Burada herkes eceliyle ölür. Yaşadığım ülke o kadar güvenli ki son elli yıldır cinayet haberi dahi yoktu. Ve fakat biri, bir ilki başardı.
Her şeyin ilki olur değil mi? Birisi ilk kez cinayet işledi. Şok olan devlet mensupları, yayın organları günlerdir bu haberi konuşuyor. Halk korku içinde. İki haftadır ülkenin tek ilgi odağı bu.
Kumandayı alıp televizyonu kapattım. Saatlerdir aynı şeyi tekrarlayan spiker gösteriyordu ki devlet hiçbir şey bilmiyordu katil hakkında.
Gıcırdayarak açılan kapının ardında bir baş göründü. "Hadi Lilya, başlamak üzere." dedi Ada. Ayağa kalkıp kırışan üstümü düzelttim. Sessizce yürüyüp salona geçtim. Herkes yerlerine oturmaya çalışırken büyük bir curcuna çıkıyordu. Alışmıştım buna. Nasıl olsa az sonra herkes susup rahibi dinleyecekti. Rahip salona girdiğinde gürültü sona erdi ve artık tüm dikkatler rahibin üzerindeydi. Mikrofonu eliyle yoklayıp ses gelip gelmediğine baktı. Ardından mikrofonu düzeltti ve konuşmasına başladı.
"Kimmeryalılar! Gönüllerinizi bir haber sarstı biliyorum. Hepimiz çok müteessiriz, kurban giden şanlı ruh için. Elimizden gelen tek şey o masum ruha dua etmek. Tanrım! Ülkemizin kahramanlarından, sevgili Gerald'ı bağışla. Amen." Salonu birbirini takip eden amen sesleri doldurdu. Ve rahip devam etti.
"Aranızda kendi canı için korkanlar olduğunu biliyorum. Korkmayın ey Kimmer halkı! Bize bu canı veren tanrıdır. Yine canımızı alacak olan O'dur. Her şekilde ölüm bizi bulacak. O halde canınız için endişeye kapılmayın." Sözlerini devam eden nasihatler ve kıssalarla bitirdi. Ardından kurban Gerald için ayin düzenlendi ve bitti. Bugünlük bu kadardı. Eşyalarımı topladıktan sonra kiliseden çıktım.
Eğer yalan söyleyecekseniz öncelikle o yalana kendiniz inanmanız gerekir. Rahipte kurban için öyle içten ülkemizin kahramanı diyordu ki cidden kahraman olduğuna inanırdınız. O adamın yemediği halt kalmamıştı. Uyuşturucu kaçakçılığı, vergi aklama, taciz ve daha niceleri. Bence katile böyle bir şerefsizi ortadan kaldırdığı için ödül vermeliydiler ama ülkemizde yalnızca üst tabaka ödüllere layıktı.
Dünya üzerinde en garip ülke bizimkiydi. Üst tabaka her türlü şeyi yapmakta serbestti. İstediklerini taşıyabilir, istediklerini giyebilir ve yine istediklerini yiyip içebilirdi. Ve fakat alt tabaka olan biz yanımızda asla kesici bir şey veya silah taşıyamazdık. Elli yıl önce alt tabakadan bir isyancı, bir soyluyu öldürmeye kalkıştığında alt tabakaya bu aletler yasaklanmıştı. Ha, o isyancıya ne oldu mu diyorsunuz? Bütün halkı meydana çağırıp gözler önünde giyotinle idam edildi. Mesaj; eğer başınızı kaldırırsanız sonunuz bu olur demekti. Yine aynı saçmalıkta kadınların çok şık olması yasaktı. Soylular, halkla ilişkilerinin iyi olduğunu medyaya yansıtmak için spor müsabakaları düzenler, halkın arasında otururdu. 2014 yılında düzenlenen spor müsabakasında başkanın eşinin, yanındaki alt tabaka kadından daha çirkin gözüktüğü söylemleri dolaştı ve ertesi gün kadınların şık olması yasaklandı.
Kesici aletlerin olmaması ve sıkı denetlemeler sonucunda elli yıldır hiç cinayet haberi yoktu. Ta ki bir hafta önceye kadar. Gerald, kameraların olmadığı bir göl kenarında karnı deşilmiş halde bulundu. Herkes şaşkınlıktan küçük dilini yutmuştu. Alt tabakada cinayet aleti bulunmazdı. Ayrıca üst tabakanın yerleşim yerinde bulunmuştu ceset. Peki ya, yüce üst tabakalılar nasıl cinayet işlerdi? Onların tertemiz ellerine kan bulaşmış olabilir miydi? Tanrı bizi korusun üst tabaka olmasa biz ne yapardık? Onlar yalnızca bizi korurdu, pis işlere bulaşmazlardı.
