağına götürür. Hiçbir şey demez,sadece telefonu bir an önce kapatıp intiharına devam etmek ister. Bir anda telefondaki ses radyodanda duyulur. Bu yeni çıkan Eclipse grubunun radyo programından bir aramadır. Telefondaki neşeli kadın sesi:"Vay canına! Sonunda bağlandık! Tebrikler sevgili dinleyicimiz! Bugün şanslı gününüzdesiniz. Şu an canlı yayındasınız ve yanımda bu yaz fırtına gibi esmeye hazırlanan yepyeni bir grup var: Eclipse! Hadi, stüdyodaki konuklarımıza bir merhaba deyin!"
Sol kendisi acı içindeyken başka insanların etrafa neşe saçmasına tahammül edemez,dişlerini sıkar ve gözlerinden bir damla yaş süzülür.
Sol kuru,çatallı ve nefret dolu bir sesle: "bu saçmalık ne?" Diye söylenir.
Stüdyoda kısa bir sessizlik olur. Sunucu durumu toparlamaya çalışarak araya girer.
Radyo Sunucusu:
"Ah, sesiniz biraz halsiz geliyor. Yoksa sizi uykunuzdan mı uyandırdık? Ama hiç üzülmeyin, çünkü elimizde harika bir ödül var! Size tam teşekküllü bir spor ayakkabı ve yürüyüş takımı hediye ediyoruz!"
"Spor ayakkabı" ve "yürüyüş" kelimeleri Sol’un kalbine bir bıçak gibi saplanır. İçindeki acı,hıçkırıkla karışık bir öfkeye dönüşür. Telefona doğru bağırmaya başlar.
Öfke ve çaresizlikle:"İstemiyorum,istemiyorum! Size daha kaç kere söylemem gerek. Bu sizce bir şaka mı!? Hayatlarınız çok eğlenceli olmalı, insanları kandırmak hoşunuza mı gidiyor? Benim bir daha yürümemi sağlayabilir misin!? Eğer bunu yapamayacaksan beni MEŞGUL ETME!" Hastane odasındakiler Sol'e bakar.
Sol hıçkırıklar ve gözyaşları içinde telefonu kapatmaya çalışırken bir ses yükselir.
Ryu Sun-Jae: "Dinliyor musunuz? Dinliyorsunuz değil mi?.. Lütfen şunu hiç unutmayın.." Sesinde şefkatle devam eder, "...teşekkür ederim."
Sol şaşkınlıkla kalakalır.Ağlama sesi kesilir, sadece radyodaki o gencin sesine odaklanır.
Ryu Sun-jae:
"Sırf hayatta olduğun için bile... Dünyanın bir yerinde buna minnettar olan biri var mutlaka. Yakınındaki insanlar bunu sana söyleyememiş olabilir ama... Ben söylüyorum. Hayatta kaldığın için teşekkürler."
Sol’un gözlerinden akan yaşlar bu kez öfkeden değil, ruhuna dokunulmuş olmanın verdiği sarsıntıyla dökülür.
Ryu Sun-jae (Hafifçe gülümser, sesi odayı ısıtır):
"Bugün hava çok güzel, değil mi? Ama televizyonda gördüm, yarın tüm ülkede yağmur yağacakmış. O yağmurun dinmesini beklerken... Sadece o yağmurun dinmesini görmek için bile olsa, bir gün daha yaşamayı dene. Eğer bir gün daha yaşarsan, belki bir sonraki gün daha iyi bir şey olur. Kim bilir? Senden tek isteğim bu."
Sun-jae sözlerini bitirdiğinde, stüdyoda derin bir sessizlik olur. Hastane odasındaki o ağır, boğucu hava dağılmıştır. Sol, elindeki kapaklı telefona ve köşedeki radyoya bakar. Göğsündeki o sıkışma hissi ilk kez hafiflemiştir. Dışarıdaki Temmuz güneşinin ışığı, pencereden sızıp yatağının üzerine düşer.
Sol, Sun-jae'nin sözleriyle hayata tutunacağı o köprüyü ilk kez o an, o hastane odasında kurmuştur. -
