İçeriğe geç

Prenses olmak istemiyorum!

Bölüm 3 · 2 dk okuma

Prenses olmak istemiyorum!

Bölüm 3

Bölüm 3: Evim Artık Güvenli Bir Yer Değil (Resmen)

Patlama sesi ikinci kez geldiğinde, beynim hâlâ bunun “komşuların fazla sesli tadilat yapması” gibi bir şey olduğunu umuyordu. Ama evim, bana hiçbir zaman iyimserlik borçlu olmadı.

Camlar titredi.

Ben de onlarla birlikte titredim.

Lucien bir anda önümde belirdi. Gerçekten “bir anda.” İnsan yürüyerek bu kadar hızlı olamaz.

“Yere yat,” dedi.

Göz kırptım.

“Pardon?”

“Yere.”

“Bana emir mi veriyorsun şimdide?" bir sessizlik oldu.

Sonra üçüncü patlama geldi. Ve salon lambası dramatik bir şekilde tavandan düştü.

“Tamam,” dedim hızla. “Emir çok makul, kabul edildi.”

Yere çöktüm.

Havalı mıydım?

Hayır.

Hiç değildim.

Ama hayatta kalıyordum, bu da küçük bir başarı sayılırdı.

Lucien elini kaldırdı, ve çömelerek benim üzerime kapandı.

Ve tuhaf bir şey oldu.

Ses gitti.

Sanki dünya “mute”a alınmıştı.

Ben sadece kalbimin sesini duyabiliyordum.

Biraz sinir bozucuydu. Kulaklarım bir süre çınladıktan sonra yanımızdaki adam konuştu.

“Söylemiştim,” dedi.

“Ne söylemiştin?” dedim fısıldayarak.

“Normal insanlar değiller.”

“Bunu ben de fark ettim,” dedim. “Teşekkür ederim, Sherlock.”

Kimse gülmedi, zaten kimse de eğlenmiyordu.

Pencere tarafında gölgeler belirdi. İlk bakışta “hırsız” diye düşündüm.

Sonra bir saniye sonra “hırsızların böyle silahları olmaz.” diye düzelttim.

Sonra üçüncü saniye “ben neden hâlâ düşünüyorum?” aşamasına geçtim.

Lucien’in yüzü değişti.

O soğuk, mesafeli ifade gitti.

Yerine… daha keskin bir şey geldi.

“Beni dinle,” dedi.

“Dinliyorum zaten,” dedim.

Lucien bana baktı.

“Yürü denildiğinde, yürüyeceksin."

“Kim diyecek?”

Sinirli bir şekilde bakarak konuştu.

“Ben.”

“Sen zaten her şeye emir veriyorsun.”

“Bu farklı.”

“Nasıl farklı?”

Bir an durdu.

Cevap vermedi, çünkü kapı o anda içeri doğru parçalandı.

Ve içeri girenler… insan gibi görünmüyordu.

Siyah metal zırhlar, Maskeler, ve ışık gibi parlayan silah ve kılıçlar.

Ben refleksle geriye kaydım.

“Tamam,” dedim kendi kendime. “Bu kesinlikle okulda anlatılacak bir gün değil.”

“Ya da psikoloğa.”

Lucien arkasına bakmadan konuştu.

“Dur!"

“Duruyorum.”

“Sürünüyorsun.”

“Bu stratejik geri çekilme.”

Lucien iç çekti.

Ve hareket etti.

Ama bu “hareket etti” kısmı biraz yetersiz kalıyor.

Çünkü bir saniye oradaydı.

Sonra yoktu.

Sonra biri yere düştü, birinin acıyla inlemesini duydum. Hiçbir şey görmedim, sadece sonuç vardı. Ve bu daha rahatsız ediciydi.

“Tamam,” dedim fısıldayarak. “Bu adam kesinlikle normal değil.” Siyah kıyafetli adam yanıma eğildi.

“Majesteleri… gitmeliyiz.”

Kafamı sallayarak konuştum. “Ben gelmiyorum.”

Adam ses tonunu koruyarak konuştu “Efendim bu bir seçenek değil.”

“Benim hayatımda her şey seçenek.”

O sırada Lucien geri döndü.

Gözleri direkt bana kilitlendi.

İlk kez gerçekten bana baktı.

Sadece “hedef” gibi değil.

İnsan gibi.

“Prenses." dedi.

İlk kez birinin bana prenses demesi hoşuma gitmişti.

Sanki söylemek zorundaymış gibi değil de… söylemeden duramıyormuş gibi.

Bir anlık sessizlik oldu.

“Bizle gelmezsen,” dedi, “seni burada bulurlar.”

“Zaten buradalar.”

“Daha kötüsü gelir.”

“Daha kötü mü?”

Lucien çok kısa bir an durdu.

Sonra sesi düştü.

“Yaratık olanlar."

O kelime odanın içindeki havayı değiştirdi.

Ve o an dışarıdan bir şey hissettim.

Ses değil.

Titreşim gibi.

Sanki ev değil, dünya geri çekildi.

Lucien’in bakışları karardı.

“İşte,” dedi.

“Artık başladılar."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.