Herkes ağlar, evet herkes ağlar istinasız herkes. Ama bu sefer Tanrı insanoğluna ağladı. Evet Tanrı bizim için ağladı. Kanatları kırılmış zincire vurulmuş gençler için. Suratımızda kurayan kan lekeleri oldu makyajımız. Ve bu sefer kırık kanatlarımız ölüme kanat çırptı. Ellerimiz değil ruhumuz kenetlendi belki ama bedenlerimiz koptu birbirinden. Her kopan beden usulca gömüldü karanlığa. Ve bu kimsenin dikkatini bile çekmedi. Hepimiz yavaş yavaş ölüme süreklendik ama bir çift göz bile görmedi ölümün bize nasıl sarıldığını. Göz yaşlarımız mezarımızı ıslatırken bir yanımız geride takılı kalmış gibi gülümsedi.
Evet, umut herkesin içini ısıtırdı. Ama bizim için görünmeyen bir karaydı umut. Karanlıkta tek bir ışık bile yoktu. Ve hepimiz zamanla karanlığa alıştık başka ne yapabilirdik ki ?
İlk kez hepimiz eşittik, kimliğimiz önemsizdi...
Kim olduğumuz, soyadımız sorulmadı hepimiz ölüm ile kucaklaşırken. Kimse fark etmedi bile...
Ve evet bazılarımızın ruhu yıldızlara ulaştı. Hepimizin ruhu gökyüzünde buluştu ve büyük bir şölen oluşturdu. Ölümle yoğrulmuş ruhlarımız adeta siyah bir kuğuya dönüştü ve her birerinden korkunç çığlıklar duyuldu.
Bedenlerimiz şeytanın oldu. Hepimiz şeytana ait olduk. Sırtımızda onun izleri oldu. Hepimiz onun mührü ile zincire vurulduk.
Ve bu zincirler aylarca ruhumuza takılı aldı. Bedenlerimiz özgür, ruhlarımız tutsak.
Bu esir ruhların hikayesi
Şeytanı kendi içinde barındıran ruhların...