Aklımdan geçenlere güldüm. Sessiz yolda yürüdüğüm sırada anılar aklıma üşüşmeye başladı. Her zamanki gibi başımı önüme eğmiş düşüncelerimle meşgulken ablam bana bakıp gülümsüyordu. Gülümsemesini özlemiştim en çok. Gözümden akan damlayı sildim. Merak etme abla gereğini yapacağım.
Yolda yalnızca ayaklarımın sesi varken başka bir ayak sesi daha duydum. Arkama dönmedim. Beni takip etmiyor, yalnızca bu yoldan geçiyor olabilirdi. Lakin burası çıkmaz sokaktı. Üstelik bizden başka kimse yaşamazdı. Sokak lambasına doğru hızlandım. Lambadaki butona basarsam polislerin gelme süresi on dakikayı bulurdu. On dakika boyunca cebelleşebilirdim.
Sokak lambasının yanına vardığımda telefonla uğraşıyormuş gibi yaptım. Kameramı açıp adama doğru hizaladım. Gri bir hırkası vardı üstünde. Uzun boyu ve geniş omuzları vardı. Siyah şapkasıyla yüzünü gizliyordu ama dudak çevresi belli oluyordu. Sonunda bana doğru döndü ve "Beni çekmeyi kes. Sadece yürüyüşe çıktım." dedi. Utandım ama utanacağım bir şey yoktu. Kamerayı hızlıca kapatıp çantamın içine koydum. Hızlı adımlarla adamın yanından geçerken "Siz de doğru düzgün yollardan yürüyüşünüzü yapabilirdiniz." dedim. Verdiğim cevaba şaşırmış gibi bir ses çıkardı. Oralı olmadım ve evin yolunu tuttum.
Aklımdan geçen tek düşünce ise uykuydu. Başımı yastığa koyar koymaz uyuyacağım. Çok yorgunum.
Defalarca çalan telefonun sesine uyandım. Sinirle yorganımı bir kenara fırlattım. Kim bu saatte arardı? Ada'nın ismini gördüğümde öfkeli olduğum alalen belli olan ses tonumla "Bir daha beni arama bu saatte." diyerek açtım aramayı. Aynı sinirle "Saat kaç haberin var mı? Saate bir bakta öyle konuş zevzek." Başımı kaldırıp saate baktığımda öğleden sonra biri gösteriyordu. Evet, birazcık geç kalkmış olabilirdim.
"Neyse, duydun mu haberi? Gerçi sabahtan akşama kadar uyuduğun için neyden haberin olacak ki. Kendini toparlaman gerekiyor. Hayat devam ediyor." dedi.
"Ada, senin nasihatlerini dinleyecek modda değilim. Sadede gel. Ne olmuş?" Ada ile konuşurken bir yandan da yatağımı topluyordum. Yine saçma sapan bir şeyler anlatıp kapatacaktı.
"Katil birini daha öldürmüş. Hem de yine soylulardan. Karnı deşilmiş ve öylece başka bir gölün oraya bırakılmış. Tüylerim diken diken oluyor." dedi. Aptal, kötünün de kötüsü, bir işe yaramayan soyluları öldürüyordu. Sevinmeli miyim üzülmeli mi bilmiyorum.
"Hangi tarafta bulunmuş ceset?" dedim. Soruma kısa bir yanıt verdi. "Bilmiyorum, açıklamıyorlar."
Neredeyse kahkaha atacaktım. Açıklamadıklarına göre soyluların tarafındaydı. Kim bilir bu sefer öfkelerini hangi yasayla çıkaracaklardı? "Kiliseye geliyorum, konuşuruz." diyerek kapattım.
Hazırlanırken bile kafam düşüncelerle doluydu. Düşüncelerimi bir kapı zili böldü. Evime yıllardır kimse uğramadığından çok şaşırdım ama hızlıca kapıyı açmaya gittim fakat gördüğüm manzara keşke açmasaymışım dedirtti. Karşımdaki polis tanıdıktı.
"Lilya Uz. Bizimle geliyorsunuz. Cinayet zanlısı olarak."
