(Selamm! Keyifli okumalar >
Yaklaşık bir saattir diziyi izliyorduk. Agah'ın o sözlerinden sonra neredeyse morarmış bir şekilde aceleyle televizyona dönmüştüm. Ve sadece tamamen televizyona odaklanmaya çalışmıştım.
O anları daha sonra düşünüp kendimize eziyet ederiz.
Agah kolunu belime dolayarak yayılmış bende ona yaslanarak dizimi izliyordum. Sonunda istediğim sahnenin gelmesiyle dakikalardır yaptığım gibi yine kıpırdandım. Derek üstü çıplak bir şekilde kapının üstündeki tahtaya tutunarak barfiks çekiyordu. Derek Hale benim hayranı olduğum bir erkekti. Ergenlik yıllarımda ki ilk aşkım da denebilir.
(Yazarınızın ilk aşkı bu adam bebişler)
Agah kaşlarını çatarak bana döndü. Bende hala pür dikkat televizyona bakıyordum.
"Sen sabahtan beri heyecanla bu adam için mi kıpırdanıyorsun?"
Sesi sertleşmişti. Umursamadan televizyona bakarken mırıldandım.
"Hı hı."
Kararan ekranla kaşlarımı çatarak Agah'a döndüm. Aniden sırtımın koltukla buluşmasıyla küçük bir çığlık attım. Agah karnıma ağırlığını vermeden oturdu.
"Demek elalemin adamlarının kaslarını izlemek için heyecanlanıyorsun ha?"
Sesi sert kaşları çatıktı. Birden ellerini üstündeki tişörtüne attı ve üstünden çıkardı. Şimdi Agah'ın o karın kasları ve göğüs kaslarıyla bakışıyordum. Sertçe yutkundum. Gözlerimi çekmeye çalışıyordum ama pekte başarılı olduğum söylenemez. Yüzüme eğildi. Dudaklarımız arasında ki mesafe yok denecek kadar azdı.
"Burada kocan varken elalemin erkeklerinin kaslarını izleyemezsin."
Sertçe dudaklarıma yapıştı. Ellerimi yanaklarına koydum ve minik minik karşılık vermeye başladım. O sırada evde bir ağlama sesi yankılandı. Agah sertçe alt dudağımı ısırdı. Acıyla inledim. Agah üstümde doğrulduğunda elimi alt dudağıma attım. Geri çektiğim elimde bir damla kan görmemle sinirli olduğunu düşündüğüm bakışlarımla Agah'a baktım. Agah tekrar üstüme eğildiğinde yavaşça dudaklarını dudaklarıma yasladı ve kanayan yeri dilinin ucuyla yaladı. Ardından biraz geriye çekilip kulağıma yaklaştı. Dudaklarının kulak mememe değdiğini hissettim.
"Bir daha elin adamı için heyecanlandığını görürsem bu kadarla kalmam."
&&&
Üstümden çekilen Agah ve şiddetlenen ağlama sesiyle hızla uzandığım kanepeden kalktım ve yukarıya çıktım. Odaya girdiğimde beni gören Asaf sakinleşmeye başladı. Hızlı adımlarla beşiğe yaklaştım ve kucağıma aldım.
"Demek yalnız kalmayı sevmiyorsunuz küçük bey."
Bez değiştirme masasına yatırdım. Sabah ne olur ne olmaz diye bez değiştirme masasının köşesine ince uzun kollu bir takım bırakmıştım. Yaz mevsimine yavaş yavaş girmişte olsak öğleden sonra hava esiyordu ve hemen bu havalara güvenemezdik. Asaf'ın hasta olmasını istemiyordum. Altını değiştirdikten sonra üstünü de giydirdim. Asaf'ı beşiğine koydum ve dolaptan ana kucağını alarak kendime bağladım. Ardından Asaf'ı beşiğinden aldım ve yüzü dışarıya dönük olacak şekilde ana kucağına yerleştirdim. Asaf heyecanla ellerini ve ayaklarını oynatarak kendince anlamsız sesler çıkardı. Aşağıya indiğimizde bizi gören Agah tebessüm ederek ayağa kalktı ve yanımıza geldi.
"Eşek sıpasına bak sen. Hemen de kapmış karımı."
Asaf'ın yanağına minik bir öpücük bıraktı. Asaf'ın ellerini tuttum.
"O zaman biz yemek hazırlıyoruz ve mama yiyoruz. Baba da burayı topluyor."
Agah şaşkınca başını kaldırdı.
"Öyle olsun. Siz beni dışlayıp anne oğul takılın tabii."
Kafasını yana çevirerek küskünce konuşan Agah'a şaşkınca baktım. Ardından bu haline kahkaha attım. Asaf'ta ben gülünce çığlık atarak güldü. Agah bize döndü ve gülümsedi. Ne diyeceğimi bilemediğim için çareyi geçiştirmekte buldum.
"Hadi hadi! Kaytarmak yok!"
Ardından arkamı döndüm ve hızlı adımlarla mutfağa girdim.
"Evet minik yakışıklım. Önce sana mama yapalım ve seni doyuralım. Sonrada bize mama yapalım."
