İçeriğe geç

PUSULA

Bölüm 46 · 11 dk okuma

PUSULA

Bölüm 46

4.3: “Aşk ve Gurur”

Lale Hanım, sadece park sensörü uyarısının ötüp durduğu arabanın içindeki ağır havaya anlam vermeye çalışıyordu. Reva'nın Ercan'ı neden kovduğunu sormaya çekinmişti, birkaç gündür ondaki bu sessizliği ve düşünceli hali görmezden gelmek imkansızdı. Akşam yemeklerinde bile ağzından tek kelime çıkmıyordu. Elvin Hanım'ın kahve davetine geldikleri için yalının demir giriş kapısından içeri yönelen araba çiçekleri sulayan Rüzgar'ın dikkatini çekerken, Reva'nın yerinde dikelmesiyle ona döndü Lale. -Reva." Kızın gözlerinin hedefi olduğunda, Kuzey'in eşi olan siyah küreler şefkatle kısıldı. "İyi misin? Neler oluyor?" Rüzgar, Reva'nın yeşillerini bulduğu anda öylece kalakalmıştı. Kızın gerçeği öğrendiğini saniyesinde anlarken, Reva'nın yeşilleri kurnazlıkla parıldadı. Rüzgar'ın bu işin içinde olduğunu tahmin etmeliydi. Kuzey'in kaybından sonra darmadağın olan benliğini zar zor uç uca tutturmuşken bu gerçekle yeniden tuzla buz olmuştu her şey. Öfkesinin ardında tuttuğu yasın acısı olsa da en geriden gelip yetişmeye çalışan duygu mutluluktu. Can parçalarından biri mutluydu Reva'nın. Kuzey'i hayattaydı. -Anneciğim hoşgeldin." Elvin'in yanağına kondurduğu öpücükle yeşillerini güç bela kadına çevirdi. "Lale siz de hoşgeldiniz." Lale'nin ellerinden tutup iki yanağına allıkla daha da canlandırdığı yanaklarını sürterek tokalaşırken, elindeki torbayı onun parmaklarına tutuşturdu Lale. -Tatlı alalım dedik." Aras bir anda yanlarında biterken kimse nereden geldiğini bile anlamamıştı onun. Hepsi irkilirken 32 diş gülümseyen Aras torbayı kapmıştı hemen. -Aa ne zahmet ettiniz. Ben Nesrin teyzeye vereyim de tabaklara koysun." Elvin şüpheyle gözlerini kıstığında dudaklarını yalamadan edemedi. "PROTİFEROL en sevdiğim-iz!" Hepsinin içinden bir ses o tatlının mutfağa giderken ufak bir dürtüleceğiydi ancak buna aldırmadan Laleyle birlikte arka bahçeye doğru yürüdü kadın. Rüzgar, daha vücudunu Reva'ya dönmeden dizinin arkasına yediği tekmeyle öne doğru savrulurken kız ikinci tekmeyi karnına geçirerek genç adamın elindeki suluktan fışkıran suyun eline sıçramasıyla parmaklarını silkeleyip yumruğunu ona geçireceği sırada hızla toparlanıp ayağa kalkmasına iyice sinirlendi. -Hızla toparlamana bakılırsa biliyordun." Cevap vermeden ellerini kaldırdığında kızın hırsla yaptığı hamleyi savurup gövdesini çevirerek boşa çıkardı onu Rüzgar. Tuna ise bu sırada Aras'ın villaya doğru getirdiği en sevdiği pastanenin torbasını görünce tam dürbünü bırakacakken gördüğü kargaşayla kıstığı elalarını yeniden dayadı merceklere merakla. -O ne ya?" Rüzgar'ın Reva'yı durdurmak için iki saniyeliğine kızın kollarını tutmasına kafa atma karşılığı alınca uzunca bir ıslık çaldı. "Tatlı mı kavga mı? Yoksa tatlı yerken izlenen kavga mı?" -Ağabey ne