“bu gece her iki kraliyetin de saray okulu mezuniyet töreni. bugün ödüller verilecek, yarın ise ortak balo. bilindiği üzere, her öğrencinin katıldığı ortak bir sınav olur, bu sınavın sonuçları ve diğer sınav sonuçları bu sıralamayı etkiler. ayrıca, az önce ateş krallığından da bir liste paylaşıldı, onu da açıklamak isterim.”
kral konuşmaya başladı.
“yılın üçüncüsü, charlie martha, kendisini buraya davet ediyorum. ikincisi laura peck, birincisi ise anna sealer!”
prenses, kabinden inip yavaşça sahneye süzüldü. kral anna’ya gururlu bakışlar yollayarak madalyaları taktı ve anna geldiği hızla geri yukarı, kabine çıktı. eğitimci adam yeniden konuştu.
“ateş krallığında ise, üçüncü mary long, ikinci lucy minear, birinci ise bayan sealer ile aynı puanla alex reach.”
kralın yüzünde de pek hoşnut bir ifade yoktu, ama artık kısa baloya geçilmeliydi.
“o zaman artık baloya geçebiliriz.”
ortam aniden değişti, herkes yuvarlak halde dizilmiş masalardaydı. ortadaki boşluk ise dans pistiydi. anna, kral ve bella pistin kenarındaki masada oturuyorlardı. ayrıca birkaç davetsiz misafir charlie ve fred kral’la konuşuyordu. ardından charlie prenses’e yaklaştı ve eğildi.
“prensesim, bana bu dansı lütfeder misiniz?”
anna charlie’yi yavaşça süzdü ve kısaca reddetti. charlie kızardı ve yüzü yerde masadan uzaklaştı. balonun ardından kral onunla konuşmaya çalışsa da anna onu kendisine yaklaştırmadı. anna gün boyu odasından çıkmayıp, sadece ruh bağı ve geçiş aynalarını araştırdı. ardından işine yarayacak bilgiler elde etmişti. ama bu aradıklarının yanında kırıntıydı.
gece olmuştu, prenses yorgundu. ayağa kalkıp üstünü değiştirdi ve yatağına uzandı. sabah kalktığında gözlerini açar açmaz bir koku hissetti. yatağın yanındaki sandalyede oturan prens, prenses’i izliyordu. o uyanınca gülümseyerek ayağa kalktı.
“günaydın prensesim.”
“günaydın prensim.”
“bugün baloya katılacak mısın? çiftler halinde katılınabiliyormuş.”
“sizinle katılmaktan mutluluk duyarım prensim.”
“ben de öyle prensesim.”
“dün ruh bağıyla alakalı birşeyler buldum.”
“ben de öyle.”
“bu bağ oluşturulmadan önce kişiler işaretleniyormuş. ayrıca insanlar birbirine nefretle de bağlanabiliyormuş.”
“oluşturulan bu bağların en güçlüleri, kimse tarafından koparılamazmış.”
anna ona gülümsedi.
“şuan bir işim var, birazdan dönerim.”
“erken döneceğine söz ver.”
“bir şey karşılığında.”
gülümsedi ve dudaklarını prensin yumuşak yanağına bastırdı. dudakları havadayken, alex yavaşça kayboldu. ardından kral ve bella odaya girdi.
“kızım?”
“baba?”
“acaba diyorum, prens charlie’ye bugün bir şans versen mi?”
“baba, hayır.”
“iyi de iki gündür boşsun, bugün de birini almazsan ayıp olacak.”
“kime ayıp oluyor? neyse, çok da önemli değil.”
bella, elindeki aynayla kendine bakıyordu, ama ayna, prensin kendisine hediye ettiği aynaydı. anna aynayı elinden aldı ve babasına döndü.
“çıkabilir misiniz? hazırlanacağım.”
bella kızgın bakışlarla kralın ardından odadan çıktı. anna prensin, kolyesi aracılığıyla takım elbisesinin rengini öğrendi. bordo takımıyla uyumlu olmalıydı, ama krallığa ait olduğunu da belli etmeliydi. beli mavi kadife olan, omzu ve eteği ise tamamen tül olan kabarık açık mavi bir elbise seçmişti.
saçlarını salık bırakacaktı, açık kumral saçlarının arasındaki gümüş toka giyimini tamamlıyordu. aşağıya indi ve yemek salonunda kahvaltısını yaptı.
prens alex ve arkasında fazlasıyla ihtişamlı ve siyah bir elbise giymiş ateş kraliçesi, su krallığına girmişti.
prens alex ise, kadife bordo takım elbisesini giymişti. onları kapıda karşılayan kral ve üst kattan rahat bir tavırla onları izleyen anna, merdivenden indi ve kraliçeyle lobiye giden kralın az önce beklediği yerde duran prens alex’in yanına gitti.
prens karşısında eğildi ve prensesin elini öptü, prenses ise sakince önünde eğildi. ardından prens’in koluna girip birkaç sözcük fısıldadı.
“babam ve annen iyi anlaşıyor galiba.”
“akraba olacaklar, anlaşsınlar tabii.”
prens, prensese gülümsedi ve lobiye ilerlediler.