Pek yeni sayılmasada yeni
kurguma hoşgeldiniz.
Başlama tarihinizi buraya bırakın.
Hikayeye başlamadan önce bu
Bölümlük bilmeniz gereken bazı
Terimleri açıklayacağım her bölüm
Başı yeni bir terim gelirse onlarıda
Söyleyeceğim.
Terimler:
Malintalı: Exsudus ve Malinta'nın kavgasında Malinta'yı destekleyen ülkenin fertlerine verilen genel addır.
Exsuduslu: Exsudus ve Malinta'nın kavgasında Exsudus'u destekleyen ülkenin fertlerine verilen genel addır.
Dase: Küfür niteliğindedir. Ailesine yapılan işkenceyi oturup izleyecek ve karşılık veremeyecek kadar korkak kişiye denir.
Geçici saltanat-ı devriye: Olası bir durumda tahta geçecek kişi seçilene kadar tahta oturacak kişi anlamına gelir.
Yiğit: Eski türklerdeki Gazi unvanıdır. Savaşta Yiğitlik göstermiş ve sonucunda yaralanmış kişidir.
Başmuhafız yardımcısı: Başmuhafızlık için seçilmiş. Bunun için eğitim gören ve bu sırada bazı Kraliyet işlerini halleden kişidir. Exsudus krallığında en yetkili 3.kişidir.
Aziz/Azize: Soydan gelenin tahta çıkamayan kardeşidir. Eşine de aynı unvan verilir. Kadına Azize erkeğe Aziz denir.
Soydan gelen: Önceki kral ve kraliçenin tahta geçen çocuğudur. Evlendiği kişiden daha üst seviyede güç sahibidir.
Not:Soydan gelen öldüğünde eşide hayatını kaybeder.
Not:Rangya krallığı taraf tutmayan tek krallıkdır. Tarafsızlar adası hiçbir krallığa ait olmayan sakin bir yerleşkedir.
Son not: Proteas gezegeninde cinsiyetçilik kavramı yoktur. Erkek ve kadının eşit olduğuna inanılır.
Umarım unuttuğum birşey yoktur yazım hatalarım olabilir şimdiden affetmenizi istiyorum. İnşallah zevkle okursunuz. İyi okumalar.
~•~
Gece hep karanlıktı, karanlık hep siyahla tasvir edilirdi, siyah gökkuşağından atılmıştı, siyah hep yalnızdı, gece yalnızların yuvasıydı. Neyse. 5 aday küçük gemiye bindirildik saatlerdir yoldaydık. Bulunduğumuz geminin baş ve kıç bölgelerinin mesafesi uzun ana güvertesi ise en bakımından oldukça genişti. Köprü üstünün yüksekliği ortalama boylu bir erkekten 1,2 kat fazla gibi görünüyordu. Geminin genelinin aksine ana güvertede açık gri kullanılmıştı. Beyaz renkli geminin ana güvertesinde gemiye sabitlenmiş 5 adet tahta koltuk bulunuyordu. Önden arkaya 2/2/1 şeklinde sabitlenmişti. En arkadaki koltuk önündeki 2 koltuğun ortasına konumlanmış ve köprü üstüne sabitlenmişti.
Koltukların üstündeki adayları incelemeye başladım. İlk incelediğim kişi tam karşımda oturan Gül'dü. Önü bana dönük bir şekilde oturan kız her zamanki gibi kızıla kaçan kahküllü saçlarını omzunda kestirmişti. Yine her zamanki gibi şeftali rengindeki dudaklarını bükmüş gri gözleriyle dalgın dalgın zeminin desenini ezberliyordu. Onu tanıyordum. Benim 2. yetimhanemden tanışıyorduk. Oldukça sessiz bir kızdı başmuhafız yardımcısı aday adayı dahi olamamıştı gerekli kuralları karşılamıyordu. Hatırladığım kadarıyla pekte iyi bir kılıç uzmanı değildi nasıl aday olduğunu açıkçası merak ediyordum.
Hemen gri gözlerimi çocukluk arkadaşım olan ve şuan solumda duran Tuna'ya diktim soğuk kahve saçları dağınıktı saçlarını daha önce uyardığım boyutta -yani her bir tel 8 santim- kestirmişti. Bileğinde ise küçükken yaptığım gri ipten bileklik vardı. Onu ne kadar süredir takıyordu acaba? Buz mavisi gözleriyle etrafa saf saf bakıyordu bir süre yüzüne baktım. Onu özlemiştim. Eski arkadaşlığımızı özlemiştim. Gözlerini bana çevirdiği anda çaprazımdaki kıza baktım ve sanki dakkalardır onu izliyormuşum gibi davrandım. Şüpheyle bana baktı ve sonunda denizi izlemeye başladı.
Çaprazımdaki kızı gerçek anlamda incelemeye başladım. Adı anladığım kadarıyla Eslemdi. Üst rütbeli bir yetimhanemden geliyordu namını duymuştum. Aslında namı pek abartılmazdı ama güçlü bir dövüşçü olduğu aday adaylarının önemli bir kısmı tarafından bilinirdi. Rakibim olarak görebileceğim biri değildi. Saçları koyu kumraldı ama benimkinden birkaç ton açıktı. Gri gözleriyle denizi seyrediyordu. Yüzde ise tatlı bir tebessüm vardı.
Son göz hapsine alacağım kişi eski rakibim Gökhan'dı. Onu ilk kez görüyordum kahverengi hafif dalgalı saçları vardı. Saçlarıyla aynı renk gözleri ve yüzünde belkide onu tatlı gösterebilecek çilleri vardı. Tuna'yla kıyaslanınca omuzları geniş kalıyordu. Onu hiç tanımasanız bile güçlü biri olduğunu rahatlıkla anlayabilirsiniz. Oldukça kalıplıydı çene hattı keskindi. Başmuhafız yardımcısı sınavında 3. olan adama uzun süre dikkat kesildim. Sude tarafından yenilmiş ve benimle karşı karşıya bile gelememişti. Açıkçası onu görünce bu kadro (Ben ve o hariç) utanç verici geliyordu. Başmuhafızlık yardımcısı sınavında 1.bendim 3.oydu peki diğerleri neredeydi. 2.Sude 4.Ayda 5.Selim neredeydi? İlk 5'e giremeyeceğini bilsemde 6.Ruken 7.Hamza 8.Burak peki onlar neredeydi? Neden onların yerine aday adayı bile olamayan 2 kişi vardı? Tuna geçiştirilebilirdi çünkü oda Sude tarafından yenilgiye uğratılmış ve son turda elenip Başmuhafız yardımcısı adayı olamamıştı. Sude? Sude nerede? Beni yenilgiye uğratmak üzere olan o güçlü kadın nasıl burada olamazdı? Hala hazmedememiştim. O nasıl ilk 5'te olmazdı. Tek ümidim Gökhan'ın onu yenmiş olmasıydı. Gökhan'ın yükselme yaşamış olmasını umuyordum.
