prens alex ruh bağı ve geçiş aynaları ile alakalı bilgileri bir araya getirip düzenlemişti. hala çok bilinmeyen ve sır halinde olduğu söylenen gizemler vardı, onların bazı kaynaklarda sadece doğru kişilerin bilebileceği yazılıydı.
prens kaynakları da yazmayı bitirdikten sonra kağıdı kopyaladı ve birini çekmeceye, birini kasasına koydu ve diğerini de anna’ya götürmek için masaya bıraktı.
uzunca bir süre odasında boş bekledi. siyah duvarlara yansıyan güneş ışığı neredeyse yok olurken, akşam da oluyordu ve gün boyunca odasından çıkmamıştı.
akşam yemeğini perilerle odasına getirrti ve yedikten sonra yürüyüş pantolonu ve ceket giyip balkonundan atlayarak krallıktan ayrıldı. ormana kadar uçtuktan sonra yürümeye başladı. yavaş adımları onu su krallığına götürdüğünde, saray kapısının biraz gerisinde başlayan evlere görünmeden kapının yanındaki banka oturdu.
prenses alex’in yakınlarda olduğunu hissetmişti, yapabildiği azılı şeylerden biri olan uçmayı kullanarak krallığın üstünden uçtu. krallığın dışında onu aradı, sonrasında prens’i görüp yanına indi.
“prens alex?”
“anna.”
“iyi misin? buraya kadar niye yürüdün?”
“düşünmem gerekiyordu, yürüyerek geldim.”
prenses prens’in yanına oturdu.
“annen bir şey mi söyledi?”
“telepati yoluyla sürekli ulaşmaya çalışıyordu, bana seninle ilişki kurmamamı söyleyecek.”
“aynı şeyleri babam da söyledi, ama biraz geç kaldılar, değil mi?”
prenses prens’i gülümsetmeye çalışıyordu, ama prens uyudu uyuyacaktı. prenses prens’in elini tuttu.
“alex, seni bir yere götüreceğim, ama nasıl ışınlanacağız?”
“aklından geçir ve odaklan, gözlerini kapat.”
prens’in gözleri kapanıyordu, prenses hızlıca odaklanıp gözlerini kapattı. açtığında ağaç ev’e gelmişlerdi. prens uyuyakalmıştı ve son anda onu yatağa sürükledi.
krallığa ışınlanarak geri dönmüştü, bunun mutluluğuyla ağaç ev’de hazır bir kahvaltı bırakmıştı.
sabah uyandığında uykulu gözlerle duşa girdi, duştan sonra kahvaltıyı odasında yaptı ve prens’in verdiği bilgileri tekrar gözden geçirdi.
bir bağdan bahsediliyordu, bu ruh bağıydı ama sevgi bağından mı, ruh bağından mı bahsedildiği bilinmiyordu. büyük bir ihtimalle sevgi bağıydı, iyilikten bahsediliyordu çünkü.
öğleden sonraya kadar bunları düşündü, ardından ağaç ev’e gitti.
alex anna gelene kadar uyuyordu, anna uyuduğu odaya girince alex uyanmıştı.
“günaydın.”
“çok açım.”
“kahvaltı bırakmıştım.”
“kalkmadım ki.”
“sen boşver onu şimdi. aradığımız ruh bağı sevgi bağıymış.”
“ee?”
“gerçeklik aynalarıyla bir alakası var ve burada onlardan bir tane var.”
“deneyelim diyeceksin, kahvaltıdan sonra.”
alex yarı açık gözlerle yaptığı kahvaltıdan sonra, gerçeklik aynasının olduğu odaya gittiler. boy aynasının karşısına geçtiklerinde, ikisi de hiçbir şey görmemişti, prens önünde duran prenses’i kendine çevirdi. aynada omzunda tişörtün içinden parlayan beyaz işareti görmüştü.
“dönmeden aynaya bak.”
prenses aynaya baktığında, omzundaki ışığı görmüştü.
“omzunu açabilir miyim?”
“aç.”
prensesin omzunda, birbirine girmiş ipler gibi görünen bir işaret vardı. prens’e de baktılar ve aynı işareti gördüklerinde anna gülümseyerek zıpladı.
“bu çok iyi! bu aradan çıktı demektir.”
“bu kadar heyecanlanacağını düşünmemiştim, kutlamaya ne dersin?”