Ne dediğimi anlamasa bile sesimden taşan sevgimi hissetmişçesine çığlık atarak güldü. Kararsızca birkaç saniye düşündüm. Ardından önce Asaf'a muhallebi yedirmeye karar verdim. Yemekleri en az 2 saate hazırlamış olurdum. O zamana kadar muhallebi onu tok tutardı. Yemek yerkende ona çorba içirirdim. Çekmeceden bir tane tatlı kaşığı aldım. Ardından ılınması için masaya dizdiğim muhallebi kaselerinden birini sandalyeye oturup önüme çektim. Asaf'ı ana kucağından çıkardım ve yüzü bana dönecek bir biçimde kucağıma yan oturttum. Tatlı kaşığına muhallebiden küçük küçük alarak Asaf'a yedirmeye başladım. Şükür ki Asaf bu konuda beni zorlamıyordu. Ağzına her uzattığımda bana bakıp gülerek ağzını açıyordu. Böyle böyle küçük bir kase muhallebiyi bitirdik. Görünüşe göre muhallebiyi sevmişti. Asaf'ı tutarak havaya kaldırdım.
"Benim yakışıklım mamasını bitirmiş mi ya?! Seni yerim ama ben. Bak bu kadar tatlı olma."
Asaf'ı yüzüme yaklaştırıp yüzünün her yerini öpmeye başladım. Asaf ise kıkırdıyordu. O sırada Agah yüzünde ki muzip gülümsemeyle mutfağa girdi.
"Annesi biraz da babasını yerse memnun olurum."
Asaf'ı ana kucağına yerleştirip Agah'a döndüm.
"Babasıda hak ederse neden olmasın?"
Ağzımdan çıkan cümleyle yanaklarım ısınmaya başladı. Hızlıca arkamı döndüm ve bakliyat dolabına yöneldim. Bakliyat dolabından tarhanayı bulup çıkardım. Kaseye biraz tarhana ve ılık su koyup kaseyi tezgahın kenarına koydum. Utançtan elim ayağım birbirine girmişti resmen.
O an belime dolanan bir çift kol ve sırtıma yaslanan sert bir göğsü hissettim. Kulağıma vuran nefesiyle huylansamda kendimi sabit durmak için zorladım.
"Demek hak etmem gerekiyor."
Dudakları boynumda gezmeye başladı. Başımı arkamdaki sert göğüse yasladım. Boynumda ki ince deriyi dudakları arasına alarak emmeye başladı. Ağzımdan küçük bir inleme firar etti.
"Imh Agah."
Ağzımdan çıkan inlemeyle karışık ismini duymasıyla dudaklarının hareketi sertleşti.
"Ah! Agah dur."
Ellerinden birini vücuduma sürterek kalçama götürdü. Kalçamı yoğurur gibi sıkmaya başlamasıyla inlemelerim yükseldi.
"Ah!"
Tam o sırada Asaf'ın çığlığıyla kendime geldim. Agah kalçamı yoğurmayı bıraktı. Ancak eli hala kalçamda duruyordu. Dudakları hemen ardından ince derimi bıraktı. Boğuk sesiyle konuştu.
"Yeterince hak edebildim mi?"
Cılız bir sesle mırıldandım.
"Hı hı."
Agah son kez boynumu öptü ve mutfaktan çıktı. Hemen ardından merdivenlerden çıktığını duydum.
Ateşini söndürmeye gitmiştir. Adam yaniyür yaniyür
O ateş kolay kolay söner mi ki?
Utançla gözlerimi yumdum. Asaf'ın tekrar çığlık atmasıyla gözlerimi açtım. Ellerini tuttum. Aklımın başıma gelmesiyle kafamı duvarlara vurmak istedim.
Allah bizi kahretmesin ya! Küçücük bebeğin yanında neler yaptık. Çocuğun psikolojisini bozacaktık resmen. Sinirle kaşlarımı çattım. Hep Agah yüzündendi. Çocuğun yanında gelip neler yapmıştı.
Seninde pek itirazın yoktu ama?
Kafamı iki yana sallayarak aklımda ki düşünceleri kovmaya çalıştım.
"Bebeğim, çok mu yaramaz senin bu baban?"
Asaf kendince mırıldandı.
"Evet yakışıklım. Baba çok yaramaz."
"Demek şimdide beni oğluma kötülüyorsun ha?"
Kaşlarımı çatarak arkamı döndüm. Agah ıslak saçlarıyla ve sadece altında ki gri eşofmanıyla kollarını çıplak göğsünde kavuşturarak kapıya yaslanmıştı. Gözüm çıplak gövdesine kaydı. Kasları ortadaydı ve kollarını göğsünde kavuşturduğu için kol kasları daha da belirginleşmişti. Zor da olsa gözlerimi vücudundan ayırdım. Sinirli bir sesle konuştum.
"Sen sus Agah! Hem suçlusun hem güçlü."
Neyden bahsettiğimin farkında olarak sırıttı. Masada ki sandalyelerden birini çekerek oturdu. Ardından elini ağzına götürerek dudaklarına fermuar çekiyormuş gibi yaptı. Gözlrimi devirerek arkamı döndüm. Dolaptan bir tavuk çıkardım.......