Kafamın içinde ki karmaşadan uzaklaşıp berrak denizi izlemeye koyuldum. Derlerki en temiz gezegen Proteasdır. Tek övün kaynağımız bu çünkü krallıklar küçük çocuk gibi gruplaşıp kavga ettikleri için siyasetten övünmemiz mümkün değil. Halayın başını çeken 2 krallıktan birinin başmuhafız yardımcısı -Aynı anda en yüksek rütbeli 3.kişisi- olmam benim için bunu daha zor hale getiriyor.
Arkadan gelen sesle ani bir iç güdü ile arkama döndüm ve seslenen kişinin kaptan olduğunu gördüm. Saçının her santiminde örgüler bulunuyordu bandajla saçlarının önüne gelmesini engellemişti."Kraliyet Okulu topraklarına iniyoruz herkes insin." diye bağırdı. Rahat bir nefes vermenin ardından kumluk alana indik ve derinlere ilerledik.
Okulun açılmasına daha vardı bu yüzden okulun arkasındaki ormanlık alana ilerledim. Ormanlık alanda ilerlerken ağaçların düzeni ve uyumu dikkatimi çekti. Anlaşılan burayla ilgilenen birileri vardı. Ormanın derinliklerine indiğimde yüksek çimden yapılmış bir duvar gördüm çimin ortasına kafamın girebileceği boyutta yuvarlak bir delik kesilmişdi. Deliğin içinde bir çiçek bulunuyordu o çiçek belkide hayatımda gördüğüm en güzel çiçek olabilirdi yeşil sapı oldukça canlıyı kırmızı taç yapraklarının uçları mor detaylarla mükemmel hale gelmişti. Çiçeğin tam önünde durdum ve almak için elimi uzattım. Uzattığımda elim havada kaldı çünkü biri onu çekip uzaklaşmışdı. Uzaklaşan kişiyi görebilmek adına kafamı deliğe uzattım.
Çiçek hırsızı siyah kıvırcık saçlı uzun boylu biriydi gittikçe uzaklaşıyordu. Onu durdukmak adına "Bir durup bana bakabilir misin?"dedim şaşırtıcı derecede hızlı bir şekilde topuklarından dönerek bana doğru yaklaştı ve tam deliğin önüne gelince benim hizama kadar eğildi "Evet?" dedi soru şeklinde ona karşılık "Bilmem farkettin yada farketmedin ama o çiçeği ben almak üzereydim." dedim. Gri gözleriyle benim yüzümü baştan aşağı süzdü "Farkettim" dedi. Gözlerime keskin bakışlar atarak "O zaman o çiçeği bir centilmen olarak bana vermen gerekiyor" dedim imayla bu binevi sen vermezsen ben alırım anlamına geliyordu. Kıkırdadı "Ben prensim prenses, centilmen değil ama yalvarırsan belki verebilirim." ona dikdik baktım çiçeği bana uzatırken sol elimi gizlece çitlerin arasına sokmaya çalıştım ve elimle o farketmeden onun siyah ceketini tutdum. Uzattığı çiçeği alacakken kendi etrafından döndü ve ceketini çıkardı. Benden uzaklaşarak "Sen sinsi olabilirsin ama ben daha zekiyim prenses"dedi ve beni sinir etmek adına çiçeği kokladı Yüzünde sinir edici bir ifadeyle uzaklaşan prensin arkasından sadece "Pislik" diyebildim. Ceketide bende kalmıştı yere deydiğini gördüğüm ceketi almak için sağ elimi delikten uzatarak ceketi tuttum ve sol elim açtığım sıkışık delikten çıkardım çıkardığımda sanki elimi hiç oraya sokmamışım gibi görünüyordu hala elimde duran ceketi kendime çektim ve üstündeki tozları temizledim."O çiçeği elinden alıcam" dedim kendi kendime "Görüceksin" diyerek kolumu bir askılık işlevi gördürdüm ve ceketi oraya astım.
Ormanın derinliklerine doğru ilerlemeye devam ettim ilerlediğimde çok güzel bir göl gördüm. Göl pembeydi. Aşırı güzeldi çevresi kumluktu. Burada çok güzel su altı eğitimi verilirdi. Ben bunu düşünürken aklıma saat geldi ve saatin yaklaştığını görünce hemen geri döndüm.
Okulun dış kapısını önüne gelmiştim okulun dışı yüksek çim çitlerle kaplıydı. Dış kapısı ise siyah büyük bir kapıydı. İçeri girdiğimde 4 adet görevli ile karşılaştım. Görevliler,kapının yanında duruyor ve bir varis geldiğinde anladığım kadarıyla onun onun en değer verdiği şeyi -sihrini- alıyorlardı. Neden olduğu barizdi ama ilk dönem alıp ikinci dönem almamaları aptallıktan başka bir şey değildi. Görevlilerden 70'li yaşlarında görünen adamın yanına yaklaştım bana "Elini ver" diye komut verdi ve dediğini yaptım. İkinci komutsa sonradan geldi "Gözlerini kapat" gözlerimi kapattıktan sonra konuşmaya başladı "Esin. Exsudus adayı. Başmuhafız yardımcısı. Okçuluk rekorunu kırdı 845.99 metre. Tam adı Başmuhafız Yardımcısı Geçici Saltanat-ı Devriye Yiğit Lider Aday Sudus Esin. Etkin güçler 3 tane" dedi sonra ekledi "Ateş,hava son olarak ise melodinin nefesi" dedi ses tonunu gittikçe düşürerek ses tonunda sinir hissediliyordu. Ardından fısıltıyla konuşmaya başladı "Melodinin nefesi mi? Siz kafayımı yediniz melodinin nefesi asla kişinin elinden tam olarak alınamaz ve kesinlikle yasaklı bir etkin güçtür." dedi. Dediği şeyin farkındaydım büyü amacıyla çalışabilen bir etkin gücün serbest olması beklenemezdi. "Bu dönem gücümü kullanmayacağımı size temin ederim, ama lütfen oraya yazmayın." dedim ama yalvarır bir tonla değil ben yalvarmazdım. "Tek bir şartla." dedi tek elini havada sallayarak normalde bana böyle davranmasına izin vermezdim ama şu an suyuna gitmem gerekiyordu . "Exsudus sözü vericeksin." dedi. Boğazım düğümlendi dışardan biri anlayamayabilirdi ama başmuhafız ve yardımcısı için bu söz çok büyük bir sözdü.Tahmin ettiğim gibi yanındaki anlamamıştı "Efendim neden sadece söz vermesini sağlayarak bırakıyorsunuz? Tek bir sözle herkese güvenemeyiz, bu yasak." dedi. Aklıma bu adamın bunu nereden bildiği sorusu geldi ama bekledim. "O başmuhafız yardımcısı bu yemini bozamaz." dedi gayet net ve açık bir şekilde. Dudağım sol tarafa kıvrıldı "Peki ya siz bunu nereden biliyorsunuz?" dedim aslında net bir soru olmasına rağmen "Ne?" dedi anlamaz bir şekilde. "Exsudus sözünün başmuhafız ve yardımcısı için anlamını nereden biliyorsunuz?" yüzü düştü ve bu tam beklediğim şeydi anlamını sadece başmuhafız ve yardımcısı bilirdi ve o eski başmuhafızdı."Eski başmuhafızdınız değil mi? Şimdi siz benim sırrımı saklayın bende sizinkini çünkü burda başmuhafızlara nasıl davranıldığını ikimizde gayet iyi biliyoruz." dedim açıkça tehdit ederek kendi kendini ele vermişti. Derin bir nefes verdi biraz düşündü ama en sonunda "Tamam" dedi. "Ama kullandığını görmeyeceğim" dedi. Bende tamam anlamında kafamı salladım. Bu meseleyi burda bırakamazdım evet eski başmuhafızı susturabilmiştim ama diğerinin susacağı kesin değildi. Ona güvenemezdim. Meseleyi burada kapatmışım gibi görünsede onun için geri gelecektim.
