İçeriğe geç

PROJE:26

Bölüm 1 · 8 dk okuma

PROJE:26

Bölüm 1

Sonun Başlangıcı

Bugün benim için çok hüzünlü bir gün bavulumu toplarken bile ağlıyordum.Göz yaşlarım,7. sınıftayken aldığım çilekli kazaktan akıp,kraker kasesine iniyordu.Burası çok güzeldi,bu harika yerden ayrıldığımıza inanamıyordum.

Komşularım, arkadaşlarım herkes Ankara'da kalmıştı.Biz niye İstanbul'a gitmek zorundaydık ki!Ah,o iğrenç İstanbul...Hiç gitmememe rağmen biliyordum nasıl trafikli,katilli,sokak tacizcili bir yer olduğunu.Gitmemizin sebebi, annemin çalıştığı

şirketin ana şubesi İstanbul'a alımasıydı, gitmek zorundaydık.

Ayrıca İstanbul'da gideceğim okulun adı çıkmıştı, oradaki öğretmenlerin insan değil ruh olduklarını bile söylüyorlardı!

Zaten okul konusunda başarısızdım bir de üstüne cehennem gibi

bir okula gidince tüm sınavlardan sıfır çekerdim herhalde.Havalimanına geldiğimizde çok gergindim çünkü uçaklardan çok korkuyordum.

Sonra binmeyi başarmıştım ama niye tüm hostesler kırmızı

ruj sürmüştü?Erkek hosteslerin kırmızı ruj sürmediğini görünce

şaşırdım ve tüm hostesler birbirine benziyordu.

Arkadaki bebek ağlama

sesleriyle gergin iş adamlarının telefon konuşmalarıyla ve seli bir şekilde

dinlediği şarkıyı mırıldananlardan oluşan muhteşem

orkestradan sonra sonunda İstanbul'a varmıştık.Yeni evimizi gördüğümde resmen hayal kırıklığına uğradım evin yapısı güzeldi ama neredeyse hiç güneş almıyordu ve acayip pisti.

Odama gitmeye karar verdim üst kattaki tavan arasındaydı.

Bu yüzden mutluydum tavan arasındaki odaları çok severdim kenarlara

led ışık takıp mint yeşiline boyamayı düşünüyordum aynı

Pilterest'den baktığım gibi.Sonra temizlik yapmaya başladık ev hem dublex hem de çok pisti.

Temizlik en az bir hafta sürebilirdi.Saat akşam 23:30 gibi alt katı bitirmiştik şimdiyse annemin,kardeşimin ve benim odam kalmıştı.

Sonraki gün annemin,kardeşimin ve benim odamda bitmişti

şimdiyse eğlenceli kısma gelmiştik.

Eşyalarımızı yerleştirmeye başladık mobilyalar biz İstanbul'a gelmeden nakliyeyle buraya getirtilmişti.Günler geçti ve tüm evi 3 kişi 6 günde bitirmiştik.Bu gün günlerden pazar yarın kardeşim ve ben okula gidecektik.Anormal bir şekilde hiç heyecanlı değildim aksine gitmek istemiyordum.Niye gidiyordum ki?Daha çok işim var odamı boyayacağım,led takacağım eee odamı boyayacağım...

SONRAKİ GÜN,

Buranın dolmuşları gerçekten hakkını veriyor.Ağzına kadar insan dolu, insanların ter kokularından burnumun direği kırıldı.

Diye içimden söylene söylene okula vardım.Evet bence de bu okul perili, çok ürkütücü görünüyor.Okul, okul değil Gargamel'in evi mübarek.Cesaretimi toplayıp dolmuştan indim ve yürümeye

başladım okulun girişindeki adam bana tuhaf tuhaf bakıyordu gözlerini bana

dikmiş kılı bile kıpırdamıyordu bu beni rahatsız ettiği için ondan

gözlerimi kaçırıp okula girdim adam ben içeri girerken arkasını dönüp bana dik dik bakmaya devam etti bakışlarında hiç bir duyu yoktu ne nefretle ne

sevgiyle ne şaşırmış bir şekilde bakıyordu sanki ölmüşde ona oraya dikmişler gibiydi merdivenlere yöneldim koridorlar

çok karanlık ve sessizdi bir ara bu gün hafta sonu da ben mi unuttum belki de o adam bana o yüzden dik dik bakıyordu.Bu düşünceleri unutup sınıfa gittim.

