O GECE
YALNIZLIK DEĞİL, ÖZLEM KAZANIR
İnsan hayatını seçemez ama arkadaşlarını seçebilir ama bazı arkadaşlar hayatını mahveder. Sırtından bıçaklanırsın ama ayakta durmak zorundasın. Bence en büyük acılar arkadaş tarafından yaşanır.
Asel içeri girdiğinde anlamıştım buradan çıkamayacağımızı. Ve tahmin ettiğim doğru çıktı, Asel bizi buradan çıkarmamaya niyetli bir şekilde konuştukça konuştu, bizde battıkça battık ama o kelime.
Hâkim:
—Karar!
Kalbim yerinden çıkacaktı…
—…Sonuç olarak Enes be Yağmurun tutuksuz yargılanacağına karar verildi.
Ve işte o an Enes’e baktım, evet gözlerindeki ışık ne kadar mutlu olduğunu belli ediyordu. Aslında benim de ondan bir eksiğim yoktu, bende o kadar mutluydum ki dünya bir an durmuştu ve biz tam ortasındaydık…
(İki saat sonra, yazarın anlatımıyla)
Yağmur ve Enes tutuksuz yargılandığı için mutluydu ama Asel onların mutluluğu kadar sinirliydi, hem Enes ve Yağmur’u mutlu ve ikisini yan yana gördüğü için hem onu yalanladıkları için.
Yağmur:
—Bak, sonunda özgürlüğümüze kovuştuk.
Enes:
—Evet, az kalsın Asel yüzünden özgürlüğümüze kavuşamayacaktık.
Yağmur:
—Evet, baksana sinirli olduğu her halinden belli.
Enes:
—Bak Yağmur, ben artık Asel kelimesini yasaklıyorum. Başımıza ne geldi ise o kız yüzünden geldi, onun yüzünden hayatımız alt üst oluyordu.
Yağmur:
—Çok haklısın Enes hem de hiç olmadığı kadar.
Enes:
—Ben hep haklıyım Yağmur Hanım sadece siz farkında değilsiniz. Bu arada gece saat üçte kapınıza siyah bir araba gelecek lütfen o arabaya binin ve nedenini sormayın.
Yağmur:
—Emir vaki yapmazsan binerim.
Enes:
—Lütfen arabaya biner misiniz Yağmur Hanım(!)
Yağmur:
—Binerim Enes Bey(!)
Yağmur evet demiş olsa bile çok merak etmişti. Neden, ne yapacağız, nereye gideceğiz ve özellikle neden gece? Ama sıkıntı bir süre sonra Yağmur’un beyni bunları düşünmesine engel oluyordu ve onu sessizliğe sürüklüyordu. Adliyeden çıkınca Enes Yağmur’u evine bıraktı, Yağmur’u aklında bin türlü düşünce Enes’in aklında ise bir sürü plan vardı. Yağmur evin içine girer girmez ailesi meraklı gözlerle Yağmur’u süzdü ve neden iki gece evde olmadığını ve telefonlarını açmadığını sormaya başladılar, Yağmur bu sorulara ise yalan yanlış bir şekilde cevap veriyor ve onları atlatmaya çalışıyordu. En sonunda Yağmur ailesini atlatabilmiş ve odasına çıkabilmişti, ama aslında odasına çıkması onun için kötü olmuştu çünkü aklında bin türlü düşünce ile yalnız kalmıştı ve özellikle bu sorularının cevabını kendine veremiyordu. Yağmur en sonunda yavaş yavaş delirmeye başlamıştı çünkü aklında cevaplayamadığı bin türlü cevap vardı bir yandın bu sorulara cevap arıyor bir yandan ise saate bakıyor ve bir yandan ise hayatını sorguluyordu, ama bu yaptığı şeyler onun için çok ağırdı. Bir süre sonra kendinde uyuma ihtiyacı görüp uyumaya çalıştı ama ne fayda, evet uyuyordu ama kabuslar ile tekrar uyanıyordu ve Yağmur şunu anladı o çok yalnızdı ailesi vardı ama onlar onu çok fazla önemsemiyorlardı zaten annesi ve babası boşanmayı düşünüyorlardı kısacası evlerinde kavga eksik olmuyordu Yağmurda hep bu kavganın ortasında kalıyordu ve kendi kendine yetmeye çalışıyordu zaten Yağmur kendini bildiğinden beri bu böyleydi hep kendine yetmeye çalışıyordu.
