İçeriğe geç

PUSULA

Bölüm 1 · 8 dk okuma

PUSULA

Bölüm 1

Ay Işığı

"Aşk, yeni bir günün ilk ışığı gibi; umut dolu ve sonsuz olanaklarla doludur."

- Unknown

Gecenin sisli örtüsü, İstanbul'un dar sokaklarını sarmıştı. Ay ışığı, bulutların ardına gizlenmiş, şehri karanlıkla kaplamıştı. Ancak bu gece, şehrin sessizliği beklenmedik bir karşılaşmayla kesilecekti.

Kuzey, kasvetli İstanbul sokaklarında sessizce ilerliyordu. Düşünceleri karanlık gibi yoğun ve karmaşıktı. Bir yanı onu sürekli kaçmaya, bir başka yanı ise geri dönüp yüzleşmeye çağırıyordu. Ne yapacağını bilmiyordu. Adalet onun için herşey demekti. Ama sevdikleri için de her şeyini verirdi.

Gördüklerini sineye çekmeyi düşündü ama o kadar vicdansız değildi. Ne sevgisi vicdanından ağır basıyordu ne de adaleti. ikisini aynı anda yapamayacağınıda biliyordu. Biraz düşünmeye ihtiyacı vardı.

Anlık bir kararla telefonu çıkarttı ve polisi aramaya karar verdi fakat ne polisi arayabildi ne de yürüyebildi. Vicdan ve sevgi hiç bir araya gelmemesi gereken iki şeydi. Ama gelmişti işte o ise hayanının en zor seçimini yapacaktı. Kendince doğru olanı yaptı.

...

8 ay önce

Evet sayın izleyicilerimiz bugün ki konuğumuz Karahan holdingin yeni varisi Kuzey Karahan. "Hoşgeldiniz kuzey bey dilerseniz soru cevap ile başlayalım." Dedi Simay.

Kuzey her zaman ki gibi yine beyaz gömlek giymiş kollarını kıvırmıştı. Bu onu daha dikkat çekici kılıyordu. Siyah kot pantolon ve gümüş saatiyle bütün gözler onun üstündeydi. Her zaman ki gibi vurdum duymaz rahatına düşkün ve fazla dikkat çekiciydi. Kuzey erkeksi tok bir sesle "tabii ki nasıl dilerseniz." Dedi.

"Bildiğimiz kadarıyla babanız sağlık sorunları nedeniyle işi size devretti bu konu hakkın da ne düşünüyorsunuz ve kardeşiniz Altuğ Karahanlı'nın şirkette söz hakkı olacak mı bu konu hakkında açıklama yaparsanız çok seviniriz." Dedi Simay işinde çok iyi bir spikerdi. Çoğu zaman kendinden çok mesleğini ön planda tutardı asla iş ve aşkı karıştırmazdı fakat karşısında bu denli bir çocuk otururken de ona bakmamak haksızlık olurdu değil mi? Simay derin düşüncelere dalmaya başlamadan Kuzey konuşmaya başladı."Maalesef ki babamın sağılık sorunları ortaya çıktı bu süreç bizide yıprattı. Yoğun bir dönemdi. Babam en kısa sürede işe tekrar dönecektir. bundan hiç şüphem yok ve evet şimdilik yeni varis benim eee zaten babamın yokluğunu aratmıyorum diyebilirim. Altuğ'a gelirsek onun şirketle hiçbir alakası yok. Beni bilirsiniz bende sevmem iş hayatını ama birimiz yapmak zorundaydık bende bu işi üstlendim diyebiliriz." Simay dikkatle Kuzeyi izliyordu ki 'kestik' diye bir ses yükseldi. "Simay odaklanır mısın artık" dedi Bahri hoca kameramınıydı buranın. Pek konuşmazdı az ve özden yanaydı. "Tamam Bahri abi baştan alalım" dedi. Kuzey ise Simay'a göz kırptı.

"Bahri abi çekimi yarın yapsak olur mu acil işim çıktı da." Bahri abi huysuzca ofladı. "Tamam öyleyse yarın devam ederiz ha bu arada Simay sen be..." diyecekti ki Kuzey lafı ağzına tıktı. "Evet Simay benimle gelsin Bahri abi işimiz var." Dedi sakin bir sesle Bahri ise arkasına bakmadan odadan çıktı.

"Ne işimiz var Kuzey Bey." dedi Simay merakla. "Bişey olduğu yok ya işten kaytar diye demiştim neyse ben çıkıyorum." Dedi ve o göz alıcı gülümsemesi belirdi dudaklarında. Simayında istemsizce dudakları kıvrıldı. Kuzey ise hızlı adımlarla odadan çıktı.

