Önümde devasa boyutlarda iki kapı sonuna kadar açıldığında ve içerideki ışık yüzüme yansıdığında başımdaki pelerini iyice burnuma kadar çektim. Yanımdaki muhafızlar bana yaklaşmaya cesaret edemiyorlardı. Onlara kendimi tanıttığımda her ne kadar inanmak istemeseler de doğru olma ihtimaline karşılık bana dokunmayı bırak yaklaşmayı bile göze alamıyorlardı. Önden giden görevli büyük salonun tam ortasında durup reverans vererek beni tanıttı ve içeri girmem için izin istedi: -Yüce Kralımız, sadık halkınız size iyi akşamlar diler. Bu güzel akşamınızı böldüğümüz için affedin Yüce Kralımız ancak sınırda çok değerli bir kimseye rastlamış askerlerimiz ve kendisi sizinle konuşmak istediğini söylediği için buraya getirmişler. Kral tüm haşmeti ile tahtında oturuyordu. Gözleri baktığı kişiyi delip geçecekmiş gibi bakıyordu, onun karşısında bırak bir şey yapmayı bir şey demeye bile cesaret edemezdi çoğu kişi. Lakin yaşlanmıştı artık; saçları kırlaşmış, hareketleri yavaşlamıştı. İşaret ve orta parmağını birleştirerek bana ‘gel’ işareti yaptı. Yavaş adımlarla bordo halılarda yürümeye başladım. Kralla aramda yaklaşık 10 metre kala durdum ve eteğimle reverans verdim . -kimsin? Hımmm, bende bilmiyorum desem şimdi bu ciddiye alır üstüne birde kellemi alır hiç gerek yok şuan aksiyona. -Büyük Legorya Krallığının en küçük veliahtı, Prenses Violetta. Sözlerim bittiğinde salon sessizliğe gömüldü. Söylediğim isim ile birlikte hepsinin tüyleri diken diken olmuştu. Eh, kolay değil tabi ki benim gibi biriyle aynı salonda bulunmak. -KANITLA! Kralın sesi öncekine nazaran daha fazla ve sert çıkmıştı. Offf, neden kendim olduğumu kanıtlamam gerekiyor bu aptallara? Hayır, diyelim ki kanıtladım, bu gerçeği kaldırabilecek misiniz? Bak bayılmasın sonra kimse uğraşamam ona göre! Başımdaki pelerini hafifçe kaldırarak tacımı görmelerini sağladım. Eşi benzeri bulunmayan, bana özel yaptırılmış tacı görünce kral arkasına yaslandı. Pelerini tekrar burnuma kadar çektim. -Neden buradasın peki? Ölmek için daha iyi bir yol seçebilirdiniz Prenses Violetta. Gülümsedim. Bir müddet sustuktan sonra cevapladım: -Ölmek için onlarca yol denedim Majesteleri ama en kestirmesine dalmak -üzülerek söylüyorum- benim fikrim değildi. Büyük Legorya Krallığındaki hanedanlığımız için önemli bir dükün özel daveti üzerine askerlerim ve hizmetkârlarım ile yola çıktım lakin daha onun topraklarına varamadan dehşet verici bir suikaste uğradım. Birkaç güvenilir askerimle ve iki hizmetçimle beraber hızla oradan kaçtık. Maalesef birçok askerim bizi korumak için orada kalıp savaşarak öldü ve getirdiğim onca değerli malzemeden geriye hiçbir şey kalmadı. Hepsini geride bırakarak atlarımızın izin verdiği ölçüde hızla yol aldık lakin bu yolun bizi sınır kapısına getireceğini takdir edersiniz ki beklemiyorduk. -Sizin için gerçekten üzgünüm Prenses Violetta, peki benden istediğiniz nedir? Elimden geldiğince yapmaya çalışacağım. -Saygıdeğer Majesteleri, lütfen bu naçizane isteklerimi mazur görün. Ben ve askerlerim birkaç günlüğüne konuğunuz olmak istiyoruz, bu süre zarfında krallığımız ile iletişime geçip beni alması için bir ekip göndermelerini rica edeceğim. O zamana kadar burada kalmamıza izin verirseniz gerçekten size karşı çok minnettar kalacağız Majesteleri ve lütfen unutmayın ki Güneyliler iyiliği karşılıksız yaparlar ama kendilerine yapılan iyiliğin karşılığını her zaman kat be kat fazlasıyla verirler. Kral bir müddet düşündükten sonra başını olumlu anlamda sallayarak gülümsedi. -Sizi ağırlamaktan büyük onur duyacağız Prenses Violetta, krallığımızda istediğiniz kadar kalabilirsiniz. Her türlü ihtiyacınız bizzat krallığımız tarafından karşılanacaktır. Buna karşılık sizden istediğimiz burada gönlünüzce eğlenmeniz ve güneye gittiğinizde bizden olumlu bahsetmeniz olacaktır. -Bu iyiliğinizi gerçekten unutmayacağız Majesteleri. Tanrı kuzeyin bereketini arttırsın, üzerinizden güneş hiç eksik olmasın. Tekrar reverans verdim ve yanıma yaklaşan hizmetlilere katıldım. Merdivenlerden çıkıp koridora girdiğimizde O’nunla göz göze geldim. Prens William... Gözlerini babasından aldığı çok belliydi, beni bakarak delip geçecek gibi bir hali vardı. Aşağıda konuştuklarımızı duymuştu. Tek kaşını kaldırarak gülümsedi ve konuşmaya başladı: -Krallığımıza hoşgeldiniz Prenses Violetta, diyerek reverans verdi sahte bir gülümseyişle. Bende aynı sahtelikte bir gülümseme ile reverans vererek onu cevapladım: -Teşekkürler Prens William, çok naziksiniz. Tekrar görüşmek dileğiyle... Hızla yanımdaki hizmetlilerime koridorda yürümeye başladım. Hemen odama gidip hazırlıklara başlamalıydım. Haa, bu arada... Prens'i hiç sevmedim. Hem de hiç... ~yazarınız zeze’den… • • •