(Saat 02.55 / Yağmur’un anlatımıyla)
Kalbim yerinden çıkacak, fırlayacak gibiydi. Düşünsenize daha yeni tanıştığınız bir adam sizi gecenin köründe bilmediğiniz bir yere götürmek istiyor hatta bununun için emir vaki yapıyor. Ama nedensiz bir şekilde ona fazlasıyla güveniyordum. Ama içimde bir korku yok değildi özellikle bu aralar Türkiye de taciz ve tecavüz olayları artmışken benim ona nedensiz bir şekilde güvenmemin nedenini çözemiyordum.
Son bir kez eşyalarımı kontrol ediyordum. Zaten eşya dediğim kıyafet falan değil: bir hırka, günlüğüm, şarj aletim, kulaklığım, ilacım, telefonum ve cüzdanım. Her şeyimin hazır olduğunu teyit edince önce annemlerin odasını sonra aşağı bakıp çıkmak için arka kapıya gittim neden arka kapı diye soracak olursanız ön kapı çok ses çıkarıyor, evet hatırlama duygum baya gelişmiştir. Aşağı inince küçük bir gözetleme yapıp dışarı çıktım. Dışarıda olduğumda saatler 02.58’i gösteriyordu ve giden gelen bir şey yoktu. Saat 02.59 olduğunda da gelen giden yoktu… Ama saat tam 03.00 olduğunda bir ses ve birkaç saniye içinde kapımızın önüne gelen iki arka arkaya dizilmiş siyah araba. Sonrasında öndeki arabanın arka camı açıldı ve Enes bana bir şey diyordu:
—Bin hemen, dikkat çekmemeliyiz.
Neden dikkat çekmemeliyiz, neden iki tane siyah araba var, neden Enes yüzünü çalışıyor ve en önemlisi arabalar neden siyah? Evet biliyorum bu son soru sonda olmadı ve yine biliyorum ki biraz meraklı bir insanım, ama biraz fazla değil :)
Ve beş dakika ardından cevap verdim:
—Tamam.
Evet kısa ve öz bir cevap :)
Enes arkada olduğu için arkaya bindim.
Enes:
—Hoş geldiniz Yağmur Hanım(!)
Yağmur:
—Hoş bulduk Enes Bey(!)
Ben yine soru sormadan dayanabilir miyim?
Tabi ki HAYIR :)
Yağmur:
—Nereye gidiyoruz?
Enes:
—Sürpriz olsun, gidince görürsün.
Yağmur:
—Beni gıcık etmek için yapıyorsun dimi?
Enes:
—Aşk olsun Yağmur ben öyle bir insan mıyım?
Yağmur:
—Evet, öyle bir insansın :)
Enes:
—Haha çok komik.
Yağmur:
—Evet, çok komik. Yol uzun mu.
Enes:
—Evet, istersen uyuyabilirsin.
İlk saatim uyumaya çalışmakla geçti. Enes uyumuyordu hatta uyuklamıyordu her dakikasını telefonunda geçiriyordu, sonuçta çocuk fenomen olduğundan normal olarak kabul ediyordum. Şunu söylemeden edemeyeceğim sanırım Enes hiç normal değil yani diğer fenomenlere benzemiyordu bir kere burnu yukarda bir insan değildi ve kendini her saniye övmüyordu. Belki de benim için o öyleydi ama onun farklı olduğundan emindim… Evet tüm bir saatimi bunları düşünürken geçirdim ve sonunda uyudum.
(Enes’in anlatımıyla)
Yağmur arabaya girince hemen uyumaya çalıştı ve uyudu yani sanırım… Açıkçısı Yağmur bana çok farklı gelen bir kız, bunca zaman onlarca sevgilim onlarca kız arkadaşım oldu ama Yağmur gibi özgüvenli, hırslı ve fedakâr birini görmedim, tanışmadım ama ben onun için maalesef sadece bir ünlü parçasıydım ve açıkçası onun bir sevgilisinin olduğuna emindim çünkü o çok güzel bir kızdı…
Bir ağlama sesi ile yerimden sıçradım, Yağmur ağlıyordu ama gittikçe fazla ve şiddetli ağlıyordu. Sonunda dayanamayıp sordum ama o an kendimi çok kötü hissettim.
Enes:
—Yağmur, iyi misin neden ağlıyorsun?
Yağmur:
—Ka-kâbus gördüm ç-çok kötüydü.
