Ülkenin uzak ve küçük kasabaların birinde bir bahçıvan yaşarmış –biliyorum masal gibi başladım ama burası birazcık masal gibi. Asıl hikayeye biraz daha var-. Bu bahçıvanın adı Yağız’mış. Bu bahçıvan aynı zamanda ÇKD’nin-Çiftçileri Koruma Derneği- de başkanıymış. Bu bahçıvanın bir sürü portakal bahçeleri varmış. Yağız’ın en büyük mutluluğu ve tek eğlencesi portakalları ve bahçesiyle uğraşmakmış.
Yine Yağız en büyük eğlencesi ve tutkusu olan bahçesiyle ilgilenirken gözüne bir portakal takılmış-işte ben-. Bu portakal, portakallar arasından en parlağıymış. Sanki bahçeye girer girmez herkes tek ona odaklanacak hissi veriyormuş. Yağız o portakalı görünce aklından’’ keşke bir insan olsaydı,bir arkadaş,bir kız.’’gibi bir sürü şey aklından geçirmiş ama en sonunda kendine gelmiş. Ve kendi kendine ‘’Yağız,oğlum sen ne saçmalıyorsun. Portakal lan o portakal. Dizi karakteri olsa gene anlayacağım bir nebzede portakal lan o. Sanki yarın insana dönüşüp kapını çalacak merhaba falan diyecek hali yok ya.’’ diyerek dünyaya geri döndü. Ve nedenini bilmediği içinden gelen bir arzu ve istek onu portakalı eline almasını sağladı. Bunun nedenini bilmiyordu ama elini de alamıyordu yada almak istemiyordu.
PORTAKAL (RABİA)
Bir el hissetmiştim vücudumda, bir sıcaklık hissetmiştim. Kimse bilmiyordu –artık öğrendiniz. Şşt kimseye söylemeyin,sır.- ama meyveler ve sebzeler ölene yani dalından koparılana kadar etrafımızdaki her şeyi görebiliyorduk.. o elin sıcaklığı çok tanıdık ve bir o kadar da soğuktu. Elinin sıcaklığı havanın soğukluyla mükemmel bir tezatlık oluşturuyordu. Ama o elin sahibinin,eliyle bana dokunurken ki sıcaklık bir başkaydı. Herkeste bulunmayan türden bir sıcaklıktı bu. Biz portakal kış meyvesiyiz sıcaktan hoşlanmayız. Ama o sıcaklık hissedilmeye değer türdendi.
***
Akşam olmuştu. Yağız’ın günü bir hayli yorucu geçmişti. Yemek yiyecekti. Yemek yerken aklına o portakal geldi. Elini, nedenini bilmediği bir istek ile elini portakala götürmesi. Elini çekmek istememesi…
Bugün tüm güneş sisteminin aynı hizaya geldiği ve çok nadir görülen bir olay varmış. Bazı insanlar o gece aya bakarak dilenen tüm dileklerin gerçekleşiceğine inanırmış. Aslında Yağız bu tür şeylerin batıl inanç olduğunu düşünürmüş . gerçekleşmiceğini bilmediği ama içten içe gerçekleşmesini istediği bir dilek dilemiş. Ama o gün ayın dileğini gerçekleşiceğine inanmış veya inanmak istemiş. Aya bakmış ve ‘’bugün gördüm ve aklımdan gün boyu çıkmayan o portakal insana dönüşsün ve yarın uyandığımda kapımda olsun.’’demiş. bunun olmasını istiyormuş çünkü çok yalnızmış. En azından ona bir arkadaş olurmuş diye düşünmüş. Sonra dileğinin ne kadar saçma olduğuna kendini inandırmış. Oysa portakalında aynı şeyleri istediğinden bir habermiş.
PORTAKAL (RABİA)
Nedenini bilmiyorum ama insanoğlu bu gece olan özel olayda dileklerin gerçekleşiceğine inanıyor. Bugün beklide hayatımın en garip ve unutması güç olan ilk gündü. O sıcaklık aklımdan çıkmadı çünkü bahçıvan sadece bana dokunmuştu diğer hiçbir portakala dokunmamıştı. Bu olay nedensizce aklımda kalmıştı tüm gün boyunca…
En sonunda içimden gelen küçük ama küçüklüğüne garip bir tezatlık oluşturacak kadar derin bir arzuyla dilek diledim…
***
YAĞIZ (BAHÇIVAN)
Sabah biz zil sesiyle uyanmıştım. Sabah saat daha çok erkendi. Kim geldiğini merak etmiştim. Çünkü benim evim kasabanın en uç ve ıssız yerdeydi…
Kapıyı açtığımda daha önce hiç görmememe rağmen tanıdık bir yüze sahip; gözleri yeşil ve aralarında kahverengi bulunan garip bir renkte, saçları açık kumral, beyaz tenli bir kız vardı. Kız çok güzeldi. Herkesin haylimdeki kız diye adlandıracakları türdendi.
