"Seyran ya alt tarafı iki merdiven ineceksin. Ne üşengeç oldun, yakışıyor mu sana?" Ferit, Seyran'ın kahvaltıdan sonraki tatlı uykusu Ferit yüzünden bölünmüştü. "Of Ferit, tamam. Bekle iniyorum." Ferit güldü. "Tamam karıcığımm. Bekliyorum." dedi ve sırıtarak telefonu kapattı. Seyran ayılmak için beş dakika kendisine zaman verdi. Tekrar uykuya dalacağı zaman kalıp banyoya yürüdü. Saçını tarayıp hafif makyaj yapıp aşağıya doğru indi hızlıca. Bahçeye indiğinde karşısında asla kırmızı iki bisiklet görmeyi beklemiyordu.
Seyran karşısındaki iki bisiklete baktı şaşkınca. İki kırmızı bisiklet. Bir tanesinin ön sepetinde kırmızı güller, renkli zambaklar ve bir de papatyalar doluydu.
Ferit güneş gözlüklerini takmış, dirseğini bisiklete yaslamış Seyran’ı izliyordu. “Ferit? Bunlar ne?”
“Bisiklet.” diye yanıtladı Ferit. Abidin ile Suna kenarda ellerini önde birleştirmiş Ferit’in muhteşem(!) esprisine alttan alttan gülüyorlardı. Seyran gözlerini devirdi. “Onu biz de görüyoruz Feritciğim.” dedi ve ön sepetinde güller ve zambaklarla dolup taşan bisiklete yanaştı. “Nereden esti aklına bunlar?” Ferit Suna’ya baktı. Suna gülümsedi. Abidin, Suna’nın omzuna kolunu attı.
“İstanbul sokaklarını bisikletle dolaşırız diye düşünmüştüm. Beğenmediysen- ” Seyran sözünü kesti. “Deli misin, bayıldım! Çok güzel düşünmüşsün, çok teşekkür ederim.” dedi ve sevdiği adama sarıldı. “Seyran Korhan bize küçük İstanbul turu yaptırır diye umuyorum.” Seyran kaşlarını kaldırdı.
“Bisikletle mi?” Ferit başını salladı.
“Niye arabayla gitmiyoruz?” derken Ferit çoktan kendi bisikletine geçmişti. Seyran önce ön sepetteki çiçeklere eğilerek çiçeklerin kokusunu içine çekti. Ferit gülerek onu izliyordu. Çardakta oturan Abidin ile Suna’ya bakıp göz kırptı.
“Unutmamışsın.” dedi Seyran gözlerini kısarak.
“Hiç unutur muyum?” dedi Ferit aynı şekilde. İkisi de yalıdan çıkarken kahkahaları bahçeyi dolduruyordu.
Tüm her şeyi pencereden görmüştü İfakat. Kahvaltı için aşağıya inerken odasından tüm güler yüz ve neşesiyle çıkan Gülgün’ü gördü. “Sana da günaydın İfakat.” dedi. İfakat ifadesizce yanından geçip giderken Gülgün yüzünü buruşturmakla yetindi. Kapıyı kapatıp merdivenlerden inerken konuşmaya başladı.
Yine çok neşelisin bakıyorum. Bildiğimiz İfakat gibi uyanmışsın yine. Tersinden de kalkmışsın her zamanki gibi.” İfakat durup Gülgüne baktı. “Sendeki bu mutluluk da bana fazla geliyor Gülgün. Ne gerek var anlamıyorum. Niye bu kadar mutlusun?” Gülgün kaşlarını kaldırdı. “Neden mutlu olmayacakmışım? Oğlum ve gelinim herkese rağmen yine beraberler. Her şey yolunda. Siz anca mutsuzlukla beslenin, yazık. Nerede o doğum günündeki İfakat?”
Kahvaltı masasına geçildiğinde Seyran ve Ferit hariç herkes yerli yerindeydi. “Suna, Seyran nerede?” dedi Kazım.
“Evde değil baba.” Kazım kaşlarını “Ne demek evde değil?” çattı. Kazım telefonundan Seyranı aradı. Telefon meşguldü. Ne oldu, Kazım? Açmadı mı?” dedi Esme endişeli bir şekilde. “Kazım Bey, sakin olur musunuz? Seyran’la Ferit dışarıya çıktılar. Endişe edilecek bir şey yok.” dedi Abidin.
-Ferit&Seyran’dan-
Ferit ve Seyran, bisikletleriyle sahile gelmiş, kahvaltılarını bir restoranda yapmışlardı bile. 1 saat olmuştu ve onlar hala dışarıdaydı. Seyran’ın üzerindeki beyaz uzun elbisesi, açık saçları ve güler yüzüyle adeta masaldan fırlamış bir prenses gibiydi. Ferit böyle düşünüyordu.
“Ben daha önce hiç bisiklete binmedim.” diyerek bir itirafta bulundu Seyran.
flashback
“Afiyet olsun.” Ferit, Suna’yı yalının arka bahçesine çıkan balkonunda kahve içerken görünce yanına gelmişti. “Teşekkürler.” Kendi kahvesinden bir yudum aldı Ferit. “Seyran nerede?”