Herkes sessiz bir şekilde telefona bakıyor kitap okuyor

veya kafasını masaya gömmüş uyuyordu.

Herhangi boş bir sıraya oturdum ve bir anda gözlerim fal taşı gibi açıldı

bir şeyin üstüne oturmuştum ama bu neydi.Ahh Allahım lütfen o olmasın sırama meyve suyu dökmüşlerdi! Koşa koşa lavaboya gittim.

Belli bana bakışlarından burada olmamı istemiyorlardı.Ne yapacağım diye düşünürken hırkamı belime bağladım, okulun eteği çok kısaydı ve bundan çok rahatsız oluyordum.Ama sınıftaki diğer kızlar

bundan memnundu hatta eteklerini kıvırıyorlardı bile.Sınıfa geri döndüm ve bir çocuk yanıma geldi, bana "Onları umursama,hep öyledirler

tek yapabildikleri şey insanları zorbalamak olduğu için yapıyorlar." dedi, çok güven verici konuşuyordu.Yumuşak ve sanki "Sakinleş..."der gibi bir ses tonu vardı. biz konuşurken arkadaki kızlar bize

bakıp gülüşüyordu.

"Onların askeri olmadığın ve yüzüme bir pasta yapıştırmayacağın ne malum?"

dedim.Sesi ne kadar güven verici olsa

da ben bir insana güvenmekte çok zorlanırım.Annem bana hep hiç kimseye güvenme bu dünya çok acımasız seni çıkarları için kullanıp çöpe atabilirler derdi.Bu dünyada güvendiğim tek kişi annem.

Bana "Adolf Hitler'in bile askeri olurum ama onların olmam."dedi.Sonra zil çaldı ve derse girdik.Derse başlamıştık.Öğretmen gerçekten çok korkutucu görünüyordu.

Ders matematikti, herkes "Günün ilk dersi matematik mi olur!"

diye homurdanıyordu.Hoca "E-evet arkadaşlar eeee başlıyoruz."dedi.Hoca çok gergin konuşuyordu ki beni bile gerdi yanımda ki çocuğa sordum "Şişşht! Hitler askeri! Bu hoca neden böyle gergin ve stresli?"diye sordum o da

"Öncelikle ben Hitler askeri değilim, adım Yağız. 2. olarak bizim hocalar hep böyledir bu okul hakkında dedikodulardan başka bir şey bilmiyorsun değil mi?

Ne olursa olsun hiç bir

hocayla,müdürle,temizlikçilerle bile konuşma bu okulda olmaması gereken işler var ve bunu saklamak için bu kadar gerginler."

dedi sonra anlamadığım için "Nasıl yani lütfen anlat!"dedim

"Şişhht!Sessiz ol.Yoksa kaybolabilirsin!" ne dedi o?,

Kaybolmak mı? derste konuştuğum için çeşit çeşit

ceza almıştım ama kaybolmak mı?Bir deyimde haberim mi yok diye düşündüm ve ona

"Kaybolmak mı?" dedim sonra bana susmamı söyledi.

Siyah gür saçları vardı,ona ne zaman baksam saçlarıyla oynayıp

duruyordu yuvarlak gözlükleri

ve siyah oversize tişörtüyle aynı Harry Potter'ı

andırıyordu.Ders bittikten sonra hemen yanına koştum ve öyle bir kalktım ki herkes bana baktı.Yağız elimi tutup beni küçük bir odaya götürdü

temizlik malzemeleri vardı.Sınıfın bir köşesinde niye

anlatmadı. "Neden burdayız?" diye sordum "Anlayacaksın,buranın görevlileri deli.Herkes birbirini dinliyor herkes birbirinin ajanı.Kimse burayı bilmiyor bazen sıkıldığımda buraya gelip kitap okurum.Artık sende gelebilirsin"dedi.

Şaşırmıştım alttarafı uyduruk bir okul dedikodusunu konuşacağız diye böyle gizli bir yere gelmemiz işlerin ciddi olduğunun gösteriyordu.Büyük bir merakla sordum."ee, bu okul hakkında bilmediklerim nelerdir?"