Tekrar ağlamaya başladı ve bu gittikçe daha fazla ve şiddetli ağlıyordu. Ağladıkça da benim içim parçalanıyordu.
Enes:
—Tamam sakinleş, biraz hava almak ister misin?
Yağmur:
—O-olur.
Enes:
—Boğaç durdur şu arabayı.
Boğaç:
—Peki Enes Bey.
Ve araba durdu.
Enes:
—Tamam gel biraz hava alalım.
Elini tutup onu dışarı çıkardım hava yeni aydınlanıyordu ve çok güzel bir manzara havaya hakimdi. Yağmur derin bir nefes aldı ve konuşmaya başladı.
Yağmur:
—Enes, çantamda ilacım var onu ve suyumu getirir misin?
Enes:
—Tabi…
Arabaya girdim ve Yağmur’un çantasından ilacını buldum açıkçası insanların özel eşyalarını kurcalamayı sevmem ama Yağmur benden o durumda bir şey istiyorsa önemli bir şey olmalıydı. İlacını bulup ismine baktım “olanzapin” yani bu bir “antidepresan” evet birde en ağırlarındandı ve bu ilacı kolay kolay doktorlar yazmaz. Bu şunu gösteriyordu ki Yağmur psikolojik olarak çökük durumda olmalıydı bu da kötü kâbusları açıklayabilirdi. Suyun uda bulup ilacını Yağmur’a götürdüm.
Yağmur:
—Teşekkür ederim her şey için…
Enes:
—Rica ederim her şey için…
Yağmur:
—Arabaya geçelim mi?
Enes:
—İyisin dimi?
Yağmur:
—İyiyim, yani şimdilik.
Enes:
—Hadi geç arabaya.
Ve geçtik Yağmur çantasında bir şeyini arıyordu ve evet dayanamayıp sordum.
Enes:
—Yağmur, neden antidepresan kullanıyorsun.
Yağmur:
—Neden sordun ve neden ilacıma baktın?
Enes:
—Merak ettim baktım birde en ağır antidepresan kullanıyorsun doktorlar bu ilacı kolay kolay yazmaz bile.
Yağmur:
—Tamam… Bir olaydan sonra depresyona girdim doktorumda bunu yazdı.
Enes:
—O olay ne?
Yağmur:
—Özel hayatım seni ilgilendirmez.
Enes:
—Özür dilerim Yağmur Hanım ben sizle görüştüğümüz ilk günden beri açık sözlü davrandığım ve senin hakkında iki şey merak ettiğim için.
…
Yağmur:
—Eski sevgilimden ayrıldığımdan…
Enes:
—Anladım.
(Yarım saat sonra)
Yağmur:
—Annem yazmış ne deyim?
Enes:
—Ne yazmış?
Yağmur:
— “Annecim neredesin, evde neden yoksun?”
Enes:
—Arkadaşlarımda kalacağım de.
…
Yağmur:
—Ne kadar yolumuz kaldı? Ben iyice sıkılmaya başladım.
Enes:
—Boğaç ne kadar yolumuz kaldı?
Boğaç:
—Yaklaşık beş saat efendim.
Enes:
—Tamam.
Saat altıya geliyordu. Yağmur iyice beni tedirgin etmeye başlamıştı, arada gözleri doluyordu bazen ağlıyordu ama bunu bana fark ettirmemeye çalışıyordu. Yağmur’un sevgilisinin olmadığına çok şaşırmıştım, açıkçası eski sevgilisi ile kötü bir şeyler yaşadığına emindim yoksa onun yüzünden antidepresan kullanmazdı. En sonunda dayanamayıp sordum:
—Ne yaşadın onunla?
Yağmur:
—Ne, anlamadım.
Enes:
—Eski sevgilinle diyorum, ne yaşadın?
Yağmur:
—Enes kusura bakmada sen ne yaşıyorsun? Sen benim neyimsin ki bana bunu sormaya cüret ediyorsun?
Enes:
—Yağmur aklıma takıldı sordum, söylemek sorunda falan değilsin.
Yağmur:
—Enes artık bana böyle sorular sorma çünkü benim özel hayatım seni ilgilendirmez.
Enes:
—Tamam Yağmur, tamam…
Evet aferin Enes Yağmur’u da kendine düşman etmeyi becerdin. Aslında bunu sormamamın kötü bir niyeti yoktu sadece onu tanımaya çalışıyordum ama o onu tanımama izin vermiyordu.