Büyük avluya giriş yaptım.Okulun önünde duruyordum. Okul 4 katlı beyaz bir şatoyu andırıyordu. Okulun sağ tarafına 1 adet silindir kule dikilmişti orada bildiğim kadarıyla hizmekarlar, muhafızlar ve eğitmenler kalıyordu. Bu kadar kişinin nasıl oraya sığdığını düşünerek biraz kuleye baktım. Okulun avlusuna döndüğümde mükemmel hizada kesilmiş çimlere karşılaştım okulun tam ortasında duran beyaz şelale okulu nefes kesici gösteriyordu. Okulun soluna baktığımda cam bir koridorla okula bağlanmış iki katlı küçük şatoyu gördüm. Anlaşılan orada da biz kalıcaktık. Küçük şatoyla çim duvar arasındaki bariz mesafeyi görünce oraya ilerledim ve o mesafeden okulun arkasına baktım. Bir arka bahçeleri vardı. Anlaşılan burada savunma ve saldırı derslerini görecektik. Birden neden temel dövüş dersi yapmayarak 2 öğretmen derdinden kurtulmadıklarını düşündüm. Ama okul yönetimini yargılamamak gerektiğini içimden söyleyerek bahçede yürümeye devam ettim. Bahçenin iki tarafında 2 adet muhafız zırhı vardı. Benimde eskiden bunlardan birini giydiğimi hatırlayarak bahçenin sol tarafındaki muhafız zırhının üstünde ellerimi gezdirdim.
Elimi gezdirirken boynumda bir soğukluk hissettim. Evet. Bu kılıç soğukluğuydu başmuhafız yardımcısı reflekslerimle hemen eğilerek kılıç tutan adamın elini tutum, ona tekme atarak elindeki kılıca el koydum. 5 kişilerdi yüzlerini yarısı kapalı ve siyah giyimlilerdi. Bunlar suikastçılardı. Onlara karşı silahımı doğulttum "5 kişiye karşı 1, şansın yok prenses. " dedi tekmelediğim suikastçı. "Görücez. " dediğimde bana saldırmaya başladılar. Hepsi bana doğru kılıç sallamaya çalışıyordu. Bütün kılıç hamlelerinden ustalıkla kaçıyor, karşılıyordum . Arkadan gelen bir ses dikkatimi çekti "Yardıma mı ihtiyacın var Exsuduslu" dedi ses. Sesi tanıdıktı ama o an çıkaramamıştım. "Ne yazık Exsuduslu olmasaydın sana yardım edebilirdim. " dedi yine o gıcık ses. Sinirden kaynaklı olarak daha sert dövüşmeye başladım 5. kişiyi öldürmeyi başardığımda o kişiyi görebildim.Çiçek hırsızıydı. Ona yaklaştım. "Benim yardıma ihtiyacım yok ama anlaşılan senin olucak. " dedim. Kanlı kılıcımı onun kalbinin üzerine doğrulttum. Beni baştan aşağı süzdü sonra tekrar gözlerime baktı. "Bir kapışmaya ne dersin. " dedi aptal cesaretiyle. "Hay hay. " dedim ona karşılık. O sırada elinin kanlı olduğunu gördüm çiçeği aldığı zaman kanlı değildi ne yapmıştı? Kılıcını çıkardı ve bana doğrulttu. Komutu anlamıştım. Kılıcımı hemen ona doğru savurdum ve kılıçlarımız çalıştı. Kılıcını sağlam tutuyordu belliki küçüklüğünde beri eğitim alıyordu. Kılıcımı hemen sağa savurdum ama beni engelledi. Hamlemi hemen soluma kullandım ama her hamlede beni engellemeyi başarıyordu. Döndüm ve hamlemi aşağı yönelik duran kılıca kullandım kolu soluna doğru tökezledi ve bunu kullanarak diz kapağımı karnına geçirdim. Karnının ağrısıyla kılıcını gevşetti bunu fırsat bilen ben ise kılıcın tekme atarak yere düşürdüm. Hemen yere düşen kılıcını aldım ona çelme takarak yere düşürdüm ve kılıcını boynuna doğrultarak "Bitti. " dedim. "Artık Sudus bir Başmuhafız yardımcısına meydan okumadan önce iki kere düşünürsün. " dedim zevkle. Ardından kılıcını bileğimin etrafında döndürdüm kılıcı tekrar elime aldığımda üstündeki nişaneye baktım. Malinta nişanesi vardı. "Bunu kazanmamın işareti olarak alıyorum. Gerçekten bazı şeyler hiç değişmiyor değil mi? Yine bir Malin yine bir yenilgi, yine bir Sudus yine bir zafer, bazen size acıyorum ama sadece bazen. " dedim alayla sonra ceketinin hala kolumda asılı olduğunu gördüm ceketini üstüne attım ve üzüntüyle(!) dudaklarımı büküp ordan uzaklaştım.
Yatakhanenin iki kapılı büyük kapısını elimi iterek açtım. Yatakhane çok büyük ve 2 katlıydı üstümde duvar olmadığı için üst kattaki kapıları rahatça görebiliyordum. Alt katta yedi kapı vardı. Yedi kapıdan biri büyüktü, büyük ihtimalle yemekhaneye açılıyordu. Bildiğim kadarıyla altta 4 oda vardı o zaman kalan iki kapı aktivite odalarına açılıyordu. Üst katın uzun kenarında 4 kapı, kısa kenarında 2 kapı topla 2 ile çarp yani 12 kapı vardı. Zaten okulun kapisetesi en fazla 32 kişiydi bu yüzden 16 oda bulunuyordu. Benim odam üst kattaydı. Üst kattaki her odanın önünden bir siyah demir şerit geçiyor ve üst kata siyah demir merdivenlerle çıkılıyordu. Merdivene doğru ilerledim ve yukarı çıkmaya başladım. Yatakhaneyi inceledim. duvarları gri renkteydi. Alt kat zemini ise bir tık daha koyuydu kapılar beyazdı benim odam uzun kenarın bulunduğu duvara denk geliyordu sağdan ikinciydi.
