mavi çiçekli mayosu ile denize karşı limonata yudumlayan Melike, sırtına bırakılan sıcak kum taneleri ile irkildi. ağustos ayının kavurucu sıcaklarının yaşandığı bir Perşembe Gününde, alnından şıpır şıpır ter Mert, Uslu durmuyordu. kum tanelerinden önce de Melike'yi Deniz suyuyla ıslatmış, arkadaşlarına yaptığı tatsız şakalarla sahil birbirine katmıştı. renkli bir yaz olacağı benziyordu.
ailelerinden uzakta, yeni bir şeyler öğrenmek amacıyla geldikleri yaz okulunun ilk günlerinde birbirlerini tanımayan bu gençler, kısa sürede tanışıp kaynaşmıştı. Melike ve Mert, kardeş olmalarına rağmen çok farklı özelliklere sahiptiler. siyah ve Kıvırcık saçları olan Mert, insanlarla Hızlı ve kolay iletişim kurmayı severken Ondan biraz daha Asi olan Melike tek başına takılmayı seviyordu. Birbirlerini çok sevselerdi çok iyi anlaştıkları söylenemezdi. Melike nokta Yaz okuluna en başından beri gelmeyi istemeyenlerdendi. hayata karşı temkinli, riskleri sevmeyen ve kendi düşlediği dünyada kaybolmayı Seçen bir kişiliği vardı. Hayalperest, dalgın ve derslerinde başarısızdı. Mert ise tam tersine okulun en zeki ve cana yakın çocuklarından biriydi. dışarıdan bakılınca iki kardeşten çok, iki yabancı gibi görünüyorlardı.
gelmelerinin üzerinden yaklaşık 2 ay geçtiği bu yaz okulunda dersler son sürat ilerliyordu. ders aralarında sahile yüzmeye gidiyor, satranç oynuyor ya da saatlerce sohbet ediyorlardı Melike'nin Sadece biri yakın arkadaşı vardı, o da Melek idi. beline kadar uzanan sarı saçları ve mavi gözleriyle bir Barbie bebeğe benziyordu. herkes tarafından bu şekilde çağırılmayı o kadar alışmıştı ki bazen öğretmenleri bile bu lakabı kullanıyordu.
deli dolu, dizginlenemez Mert'in çok sayıda arkadaşı vardı. En yakınında bulunan, yediği içtiği ayrı gitmeyen kişi ise berk'ti. mütevazi olmayan, yakışıklı, Konuşkan ve ailesi oldukça varlıklı bir çocuktu. Bir de onlarla gezmek için can atan gözlüklü, şişman ve sempatik Ziya vardı. Şirin, arkadaş canlısı biriydi fakat kimse onunla oynamak istemiyordu. onu tanımak için ona fırsat verseler belki de en çok sevecekleri insan o olacaktı. buna rağmen hiç pes etmiyordu. bir gün onu da aralarına alacaklarını biliyordu.Birbirleri ile geçinemeyen bu arkadaş grubu, olacaklardan habersiz yepyeni bir güne uyandı. Kahvaltıya geç gelen Berk, herkesten önce gelip tabağını yaralamış olan Ziya ve yeşil elbisesiyle göz kamaştıran Melek, Melike ve Mert'i gözle bekliyordu.
Kavga ettikleri her hallerinden belli olan bu iki kardeş, hiç konuşmadan asık suratla masaya oturdular. Barbie, en yakın arkadaşı olan Melike'yi sakinleştirirken Berk, kızlara nasıl hava attığından bahsediyordu Mert'e. olağan ilerleyen bugünün nasıl sürprizler hazırladığını kimse bilemezdi. Her şey Ziya'nın önerisi ile başladı.
Ziya, aralarındaki en zeki fakat en az sevilen kişiydi. Kalabalık bir grubun içinde hiçbir yere asla çağırılmayan, yokluğunu fark etmediğiniz birisi vardır hep. Bu grup içinde Aslında işten hiçe sevdikleri fakat dışarıya yansıtmadıkları Ziya'yı bir yere çağırmıyorlardı. Oysa o, neşe içinde onlarla konuşmaya çalışıyordu. Etraftan duyduklarını onlara anlatmaya başladı. O kadar hızlı konuşuyor ve aynı anda yemekte yiyordu ki boğulacağını sandılar.