“Arkadaşlarıyla buluştu.” Suna başını sallayıp salıncağa oturdu. Suna Ferite baktı birkaç saniye. Söyleyeceklerini kafasında toparladı. “Ferit, Seyran annemlerden çok rahatsız.” Ferit bildiğini belli edercesine kafasını eğip nefes verdi. Suna devam etti;
“Onu mutlu etmek istiyorsan buradan uzaklaştır. Dışarı çıkın, gezin, dolaşın. Seyran seninle yeni yerler görmek, gezmek, dolaşmak istiyor, Ferit.”
Ferit sessize Suna’yı dinliyordu. Kahvesinden bir yudum alıp havaya bakarak kaşlarını çattı Suna. Düşündü. “Ne bileyim, bisiklet sürün.” dedi elinde kahve bardağı olan elini yana doğru açıp kaşlarını kaldırarak.
“Bisiklet?” Suna kafasını salladı. Tam o sırada Abidin elinde kahve bardağıyla gelip sohbete dahil olmak istedi. “Evet evet, bisiklet. Hem, Seyran hiç bisiklet sürmedi. Ona da sen öğretirsin.” Ferit gülümseyerek arkasına yaslandı ve kahvesini yudumladı…
fb sonu*
“Her şeyin bir ilki vardır.” Ferit’in yüzünde küçümseme bakışları aradı Seyran. Sesinde kendisiyle dalga geçip geçmediğini anlamaya çalıştı. Ama hayır. Ferit aksine gülümsüyordu. “Biraz geç bir ilk oldu benim için. Keşke ben de yaşıtlarımla aynı yaşta öğrenseydim bisiklete binmeyi.” Ferit Seyran’ın bu düşüncelerde boğulmasını istemedi. “Ne olmuş yani şimdi öğrendiysen? Öğrenmenin yaşı yok demişler Seyro.” dedi Ferit Seyran’ı keşkelerde boğulmasını istemedi.
“Ne olmuş yani şimdi öğrendiysen? Öğrenmenin yaşı yok demişler Seyro.” dedi Ferit Seyran’ı keşkelerden kurtarmaya çalışarak. “Bak nasıl güzel sürüyorsun işte. Aslan karım.” Ferit öndeki sepetin içindeki çantadan iki tane fotoğraf makinesi çıkardı. Birini Seyran’a verdi.
“Bu ne Ferit?”
“Fotoğraf makinesi işte Seyran.” Seyran gülerek göz devirdi. “Onu ben de görüyorum Feritciğim. Nereden çıktı şimdi bu onu diyorum?” Ferit bisikletinden indi. “İleride bakıp bakıp bu anları hatırlatacağımız anılarımız olsun istiyorum.” dediğinde Seyran gülümsedi. “E hadi o zaman. Yolculuğumuz başlasın.”
Saatler sonra…
İstanbul turu yapılmış, müzeler gezilmiş ve Seyran’ın daha önce hiç yapmadığı, hep hayal kurmakla yetindiği şeyleri yapmışlardı. Seyran bunu yalnızca tek başına değil, yoldaşıyla, canından çok sevdiği eşiyle yapmıştı.
Şimdi işte denize sıfır olan bir kafeye gelmişlerdi. Rüzgar saçlarımı uçuşturuyor, elindeki kahve kokusu ve masadaki çiçeklerin kokusu burnuna doluyordu. Sağ elini çenesine koymuş, düşünüyordu. Hayat ona hep istemediği bir hayat sunmuştu. Görmek istemeyeceği, duymak istemeyeceği şeyler yaşamıştı. Her zaman tetikteydi kalbi. Her an bir şey olacakmış gibi hissettiriyordu ona. Yaşadığı uzun süreli mutluluk sonrasında bir şeylerin bozulmaması için dua ediyordu. Ve şuna inanıyordu Seyran; Ferit, Allah’ın ona gönderdiği bir mutluluktu. Mucize gibiydi. Ferit’ten sonra tüm dünyası değişmiş, dünyası Ferit olmuştu.
Karşı koltuğa Ferit oturduktan birkaç saniye sonra o tarafa dönmüştü. “Ne yapıyorsun?” diye sordu gülerek. Ferit gülerek elindeki makinesine bakıyordu. “Manzaramı çekiyordum da.” dedi ve Fotoğrafı Seyran’a gösterdi. Seyran kaşlarını kaldırdı. “Oo, başarılı.” dedi. Ferit güldü.
“Pardon, ben sokak fotoğrafçısıyım da. Bir fotoğrafınızı çekebilir miyim?” derken Ferit elindeki kamerayla Seyran’ı çekerken gülüşünü yakalamaya çalışıyordu. Birkaç fotoğraf çekip birkaç saniyelik de video çekti. “Bir de ikimiz çekilelim.” dedi ve yanına oturup birkaç fotoğraf çekip bir
video daha çekti Ferit.
Masadan kalkıp eve geçtiklerinde herkes odasındaydı. Kimsenin sorgusu, türlü türlü bitmek bilemeyen soru yağmurlarına tutulmadan yukarıya çıkmışlardı.
Seyran üzerini değiştirip yatağa uzanınca yorulduğunu farketmişti. Yanında Ferit olunca yorulduğunu bile anlamıyordu. Yeni yemekler, müzeler, içecekler, yeni yerler keşfetmiş ve denemişti. Ama en önemlisi bunu sevdiği adamla yapmasıydı. Ferit her daim yanında olduğu için şükretti. O da her zaman onun yanında olacaktı.