Odanın önüne geldim. Kapıyı açtığım anda beni bir boy aynası karşıladı sağ tarafımda bir kapı vardı sol tarafımda ise ısı koruyucu ve soğutucu vardı. Biraz daha ilerlediğimde solumda yine bir kapı ve sağımda iki yatak ile karşılaşıyordum. Oldukça küçük , tatlı bir yerdi. Yatakların sağ tarafında komidin üstünde ise raflar bulunuyordu yataklardan biri cam bulunan duvara yaslanmıştı. Orda yatmak istediğimden ilk önce çiçek hırsızının kılıcını ardından gri paltomu yatağın üstüne attım palto kılıcın üzerine düştüğünden kılıç görünmüyordu. Hala şahsi eşyalarımı getirmemişlerdi birazdan getirirlerdi . Buraya gelirken bazı eşyalarımızı getirmemize izin veriliyordu. Böylece evimizdeymiş gibi hissetmemize olanak sağladıklarını düşünüyorlardı . Yatağımın karşısındaki boy aynasına doğru yürüdüm ve orda kendime baktım.
Koyu kumral saçlarım göğüs bitimine kadar uzanıyordu.Gri gözlerim camdan gelen ışıkla bir pırlanta edasıyla parlıyordu, dolgun dudaklarım ise susuzluktan canlılığını kaybetmişti. Normal şartlarda beyaz olan tenim kavurucu sıcaktan ötürü bir tık koyulaşmıştı. Zayıflamıştım. Şimdi farkına vardım. Uzun zamandır aynaya bakmadım. Kraliçe adayı olmaya o kadar odaklandım ki kendimi unuttum. Neyse. Kendimi bir bakıma sokmam gerekiyordu. Hemen aynanın yanında bulunan ve banyo kapısı olduğunu düşündüğüm kapını önüne ilerledim.
Kapıyı açtım ve haklı olduğumu gördüm burası banyoydu.İçeri girdim alışılmış bir banyoydu. Bir dolaplı lavabo, lavabonun üstünde şık dolaplı bir ayna, yine lavabonun yanında bir tuvalet vardı. Tuvaletin yanında boylamasına uzanan bir küvet, direk karşısında ise bir duşakabin bulunuyordu. Dolabın içini açtım ve bize bırakılan bakım ürünlerini alarak küvete girdim.
~•~
Küvetten çıktığımda rahatladığımı hissettim. Sanki üstümden büyük bir yük kalkmıştı. Belkide bu burada bana fazla görev verilmeyeceğinin farkındalığıydı. Neyse. Bize koydukları bornozu giydikten sonra hemen çaprazdaki odaya gittim. Çok büyük ihtimalle burası giyinme odasıydı. Her zaman ki gibi yine yanılmadım. Burası giyinme odasıydı.
Odaya girdiğimde dolaplar erkek kıyafetleri ile doluydu. Kapının yanındaki tuşa baktım bir kadın ve bir erkek sembolü vardı ve erkek sembolünün bulunduğu anahtar kapalıydı. Elimi uzattım ve kadın sembolünün anahtarını kapattım .Bundan dolayı diğer anahtar açıldı. Dolaplar teker teker kendi etraflarında dönerek kadın kıyafetlerini ortaya çıkardılar. Oradan beyaz gri renklerinde bir elbise alarak üstüme geçirdim. Havluyla saçımı kuruttum ve odaya geçtim.
Aynadan kendime baktım. Elbise beyaz renketeydi kalp şeklinde yakası bulunuyordu omuzları açıktı ve kumaşı buruşturularak güzel bir görünüm elde edilmişti. Elbisenin üstüne aldığım gri saten yelek yere kadar uzanıyordu. Kolları bol olan ve bileğime kadar uzanan yelek, omuz genişliği bakımından boyun bitiminde başlıyor omuzlarımın bitiminde bitiyordu. Yeleğin kumaşı çaprazlama yönde ilerliyor ve kemerimde kesişiyordu. Kemer olarak gümüş dairelerden oluşan bir kemer seçmiş ve belimin tam ortasına yerleştirmiştim. Eşyalarım gelmişti eşyalarımı içinde bulunduran gri kutuyu komidinin üstüne koymuşlardı. Kutuya ilerledim ve içindeki gri tarağımı alarak tekrar aynanın önüne geçtim ve saçlarımı taradım. Taramam bittiğinde bir şeyin eksik olduğunu farkettim. Aklıma sonunda neyin eksik olduğu geldi. Eksik olan şey taçtı. Kraliçe adaylara birer taç hediye etmişti eğitim boyunca onları kullanacaktık. Tekrar kutunun önüne gelip bu seferde tacı çıkardım taç içinde çok fazla ayrıntıyı barındırıyordu. İçindeki desenler sürekli birbirini kopyalıyor ve böylece tam bir tur atıyordu tacın yüksekliği ortalama bir insan elinin genişliği kadardı taç elmaslarla yapılmıştı.Bunu farkettiğimde hangi konumda olduğumun farkına vardım. Ben artık başmuhafız yardımcısı değil kraliçe adayı binevi prensestim. Başmuhafız yardımcılığından ne kadar daha düşük bir rütbe olsada en yüksek rütbeye çıkabileceğim anlamına geliyordu. Tacı kafama yerleştirdim ve dikleştim kendime bazı kuralları hatırlattım. "Malintalılardan uzak dur, tarafsızları onlardan uzaklaştır, Exsudus adaylarını koru, başını kimsenin önünde eyme özellikle Malin ve Malintalı olanların önünde, onlara saygı duyma, Exsudusu temsil ediyorsun sakın ağır başlılıktan ödün verme, asla yenilme sen başmuhafız yardımcısısın yenilemezsin, ağlayamazsın özellikle bir Malin'in önünde asla , asla gereğinden fazla hakarette bulunma veya konuşma ağırlığını koru ,asla açık verme" başka birşey varmı diye düşündüm galiba yoktu.
~•~
Gözlerimi yavaş yavaş aralıyordum ama ışık yüzünden tam olarak açamıyordum. Gözümü kısarak baktığım da kafamda dikilmiş beni izliyen bir çift gri gözle karşılaştım. Gözlerimi biraz daha açınca çiçek hırsızı olduğunu gördüm. Kafamda dikilmiş tatlı tatlı beni seyrediyordu. Onun olduğundan emin olmak için gözlerimi hızlıca açıp kapattım. Manzara aynı olunca o olduğunu idrak ettim. Hemen sağ elimle onu ittirdim ve oturur pozisyona geçtim. "Napıyosun be!" dedim hiç düşünmeden. Belkide düşünmeden kurduğum ilk cümleydi çocukken bile kelimelerimi özenle seçerdim. "Sence?" diye sordu. "Bence kafamda dikilmiş aval aval beni izliyordun." dedim. "Düşmanımı yakından tanımayı severim." dedi kendini savunabilmek adına. Hemen ardından önüme düşen birkaç tutam saçı arkaya attı. "Senin burda ne işin var" dedim kısaca. "Odama geldim." dedi içimden şaka yaptığını söylemesini umdum, Ayaz olmamasını çünkü oda arkadaşımın adı Ayaz'dı. "Burası senin odan olamaz." dedim "Neden?" "Çünkü burası benim odam ve açıkcası bir Sudus ve bir Malin'i aynı odaya koymak gibi bir aptallığı kimse yapmaz." onu baştan aşağı süzdüm sonra tekrar yüzüne baktım ama amacım aşağılamaktı. "Büyük ihtimalle yanlış geldin bak kapı şurda." dedim girişteki kapıyı göstererek. "Esin olmadığın zaten kesin git bir daha bak yanlış gelen sen olabilirsin." Ayaz'dı. "Tanıştırayım" dedim elimi uzatarak "Sudus Esin." Şaşkın bir kahkaha attı ve küçümser bakışlarla "Malin Ayaz." Hiçbir umudum kalmamıştı. Elini uzatıp benimkini sıktı ve 1 kere aşağı yukarı sallayıp ellerimizi bıraktık. Ayağı kalktı ve isyankar bir şekilde "Koca bir yılı seninle geçireceğime inanamıyorum. " dedi duygularımı tercüme edercisine. Ona katılarak "Duygularımız karşılıklı." diyebildim. Ardından bende ayaklandım.