"Şimdi bak,iyi dinle...Adın neydi bu arada?"dedi

"Eylül." dedim "Tamam eylül,bu okulda kavga eden, müdürün sırlarını araştıran herkes bir anda kaybolur.Kimse nereye gittiklerini bilmiyor.

Genelde "Bir şeyler" bilen insanlar kayboluyor.Ömer diye bir arkadaşım vardı,onla senin gibi buraya gelir kaybolanların nereye gittiğini ve

okulun sırlarını araştırırdık.Ve bir şey öğrendik,

Bu okulun en yüksek yeri 3. kat en alçak yeri -2. kat diye biliyorduk ama..."dedi ve duraksadı bir 5 saniye düşündükten sonra "Sana bir şey söyleyeceğim ama kimseye söylememelisin gerekirse düşünmemelisin.

Sizin o küçük "O, ondan hoşlanıyormuş!Duydun mu!!!"gibi olan dedikodularınız gibi yaymamalısın."

bu beni sinirlendirdi her teneffüs lavoboya

gidip gizlice makyaj yapan en yakınlarının bile dedikodusunu yapan o yüzsüz kızlardan mı sanmıştı?Sinirli bir şekilde "Beni çok yanlış tanımışsın tereyağız."dedim

-Komik değildi.

-Bence çok komik

-Bence hiç değil

-Tamam anlat artık şunu.

-Hayır anlatmıyorum.

-Ne yani küstün mü?

-Evet

-Hadi tamam özür dilerim

-Hayır dedim

-Yaa lütfen."Yağız"

-Söz ver kimseye anlatmayacağına.

-Söz!

-Tamamdır 23 eylül 2023

-Ha_Ha_Haa çok komik

Ayak sesleri duymaya başlamıştık ama sesler sanki korku

filmlerindeki kötü adamların saklanan kişileri ürpertici bir şekilde bulmaya çalışması gibi yavaş yavaş...ve işkence ediciydi.Bir anda sustuk ve

Yağız saatine baktı "Ders başlamış! Hatta 20 dakika geçmiş umarım bizim yokluğumuzu fark etmezler." dedi.Kalan 15 dakika boyunca sessizdik tek kelime bile konuşmadık Yağız kitap

okumayı tercih etti bense hiç bir şey yapmadan yerde uyukluyordum sonra zil çaldı fazla dikkat çekmemek için bir 2 dakika bekleyip öyle çıktık.Sınıfa girince kimse bizi umursamadı demek ki dikkat çekmemişiz.Eve gelir gelmez düşünmeye başladım,o kaybolan kişiler nereye gidiyordu,neden sadece okulun sırlarını araştırmaya çalışanlar kayboluyordu, ve bunu araştırdıklarını nerden anlıyorlardı?Bu okulda çok

fazla karanlık iş dönüyordu.Ya ben de kaybolursam ya ben de onlara kurban gidersem ne olacak? Yağız'a güvenmemem

gerektiğini düşünüyorum.Ama o da onların ajanıysa bunları bana niye anlatsın ki?Bunları iğrenç trafiğe bakarak düşünürken saat 6 olmuştu bile.

Ancak bu sorular

hep kafamı kemiriyordu.

Kaybolan çocukları ne yapacaklardı ki?Ve ya ne öğreniyorlar da kaçırıyorlardı?Aslında kaçırdıkları ne malum?Belki başka

biri kaçırmıştır.

Ailelerinin kirli işleri ortaya çıkmıştır da yurtdışına kimseye fark ettirmeden kaçmış da olabilirler.

Ancak kaçırılmış çocukların aileleri hep okulu şikayet ediyorlardı onlar ise

intihar olduğunu ya da başka

insanların onları kaçırdığını bile söylüyorlardı hatta bazı aileler okulun attığı güçlü suçlamalar sayesinde

çocuk ihmalinden hapse bile girmiş.Ancak bu okul ne karıştırıyordu neden bunları yapıyorlardı?

