Kan ter içinde uyanmıştım uykumdan. Kâbus görmüştüm, babamı görmüştüm. Kalktım ve pijamamı çıkardım. Dolabımdan mavi elbisemi çıkardım ve onu giyindim. Dolabı kapattım ve dışarıya çıktım. Mutfağa gittiğimde Nastasya'yı gördüm
"Venüs hanım, iyi misiniz?"
"İyiyim, ama babam nerede?"
"Venüs hanım, cidden iyi misiniz? Babanız... Dün öldü ya?"
"Ne? Kâbus değil miydi?"
"Venüs hanım, neden böyle davranıyorsunuz?"
"Nasıl?"
"Niye bu kadar sakinsiniz?"
"Sakin miyim?"
"Hastaneye gidelim mi?"
"Hayır. Gerek yok. İyiyim, sadece bir kâbus olduğunu düşünmüştüm."
Sessiz kaldı.
"Babanızın cenaze töreni-"
"Ne zaman olduğu umrumda değil. Gitmeyeceğim."
Bu konuşmalardan sonra uyanmıştım sanki kâbusumdan
"Peki..."
Babam gerçekten ölmüştü. Buna inanmak istemiyordum ama bu bir gerçekti.
"Kanlı elbisem nerde?"
"Banyoda."
Koşarak banyoya gittim. Kanlı elbisemi aldıktan sonra odama yöneldim. Dolabımı açıp tüm beyaz elbiselerimi topladım ve mutfağa gittim. Nastasya'ya
"Bu elbiselerin hepsini atarsın. Zahmet olmazsa." dedim.
"Ne zahmeti Venüs hanım,"
şaşkınlıkla yüzüme bakıyordu. Ona aldırış etmeden dolabı açtım ve gevreği aldım. Dolabın kapağını kapattıktan sonra buzdolabını açtım. Oradan da sütü aldığım gibi anında kapağı kapattım. Kâseye gevrekle sütü koydum ve yemeye başladım. Yemeğim bittiğinde odama gittim, telefonumu elime aldım ve öğretmenimi aradım. Dördüncü çalışta açıldı telefon.
"Alo?"
"Merhaba hocam, ben Venüs Akal. Ben dün babamı kaybettim. Kendimi toparladıktan sonra geleceğim okula. Sizden birkaç günlük izin istiyorum. Üzgünüm hocam."
"Merhaba kızım, sorun yok canım. Başın sağolsun, Allah rahmet eylesin."
"Teşekkürler hocam, hoşçakalın."
"Hoşçakal kızım."
Telefonu kapattıktan sonra aklıma dün yaşadıklarım geldi. İçim bas bas bağırıyor baban öldü diye, ama ben sağırım onlara karşı... Babamı özlediğim için onun odasına girdim ve dün gece olan cinayetin kurbanı olan babamın cesedinin olduğu yere baktım doğruca. İçim sızlıyordu. Ben babamın orada olmayan cesedini görüyordum. Yastığını aldım, kokusunu içime çektim. Birkaç dakika o yastığa sarılarak ağladım. Hayatımın en uzun dakikalarıydı. Yıllarca sarılmamıştım ona, bu kokuyu içime çekmemiştim yıllarca... Sonra yastığı yerine koydum. Yavaşça dolabını açtım ve en sevdiği kıyafetlere baktım. Elime aldım babamın bir takım elbisesini. Baktım, baktım, baktım, ama yerine bırakamıyordum... Sessizce akan gözyaşlarım bitmek bilmiyordu. Babamın kıyafetine bakıyordum ve ağlıyordum. Evet, kendi kendime acı çektiriyordum. Ama özlemiştim işte, kıyafetini bırakamıyordum. Biraz baktım kıyafetlerine. Sonra dolaba bıraktım tekrar. Odadan çıktım, kendi odama gittim. Bir pantolon, bir tişört giyinip odadan çıktım. Telefonumu şarjdan çıkardım ve cebime koydum. Annem olacak lânet kadını bulmalıydım! Saraydan çıktım ve dış kapıya doğru yöneldim. Tolga'yı görünce yanına gittim.
