İçeriğe geç

Portakal Çiçeğim

Bölüm 1 · 2 dk okuma

Portakal Çiçeğim

Bölüm 1

Giriş

"Şimdi olacak bir şey yarına kalmaz, yarına kalacaksa, bugün olmaz. Bütün mesele hazır olmakta.” -Hamlet, Shakespeare

İçinde iki çeşit yemeğin bulunduğu torbayı dikkatlice tutarak otobüsten indim. Beş dakikaya erkek arkadaşım Rüzgar'ın çalıştığı yere varacaktım. 1 haftadır doğru düzgün görüşemiyorduk. Dün de çok yorulduğunu söyleyip hemen uyuduğu için mesajlaşamamıştık. Muhtemelen yoğunluktan yemek bile yiyemeyecek kadar çok çalışıyor diye düşünüp ona öğle yemeği getirdim ben de bugün. Hem birbirimizi görmüş olacaktık hem de güzel ev yemekleri yiyecekti. Onu görecek olmanın heyecanıyla mağazaya doğru yürümeye başladım. İçim içime sığmıyordu. 4 yıldır beraberdik ama hala daha onun gibi birinin nasıl beni beğenmiş ve sevmiş olabileceğini aklım almıyordu. Yakın arkadaşım Ceren tarafından zorla sürüklendiğim bir partide, Rüzgar’ın üstüne bira dökmemle tanışmıştık. Ben utançtan yerin dibine girerken o içten bir kahkaha atıp kapkara gözleriyle bana bakıp “Sorun yok, yeter ki o güzel gözlerin gülsün.” Demişti ve o an ona aşık olmuştum. Kafamda bunlar dönerken mağazanın önüne vardım. Varmamla ise başımdan aşağı kaynar suların inmesi bir oldu. Evet işte Rüzgar oradaydı. Yanında da Gece, eski sevgilisi. Yanında değil de dibinde desem daha doğru olacak sanırım, evet, birbirlerini yiyebilecek kadar dip dibe. Öpüşüyorlar. O an sanki etrafımdaki herkes durdu. İnsanlar hareket etmeyi, kuşlar uçmayı bıraktı. Yaşamaya ve hareket etmeye sadece üçümüz devam ediyorduk. Kalp atışlarımı kulaklarımı patlatacak kadar yüksek sesle duyuyordum. Omuriliğimden aşağı akan kanın sıcaklığı, nefes alıp verişim, her şeyi hissedebiliyordum. Kalbimdeki acıyı da. Olduğum yerde bir süre hareket edemeden, şok içinde kaldım. Ne kadar süre durduğumu bilmiyorum ama bana 10 yıl gibi hissettirdi. Nihayet hareket edebildiğimde gözlerimdeki yaşları bastırmaya çalışarak arkamı döndüm. Elimdeki yemekleri en yakın çöp kutusuna tıktım ve zar zor durağa yürümeye başladım. Çok sakin gibi görünmeme rağmen içimde fırtınalar kopuyordu. Kendi kendime düşünüp duruyordum. “Aptalım ben aptal! Yorgunmuş uyumuşmuş, yersen. Salaksın kızım Aden, vallahi salaksın. Bu yalanlara ancak senin gibi salaklar inanır zaten. Demek ki bir haftadır görüşüyorlar onunla, hatta belki daha bile fazla. Zaten seni kim sever ki, inandın sen de sevildiğine. Senin gibi saf bir yetimi kim sevsin, annen baban sevmemiş daha.” Bunları düşünerek açık olan yaramı iyice deştim. Eve gidene kadar kendime o kadar çok yüklendim ki, belki de kendime dediklerim gördüklerimden çok daha fazla yaraladı beni. Eve vardığımda halamın seslenmesine aldırış etmeden kendimi odama attım ve saatlerce ağladım.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.