saçmalıyorsun sen? Ne yapıyorsun orada? Noluyo ya!" Tutku'nun tiz sesiyle anlık sıçrarken dik dik baktı kardeşine Tuna, yumruğunu Rüzgar'a art arda geçiren Reva'yı dürbünle izlemeye devam ederken kız ayakkabısının ucuyla durmaksızın dürttü ağabeyini. "Hii! Koş. Ya abiiiii sana diyorum şş!!!Koşup durdursana bir şey yapsana ya." -Ha oldu araya gireyim de Reva iki tane de bana patlatsın." Dürbünü çekip dik dik Tutku'ya baktı. "Biri uzak yakın bütün doğu dövüşlerine hakim diğeri acı hissetmiyor. Benim ne işim var orada kızım." Acar ikiliye müdahale etmeye gidince hızla döndü yeniden. "Ben bunun için fazla yakışıklıyım." Onlar böyle itişip didişirken, Reva Acar'ın geldiğini görünce tırnaklarını avucuna geçirecek kadar sıktı yumruklarını kendini tutmak için. -Kuzey isteyerek yapmadı bunu." Dedi Rüzgar dişleri arasından, kızın ilgisini yeniden kendine çekerken. "Dün gece onu durdurmasaydım kendini öldürtecekti." -Ben de ölüyordum ya Rüzgar." Sert bir tavırla söylediği sözlerin altındaki kırgınlık öyle hissedilirdi ki gözlerini kaçırdı aynı kandan olmayan ama canından çok sevdiği erkek kardeşi. Rüzgar, onun ne kadar acı çektiğini görmemiş miydi? Kuzey'in öldüğünü zannettiğinde gözlerini terk eden o parıltıyı fark etmemiş miydi? "Sen beni çekip aldın ya o uçurumdan." -Reva, o da ölecekti. Dayanamadı. Eğer kendini bu kadar erken ifşa eders..." Acar'ın yanlarına varmasıyla ikisi de aniden sessizleşirken, meraklı elalar önce bakışlarını gözleriyle aynı renk çimlere çeviren kızını, sonra dudağı kanayan Rüzgar'ı buldu. -N'oluyor size böyle? Neyin kavgası bu?" Reva, sesli bir nefes verince Rüzgar ensesini ovaladı rahat tavrıyla. -Hiç. Pratik yapıyorduk öyle." Yeşiller hırçınlaşarak kahvelere saplanırken kaşları çatıldı Acar'ın. -Yaa öyle, pratik yapıyorduk. Hayati noktalara vurmadım, bir şeyi olmaz." Arkasını dönüp topuklularını vura vura taş yola yürürken Acar oğlunun kanayan dudağına bakıp kızın arkasından gitti koşar adım. -Rev!" Deminki şüpheli bakışları yerini hızla şefkate bırakırken, Reva'nın ifadesi de yumuşayıvermişti hemen. "İçeri gelsene kızım özlettin iyice kendini." -Ben girmeyeyim şimdi hiç. Akşam yemeğe gelirim, hem Lale Hanım da burada zaten almaya döneceğim." Gözlerini ara ara kaçırarak sarf ettiği cümlelere karşın yüzünü avuçladı Acar. Reva gittikçe yanlarından uzaklaşan Rüzgar'a öyle nefretle bakıyordu ki, istemsizce kasılmıştı kolları. Keşke hiç kimse olmasaydı da onu güzelce benzetebilseydi. -Sen iyisin değil mi? Bi sıkıntı yok?" Rüzgar'a vurmasını bile sorgulamadan sadece bütün içtenliğiyle iyi olup olmadığını sorunca emin olduğu tek şey Acar'ın, Kuzey'in yaşadığından haberinin olmamasıydı. İçten içe şüphe etmesine bile utanırken başını salladı. İyice paranoya yapmıştı, kendisi hariç herkes gerçeği biliyormuş gibi davranıyordu. -İyiyim baba. Merak etme." Alnına bir öpücük