🤍

Hava oldukça aydınlıktı. Güneş her zaman bu kadar güzel parlamazdı. Kulaklığımı taktım ve seri adımlarla yürümeye başladım. Yürüyüş için oldukça uygun bir gündü. Köpeğim Mabel şimdiden huysuzluk etmeye başlamıştı bile. Sanırım yanıma almakta büyük bir hata yapmıştım. Üstüme beyaz bir tişört. Altıma ise siyah tayt giymiştim. Bunlarla ofise gidemeyeceğim için tekrar eve gidip üstümü değiştirmek zorundaydım. Hem o sayede Mabeli eve bırakmış olcaktım. Ofise kedi köpek kısacası hayvan getirmek yasaktı. Hala anlayabilmiş değildim. Hatta aşık olmak bile yasaktı. En azından evini tasarladığımız kişilerle diyebilirim.

Telefonum çalınca duraksadım. Arayan kişi Simaydı pek de şaşırmamıştım. Simaydan başka arayanım pek yoktu. Daha fazla oyalanmadan telefonu açtım. "Ne var yine simay" dedim bıkkın bir sesle. "Telefon öyle mi açılır salak bir öğretemedim sana kaç yıl oldu." Diye sitem etti. Bu kız gerçekten beni delirtecekti. "Efendim canım arkadaşım ne diyecektin öğrenebilir miyim bir mahzuru yoksa." Diye tatlı tatlı konuştum. Başka türlü anlaşamıyorduk çünkü. "Ha şöyle yola geliyorsun sonunda." Deyince istemsizce kıkırdadım. "Şey diyecektim hani şu yarın evine gideceğin adam var ya" dedi neşeyle sanırım Kuzey Karahan denen adamdan bahsediyordu çünkü yarın ki işim oydu. Yanlış hatırlamıyorsam iki gün öncesinde beni aramıştı. İç mimardım. Göründüğünün aksine zor bir işti ama işimi seviyordum küçüklük hayaliydi benim ki her zorluğuyla seviyordum işimi. Simayı onaylamak için hıhı der gibi bir mırıltı çıkardım. "Varya adam olay Beren benim bile dibim düştü öyle bişey düşün" deyince sanki beni görebilecekmiş gibi göz devirdim. "Ne yapayım yani adam iyiyse bana ne" dedim. Kuzey Karahan bildiğim kadarıyla şu ünlü iş adamı Serkan Karahanın oğluydu. Nerden bildiğimi bilmiyorum ama sanırım nişanlısından daha yeni ayrılmıştı. Bunları düşünmeye devam ederken Simayın konuşması düşüncelerimden kurtardı beni. "Nasıl ne yapayım kızım adam diyorum çok iyi diyorum afet gibi bişey ve yarın onunla geçirceksin tüm gününü bugün programı onunla yaptık bir karizması var bir görsen" eee ne yapabilirdim Allah aşkına bazen bu kız hiç çekilesi olmuyordu aksine boğmak istiyordum. "Tamam Simaycım şimdi kapatıyorum ben işim var akşam evde konuşuruz öptüm"dedim ve konuşmasına izin vermeden telefonu yüzüne kapattım eğer bu konu hakkında en ufak bir yorum yaparsam konuşmanın çok faklı yerlere gideceğine adım kadar emindim. Konuyu farklı yerlere çekerdi malum Simayın tek derdi ben ve aşk hayatımdı. Aşk hayatıda denirse tabii. Şu ana kadar kimseye ne aşık olmuştum ne de hoşlanmıştım. Doğamda yoktu birine ilgi duymak. Sevemiyorum kimseyi sevgi nedir onunu bile bilmiyordum. Kimse öğretmemişti bana sevgiyi sevmeyi sanılanın aksine prensesler gibi büyütülmemiştim ben. Annem hiç saçımı örmemişti. Babam hiç canım kızım deyip saçımı okşamamıştı. Kimse düştünce canın acıyor mu diye sormamıştı. Kimse sırtımı sıvazlamamıştı. Hatta düşünce hayat bir tekmede ben atayım şu kıza derdi ve bir darbede o atardı bana. Kardeşim olmadı oyunlar oynayabileceğim. Tıpkı anne ve babamın olmadığı gibi ben o kışın soğuğunda bir evin kapısına bırakınlan bir bebektim annesi sokağa atmış babası bir kez bile kızını merak edip aramamış bir bebek. O gün tanıştım Simayla henüz 30 günlüktüm o evin kapısına bırakıldığımda. Hiç anne ve babamı arama arayışına da girmemiştim bu zamana kadar. Beni sevmeyeni ben hiç sevmezdim. Belki zorunda kalmıştı annem beni bırakmaya belki zorlamıştı biri onu ama ben hep annemden nefret ettim onu hiç aramaya bulmaya çalışmadım. Hem nasıl bulabilirdim ki adını bile bilmiyordum. Bencillikti belkide hiç aramamış olmam. Korktum çok korktum annemin beni çöp gibi atmış olma ihtimalinden bilerek bırakmış olma ihtimalinden hep çok korktum. Kendimle çelişiyordum belkide. Bir seviyordum bir nefret ediyordum. Sevgi ve nefret. İnsan bu iki duyguyu nasıl aynı kişiye besleyebilirdi ki nasıl insan sevdiği birinden nefret ederdi. Ben etmiştim işte ondan ölümüne nefrette etmiştim bunca yıl ama özlemini de çekmiştim.kısacası kimsesiz bir çocuktum Simay iste kimsesizliğimin içinde kimsem olmuştu. O varken kimseye ihtiyacım yoktu. Biri ona bişey mi dedi vatanımı savunur gibi savunurdum onu. her şeyimdi o benim belki birine bu denli bağlanmak yanlıştı ama varsın yoksun en büyük yanlışım birine bağlanmak olsun diyerek kendimi bu sonu olmayan kara deliğe benzettiğim geçmişimden kurtardım. İçine çektikçe çekiyordu. Düşündükçe düşündürüyordu sonu yoktu. Kendi hayatımı hep kara deliğe benzetmişimdir. Daha fazla oyalanmadan eve doğru seri adımlarla yürümeye başladım. Mabel her arabanın önüne atlamasa işim daha kolay olacaktı. Yaklaşık yarım saat içinde evdeydim oyalanmadan giyinmeye başladım gri pileli etek bordo body ve eteğimle uyumlu bir ceket aldım üstüme. Mabelin mamasını ve suyunu koydum. "Bunuda hallettik" dedim kendi kendime şu iç ses denen şey falan yoktu bende sıradan bir kızdım kendi iç sesimle konuşacak kadar delirmemiştim henüz. Ee arada bi kendi kendime konuşmamı saymazsak onuda sorun etmiyordum. Bordo baget çantamı ve bordo topuklu botlarımı giyip evden çıktım. Kulaklığımı taktım ve şarkı açtım. Nedensiz bir neşe vardı içimde şarkıyı mırıldanmaya başladım.