Beni baştan aşağı dikkatlice süzdükten sonra "Galiba ders setini almamışsın." dedi sorgular bir ifadeyle. "Ne kadarda savunmasız." küçümser bir tonlama kullanmıştı. "Dikkat et kellen gitmesin" dedi. Kınındaki kılıcı çıkararak boynuma dayadı. Güldüm ve elbisemin gizli bölmesine sakladığım hançeri tutup hızlıca kalbinin bulunduğu noktaya bastırdım ama derisini geçtirecek kadar değil. "Sadece bir aptal silahsız dışarı çıkar. Dikkat et ilk kalbin..." hançerimi boynuna doğru sürükledim "ardından kellen gitmesin." dedim onu tehdit edercesine. Dişlerini sıktığı zaten keskin olan çene hatlarının daha da belirgin hale gelmesinde anlaşılıyordu. "Kaçak silah sokmuşsun." dedi tükürür gibi. "Aynı senin yaptığın gibi belki o kadar da farklı değilizdir." yüz ifadesi kas katı kesildi morali bozulmuştu zaten Malinlerin Suduslara , Suduslarınsa Malinlere benzetilmesi morallerini bozardı. Ne kadar kendime hakaret sayılsada sırf moralini bozmak için söylemiştim. "Elinde 2 silah var seni şikayet edersem atılırsın." yüzüme memnun bir ifade büründü ."Gerçekten atılcağımı mı düşünün? Ne kadarda yazık.Silahlardan biri bir kılıç ve o kılıç Malinta Krallığının nişanesini taşıyor peki bir Sudus'un elinde Malinta kılıcı bulunması ne anlama geliyor" dedim ve düşünür gibi yaptım. "Sudus'un kendini korumaya çalıştığı ve bunun sonucunda karşısındaki kişinin kılıcını aldığı gibi bir çıkarımda bulunulabilir. Sıra hançere geldi. Bu hançer tarafsızlar adasında üretilen bir hançer." son cümlemi duyunca gözleri fal taşı gibi açıldı. "Gayet iyi bilirsin ki tarafsızlar adası kendini ne kadar tarafsız olarak tanıtsada tarafsız oldukları söylenemez. Size hançer yardımında bulunuyorlar." "Sen bunu nerden biliyorsun?" dedi şaşkınlığını devam ettirerek gerçekten salaktı elime kanıt veriyordu. Benim şahitliğim Exsudus krallığı için delil niteliğindeydi. "Sen değil siz -sun değil -sunuz çünkü bütün Exsudus biliyor. Kraliçenin doğru şüpheleri üstüne bir araştırmacılık görevine çıktım hançerlerin içinde bulunduğu kutular gemilere bindirildi. Peşlerinden takip ettim ve tahmin et en son nereye girerken gördüm." "Malinta" "Yani suçunuz Exsudus Krallığı için gayet aşikar ve bu hançer de sana ait sayılabilir beni şikayet edersen yanacak kişi sen olursun ben değil." dedim onu tehdit edercesine "Sen başmuhafız yardımcısı değil miydin ne ara araştırmacılağa geçtin?" dedi alayla. Aynı şekilde "Başmuhafız yardımcısı sadece eğitim görmez boşuna yardımcı demiyoruz." dedim. "Doğru ama Exsudus Krallığının kirli işlerini yapan kişi deseydinizde olurdu." dedi. "Kaşınıyorsun." dedim tehditkar bir tonlamayla. "Hayır ikinci şans istiyorum" dedi. "Ne şansı?" Güldü "Seni yenme şansı ama ne yazık o hançerle beni yenemezsin." dedi. "Kılıcının hala bende olduğunu unutuyorsun Malintalı." diyerek poltomun altındaki kılıcı çıkardım. "Hazır mısın?" dedim pozisyon alarak "Her zaman" dedi ve kılıçlarımız çakıştı. Kılıcımı sola doğru sonra sağa hemen sola sürekli olarak kılıçlarımızı çarpıştırıyor ama daha ileri gitmiyorduk daha fazla dayanamadığı belliydi tekme ile karşılamaya çalıştı ama büyük bir hataydı tekmesini havada tutum kendimi öne doğru kuvvet uyulamak için kullandım ve onu yatağına doğru devirip tekme attığı bacağını vücudumu kullanarak ona doğru bastırdım. Kılıcımı ise boynuna dayadım. Ama hatamı çok geç farkettim onun kılıcını almamıştım oda kendi kılıcını boynuma yasladı. "Büyük hata" dedi bana doğru güldüm sol elim boştaydı anlık bir iç güdü ile kolunu benden uzaklaştırdım ve ayağımla koluna baskı uyguladım.
"Yanlış bir anda geldiğimi düşünmeye başladım" dedi tok sesli duvara yaslanan genç adam. "Hayır sadece büyük ihtimalle arkadaşın olan şu şahsiyete biraz kılıç eğitimi veriyordum." dedim büyük bir zevkle. ”Saldırma derslerinde görüşürüz orada dövüş sanatlarını kullanamıyınca anlarsın." çok komik bir şey demiş gibi güldüm. "İlk tekmeyi atan kimdi?" oda bana karşılık vermek üzereyken genç adam bizi susturdu. "Ayaz hadi gidiyoruz." dedi genç sarışın adam gözleri maviydi. "Siz?" diye sordum tanışmadığımız için elini uzattı "Aa pardon ben Rangya varisi Rangin Sinan tanıştığımıza memnun oldum." dedi bir tarafsızla Malin arkadaşlığı şüpheliydi ve zaten Malintanın tek tarafsız krallık olan Rangya Krallığını kendi tarafına çekmeye çalıştığı barizdi. Şüpheyle bir Ayaz'a bir Sinan'a baktım. Elini sıktım ve "Bende Exsudus Krallığının Başmuhafız Yardımcısı Geçici Saltanat-ı Devriye Yiğit Lider Aday Sudus Esin ve bende arkadaşlığınızın taraf belirlemeniz neden olmayacağını bilirsem memnun olucam" gülümsedi bu samimi bir gülümsemeydi. "Emin olun bizim tarafsızlık kararımızı hiçbir arkadaşlık değiştiremez." dedi. Memnuniyetle "Bende öyle ummuştum" dedim ve ellerimiz bir aşağı bir yukarı salladık ardından bıraktık. "Hangi savaş?" diye sordu bana. "Kraliçe Beyge 2.Malinta Savaşı" şeye yanıtladım onu ardından rahatsız bir şekilde Ayaz'a baktım ve en sonunda Sinan'a döndüm. "Sizi aynı odayamı attılar?" dedi parmağını bir benim bir Ayaz'ın arasında sallarken. "Maalesef." dedi Ayaz . "Bu çok saçma 2 güne ikinizden bir ölür diyeri atılır." kaşımı kaldırıp indirdim "Gel Ayaz inelim." dedi Sinan Ayazla beraber dışarı çıkaraken Ayaz bir an durdu ve bana "Eğitim setini aşağıda veriyorlar derse onunla beraber girebilirsin." dedi ve ben birşey diyemeden çıktı.