kondururken megafondan gelen sesle ikisi de başını kaldırdı. -İLK RAUNDUN KAZANANI REVA!" Tuna'nın söylediğine ikisi de söylenerek gülmeden edememişti. *** Kapıyı açtığında yüzüne çarpan tatlı kokuyla kaşları havalandı. Yalıya dönmeden önce kıyafetlerini değiştirmek için eve uğramıştı ama Janset davetli olduklarını unutsa gerek yemek yapmış olsa gerekti. İçini doldurana kadar çekti çikolata kokusunu burnuna. -Aman yaaa tatlı mı ne bu!" Gözleri mutfaktan görünen gölgeye takılırken, yüzündeki tebessüm hızla solmuştu. Janset olamayacak kadar büyüktü bu gölge. Bozuntuya vermeden silahını çıkarırken, temkinli adımlarla gitti dev ceviz mutfak kapısına doğru. "Janseett! Müsait midir mutfak geleyim mi?" Aniden içeri girdiğinde silahını doğrulttuğu noktada görmeyi hiç beklemediği Kuzey'i görünce afalladı ancak silahı tutan parmakları gevşememişti. Havada yabancı olmayan bir sıcaklık vardı, ocakta kaynayan çikolatadan bağımsız. Evin aylardır unuttuğu bir dil yeniden konuşuluyordu. "Ne işin var senin burada?" Adam, ona aldırmadan çırpıcı teli lavaboya atarken ocağı kapatmış sıcak çikolatayı bardaklara paylaştırmıştı. Reva sinirle yanında belirirken, silahı şakağına yaslanmıştı. -Ne işin var burada kim aldı seni içeri?" Başını kendisine doğru çevirirken kaşına bastırılan silaha aldırmadan Reva'ya dikti gözlerini. O hırçın yeşillerin ve yüksek duvarların arkasındaki ruhu bildiğinden kızın bu hareketi onu incitmek bir yana gülümsemek istemesine neden oluyordu. Onu tahrik etmek istemedi, yoksa kovulması işten değildi. Sadece varlığının kıyısında da olsa durmak, kokusunu içine çekmek istiyordu. -Ercan." Sıcak çikolata doldurduğu bardaklardan birini Reva'ya uzatır uzatmaz bileğine vurduğu için kayıp düşen porselen bardak parçalanmadan önce kaynar içeceğin bir kısmı kızın koluna dökülürken kaşları hızla çatıldı Karayev'in. -Kovdum ben onu. Ne hadle alıyor seni içeri? NE SIFATLA?" Kolunu hızla arkasına çekince tam istediği gibi göz göze gelmişti onunla. "Öyle elini kolunu sallaya sallaya evime gireceksin, mutfağımda takılacaksın. Yok ya!" dedi kendi kendine söylenir gibi sesi hafif, alaycıydı. Cümlesinin sonuna eklediği kibirli gülüş, kalbinin savunma mekanizmasıydı. Çünkü kalbi, özlemini bastırmaya çalıştığını sezmişti ve Reva o hissi daha ortaya çıkmadan yerine tıkmak istiyordu. Kuzey, öylece karşısında duruyordu. Sanki hiç gitmemiş gibi. Sanki ölmemiş gibi. Sanki Reva'nın hayatında açtığı o kara boşluk hiç var olmamış gibi. Zaman bir anlığına dizlerinin altını çekti. Reva'nın içinden yükselen çığlık, boğazına kadar tırmandı ama orada takılı kaldı. Yutkunamadı. Boğazında biriken bütün kelimeler genzinden yuvarlanıp midesine çöktü sessizce. Bir adım attı ileri. Sonra durdu. Aralarındaki mesafe kısa değildi ama güvenliydi. Reva o mesafeyi özellikle koruduğunu fark etti. Yaklaşırsa, kontrolünü