Fırın poşetine koyduğum tavuk ve patatesleri fırın tepsisine koydum ve fırına verdim. Fırını gerekli ayarlarda çalıştırdım. Asaf'ın gülerek çırptığı ellerini tuttum ve öptüm.
"Aferin benim yakışıklıma ya! Nasılda akıllı."
"Aynı ilgiyi babasıda bekliyor."
Kollarımı Asaf'a dolayarak arkamı döndüm.
"Babası beklemeye devam etsin o zaman."
"Bu üzdü işte."
Yüzünde ki sırıtma olmasa belki gerçektende üzüldüğünü düşünebilirdim. Asaf'ı ana kucağından çıkardım ve Agah'a yaklaştım.
"Şimdii. Siz biraz baba oğul takılın bakalım. Bende o sırada çorbayı yapayım ve sofrayı hazırlayayım."
Agah oturduğu sandalyeden kalktı. Asaf'ı kucağına alarak yüz hizasında tuttu.
"Duydun karımı aslanım. Bir süre benimlesin."
Asaf kollarını bana doğru kaldırarak tekrardan kucağıma gelmek istediğini belli ederken Agah onun bu isteğini önemsemeyerek arkasını döndü ve mutfaktan çıktı. Ancak içeri giderken söylendiğini duydum. Agah'ın bu hallerine kıkırdayarak ocağa yöneldim.
Bir saat sonra çorba ve salata hazırdı. Masayı da hazırlamıştım. Tavuk ve patatesleri fırın poşetinden çıkararak büyük bir servis tabağına koydum. Salata tabağını ve büyük servis tabağını masanın ortasına koydum. Çorbaları doldurdum ve kaseleri de masaya koydum. Herşey hazır olunca içeriye gittim. Gözüme çarpan ilk şey baba oğulun beraber belgesel izledikleri oldu. Asaf uslu bir şekilde başını babasının geniş göğsüne yaslamış dikkatle televizyonda ki renkleri ve hareketleri takip etmeye çalışıyordu. Agah'ta aynı oğlu gibi dikkatle televizyona odaklanmıştı.
"Hadi bakalım yemek hazır"
Şey gibiydik...
Aile
Agah'a ilerledim ve Asaf'ı kucağıma aldım.
"Yakışıklım. Özledin mi beni?"
Asaf çığlık atarak güldü ve ellerini yanaklarıma koyarak kendince bir şeyler mırıldanmaya başladı.
"İki günde ne ara seni bu kadar sevdi anlayamıyorum."
"Neden? Sevilmeyecek bir insan mıyım?"
Kafamı yana eğerek gözlerimi kırpıştırdım. Gözlerini yüzümde dolaştırdı.
"Asla. Sen bu dünyadaki sevilmeyecek son insan bile olamazsın. Neyse ki sadece benim karımsın."
Gözlerine bakakaldım. Tek kelimeyle mest olmuştum. Agah...
Gerçekten böylesine değerli hissettiren bir insan olabilir miydi?
Kendimi ilk defa gerçekten değerli hissediyordum.
Tebessüm ettim. Aramızda ki iki adımlık mesafeyi kapattım ve parmak uçlarımda yükselerek dudaklarına minik bir öpücük kondurdum. Ardından hemen arkamı döndüm ve hızlı adımlarla mutfağa gittim. Mutfağa girdiğimde Agah'ın da sırıtarak arkamdan geldiğini gördüm. Tutamadığım derin bir gülümseme yüzümü tekrardan esir aldı. Kucağımda ki Asaf'ın yanağını öptüm.
"Yakışıklım. Sen gözlerini kapat tamam mı? Görme bunları."
Asaf çığlık atarak güldü. Onun gülüşüyle bende kıkırdadım. Agah sandalyelerden birine oturduğunda bende hemen yanına oturdum.
"Yarın sizi dışarı çıkaracağım. Beraber gezip vakit geçirelim."
"Güzel olur. Hem Asaf'ın birkaç eksiği var."
Agah kafasını sallayarak onayladı. Asaf için koyduğum küçük kasede ki çorbayı önüme çektim. Çorbanın içine ekmek doğradım küçük küçük. Tatlı kaşığıyla karıştırırken ekmekleri iyice parçalayıp Asaf'ın yiyebileceği bir hale getirdim. O sırada son bir iki saattir aklımı kurcalayan soru ağzımdan çıkıverdi.
"Asaf beni üvey anne olarak mı bilecek?"
&&&
VE SON...
Öncelikle herkesten özür dilerim. Söz verdiğim halde bölümleri vaktinde atamadım. Gerçekten üzgünüm. Bu tamamen elimde olmayan sebeplerden ötürü gerçekleşti. Atmam gereken üç bölümün kalan iki bölümünü geçte olsa okuyabildiniz.
Umarım bölümü beğenmişsinizdir.
Agah?
Meyra?
Asaf?
Aralarında ki çekim pekii???
Ortalık alev aldı alev!
Bölüm hakkında ki düşüncelerinizi yorumlara yazmayı ve yıldıza dokunmayı unutmayınız...
Kendinize iyi bakın >