Belki, yine "Ne saçma sapan fikirle geleceksin acaba Ziya? hiç çek Hemen Baştan söyleyeyim." Dedi.
Berk'in koluna omuzuna atan Mert, "bırak söylesin, Belki biraz da eğleniriz." Diye sözü Ziya'ya bıraktı.
Bu tablet aldırış etmeyen Ziya, "bizim yaz okulunun dibindeki ormanda tuhaf şeyler oluyormuş. Korkup kaçanlar, gidip geri dönemeyenler varmış. Herkes gitmek istiyor fakat kimseler yanına yaklaşamıyormuş. Ne dersiniz, Biz gidelim mi?" Diye sordu.
Kahkaha atan berk, "saçma sapan şeylerle vaktimizi alıyorsun. ne işimiz var bizim ormanda? Çok istiyorsan sen git." diye cevapladı.
Siyah, gülümseyerek işte yapmayacağı şekilde Alaycı bir tavırla, "Anladım. Korkuyorsun. Gitmeyiz Biz de o zaman." dedi.
Melike ve meleğin birbirlerine bakarak gülüştüğünü gören Berk, geri adım atamazdı. Kendine güvenen dik bir duruşla "korkmak da ne demek?! Buna gerek olmadığı için dedim. Herkes geliyorsa ben uyarım." dedi.
Melek," ben varım . korkaklar gelmeyebilir." Deyip omuz silkti. Melike, gitmeyi hiç istemese de arkadaşını yalnız bırakmamak için katılacağını söyledi. Ziya, öneriyi getirirken de korkuyordu. Kimseye belli etmemeye karar verdi.
Herkes gözlerini, henüz kararını söylememiş olan Mert'e çevirdi. Aralarındaki en rahat kişi olmasına rağmen Tedirgin olduğu gözlerinden okunuyordu. Mantıklı bir şekilde "Bence gitmemeliyiz. Orayı çitlerle çevirdiler, uyarı tabelası koydular. Ne ile karşılaşacağımızı bilmiyoruz." Dedi.
Melike'nin sadece Mert'e karşı olmak için gideceğinden herkes emindi. Grubun bel kemiği olan Mert, birbirine benzemeyen bu kişileri bir araya getiren Odak noktasıydı. Herkesin arasının en iyi olduğu kişi de oydu. Onun dediklerine uyup gitmeyeceklerdi Ama Berk, olacaklardan habersiz onu bu macera itmeye karar vermişti.
Korku dolu bir yerde, Kahraman olmaya çalışan insanlar vardır. En Korkusuz ve cesur kişinin kendisi olduğunu ispatlamaya çalışır. Işte Berk, aradığı bu fırsatı bulduğuna kendisini inandırmıştı. Mert'i ikna etmek için ne geriyor Ne gerekiyorsa yaptı ve istediğinin sonunda elde etti. Iyi bir planlama yapmaya koyuldular.
Ziya'ya çenesini kapaması gerektiğini 150 defa hatırlattılar. Çünkü yaşadığı her şeyi paylaşmaya hazır biriydi o. gizli kapaklı gidecekleri bu korkunç orman hakkında kimseyle konuşmamalıydı Ziya, o kadar heyecanlıydı ve panik halinde geziyordu ki herhangi birine bir şey anlatmadan gitmeliydiler. Bunu başarması onlar için yeterliydi. O yüzden ona en az görevi verdiler.
Melike ve Melek, birlikte kaldıkları odada Gece boyunca fiskos ettiler. Melek'in Diğer kızları çekiştirmesini dinlemekten yorgun düşüp düşüp uyuyakaldı Melike. Melek ise bütün gece, Ormandan geri döndüklerinde herkesin onları nasıl da hayranlıkla izleyeceğini hayal etti.