kaybedeceğini kendisi de çok iyi biliyordu. -Öyle değil." Kuzey'i bir iki kelime ederken duymak bile kalbini hızlandırmıştı. Kulaklarını dolduran o tok sesi yasının üzerine örtüğü toprağın üstünde kelebekler uçuşturuyor, tuhaf bir heyecan karnını ağrıtıyordu. "Başka çarem yoktu." Bu cümle, Reva'nın sabrına atılan kibritti. -Yalan," diye patladı aniden. "Her zaman bir çare vardır. Ama sen en kolay olanı seçtin. Beni arkanda bırakmayı!" Kuzey'in yüzü bir anlığına kararmış, sanki o cümleyle cesareti yeniden gömülmüştü. Aldırmadı Reva, çenesini kaldırıp nefretle devam etti sözlerine. "Ben seni toprağa verdim." dedi sesinin titremesini engellemek için kastığı çenesi Karayev'in dikkatini çekerken. "İnsan sevdiği birini nasıl gömer nasıl bu acıyla başa çıkar bunu öğrenmeye çalıştım her gün. Bu..bu yaptığın bana haksızlıktı!" Yüzü ona fazla yaklaşmıştı, her hareketi içindeki öfkeyi zemine çarpıyor perçemleri aldığı hızlı nefeslerle uçuşuyordu. Kuzey bir adım attı ona doğru. Reva hemen geri çekildi. Aralarındaki mesafe, iki kalp arasına gerilmiş dikenli tel gibiydi. -Sana dokunmayacağım." dedi Kuzey yeşillerde beliren panik canını yakarken. "Söz." Sonra yüzünü Reva'nın yüzüne yaklaştırdı." ekledi, fısıltıya yakın bir tonla. "Bakayım eline." Bu söyledikleri, mutfakta yankılanmadı kızın sesi aksine. Doğrudan Reva'nın yüzüne çarptı. Bileğini yavaşça Karayev'in avucuna bıraktığında Kuzey önce dökülen sıcak çikolatayı yavaşça silmiş sonrasında musluğu açarak iri avucuna doldurduğu suyu yavaşça kızın tenine sürtmüştü. Temizlenen cildindeki kızarıklığı görünce sıkıntılı bir nefes verdi. Aralarına mesafe koyarak mutfak dolabına yürürken Reva, alt dudağını ısırıp o haricinde, her yerde gezdirdi yeşillerini. Bu ufacık temas bile düğüm düğüm yapmıştı her hücresini, ensesindeki şeftali tüyler dikelirken, elindeki ilaçla yanına gelen adam işaret parmağına minicik sıktığı beyaz yarı akışkan kremi yavaşça kızarıklığa yayarken, işaret parmağı kızın nabzında oyalanırken, birbirilerine gittikçe yakınlaşmışlardı. -Özledim." Şimdi Kuzey'in ağzından duyduğu boğuk tek kelimelik cümle sahibini bulmuş bir bıçak gibi döndü ağır havada. -Bunu söyleme." dedi huysuz bir tavırla. "Buna hakkın yok." -Var." Sesi kararlıydı artık. "Çünkü her saniye seni düşündüm. Seni uzaktan izlemekten daha zor bir şey varsa, o da acını dindirememek." Dudaklarını araladığı anda bileğine sardığı parmaklarıyla tutup çekti kızı kendine. "Çok özledim." Reva başını eğdi iyice. Gözleri dolmuştu ama ağlamak istemiyordu. Ağlamak, hâlâ ona ait olduğunu çaresizce kabul etmekti. -Seni dinlemek istemiyorum. Söyleyeceğin hiçbir şey o anları geri getirmeyecek." Karayev'in sessizliğinden güç alıp devam etti. "Sana ölümde bile eşlik edeceğimi biliyordun sen." Kuzey başını sağa sola salladı inkar edercesine. -Bilmiyordum." Reva hızla kafasını