-Kralımızın odası hemen koridorun sonunda Majesteleri, başka bir isteğiniz var mı? -Hayır, teşekkür ederim gidebilirsin. Bana yolu tarif eden hizmetçi yanımdan ayrıldığında yavaş adımlarla koridorun sonundaki kapıya yürüdüm.Kapıya iyice yaklaştığımda içerideki sesleri çok net duyuyordum. -Baba, daha kaç kez soracağım bilmiyorum ama öyle bir kızı direkt saraya alman sence de fazla aceleci olmadı mı? Sonuç olarak o güneyin prensesi. Legorya’dan birini nasıl Nordia’ya sokarsın üstüne üstlük bir de saraya alırsın aklım almıyor! -oğlum, oğlum… biraz sakin olur musun? Daha kaç kez anlatacağım. O prenses yarı güneyli yarı kuzeyli. Damarlarında akan kanın yarısı bizim kanımız. Hem o prenses normal bir prenses değil. Çağımızın görüp görebileceği en mükemmel dehalardan birisi. Güneyden gelen habercilerimizin söylediğine göre daha küçücük bir bebekken bile zehir ile besleniyormuş. Legorya’nın en iyi askerleri bile onunla göz göze gelmekten çekinirmiş. Bir bilgeden ders aldığı için eski Legorca’yı okuyup anlayabiliyor hatta yazabiliyormuş. Düşünsene bi, o kız eski Legorca kitapları okuyabiliyor, neler bildiğini öğrendiğini yalnız Tanrı bilir. Güneyin en güzel kızları bile onun yanında çirkin kalır ve kuzeyin en vahşi insanı bile onun önünde diz çöker. Sence de böylesi bir prensesi dışarıya salmaktansa elimizde tutmamız daha iyi değil mi? Hem bakarsın Legorya kralına karşı kullanabileceğimiz bir silah olur, sonuçta Prenses’in Yüce(!) Kral’ın göz bebeği olduğunu bilmeyen yok şu diyarda. -İyi ama ya bize zarar vermeye çalışırsa ? -Nasıl verebilir ki? İstese bile elinden ne gelebilir ki? -Bilmiyorum ama o kızda bir şeyler var baba, suikaste uğrayıp onca askerini ve malını kaybeden bir prensese göre fazla sakin ve sürekli gülümsüyor. Bu bir tek bana mı saçma geliyor Tanrı aşkına!? -Oğlum, karşındaki sokaktan geçen ve elma satan öylesine bir kız değil. O Legoryanın tek prensesi ve hanedanın en küçük üyesi. Normalde hazine anahtarı hazinedar ve kral dışında kimsede olmaz ama babası onu Krallık Hazine Odası’nın anahtarını verebilecek kadar seviyor ve güveniyor. Bütün askerler onun tek bir emriyle uçurumdan atlayabilir. Her ne kadar halk onu sevmese de onu hayranlıkla izlemekten başka bir şey gelmiyor ellerinden çünkü bu kız gerçekten normal biri değil. -Abartıyorsun baba, normal bir prenses işte, burnu havada gezmek dışında bir şey yapmayan diğer bütün prensesler en hiçbir farkı yok. -Oğlum, oğlum… Şüphelerini anlıyorum ve onaylıyorum ama öyle bir kızı dışarı salamam. Ayrıca…Kral duraksadıktan sonra devam etti: -Bir kadın sadece güzelse veya sadece zekiyse pek bir zararı dokunmaz ama bir kadın hem güzel hem zeki ise Tanrı düşmanlarını korusun çünkü onları başka kimse koruyamaz. -Ne demek istiyorsun baba? -Oğlum, sen benim tek çocuğumsun ve her zaman üzerine titrediğimi biliyorsun. Senin için en iyisini istiyorum. -Bu ne anlama geliyor baba? -Sana açık konuşacağım evlat. Böyle bir kadını karşına almak yerine yanına alma akıllılığını göstermelisin yoksa olacak şeylerden seni ben bile koruyamam. -Hayır baba öyle bir şey asla olamaz. Ben canımı böyle bir kadının ellerinde ölmek için sokaktan bulmadım. Onunla olduğum günün gecesi beni kendi elleriyle boğacak bir şeytan o. Ben annem gibi bir kadın ile evlenip senin gibi güvenilir bir ilişkim olmasını istiyorum. Lütfen beni bunun dışında bir şeye zorlama. Hem o kız tehlikeli ve burayı birbirine katmadan da buradan gitmeyecek. Sana tavsiyem onu hemen buradan gönder ki krallığımızın ömrü uzasın. -Oğlum o kız her şeye rağmen bizim elimizde ve Legorya’ya karşı kullanabileceğimiz bir tehdit aracı. Yaptığı ilk yanlışta öldürürüz olur biter. Bizim için en iyisi kızı elimizin altında tutmak. Uzun bir sessizlikten sonra Ukala Prensimiz tekrar konuştu: -sen daha iyisini bilirsin baba ama o kız bize zarar vermeyi geldi, hatta o suikast olayı bile yalan gibi geliyor bana da neyse. O kız buraya bizi parçalamak için gel- Seni hiç sevmedim uyuz herif! Kapıyı tıklatarak başımı açık olan kapıdan soktum. Gülümseyerek: -Majesteleri acaba müsait misiniz?