Herkes niye bu kadar gergin?Bu sorular resmen beni çürütüyordu.Ben kaçırılırsam ne olacak,bana ne yapacaklar, daha doğrusu kaçırılan

çocuklara ne yapıyorlardı ki?Yaptıkları şeyler kesinlikle yasadışıydı.Bu okul hakkında daha fazla şey öğrenmem lazımdı okulun binasının eski olması ve sadece bir tane şubesi olması bir şeyler açıklıyor gibiydi.

Bunları düşünürken annem beni yemeğe çağırdı.Tabii ki telefonla konuşuyordu, en son ne zaman annem benimle sohbet etti ki?

Yemeğimi hızlıca bitirip odama gittim.Okul hakkında düşünmeyi bırakıp mint yeşili duvar kağıtlarını yapıştırmaya

başladım ilk duvarı bitirmiştim bile sıkılmayayım diye "Silent Cry(skz)"şarkısın açtım şarkıdan aldığım hırsla hemencicik bitirdim.

Üzücü şarkılar beni hiç ağlatamıyordu ben bu tür hüzünlü şarkılar dinlediğimde tam tersine hırslanırdım çünkü beni güçlendiriyorlardı.İnsanların beni

aşağılaması beni daha çok güçlendiriyordu.Çünkü kafamda hep ne kadar ezilirsem o kadar güçlenirim algoritması vardı.

O yüzden pek ağlamıyorum.Soğan kesmek sayılmazsa tabii.

Duvar kağıdı döşemeyi bitirince yatağıma atladım çok yorulmuştum ama mutluydum.Odam

mükemmel olmuştu.Odamı boyamaya üşendiğim ve hemen bitmesi istediğim için duvar kağıdı kullanmıştım.

Led ışıkları ve mini fotoğrafları takınca tam

da hayallerimde ki gibi olmuştu.Bu olaylardan sonra ilk defa gülümsemiştim.İnsanlar gülüşümün çok ürpertici

olduğunu söylerlerdi,aynı joker gibiymiş.Dün okuldan gelirken gördüğüm kendi ayağına takılıp düşen adama

gülen kadının gülüşünü görseler gülüşün güzel derlerdi.Biraz müzik dinledim ve kitap okumaya başladım.

Hafif esnemeye ve uykum gelmeye başlayınca yattım sonraki gün için çok heyecanlıydım çünkü bu okul bir şeyler karıştırıyordu ve ben bunu ortaya çıkaracaktım.

SONRAKİ GÜN...

Okula gelmiştim.Ve gelir gelmez hemen gözlerim Yağız'ı aradı sonra sınıfta değilse olabileceği tek yeri bildiğim için temizlik odasına gittim ve tabii ki de kitap okuyordu..Okuduğu kitabı görünce şaşırdım çünkü okuduğu "Uğultulu Tepeler" kitabı favorimdi.O kitabı çok seviyordum.

Sonra heyecanla kitabı sevdin mi?Nasıl gidiyor? dedim.O da "Daha 11 sayfa

okudum, pek bir yorum yapabileceğimi sanmıyorum."dedi.

O kitabı okuduğunu görünce çok heyecanlandım çünkü o kitabı bir çok tanıdığım bilmiyor.

Kitaplar hakkında sohbet

etmeyi çok severim ancak çevremde favori kitabımı okuyan biri olmayınca o kitap hakkında sohbet edemiyorum.

Bu yüzden Yağız'a "O, benim en sevdiğim kitap bitir de o kitap hakkında sohbet edelim.

Çünkü çoğu tanıdığım o kitabı okumamış."dedim.

O ise "Sen de "Demiryolu Çocukları"

kitabını oku o zaman."dedi ve okumaya geri döndü ben de herhangi bir yere oturup İntstagram'da takılmaya başladım.

Kulaklığımı taktım ama sesi fazla açmış olacağım ki Yağız hemen "Banane Dilan Polat cezaevine girdiyse.

Niye bunları izleyip zaman kaybediyorsun ki?Kitap okusana.Ayrıca, illa izlemek istiyorsan sesini kısabilirsin."dedi.

Onu umursamayıp biraz kısarak izlemeye devam ettim sonra saate baktım ve dersin başlamasına 2 dakika kaldığını gördüm.Yağız'a "Ders başlamak üzere,istersen burada kal."dedim ve çıktım.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.