kaldırdığında bunu tahrik etmek için söylemediğini anladı Kuzey'in. Yeşillerinde anlamsız bir karmaşa belirdi birden. "Ben hayatım boyunca sevilmedim." İtirafından akan gurur gözlerindeki perdeleri çekerken tüm dürüstlüğüyle devam etti. "Beni, kimsenin arkamdan gelecek kadar sevdiğini düşünmedim. Özür dilerim." -Bilsen yine de gider miydin?" Reva'nın sorusuna cevap vermeden önce alnını kızın alnına yasladı. Gözlerini çekmeden verdi cevabını. -Asla." Orada yalan söylediğine dair bir şeyler yakalamak istedi Reva. Ona kızgın kalmak, onu affetmekten daha kolay geliyordu. Yaşadığı duyguların ağırlığı öyle çökmüştü ki üstüne, Kuzey'in varlığı bile ruhunda yarattığı tahribatı düzeltir miydi bilmiyordu. Ama söyledikleri o kadar dokunmuştu ki ona dudağını ısırdı ağlamamak için gözlerini kapatırken. Göz kapaklarına dokunan dudaklarla kalkan elleri adamın gövdesine tutundu. "Asla gitmezdim." Önce sağ sonra sol gözüne konan tüy gibi öpücükler alnına, saç çizgisine ve en son kulağının altına kaydı. Bu anlayış, Reva'nın direncini daha da zorladı. Çünkü insan en çok anlaşıldığında çözülürdü. İçine diktiği o buzullar erirken, kendisini de şaşırtarak fısıldadı. -Gitme." Kuzey'e tutunan elleri adamın boynuna tırmanıp sıkıca kavrarken yeşilleri aniden siyahları hapsetti. "Gitme bu sefer." Reva'nın dudaklarından neredeyse habersizce dökülmüştü bu cümle. Ne bir rica gibiydi ne de bir yalvarış. Daha çok, içinden kopup gelen ve geri alınamayacak bir hükümdü sanki. Gözlerini kırpıştırdığında Kuzey hâlâ oradaydı; alnı onun alnına dayalı, nefesi aynı mesafede. Bir an için o da kıpırdayamamıştı, sanki bu anın gerçekliğini ölçüyor gibiydi. Neden sonra Reva'nın yüzünde, az önce bastırmaya çalıştığı o çatlağı gördü. Güçlü durmaya çalışan ama artık yorulmuş bir yüzdü bu. Kaldırdığı duvarlarda beliren ufacık ışık aralarında hissedilebilecek bir elektrik yaratırken "Reva..." dedi alçak bir sesle, emin olmak istiyordu. Buna ihtiyacı vardı. Ama Reva sözünü geri almadı. Gözleri dolu dolu, çenesi gergindi. Dudakları titremiyordu; bu, ağlamak üzere olan bir kadının değil, kırıklarını güç bela bir arada tutan kadınının haliydi. Geri adım atmadı bu sefer. Tam tersine, Kuzey'e biraz daha yaklaştı. -Bu sefer birlikte..." Kuzey'in elleri, sanki izin ister gibi Reva'nın omuzlarına yerleşti. Sıkmadı. Tutmadı. Ama oradan çekilmedi de. Reva o teması hissettiğinde göğsündeki ağırlık biraz daha çökmüş, nefesi kısalmıştı. Aylarca yokluğuna alışmaya çalıştığı adamın varlığı, şimdi bedenine yeniden sızıyordu. "Birlikte geleceğiz bunun üstesinden." -Birlikte." Dedi söz verircesine, başını hafifçe eğip dudakları Reva'nınkine değmeden önce duraksadığında. Aralarında kalan o son mesafe, ikisinin de sabrını sınayan bir çizgiydi. Nefesleri birbirinin dudaklarına çarparken kızın omuzlarını kavrayan elleri beline doğru kaydı. "Seni