-tabi ki Prenses Violetta, size her zaman. Gülümseyerek içeri girip reverans verdiğimde duvara dayanmış ukala prensi gördüm. Sanki şaşırmış gibi gözlerimi kocaman açarak: -Aa, Prens William, siz de mi buradaydınız? A yoksa ben sizin konuşmanızı mı böldüm Majesteleri, isterseniz ben daha sonra geleyim. Tam arkamı dönüp kapının kolunu tuttuğum sırada Kral tekrar konuştu: -Ah, lütfen Prenses Violetta, oğlumla havadan sudan konuşuyorduk, önemli değil lütfen ne istediğinizi söyleyin. Kral tatlı tatlı konuşup bana gülümsediğinde bende arkamı döndüm. Senin ne halt olduğunu zaten tahmin ediyordum ama artık emin olmuş oldum seni yaşı bunak! Neyse ki istediğimde çok iyi salağa yatabilirdim. -Şeyy, Majesteleri böyle bir sebepten ötürü sizi rahatsız etmek pek istemiyorum ama bana sarayı ve çevresini gezdirebilecek güvenilir biri ayarlayabilir misiniz? Kral başını prensten yana çevirip sinsi sinsi gülümseyerek cevapladı: -Ah, tabi ben sizin için çok güvenilir birini biliyorum. Prens kaşlarını havaya kaldırarak onu seçmemesi için babasına yalvarsa da Kral sırıtarak konuştuğunda her şey için çok geçti: -Prens William, Prenses Violetta’ya eşlik eder misin? Prens dişlerinin arasından konuştu: -Tabi ki Majesteleri, emredersiniz. Krala tekrar reverans verdiğimizde prens eliyle ‘buyur’ işareti yaparak geçmem için bana yol verdi. Gülümseyerek kapıdan çıktığımda yaptığım şeye pişman olmuştum bile. Ya ben nerden bileyim bana yol arkadaşı olarak bu ukala uyuz adamı vereceğini? Offf… -Kralımızın odası hemen koridorun sonunda Majesteleri, başka bir isteğiniz var mı? -Hayır, teşekkür ederim gidebilirsin. Bana yolu tarif eden hizmetçi yanımdan ayrıldığında yavaş adımlarla koridorun sonundaki kapıya yürüdüm. Kapıya iyice yaklaştığımda içerideki sesleri çok net duyuyordum. -Baba, daha kaç kez soracağım bilmiyorum ama öyle bir kızı direkt saraya alman sence de fazla aceleci olmadı mı? Sonuç olarak o güneyin prensesi. Legorya’dan birini nasıl Nordia’ya sokarsın üstüne üstlük bir de saraya alırsın aklım almıyor! -oğlum, oğlum… biraz sakin olur musun? Daha kaç kez anlatacağım. O prenses yarı güneyli yarı kuzeyli. Damarlarında akan kanın yarısı bizim kanımız. Hem o prenses normal bir prenses değil. Çağımızın görüp görebileceği en mükemmel dehalardan birisi. Güneyden gelen habercilerimizin söylediğine göre daha küçücük bir bebekken bile zehir ile besleniyormuş. Legorya’nın en iyi askerleri bile onunla göz göze gelmekten çekinirmiş. Bir bilgeden ders aldığı için eski Legorca’yı okuyup anlayabiliyor hatta yazabiliyormuş. Düşünsene bi, o kız eski Legorca kitapları okuyabiliyor, neler bildiğini öğrendiğini yalnız Tanrı bilir. Güneyin en güzel kızları bile onun yanında çirkin kalır ve kuzeyin en vahşi insanı bile onun önünde diz çöker. Sence de böylesi bir prensesi dışarıya salmaktansa elimizde tutmamız daha iyi değil mi? Hem bakarsın Legorya kralına karşı kullanabileceğimiz bir silah olur, sonuçta Prenses’in Yüce(!) Kral’ın göz bebeği olduğunu bilmeyen yok şu diyarda. -İyi ama ya bize zarar vermeye çalışırsa ? -Nasıl verebilir ki? İstese bile elinden ne gelebilir ki? -Bilmiyorum ama o kızda bir şeyler var baba, suikaste uğrayıp onca askerini ve malını kaybeden bir prensese göre fazla sakin ve sürekli gülümsüyor. Bu bir tek bana mı saçma geliyor Tanrı aşkına!? -Oğlum, karşındaki sokaktan geçen ve elma satan