Bir saat geçti, iki saat geçti ve üç saat geçti Yağmur hiç konuşmadı birkaç kez laf attım ama cevap vermedi. Film izleyelim mi diye soracakken uyuduğunu fark ettim, arkada battaniyeyi alıp üstünü örttüm, tam örterken ne kadar güzel koktuğunu fark ettim tam ona yakışır bir kokuydu.
(İki saat sonra)
Yağmur bu iki saatte uyumaya devam etmişti aralıksız. Ben ise sadece onu izlemekle ve onun olduğu hayaller kurmakla yetinmiştim. Ve araba durdu.
Enes:
—Boğaç, geldik mi?
Boğaç:
—Geldik efendim.
Enes:
—Tamam…
…Yağmur hadi uyan geldik.
Yağmur:
—Ne, geldik mi?
Enes:
—Evet, geldik.
Yağmur:
—Tamam.
Enes:
—Kalkabilecek misin istersen seni kucağıma alabilirim.
Yağmur:
—Yok yok, ben kendim giderim.
(Yağmur’un anlatımıyla)
Uyandığımda üstümde bir battaniye vardı ama bu benim değildi yani Enes’in olmalıydı, açıkçası Enes ile konuşma taraftarı değildim çünkü özel hayatımı bahsetmekten ve sorulmasından hoşlanmazdım ama sonuçta bunu ona söylememiştim fakat bunu düşünüyor olmalıydı.
Enes beni uyandırınca ve geldiğimizi söyleyince hemen eşyalarımı topladım daha sonra Enes arabanın kapısını açtı ve yardım etmek için elini uzattı bende ona bile bakmadan arabadan indim.
Evet her kız gibi bende trip atmayı severdim :)
Karşıya bakınca buranın bir yazlık olduğunu anladım ama biraz şaşırdım Enes bu uzak ıssız yerlerde ne işi vardı sonuçta o bir ünlü parçasıydı ve insanların özel hayatını fazlasıyla merak eden bir insancıktı.
Sonrasında şoför koltuğundan bir adam indi ve yanımıza geldi, şöyle dedi.
Boğaç:
—İsterseniz içeri geçebiliriz; Enes Bey Yağmur Hanım.
Bu adam benim ismimi nereden biliyordu. Enes’in kulağına eğilip sordum:
—Enes, bu adam benim ismimi nereden biliyor?
Enes:
—Hayret, siz benim ile konuşuyor muydunuz Yağmur Hanım(!)
Yağmur:
—Doğru ben seninle neden konuşuyorsam.
Enes:
—Ben söyledim Yağmur Hanım.
Yağmur:
—Neyi?
Enes:
—Adını Yağmur, hani az önce sordun ya.
Yağmur:
—Tamam…
İçeri girdik, Enes bana odamı gösterdi sonra yerleşmem için yalnız bıraktı. Odayı gezerken dolabın içine baktım ama içi doluydu ve çok güzel kıyafetler vardı. Odaya yerleşmeye başlamıştım oda büyüktü ve çok güzeldi sonra odanın bir balkonu olduğunu fark ettim açıkçası buna balkon demek doğru olmazdı bu bildiğin terastı.
Bir süre sonra Enes içeri girdi.
Enes:
—Üstünü değiştir de hastaneye gidelim.
Yağmur:
—Neden hastaneye gidiyoruz?
Enes:
—Tedavin için doktorunla konuşacağız, hadi hazırlan da çıkalım.
Evet akciğer kanserinin ikinci evresindeydim ve iyileşme şansım vardı tabi iyi bir tedavi ile.
Hazırlanınca Enes’in yanına gittim arabaya bindik ve şehir merkezine gittik sonra fark ettim ki burası İstanbul değildi Antalya da bir yazlıktı.
Hastaneye gelmiştik açıkçası merak ediyordum önce İstanbul sonra Antalya acaba sonra neresi diye, ama en azından ona güveniyordum…
Ve hastanenin içine girdik “Özel Antalya Yaşam Hastanesi” evet lobiye gittik o an onu fark ettim ki Enes randevu almıştı bu tarz hastaneler çok dolu olduğuna göre Enes bu randevuyu bir süre önce almalıydı buda her şeyin planlı olduğunu belli ediyordu.