"Birileri anlatsın bana aşk daha neler ister

Sevilmeden bitecek mi bu rüya

Bu adam seni ister

Birileri anlatsın bana aşk daha neler ister

Sevilmeden yitecek mi bu beden

Bomboştu gözlerin kendimi göremedim

Sözlerin hep karamsar geleceği göremedim

Sevgilim derken ürkek ve isteksizsin

Aslında tek sorun kalbindeki ben miyim

Hayatın içinde bir aşk buldum"

"Hay ben bu işin a-" küfür etmek yok sakin nefes al ver diye geçirdim içimden. "Ya bir insan en fazla iki dakika mı mutlu olabilir ya her şey de beni bulur zaten." Arabamın üstünde kırmızı çizikler vardı hem arabamı daha yeni almıştım. "Siyah ve kırmızı ne uyumlu ama" sinir krizi geçirmeme ramak kalmıştı. "Olum çarpıyorsun bari kaçma adam mısın lan sen vicdansız herif" diye bağırdım umarım kimse duymamıştır. "Bulacağım lan seni cehennemin dibinede gitsen bulacağım yer yarılsa içine de girsen üstüne birde ben basacağım salak" normalde hanım hanımcık bir kız olduğum söylenemezdi ama bu kadarda hırçın değildim. Ee tabii bazen abartı tepkiler verdiğim falan olmuyor değildi. Sakin kalmaya çalıştım arabaya bindim. Yaklaşık on dakika içinde ofisin önündeydim. Seri adımlarla ofisin içine girdim çantamı ve ceketimi askılığa astım ve masama oturdum yarın ki işime biraz göz attım bütün evin tasarımını yapacaktım. Buna ev demeyede bin şahit isterdi krokisi vardı sadece elimde ama bu denli büyük bir evi dizayn etmek oldukça zaman alacak gibi görünüyordu. 8 saatlik bir çalışmanın sonunda hava kararmıştı ve ben anca işlerimi bitirebilmiştim. Ofisten çıktım ve arabama doğru yürüdüm. Hava ılık esiyordu saçlarımı hafif geriye itiyordu rüzgar. Ay ışığı vardı gökyüzünde. Dolunay vardı etrafı aydınlatan normalde dikkat etmezdim ne aya nede gökyüzüne her gün aynıydı işte. Sabah parlak güneş. Gece ise karanlık bulutlar ve geceyi aydınlatan ay ışığı. Ama bu gece farklıydı her şey sanki yarın her şey çok güzel olacak gibi hayatımın dönüm noktası olacak gibi temizdi hava. Derin bir nefes aldım. Hayatımın dönüm noktası olur muydu bilmem ama iyi şeyler olacağı kesindi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.