"Benimle gel."
"Ne oluyor Venüs hanım?"
"Benimle gel."
"Tamam."
Sabrımın, öfkemin, nefretimin, kısacası tüm duygularımın son damlasına gelmiştim. Bazı korumalar hariç kimsenin olmadığı bir yere götürdüm onu. Çoğu koruma babamın katilini bulmak için gitmişti.
"Annemin yerini biliyor musun?"
sessiz kaldı öylece.
"Cevap ver! Babamla olan mesajlarınızı okudum, annemin yaşadığını biliyorum!"
"Bilmiyorum, Venüs hanım." gözlerim doldu.
"Neden bana söylemediniz?! Neden beni aptal yerine koydunuz?!"
"Öyle demeyin Venüs hanım! Babanız dememi istemedi..."
"Annem nerede? Söyle! Kolaysa bana bir şey yapar!"
"Venüs hanım..."
"Söyle dedim sana, söyle şu lanet olası kadının yerini!
"Venüs hanım, şöyle ki, annenizin yerini biz de bilmiyoruz.."
"Ne?" dıye sordum şaşkınlıkla.
"Ne demek bilmiyorum?!"
"Anneniz birkaç gün önce kaçmış-"
"Nereye?!"
"Kameralara baktık, en son airport'taymış."
"Hangi uçağa binmiş?" cevap vermedi.
"Hangi uçak diye sordum. Bak Tolga, sabrımın son damlasındayım."
Dudaklarını araladı, bana söylemeye tereddüt edıyormuş gibi görünüyordu.
"İngiltere uçağına, Venüs hanım..." söylediklerinin devamını getirdi:
"Ama merak etmeyin, korumalar her yerde onu arıyorlar."
"İngiltere'deki airport kameralar'ına bakılar mı?"
"Evet, Venüs hanım."
"Başka uçağa binmiş mi?"
"Şimdilik hayır, Venüs hanım. Anneniz hala İngilterede."
"Tamam, ilk uçağa bilet alın."
"Ama Venüs hanım-"
"Dediğimi yap. Ondan babamın intikamını ben alacağım."
"Peki Venüs hanım."
Annemden babamın intikamını kendımden başkasının almasına izin vermeyecektim. Saraya gidecektim ki, Tolga'ya birşey sormak için geri döndüm.
"İlk uçağın zamanını söylersin."
Saraya gidecekken Tolga'nın sesiyle durdum.
"Venüs hanım... İlk uçak yarın saat 05.00'da."
"Tamam."
Saat şuan 12.58'di. Daha sabah saat beş'e saatler vardı. Anneme kızgın olduğm kadar babama da kızgındım. Annem babama katil gözüyle bakmama sebep oldu, Babam ise bana annemin yaşadığını söylemedi ve sanki onu katil gibi görmemi istiyor gibi. Babam her aklıma geldiğinde gözlerim doluordu, tabiki şimdi de öyle oldu, ama artık ağlamayacaktım. Çünkü ağlak, güçsüz bir kız ne kadar büyük bir intikam alabilir ki? İşte tam da bu yüzden bir daha alamamaya yemin ettim! Yarın saat beş'te İngiltereye - seni bulmaya geliyorum annem olacak kadın!
Malikane'ye girdim. Nastasya beni görünce
"Venüs hanım, iyi misiniz?" Bu, bugün içerisinde aynı soruyu kaçıncı kere soruşuydu? Bu kadar kötü mü görünüyordum? Zorla gülümsemeye çalışarak
"İyiyim, Nastasya, İyiyim. Valizimin yerini biliyor musun?"
"Valiz mi? Bir yere mi gidiyorsunuz Venüs hanım?" hep böyle meraklı birisiydi. Ama onu çok seviyordum.
"Saat beş'te İngiltereye uçağım var."
