İçeriğe geç

PRENS'İ HİÇ SEVMEDİM, HEMDE HİÇ!..

Bölüm 3 · 3 dk okuma

PRENS'İ HİÇ SEVMEDİM, HEMDE HİÇ!..

Bölüm 3

🖇️ ZEHİRLE BÜYÜTÜLEN PRENSES

Bugün için tek planım kendimi etrafa sevdirmek ve birileriyle tanışmak sanırım. Evet işe başlamadan önce hizmetçim Dalila kıyafetlerimi giymeme yardım etti. Benim için koyu mor bir elbise seçmiş, üstünde beyaz danteller ve gümüş zincir detaylar mevcut. Dıştan bakınca gerçekten etkileyici bir kıyafet ve oldukça asil bir havası var. Üstümü giydikten sonra Dalila gümüş takılarımı takıp saçlarımı tarıyor. Siyah saçlarım beyaz tenimle mükemmel bir uyum içerisinde. -Bugün saçlarımı açık bırakmak istiyorum Dalila, ona göre bir model yapar mısın lütfen? -Tabi ki efendimiz, hemen hallediyorum. Kulaklarımın arkasından ördüğü iki küçük örgüyü arkadan bağlayarak saçımı açık bıraktı. Üstünde mor zümrütler olan gümüş tacımı takıp makyajımı da yaptığında Dalila kenara çekilip beni aynayla yalnız bıraktı. -Hazırsınız efendim, gerçekten mükemmel gözüküyorsunuz. -Teşekkür ederim Dalila, çok tatlısın. -Sizin için yapabileceğim başka bir şey var mı? -Hayır, çıkabilirsin.Kapının kapanma sesini duyduğumda ışık saçan gülümsemem anında soldu. Aynadaki yalancıya baktım bir süre... Kendimden nefret ediyorum. Bu ışık saçan yüzümden nefret ediyorum. Her durumda mükemmel gözüken saçlarımdan nefret ediyorum. Sürekli rol yapan bu kişiden nefret ediyorum. Çünkü gerçek Violetta bu değil, hiç olmadı da… Güzelliğimi her ne kadar güneyden alsamda iç güdülerim kuzeyin bir parçası. Güneyin kralı olan babam, Kuzeyin yani Nord krallığının en soylu ailelerinden bir kızla evlendi. Evet, ben yarı güneyli yarı kuzeyli bir kızım ama en önemlisi babamın ikinci evliliğinden olan bir kızım. Prens olan iki abim de aynı zamanda birer şövalye, eşi bulunmaz komutanlar. Bana her zaman destek çıkan nadir kişilerden olan abilerim babamın ilk evliliğinden . Bu yüzden güneyli olan abilerim halk tarafından her zaman çok sevildi ve el üstünde tutuldu. Peki ben? Hayatım hiçbir zaman mükemmel geçmedi. Hep bir dışlanmışlık duygusuyla büyütüldüm. Halkla görüşmek için abilerim ara ara sokaklara çıkarken ben sarayda zincirsiz kilitsiz bir tutsak gibiydim. Suikastçılar kaç kez zehirlemeye çalıştılar beni bilmiyorum ama neyseki Sevgili Dadım Margaret bana bebekliğimden beri azar azar türlü çeşit zehir içirerek vücudumu zehre karşı dirençli hale getirdi. Sürekli kendimi korumam gerekti çünkü kendi ailem dışında beni kimse gerçekten sevmedi. İnsanların yüzündeki o iğrenmiş gibi bakan ifadelere her baktığımda midem bulanıyordu. Küçük yaştan itibaren kendimi korumam için ne gerekiyorsa o öğretildi ve bundaki mesaj basitti: Her an ölmeye hazır ol, çünkü burada istenmiyorsun. Eğer babam ve abilerim tarafından bu kadar sevilmeseydim belki de hayata dair hiçbir beklentim de olmazdı. Annem öldüğünde 5-6 yaşlarımdaydım ama annemin o özür dileyerek bakan ifadesini ölene kadar unutmayacağımı biliyorum. Herkese karşı parıldayan o gözler bana baktığı anlarda hep özür dilercesine bakıyordu, beni böyle bir hayata getirdiği için özür diler gibi. Bir kuzeyli olarak elbette annemde hiç sevilmedi, kraliçe olmaya layık görülmedi. Oysaki çok üstün nitelikli biriydi, zaten öyle olmasa babam bir kuzeyliyle evlenmeyi göze alır mıydı ki? Annem ölmeden önce beni yanına çağırıp benden tek bir şey istedi: -Ben yapamadım Violetta’m, ne yaparsam yapayım güneyliler beni sevmedi, gerçek bir kraliçe gibi görmedi. Bu yüzden yaşadığım acıları en iyi sen biliyorsun. Benim güzel Violetta’m, ben yapamadım ama sen yapabilirsin, insanlara kendini sevdirebilirsin kızım çünkü sen mükemmelsin. Hayır, güzel kızım ağlama, ben kısa bir süre sonra çok uzaklara gideceğim ama sen burada bu insanlarla yaşamak zorundasın. Kendini sev, kendini çok sev benim güzel kızım çünkü sen eşi bulunmaz zümrütlerin, yakutların, pırlantaların en güzelisin. Lütfen, lütfen kendini sevdir Violetta, insanların senin içindeki güzelliği görmesine izin ver. Hep mutlu ol Violetta’m, çünkü sen gülümseyince en parlak yıldızları bile kıskandıracak kadar güzelsin. Anneme söz vererek o odadan çıktığımda daha 5-6 yaşlarında küçücük bir kızdım. Ve aradan 10 yılı aşkın zaman geçti. Şuan 17 yaşında genç bir prensesim ve tek amacım tahta çıkmak. Evet, iki abim olduğu doğru ve onlar benim değer verdiğim sayılı kişilerden, onları kendimden bile çok seviyorum ama onlar her ne kadar mükemmel birer komutan olsalar da tahta layık değiller. Ordu yönetmek ve savaşmak, Krallık yönetip iç karışıklıklarla savaşmak ile aynı şey değil. Tahta en layık olan kişi benim, Legorya krallığını yönetecek akla ve kabiliyete sahibim. Bunu ilk dile getiren kişi ise elbette babamdı, benden bunu o istemişti. Tahta çıkmamı isteyen kişi babamdı. Önümdeki tek problem halkımın beni benimseyememiş olması ama onu da burada halledeceğim. Halkım için çok büyük bir riski göze alarak buraya geldim ve çok büyük şeyler alarak geri döneceğim. Ben Violetta Roux, Legoryanın sıradaki Kraliçesi. Masadan kalkıp aynaya son kez baktığımda gülümsememi tekrar takındım. Somurtkan bir prensesi kim sever ki?

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.