Berk, sahildeki arkadaşlarına, Geçen yaz başına gelmiş bir hikayeden bahsediyordu. Ayağını nasıl kırdığını, buna rağmen çabucak toparlanip nasıl dik durduğunu anlattı. Ailesinin onu mutlu edebilmek için çok istediği bir şeyi aldığından bahsetti durdu .biraz kibirli olan Berk'in etrafında olmak diğer çocukları da mutlu ediyordu. Çünkü o , Aslında iyi ve eğlenceli biriydi.
Bütün gece uyumayıp neler yapılması gerektiğini planlayan tek kişi mertti. Kimlerin yanında sırt çantası getireceğinden içine neler koyulacağına kadar her şey ayrıntılı bir şekilde planladı. Yarın geceye kadar Herkes üstüne düşen görevi yapacaktı, akşam belirledikleri noktada toplanıp çitlerden atlayacaklardı.
Sabahın ilk ışıkları Mert'in odasına perdeyi aşarak girdi. Çok sıcak bir gün olacağına benziyordu. Güzel bir duş aldı ve kahvaltıya inmek için hazırlanmaya başladı.
Melike, Sırt çantasını alanlardan biri olmuştu. içinde el feneri, yardım çağırmak için bir düdük, çok sayıda mendil ve su vardı. Diğer çanta mert'te olacaktı. Onun çantasına da biraz yiyecek, telefon, yedek batarya ve el feneri için pil konmuştu
Mert, kahvaltı masasında konuşmak için herkesin gelmesini bekledi. Uyuyakaldığı için geç gelen Ziya'yı fırçaladılar. Melike, Çilek reçeline ekmeğini sürerken bir yandan da kulağı mert'teydi. Berk, neşesinden hiçbir şey kaybetmeden espriler yapıyordu.
Masanın en başına oturan ekip lideri Mert, kurallardan bahsetti. Yazılı olmayan ama iyilikleri için uyumaları gereken birtakım kuralları anlatırken Gelmek isteyen herkesin bunları uyması şart koştu. Hep birlikte kabul edilen Bu kuralların ilk ve en önemlisi, tek başına hareket etmemekti. Çünkü sadece iki sırt çantası vardı ve içlerindeki malzemelerle birlikte grubu da bir arada tutmalıydılar.
Kalabalık bir grup içinde kurallara uymanın ne kadar zor olduğunu herkes bilir. Aralarında mutlaka birilerinin kuralları ihlal edeceğini düşünse de herkese güvenmeyi seçtim Mert. Onlara dönüp "şimdi, akşam yemeğine dek istediğiniz her şeyi yapabilirsiniz. Dikkat çekmeyin ve sakın Ormandan kimseye bahsetmeyin!" Dedi.
Barbie Melek, kız arkadaşları ile birlikte sahilde güneşlenmeye gitti. Mert, satranç oynuyordu; berk ise arkadaşlarıyla derse katıldı. Ziya, kendisini tutamayıp gidecekleri ormanda bahseden bir iki arkadaşını can kulağıyla dinledi. Tam anlatacaktı ki Melike ile göz göze geldiler. Susup önündeki kitap okumaya başladı. Akşama dek her şey çok olağan görünüyordu.
Akşam yemeğinde çıkan kıymalı patlıcan yemeğine gömülen Ziya, konuşmadan önündeki pilavı kaşıklıyordu. Sanki birazdan Gecenin bir yarısı ormana gidecek kişilerden biri de kendisi değilmiş gibiydi.
Nihayet o an gelip çatmıştın okulda Yemekteki Tedirgin tavırlardan sonra saatlerini kurdular. Saat 11'e geldiğinde arka bahçedeki kiraz ağacının altında toplanmak için sözleştiler. Oraya ilk gelen Melek,
Bir ormandan çok baloya gider gibi giyinmişti. Hepsinin şaşkınlıkla baktığı Melek, bu kıyafetlerle gitmeye karalı görünüyordu.
Melike, ardından Ziya, Berk ve en son olarak da Mert geldi. Diken içindeki tellerden atlamak için bir bahçe makası getiren Mert, geçebilecekleri kadar alan açtı ve içeri teker teker süzüldüler. Bundan sonra geri dönülmez bir noktaya vardıklarının henüz farkında değillerdi.