Aynanın önüne geçtim ve son kez kendime bakarak -10 dakika falan baktım- dışarı çıktım zemin kata indiğimde boş alana bir tezgah kurulduğunu gördüm ve hemen yanına yaklaştım "Silah mı alıcaksın?" dedi ona sorgular gözlerle baktım. "Adınız unvansız." dedi unvansızı bastırarak anlaşılan herkes unvanını söylüyordu. "Sudus Esin." dedim. Arkasındaki dolaplardan 20 numaralı dolaba uzandı toplam 25 dolap vardı ama ben 24 kişi olacağımızı duymuştum bundan dolayı "24 kişi olmayacak mıydık neden 25 dolap var ?" dedim. "Malinta Kralı Kral Ali kızını göndermek istemiyordu ama kızı çok ısrarcı biri babasını ikna eder diye onada getirdik." dedi. "Kızını göndermek istemiyor?" dedim soru şekilinde "Biliyorsun bu sene Exsudustan 5 kişi geliyor normalde ne kadar da öldürmek yasak olsada ölüm günleri falan olduğu için 2 varisinide tehlikeye atmak istemedi." dedi bu beni memnun etmişti demekki kral bizden korkuyordu güzeeel "anladım." dedim. Dolaptan masay 4 hançer 1 kemer 1 kılıç 1 pusat 1 yay 100'e yakın ok koydu ve ardından askılı beyaz silindir büyük bir kutuya herşeyi koydu ve bana verdi onu boynumdan geçirdim.Dans sınıfına giderken Sinanla Eslemin konuştuğunu gördüm ama önemsemeden yolumda ilerledim.
~•~
Kaynaşma toplantısı için dans odasının önüne geldim ve büyük ikili maun kapıları açtım. İçeri girdiğimde herkes çoktan gelmişti. Minderlerden bir çember oluşturmuş bağdaş kurarak oturuyorlardı.Gözüm hepsinin ortasında duran kumral kıvırcık saçlı mavi gözlü taş çatlasa 30'larında olan kadına takıldı. Büyük ihtimalle eğitmenlerimizden biriydi. Bir eliyle beni işaret etti "Hoşgeldin Azize Esin" dedi iki elimle elbisemin iki tarafından tuttum ve başımı eymeden hafifçe eyilip kalktım. "Aziz Yağız'ın yanına oturun lütfen." dedi ve kassettiği çocuğun yanına oturdum. Prens ve Prensesler şaşırmış gibi görünüyorlardı. Gerçekten Kraliyet Okulunun mantığını kavrayamamışlardı Kraliyet Okulu rütbelerin bittiği yerdir sizi prens/prenses yerine koymazlar. "Aziz mi?" dedi siyah saçlı kız eğitmen tatlı bir gülümsemeyle karşıladı "Burda Aziz veya Azize şeklinde hitap edilirsiniz." dedi ama galiba kız bu cevaptan tatmin olmamıştı. "Neden?" Soluma baktım gerçekten beni onun yanına mı oturtmuştu? "Çok basit .Çünkü burada bizim gözümüzde prens prenses değil sadece bizden alt rütbede soylularsınız." Gururla gülümsedim. Kız bana kaçamak bir bakış attıktan sonra sorusunu sordu. "Size bizden üstün olduğunuzu düşündüren nedir?" dedi hemen. Eğitmenin gülümsemesi büyüdü "Vereceğimiz puana muhtaç olan sizsiniz biz değil." sonunda sınıfa döndü "Gençler" dedi normal bir halkın fertleriymişiz gibi "burası kraliyet okulu burada eğitim alıcaksınız burası sizin müntefiklikler kuracağınız belkide evleneceğiniz kişiyi seçeceğiniz yer." duraksadı. "Size tek diyebileceğim şey burayı unutamayacağınız. Her verdiğiniz kararda hatırlıyacaksınız birbirinizi her gördüğünüzde hatırlıyacaksınız tahta çıktığınız gün hatırlıyacaksınız her toprak kazandığınızda yada kaybettiğinizde hatırlayacaksınız ve hiç unutmayacaksınız. Arkadaş edinin aşık olun ama unutmayın sizin seçimleriniz krallığınızı etkileyecek hadi tanışın." dedi ve çıktı. O çıktıktan sonra kargaşa başladı herkes tek ağızdan konuşuyordu yanımdan Yağız adlı çocuk kalktığında kızıl saçlı bir kız yanıma geldi.
Kızıl saçlı mavi gözlü kız bana elini uzattı "Ben Sakindralı Irmak." dedi bende elini sıktım "Bende Sudus Esin." dedim gülümseyerek dainanlarla tanışmakta pek iyi değildim bu yüzden o konuşana kadar konuşmadım ama o konuşmaya istekli gibi görünüyordu. "Buradan kimler sizin krallıktan?" diye sordu. "Şu sağda aynaya yaslanmış kahverengi saçlı ve gözlü kıvırcık çocuğu görüyor musun?" dedim. "Evet." diye yanıtladı "O Gökhan iyi okçu olduğu söylenir yüksek rütbeli bir yetimhaneden geldi. Onun yanın da soğuk kahve saçlı bir çocuk var o ise Tuna. Benim çocukluk arkadaşım." Bana hafiften bir bakış attı ama tekrar Tuna'ya döndü. "Kendisi kılıçta iyidir ama bir gerçek var ki kılıçta iyi olduğu kadar ev işlerinde bir o kadar başarısız. Bir keresinde ona mutfakta yemek görevi vermişlerdi. Bende mutfak bölümündeyim maydonoz almak için gittiğim kilerden dönünce mutfağı yanarken gördüm. 2 dakikada mutfağı yakmış. " Irmak kahkaha atarken benim yüzümde tatlı bir tebessüm oluştu. Eski günlerin hatırası bir gülümseme. Ona güldüğümüz anlayan çok zeki(?) Tuna'nın bana şüpheli bir bakış attığını görünce görünmez fermuarımı çekip kenara attım. Bir kaç saniyelik bakışmamız ardından Gökhan'a olan sohbetine geri döndü.