PORTAKAL (RABİA)
Yağız sabah bir zil sesi ile uyandı. Kapıyı açtığında ise onu hayatında karmaşık bir çıkmaza sokacak birini gördü. Beni.
Tabi ki de beni ilk gördüğünde tanımadı ama ben … O sıcaklığı en son hissettiğinde bir el aracıydı. Ama şuan bana temas eden bir hücresi dahi yoktu ama ben yinede o sıcaklıkta anlamını bilmeden kavruluyordum.
Kendimi tanıttım. ‘’merhaba ben …. , ben aslında bu sabaha kadar bir portakaldım. Ama sabah uyandığımda bu vücutta buldum kendimi ve en yakın burasıydı. O yüzden buraya geldim.’’. Yağız çok şaşkındı hala bu olaya bir anlam verememiş gözlerle bana bakıyordu.
‘’Bana yardım eder misiniz acaba? ‘’. Yağız hala anlamaz bir ifadeyle bana bakıyordu. Aslında ben her şeyi biliyordum. Dünkü dileğim gerçekleşmişti. Çünkü dün(portakal olarak) hayatımın en güzel günüydü. O günü unutmam imkansızdı.
Yağız’ın aklına hala dün dilediği dilek gelmemişti. Aslında kim olsa aynı tepkiyi verirdi. Nede olsa karşısında’’ ben bir portakalım ve bu sabah insan bedeninde uyandım’’ diyen biri vardı karşısında…
Yağız mecburiyetten beni içeri aldı ve salona doğru ilerledik. Beni salonda bir koltuğa oturttuktan sonra olan biteni anlamak için salondan ayrıldı.
YAĞIZ (BAHÇIVAN)
Hayatımın şokunu yaşıyordum. Sabah uyanmıştım ve kendinin bu sabaha kadar bir portakal olduğunu söyleyen çok güzel bir kız vardı. Ve şuan o güzel kız benim evimin salonunda oturuyordu. Son söylediklerim aklımda tekrarlanmaya başladı… Güzel kız …. Salonumda oturan güzel kız…Ne saçmalıyordum ben ya! Şuan çok daha büyük işlerim vardı. Bu konu hakkında bu kadar yoğunlaşmamam gerekiyordu. Çünkü içimden bir ses eğer böyle düşünmeyi kesmezsem düşüneceğim tek şeyin bu olucağını söylüyordu. Ve bu durum şuan isteyeceğim son şeydi. Biraz nefes almam gerekiyordu çünkü bu düşünceler kafamı sarmıştı ve bundan kurtulmam gerekiyordu. Çünkü evimde hatta salonumda bir kız vardı,güzel bir kız. Of gene aynı şeyleri söylüyordum. Nefes almam gerekiyordu yoksa hep aynı düşüncelerin tutsağı olacaktım. Balkona çıktım. Gözlerimi kapatıp derin bir nefes çektim içime.Sanki ciğerlerimi patlatmak istercesine. Balkona çıkmak gerçekten işe yaramıştı,nefes almak işe yaramıştı. Aklım yavaş yavaş o kara buluttan arınmaya başlamıştı. Kısa süreliğine de olsa tutsağı olduğum o düşünceler sanki kendi hücremin anahtarını ellerime veriyor gibi hissettiriyordu aldığım her nefeste… Ama,maalesef ki bu durum çok uzun sürmedi. Ölümüne kapadığım koyu kahve gözlerim yavaş yavaş yaşam buldu. Ama yaşam bulduğu an hayata tekrar göz yummak istedim. Ama bu sefer gözlerimle değil gerçekten ruhen ölmek istedim. Çünkü ben bir portakal bahçesine sahip bir bahçıvandım. Yani gözlerimi açınca tüm bu durumlardan kurtulacağımı düşünmem bir aptallıktı. O an aldığım tüm nefesler bir anda boğazımı tıkadı. Artık balkona çıkmamın nefes almanın da bir faydası kalmamıştı. Salona geçmekten başka çarem kalmamıştı. Ve içeri geçmek için yeltendim. Ama o an o bir çift güzel gözleri gördüm. Yeşilin yoğun olmasına rağmen toprak renginin de rahat gözüktü o güzel ve endişe dolu o bir çift göz.