Evet her şeyi ince ayrıntısına kadar düşünmeyi seven biriyim :)
Doktorumun yanına çıktık ve tedavim hakkında konuştuk doktorum radyoterapiyi önerdi bizde kabul ettik ve bir tedavi programı hazırladık. Pazartesi, salı, çarşamba, perşembe ve cuma günleri yaklaşık on beş dakika tedavi görecektim.
Hastaneden çıkınca fark ettim ki Enes’le hiç konuşmuyorduk ve bu benim yüzümdendi onun çok kalbini kırmıştım, onunla konuşmam lazımdı.
Arabaya binince konuşmaya başladım.
Yağmur.
—Enes ben çok özür dilerim. Sana fazla diklendim.
Enes:
—Önemli değil, sende haklısın ben senin neyinim ki sana soru sorabiliyorum.
Yağmur:
—Enes yapma bak, kalbimi kırıyorsun.
Enes:
—Hayır Yağmur, ben gerçekleri söylüyorum! Ben sana hep güveniyorum ne olursa olsun iyi davranıyorum senin yaptığına bak ya. Birde utanmadan yanıma gelmiş özür dileyebiliyorsun! Yağmur neden…
Bunları söylerken arabayı daha hızlı kullanıyor bir yandan ses tonunu yükseltiyordu.
—…ben sana ne yaptım acaba ne yaptım kötü bir şey mi söyledim, hayır dövdüm mü, hayır senin için buralara kadar geldim, seni stoklamak için uyumadım o Çağdaşla fotoğraflarını gördükçe delirdim ama sen ne yaptın? Söyle ne yaptın? Hiçbir şey çünkü ben senin hiçbir şeyinim!
Gittikçe bağırmaya ve arabayı gittikçe daha hızlı kullanmaya başladı, bende bir yandan ağlamaya başladım, sonra bağırmaya en sonunda Enes dayanamayıp arabayı sağa çekti ben ise hala ağlıyor ve bağırıyordum, bir yandan ise “ben dedim” diye sayıklıyordum, Enes arabayı durdurur durdurmaz bana sarıldı ve “özür dilerim, çok özür dilerim” dedi. Ben böyle şeylerde kriz geçirebiliyor delirebiliyordum, bana göre bunlar gayet normaldi.
Sakinleşince Enes tekrar konuşmaya başladı.
Enes:
—Yemek yemeye ya da bir şeyler içmeye gidelim mi?
Yağmur:
—O-olur.
Evet daha sakindim ama birazdan olacakları tahmin edemiyordum…
Bir restorana geldik orada da şansımıza canlı müzik vardı. Enes ile canlı müziğin olduğu tarafa gittik. Garsonlar alkol dağıtıyorlardı bizde birer kadeh aldık ve içmeye başladık. Açıkçası o kadar toy değilimdir ama o an hem aklım yerinde olmadığından hem kendimi kontrol edemediğimden baya içmişim, çok içen biri değilimdir ama o gece aklımı anca alkol ile dağıtabilirdim. İçtikçe içtim ve iyice sarhoş oldum, Enes benden az içmişti ama yine de oda baya içmişti ama onun sarhoş olmadığından emindim çünkü normal ve mantıklı cümleler kurabiliyordu.
Baya eğeleniyorduk ama artık ben bayılma seviyesine gelmiştim, Enes beni kucağına alıp arabaya götürdü oradan da eve geçtik.
Açıkçası oraları zar zor hatırlıyorum sadece Enes’in beni yatağa yatırıp onunda benim yanıma uzandığını…
(Enes’in anlatımıyla)
Evet kendimi ne kadar kontrol etmeye çalışsam da edemedim ve ne kadar yapmak istemesem de yaptım. Evet Yağmurla birlikte olmuştum onun güzelliğine kendimi teslim etmiştim, oda kendini bana teslim etti sanki onu öptükçe içimde kelebekler uçuşuyordu sanki ona tekrarda "aşık" oluyordum.
(Yağmur’un anlatımıyla)
Evet yarı uyanık yarı uykulu ona bakıyordum. Bir süre bana baktı ve üzerime eğildi sanki yüzünde bir pişmanlık vardı, benim kontrolüm ise o an yoktu sanki yaptığı her şey benim için kabuldü. Ama bunun ne kadar yanlış olduğunun farkındayım ve galiba oda farkında çünkü çok uzun sürmedi...
O gecenin sabahı uyandığımda her şeyi hatırlıyordum ve Enes'te yanımda idi.
Ve o an sadece hafiften sırıtabildim.