Gözlerimle kalabalığı taradım direk karşımda oturan Eslem'i görünce kafamla onu gösterdim. Onu işaret ettiğimi anlarcasına hemen bana baktı. "Direk karşımızdaki kumral kız o Eslem. Çok iyi dövüşü olduğu söylenir. " dedikten sonra ayaklandı ve pat diye Ayaz'la benim arama oturdu. "Benim dedikodumu mu yapıyorsunuz? " dedi ne konuştuğumuzu merak edercesine. "Hayır." dedi Irmak. "Daha doğrusu seni senin dedikodunu yapacak kadar önemsemiyorum diyelim. " dedim şakayla karışık. Bana tip tip bakmanın ardından "Ne konuşuyorsunuz? " diye sordu. "Bizim krallıktan gelenleri tanıtıyorum." dedim açıklamama gerek olmamasına rağmen. "Bu kadar mı ben 5 kişi olucaksınız diye biliyordum. " "Hayır 5 kişiyiz ben, Eslem, Gökhan, Tuna diyer kim? " dedim Eslem'e. "Gül. " dedi. "Evet birde Gül var. Şurada tek başına oturan kız. " dedim elimle göstererek. "Onun hakkında denilen bir şey yok mu? " dedi Irmak Eslem ise ona karşılık "Hayır. Zaten sessiz bir kız kimse onun hakkında pek bir şey bilmiyor." Irmak iddialı bir gülümsemeyle beni işaret etti "Peki Esin hakkında ne diyorlar? " bir anda garip hissettim bana sadece Esin demişti bir arkadaş gibi. Tabiki de bu benim göğsümün kabarmasını engellemedi Eslem'in beni dövmesini bekledim. "Başmuhafız yardımcısı Esin'in Kraliçe'nin yalakası olduğunu. " dedi. Kaşlarımı kaldırdım onu baştan aşağı inceledim ve tekrar yüzüne odaklandım. "Şaka şaka. " dedi -zaten başka bir şey olamazdı - ve iç çekerek devam etti. "Başmuhafız Yardımcısı Geçici Saltanat-ı Devriye Yiğit Lider Aday Sudus Esin'in adı bile herkese korku salar. Halk tarafından oldukça tanınır ve çokta takdir edilir. Kraliçenin bile gözdesidir. Her konuda kusursuz olduğu söylenir. Halkın gözünden geleceğin Kraliçesi odur bu sınav sadece başmuhafızı seçmek içindir. " Irmak bana takdir eder bir bakış attı. "Ama" diye devam etti Eslem. "Sadece halkın gözünde çünkü Kraliçe ben olucam. " düz bir sesle "Ya" dedim. "Evet öyle. " dedi ego bombası. "Gerçekten başmuhafız yardımcısı aday adayı bile olamayan biri için bu sözler oldukça komik kaçıyor. " dedim. "Dainanlar değişir. " dedi. "Gerçekten değişseydin benim değil senin tahta geçeceğine inanırlardı. " dedim. "Beni tanımıyorlar. " "Beni neden tanıyorlar? " bu bir soru değildi bu doğrudan susması için bir işaretti. Başmuhafız yardımcısı belli bir eğitimden sonra yargı hakkı oluşturdu bende devriye dolaşır bulduğum suçluları ya idam eder yada ceza keserdim genellikle idam olurdu sırf bana sesini yükseltdiği için birini idam ettirdiğim bile olmuştu. Heleki kaçak Malinler benden kurtulamazlardı hükümleri kesin idamdı. Halk bu yüzden benden korkar çekinirdi beni bu yüzden tanırlardı ama takdirde esirgemezlerdi. Eslem de bunu çok iyi biliyordu aynı herkes gibi.
Derin bir nefes aldım. "Peki sen burda kimleri tanıyorsun? " diye sordum Irmak'a yönelik. "Bütün Exsudus taraflarını tanırım. " dedi. "Say. " dedik Eslem'le tek bir ağızda. "Simdi, Eslem senin eski oturduğun yerde solunda oturan kız var ya, işte o benim kardeşim Zeren iyi kızdır ama bir o kadarda saftır. Sonra Beyza var kardeşimin 3 solunda tek başına oturan kız Uresli. Kardeşimin yanındaki kız ise Vat Pınar çocukluktan arkadaşlar. Gökhan'ın solunda ki çocuk Taygalı Hakan iyi çocuktur ama tam bir tavla hastası başka bildiği birşey olduğunu düşünmüyorum birde dama var tabi bu 2 şey dışında onunla konuşamazsınız. Sonra İda var. " dedi son cümleyi bıkkın bir sesle söyleyerek. "Senin yanından kalkan çocuğun sağındaki kız sarı saçlı sevimli biridir tanısanız çok seversiniz. " dedi."Ben onu tanıyorum." Irmak bana baktı. "Nereden?" Bunu soran Eslem'di. "Sıkça gelir saraya orada görmüştüm birkaç kere konuştuk." Irmak dudak büktü "Sizin kralın yeğeni zaten görürsün." Morali bozulmuş gibiydi nedenini anlamadım ama sormadım ama açık sözlü olduğu belliydi. "Bak şurada İda'nın yanında oturan çocuk Luraslı Boğaç İda'nın resmen ağzına düşecek bütün gözünün içine bakıyor." Eslem hınzır bir gülümsemeye büründü. "Sen Boğaç'tan mı hoşlanıyosun ?" Kafasını iki yanına salladı. "Hayır, ama eskiden hoşlanıyodum beni reddetmişti neden reddettiği belli oldu." Eslem onu rahatlatmak için "Sana erkek mi yok ya kafaya takma." dedi. "Bende öyle dedim Irmak dedim sana erkek mi yok dedim bulursun birini dedim ama..." dedi sustu. "Ama sı ne?" Tuttuğu nefesini şiddetli bir şekilde verdi ve eliyle işaret ederek "Hani şu Tuna'nın solundaki çocuk var ya hani konuşuyorlar onun adı Efe sonra onunla da bir denedim. Oda reddetti." Anlık bir gülme isteği geldi. Gülmemek için başımı hafif yukarı kaldırdıktan sonra sağ işaret parmağımla orta parmağımla birleştirip boğazımdan yukarı sürüklemeye başladım. Alışılmış bir muhafız taktiğidir. "Sen bir şey biliyorsun?" dedi daha çok soruyla. "Bir şey bildiğim yok sadece aklıma bir şey geldi. " Efe'ye eskiden nasıl hitap edildiği geldi. Bana attığı şüpheli bakışlar ardından sessizlik oluştu. Gözüm Ayaz'a takıldı Sinan ile konuşuyordu. Yanında bir çocuk daha vardı koyu kahverengi saçlı mavi gözlü bir çocuktu Irmak'ın saydığı kişilerden biri değildi ona "Şu Sinan'ın yanındaki çocuk Exsudus tarafı bir krallıktan mı?" diye sordum. Irmak olumsuz anlamda başını salladı "Hayır. O Ambleksyalı Ekin koyu Malintalı." Gerçekten iki Malintalı bir tarafsızla mı konuşuyordu? Bu resmen taraf ilanıydı "Böyle bir şey kabul edilemez 2 Malintalı 1 tarafsız yanlarında Exsuduslu biri olmadan konuşamaz bu taraf ilanı." Irmağın bana katılmasına sevinmiştim tek başıma sorguya çekmeyecektim. Sorguda bir yardımcı olması her daim iyi olmuştur. Kaş hareketiyle gitmeyi işaret ettim. Eslem "Aslında..." diyerek itiraz etmeye çalışsa da onu çekiştirerek onunda aramıza dahil ettim.