öylesine bir kız değil. O Legoryanın tek prensesi ve hanedanın en küçük üyesi. Normalde hazine anahtarı hazinedar ve kral dışında kimsede olmaz ama babası onu Krallık Hazine Odası’nın anahtarını verebilecek kadar seviyor ve güveniyor. Bütün askerler onun tek bir emriyle uçurumdan atlayabilir. Her ne kadar halk onu sevmese de onu hayranlıkla izlemekten başka bir şey gelmiyor ellerinden çünkü bu kız gerçekten normal biri değil. -Abartıyorsun baba, normal bir prenses işte, burnu havada gezmek dışında bir şey yapmayan diğer bütün prensesler en hiçbir farkı yok. -Oğlum, oğlum… Şüphelerini anlıyorum ve onaylıyorum ama öyle bir kızı dışarı salamam. Ayrıca… Kral duraksadıktan sonra devam etti: -Bir kadın sadece güzelse veya sadece zekiyse pek bir zararı dokunmaz ama bir kadın hem güzel hem zeki ise Tanrı düşmanlarını korusun çünkü onları başka kimse koruyamaz. -Ne demek istiyorsun baba? -Oğlum, sen benim tek çocuğumsun ve her zaman üzerine titrediğimi biliyorsun. Senin için en iyisini istiyorum. -Bu ne anlama geliyor baba? -Sana açık konuşacağım evlat. Böyle bir kadını karşına almak yerine yanına alma akıllılığını göstermelisin yoksa olacak şeylerden seni ben bile koruyamam. -Hayır baba öyle bir şey asla olamaz. Ben canımı böyle bir kadının ellerinde ölmek için sokaktan bulmadım. Onunla olduğum günün gecesi beni kendi elleriyle boğacak bir şeytan o. Ben annem gibi bir kadın ile evlenip senin gibi güvenilir bir ilişkim olmasını istiyorum. Lütfen beni bunun dışında bir şeye zorlama. Hem o kız tehlikeli ve burayı birbirine katmadan da buradan gitmeyecek. Sana tavsiyem onu hemen buradan gönder ki krallığımızın ömrü uzasın. -Oğlum o kız her şeye rağmen bizim elimizde ve Legorya’ya karşı kullanabileceğimiz bir tehdit aracı. Yaptığı ilk yanlışta öldürürüz olur biter. Bizim için en iyisi kızı elimizin altında tutmak. Uzun bir sessizlikten sonra Ukala Prensimiz tekrar konuştu: -sen daha iyisini bilirsin baba ama o kız bize zarar vermeyi geldi, hatta o suikast olayı bile yalan gibi geliyor bana da neyse. O kız buraya bizi parçalamak için gel- Seni hiç sevmedim uyuz herif! Kapıyı tıklatarak başımı açık olan kapıdan soktum. Gülümseyerek: -Majesteleri acaba müsait misiniz? -tabi ki Prenses Violetta, size her zaman. Gülümseyerek içeri girip reverans verdiğimde duvara dayanmış ukala prensi gördüm. Sanki şaşırmış gibi gözlerimi kocaman açarak: -Aa, Prens William, siz de mi buradaydınız? A yoksa ben sizin konuşmanızı mı böldüm Majesteleri, isterseniz ben daha sonra geleyim. Tam arkamı dönüp kapının kolunu tuttuğum sırada Kral tekrar konuştu: -Ah, lütfen Prenses Violetta, oğlumla havadan sudan konuşuyorduk, önemli değil lütfen ne istediğinizi söyleyin. Kral tatlı tatlı konuşup bana gülümsediğinde bende arkamı döndüm. Senin ne halt olduğunu zaten tahmin ediyordum ama artık emin olmuş oldum seni yaşı bunak! Neyse ki istediğimde çok iyi salağa yatabilirdim. -Şeyy, Majesteleri böyle bir sebepten ötürü sizi rahatsız etmek pek istemiyorum ama bana sarayı ve çevresini gezdirebilecek güvenilir biri ayarlayabilir misiniz? Kral başını prensten yana çevirip sinsi sinsi gülümseyerek cevapladı: -Ah, tabi ben sizin için çok güvenilir birini biliyorum. Prens kaşlarını havaya kaldırarak onu seçmemesi için babasına yalvarsa da Kral sırıtarak konuştuğunda her şey için çok geçti: -Prens William, Prenses Violetta’ya eşlik eder misin? Prens dişlerinin arasından konuştu: -Tabi ki Majesteleri, emredersiniz. Krala tekrar reverans verdiğimizde prens eliyle ‘buyur’ işareti yaparak geçmem için bana yol verdi. Gülümseyerek kapıdan çıktığımda yaptığım şeye pişman olmuştum bile. Ya ben nerden bileyim bana yol arkadaşı olarak bu ukala uyuz adamı vereceğini? Offf…
•
•
•