"Neden babanız..." Sanki düşünmeden söylemiş, ama sonradan beni üzecek olabileceği için vazgeçmişti.
"Neden babamın öldüğü günün ertesi günü yurtdışına çıktığımı mı soruyorsun?"
"Evet..." dedi pişman olmuş gibi.
"Nastasya," dedim usulca, istemsizce gözlerim dolmuştu. Kendime söz vermiştim ağlamayacağıma dair, ama yalan oldu.
"Sende annemin yaşadığını biliyordun, değil mi?"
" Venüs hanım..."
"Doğruyu söyle, saklama benden."
"Evet..."
"Neden bana söylemedin?"
"Emre bey öyle emretmişti. İnanın size söylemek istiyordum."
"Hani sordun ya, neden yurtdışına çıkıyorsun diye," başıma gelenleri anlatmaya başladım.
"Dün annemin evine gitmiştim. Birkaç dakika sonra bir araba geldi. Babam olduğunu düşündüm ama bu arba ona ait değildi, yine de merakla saklandığım yerden gizlice arabayı izlemeye başladım. Araba durdu, içinden bir adam indi. O adam, benim babamdı. Babam arabadan indi, ve içeriye girmeye çalıştı. Daha sonra korumalardan biri babamı durdurdu ve ona kim olduğunu sordu. Babam kendini sakinleştirmeye çalışıyordu sanki. Emre dedi babam usul davranmaya çalışarak. Sonra koruma babama Rabia hanım müsait değil dedi. Babam bu sözleri dumazdan geldi ve içeri girmeye çalıştı. Güvenlik babamı itti, babamsa korumaya yumruk attı." derin bir nefes alarak konuşmaya devam ettim. Yere çöktüğümü söyleyemezdim. Bu yüzden küçük bir yalan söyledim.
"Başımı diğer yöne çevirdim, babamı böyle görmek istemediğimden. Fakat daha sonra babam için korktuğumdan dolayı başımı tekrar geri çevirdim. Başımı geri çevirdiğimde ortalıkta ne babam ne de korumalar vardı. Malikanenin arka kapısını bulmak için arkadan dolaştım. Bulduğumda gizlice içeriye girdim. Bir güvenlik bana vurmaya kalktı, ben de kendimi savundum..."
Olayı uzun uzun tüm detaylarına kadar anlattım. Tabii bazı yerleri atlattım. Nastasya benim anlattığım şeyleri dikkatlice dinliyordu. Anlatıp bitidikten sonra telefonumu aldım ve saate baktım. Aradan sadece yedi dakika geçmişti. Sabahın olmasını sabırsızlıkla bekliyordum. Annem olacak kadının intikam ateşiyle yanıp tutuşuyordum. Şimdiye kadar bir tek babamı affetmemiştim. Sebebi de onun annemi öldürdüğünü düşündüğüm içindi. Onun dışında kavga sevmediğim için genellikle çoğu şeyi alttan aldım. Ama yarın, dokuz yıl boyunca nefret ettiğim babamın intikamını almaya gideceğim. Annem hakkında düşünerek odama gittim. Kitaplığıma yöneldim ve bir kitap seçtim. Yeni aldığım bu kitap Fyodor Dostoyevski'nin Suç Ve Ceza kitabıydı. Polisiye kitaplarını hep çok sevmişimdir. Odamdaki küçük koltuğa otrdum ve okumaya başladım. Kafamdaki düşüncelerden dolayı bazı satırları iki-üç kere okuyordum. Kitap yaklaşık iki buçuk saat sonra kitap bitti. Saate baktım, 15.32'ydi. Başka kitap almak istediğimden kitaplığıma doğru yöneldim. Okumadığım son üç kitabım kalmıştı. Ama onları şimdi okuyam
azdım, çünkü onları uçuşta okuyacaktım. Hepsini bitiremezsem kalanları da İngiltere'de okuyacaktım. Son çare, uyumayı tercih ettim. Yatağıma uzandım ve uzun uzun uyudum...