Ben Ayaz'la Sinan'ın arasına oturdum Eslem Sinan'ın soluna Irmak'sa Ekin ve Eslem'in arasına oturdu. "Beyler 2 Malintalı 1 tarafsız ile ne konuşuyorsunuz böyle merak ettik açıkçası." dedim. Adının daha yeni Ekin olduğunu öğrendiğim çocuk "Önce tanışalım sonra muhabbete girersiniz." Irmak kafasıyla çocuğa döndü. "Eğer sizinle tanışmak isteseydik adınızı sorardık ne konuştuğunuzu soruyoruz." Memnuniyetsizce kaşını kaldırdı. "Bu bir sorgu mu?" Araya girdim. "Siz nasıl algılamak isterseniz öyle algılayabilirsiniz ama Exsuduslular bulunmadan bu kadar samimiyetle konuşmanız doğru değil yanlış anlaşılmalara mahal verebilir. Özellikle Rangin Sinan bu yaptığınızdan sözünüze güvenmememiz gerektiğini mi anlamalıyız?" Sinan konuşmaya karar verdi. "Yanlış yorumluyorsunuz." "Peki başka nasıl yorumlanabilir?" Sinan ağzını açtı ama Ayaz(Çiçek Hırsızı) lafı ağzına tıkadı. "Bu kadar korkak olduğunuzu bilmiyordum." Ona baktım "Korkak olsaydık zaten Malintalı olurduk." dedim. "Rangya'yı kendi tarafınıza çekmeye çalıştığınız herkesin malumu , gerçekten kendi başınıza bir savaş kazanamayacak kadar zayıfsınız, sen konuşma."dedim. Alaycı bir tonlamayla güldü. "Biz birçok savaş kazandık..." lafını kestim ve "Kraliçe Beyge tahta geçtikten beri kazanamadınız. Hatta onun annesi Kraliçe İzgi döneminde de bir savaş kazanamadınız şimdi gelip bana zaferlerinizi anlatma yıllardır kaybediyorsunuz ve bu yüzden Rangya Krallığını kendi tarafınıza çekmeye çalışıyorsunuz." dedim hızlı bir şekilde. Tuna'nın bana baktığını farkettim. Ona baktığımı görünce kalkar gibi yaptı ama kavgaya katılmalarına şuan bir ihtiyaç olmadığından elimle sadece onun görebileceği bir şekilde sakin işareti yaptım. Durdu ve Gökhan'a bir şeyler fısıldadı. Arkadan Ekin atladı "Siz en savunmasız anlarında saldırmazsanız onlarda yenilmez." Ona güldüm. "Savaş bu birde saldırmadan önce izin mi alıcağız? Saçmalama." Tuna daha fazla dayanamadı ve yanımıza geldi. Benim tam önümde bağdaş kurdu. Gökhan da peşinden geldi ve soluna yerleşti. "Sorun ne?" diye sordu Gökhan. "Sadece bir tarafsız çekme konusuydu sonra uzatmalara oynayıp üstünlük taslamaya başladılar." dedi Eslem açıkçası onun burada olduğunu unutmaya başlamıştım
. "Kim kime üstünlük taslıyor?" Eslem göz ucuyla Ayaz'la beni gösterdi. "Bu mu ?" dedi Ayaz'ı göstererek "Sen Esin'in tırnağı olamazsın birde üstünlük taslıyorsun öyle mi?" dedi beni her daim savunabilecek arkadaşım. Ama tabi ki konuyu yanlış anlamıştı. Onu düzeltmek adına ağzımı açtım ama ilk konuşan Ayaz'dı o "Bu mu benden güçlü güldürme beni." dedi. Sinirle ona döndüm. "Kılıcın elimde bunu unutma istersen." Dudakları sola kıvrıldı. "Sadece kılıçta iyisin." Daha da diklendim ve "Diğer yeteneklerimi de görseydim ağzın açık izlerdin." dedim. "Yeteneğin olduğundan şüpheliyim." dedi. "Esin Exsudus'da ki en yetenekli kişi diyebiliriz bir sen değil yani onla kendini karşılaştırma." diyerek araya girdi Tuna. Alaycı gülümsemesine tekrar büründü "En yetenekli kişi yani. Sudus'ların beceriksiz olduğunu biliyordum ama bu kadarını hiç düşünmemiştim." Onun kafasına vurmamak için kendimi zor tutuyordum. Gökhan "Senin gibi daseler konuşmayı haketmiyor. O ağzını kapat yoksa ben kapatırım." dedi. Ayaz diklendi ve ayağı kalktı. "Öyle mi?" dedi diklenircesine "Öyle." dedi ayağa kalkıp Ayaz'a diklenerek. "Beni gerçekten yenebileceğine inanıyor musun?" dedi kendini beğenmiş ucube Ayaz. Ben de ayağı kalktım. "Sen biraz fazla kendini beğenmiş değil misin? İstersen biraz havanı söndürelim. Ha ama dikkat et burası Malinta değil burda seni pofpoflamazlar. Yenilirsen gerçekten yenilirsin." Tuna'da ayağı kalktı "Birde 3 kişi beni dövün isterseniz." dedi sıradan korkak Malin. "İstersek 5 kişi döveriz hani beceriksizdik 5 beceriksizle dövüşmek senin için zor olmamalı." diye atıldı Tuna. Arkadan Gül'de geldi. Zaten bir o eksikdi. Sadece bakmakla yetindi birşey demedi. "Siz 5 kişi gireceksiniz de bizim elimiz armut mu topluyacak? Bizde 2 kişiyiz hatta 3. " dedi Sinan'ı göstererek. "2 taraf varken benim girmem doğru olmaz." dedi Sinan ve kendini saf dışı bıraktı. Irmak geldi arkadan "6 kişi oldular." dedi kendini kastederek. "Kişi başına 3 kişi ediyor." gülerek Ayaz'a baktı Ekin. İğrenme duygusuyla onlara baktım. Gerçekten kendilerini güçlü sanıyorlardı.
Arkadan gelen "Yeter!" sesiyle arkama döndüm en baştaki hoca sinirli bir şekilde arkamızda belirmişti. "Daha yeni başladık ne hemen gruplaşıp tartışıyorsunuz sesiniz yukarıya kadar geliyor ya! Oturun!" dedi ve hepimiz tartışmadan önceki oturma yerlerimizde oturduk. Elini tehdit eder gibi salladı. "Bir daha birbirinize sesinizi dahi yüksettiğinizi duymuyacağım!"dedi ve geri gitti.
Eğitmeni umursamasakda o gittiğimizden beri konuşmadık. En sonunda dayanamayan Ekin "Ne güzel kavga ediyordunuz" dedi. Irmak eliyle onu göstererek "Kesinlikle katılıyorum." dedi. "Sanki tek kavga eden bizdik." dedim elimi Ayaz'la benim aramda sallayarak. "Sakin." dedi Eslem varlığını belli ederek. "Konu Sinan'ın Ayazlarla arkadaşlığı biliyorum ama aynı anda bilmeniz gereken başka birşey daha var." dedi. Merakla ona baktım. Ellerini Sinan'la kenetledi. Son lafı ise Sinan söyledi. "Biz sevgiliyiz."