öpmeme izin ver." -Yoksa?" diye fısıldadı Reva, yeşiller açıkça ona meydan okurken. -Yanarız." Kuzey'in söylediğine gülümsemeden edemedi, kuruyan dudaklarını yavaşça yalarken kedi gibi sürtündü adama. -Öp beni Karay-" cümlesinin tamamlanmasına izin vermeyen Kuzey'in dudaklarıydı. Hareketlerinde acele yoktu, Reva vücudunu saran bir tutku dalgasıyla kendini ona iyice yasladığında Karayev kızı tezgahla arasına almış ellerini onun incecik beline sıkıca sarmıştı. Öpüşleri bir saldırı gibi değil, gecikmiş bir hatırlama gibiydi. Önce yavaş. Yoklayarak. Sanki birbirlerinin hâlâ orada olup olmadığını kontrol ediyorlarmış gibi temkinliydi. Sonra Reva'nın elleri Kuzey'in ezbere bildiği göğsüne gitti. Parmakları kumaşı buruştururken altındaki kasların tanıdık kasılmasını hissetti. Bu sahiplenici tutuş, bir arzu gösterisinden çok, dengede kalma çabasıydı. Kuzey'in dudakları dudaklarından ayrıldığında derin bir nefes aldı; kısa, düzensiz bir nefes. Ama Kuzey geri çekilmedi. Öpüşü Reva'nın dudaklarının kenarına, oradan yanağına, sonra tekrar dudaklarına döndü ağır ağır. Her öpücüğünde kızdan yükselen hafif inlemelerle kontrolü kaybetmemekte zorlanırken her temas, içinde saklanan özlemi açığa çıkarıyordu. Uzun süre bastırılmış özlemin sessiz ve yoğun taşması ikisini de dünyadan bağımsız bir boşluğun kucağına bırakmıştı sanki. Her şey öyle yavaştı ki Reva bu yoğunlukla gözlerini kapattı. Bu, kendini teslim etmek değildi. Bu, ona direnmemeyi seçmekti. Kuzey'in eli beline boynuna çıktığında Reva bir yay gibi gerilmiş ama geri çekilmemişti. Aksine, başını Kuzey'in çenesine yaslamıştı. Bir an için yüzünü adamın boynunda sakladı. Çünkü bu yakınlık, ona hasretinin yanında ne kadar kırıldığını da hatırlatmıştı istemsizce. Kuzey nasıl hissettğini duymuş gibi alnını onun saçlarına dayadı. -Buradayım," dedi tutkulu anlarının devamında gelen boğuk sesiyle. "Buradayım güzelim." Reva başını kaldırdığında orman yeşili gözleri Kuzey'in kuytu kahvelerini buldu. O bakışta hâlâ yorgunluk vardı. Hâlâ mahcubiyet. Ama kaçma isteği yoktu. Dudakları yeniden Kuzey'inkine gittiğinde bu kez daha kararlıydı. Öpüşleri derinleşti. Yavaşlığını koruyordu ama bu sefer tereddüt yoktu. Tırnaklarını adamın ensesine geçirdiğinde Karayev de boğazına sardığı elini hatırlatmak ister gibi oynatmış dudaklarını iyice birbirilerine kenetlemesine neden olmuştu. Geçmiş, kapının dışında kaldı. Gelecek, henüz hiç konuşulmamıştı. Sadece o an vardı. Ve iki insanın, birbirinden vazgeçmeyi beceremediğini kabullenişinin en güzel tablosuydu bu. Her zaman gururu seçtiği hayatlarında ikisi de ilk kez kavuşmayı, anı yaşamayı ve aşkı seçmişti. *** INSTAGRAM: tutkudevran Özlemişim bu çifti. Hem de deli gibi. ❤️ Kendinize çok ama çok iyi bakın. Her zaman ve en çok siz, Sevin,sevilin.❤️❤️❤️

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.