Parmaklarım tuşlarda dans ederken Dünya üzerinde sadece piyanom ve ben vardı. Tek bildiğim şey ezbere bildiğim noktalarla dinleyen herkesin ruhuna ulaşmaktı.
Balo salonunun ortasındaki daire platformda kuyruklu piyanoyu çalıyordum. Etrafta birbirinden güzel elbiseli kadınlar ve takım elbiseli adamlar vardı. Herkes siyah giyinirken odadaki tek takım elbiseli kadın bendim.
Evet, Ceren ile olan uzun laf dalaşımızın ardından yine de elbise giyinmeden burdaydım. Diğer kızlar istediğini yapabilir ama hiçbir Allah'ın kulu bana etek giydiremez! Ben etekle bırakın tekme atıp koşmayı, nasıl rahat olabilirim ki? Ceren ise siyah elbisesini giyinmiş benden sonra keman çalmaya çıkacaktı.
Parçam bitince selamımı verip kendimi en köşeye insan kalabalığının ardındaki yuvarlak bir masanın yanına attım. Tam gözlerimi ovuşturacakken bir çift el ellerimi tuttu. Ceren kaşları çatık bana bakıyordu.
"Makyajın bozulur ve muhteşem çaldın!" dedi rahatsız olduğu belli bir tavırla. Doğru ya, sahneye çıkmadan önce zorla makyaj yapmıştı. "Dökül canım benim."
"Bak şimdi, ben kemanımı almaya arkaya gitmiştim buraya gelecekken iki tane korumanın konuşmasını duydum. Biri 'Patron piyano çalan kızı istiyor. Kalabalıktan çıktığı an kaçıracağız, malikâneye götüreceğiz. Gözünüzü 4 açın arkadan çıkmasın!' dedi. Sonra adam beni yakaladı bir şey duymadığımı söyledim. Şimdi ne diyeceğini biliyorum, 'Burada benden başka piyanistler var ayrıca bu adam manyak mı niye birini kaçırıyor?' falan filan ama kanka bola olayı da karışık. Şu an burada başta İstanbul olmak üzere Türkiye'nin en büyük mafyaları var. Burası zengi iş adam veya kadınları değil, bildiğin mafya balosuymuş ve arkada konuşan koruma da arkanda senden gözünü alamayan adamın yanında." dedi bir çırpıda. Öyle bir kendini kaptırmıştı ki susunca soluklanmaya başladı.
Bu işi bize 2-3 hafta önce vermişlerdi ve sıradan sosyetik insanların geleceği bir balo sanıyordum. Ama MAFYA NE LAN! Aslında niye bize bu kadar para verdikleri de açığa çıktı. Bir dakika ben arkamdan izleyen adam mı?
Hemen arkama döndüm ve onca kalabalığın içinde yukarıdaki balkon tarzı katta genç bir adamın hiç gözünü ayırmadan, sanki yiyecekmiş gibi bana baktığını gördüm. Adamın ve etrafındaki korumaların korkutucu bir havası vardı. Yanında bir adam yanında bir kadınla ona bir şeyler anlatmaya çalışıyordu ama adam far görmüş orangutan gibi bana bakmaya kesmiyordu. PSİKOPAT!
Ona bakınca dudağı kıvrıldı ama Ceren'e gözü kayınca kaşları çatıldı. Bana tekrar bakınca ben ona ne olduğunu anlamayan bir bakış atıyordum. Adam yanındaki korumaya Ceren'i gösterip "Bu muydu?" tarzı bir şey sordu dudağını okuyabildiği kadarıyla. Adam evet anlamıyla kafasını sallayınca korumalara işaret verdi ve 3 tanesi aşağı inen merdivenlere doğru yol aldı.
O an kafama dank etti. Ceren dinlerken yakalanmıştı! Ve bana her şeyi anlattığını anlamışlardı. Ceren'de bunu anlamış olacak ki merdivenin o taraftan bize doğru gelen adamlara bakarak bana sordu. "Ne yapacağız?"
Ben küçük bir kâhkaha attım ve ona baktım. "Koş!"
Onun elinden tutup çıkışa doğru insanları yararak hayvan gibi gitmeye başladık. Tabii onun topuklularıyla bu biraz zordu. Yaa, kızım niye benim gibi spor giymiyorsun ki? Kendimizi direk dışarıya, magazincilerin fotoğraf çektiği kırmızı halıya attık.
Ceren'in elinden tutmuş koşuyordum. Baloya geç gelen, şöför kullanmayan bir zengin arabadan iniyordu. Koşa koşa onun yanına gittik ve elimi uzattım.
Üstümde bir takım elbise vardı. Adam takım elbiseden dolayı beni vale sandığı için anahtarı uzattı ve karısını koluna alıp az önce koşarak geçtiğimiz flaşlardan göz gözü görmeyen kırmızı halıya doğru yürüdüler. Biz de kırmızı üstü açık arabaya bindik.
Mafyadan kaçarken mafyadan araba çalıyorduk. Çok zekiyiz ya...
Arkamdan bir adam bağırırken ben arabayı çalıştırmış yol almaya başlamıştım bile. "O KIZI DURDURUN!"
Kadın be kadın, hayvan!
Dip gaz yaparken üstü açık araba olduğundan rahatlıkla aynaya baktığımda sayamadığım kadar çok siyah arabanın peşimizde olduğunu gördüm. Ceren bağırdı.
"Göbek bağınızdan yediğiniz tüm besinler başka bir çıkıştan gelir inşallah!"
"Cero'm ile küfretmeden küfretmeye doğru." dedim kaşları çatıkken. Ana yolda gaza basarken radyoyu açmamla kaşlarımın kalkması bir oldu. Kafama Göre çalıyordu ve bayılırdım. Sırıttım. "Yer değiştiriyoruz!"
Ceren daha ağzına açamadan onu yakasından tutup kendi koltuğuma attım ben de onun koltuğuna geçtim. Ceren çığlık atıp direksiyonu tutarken ben de ayağa kalkmıştım. Bağırırken Ceren'in süt anama kadar küfrettiğini biliyordum.
"KARIŞMASINLAR, DOKUNMASINLAR;
BEN BÖYLE KEYFİME BAKIYORUM;
BOZUK DÜZEN, ÖYLESİNE TAKILIYORUM KAFAMA GÖRE;
KAFAMA GÖRE, KAF-"
Siyah arabalardan biri yanımıza gelmişti ve tam o anda önümüze kırmıştı. Benim aklıma 'Kuş oldum uçtum gök yüzüne...' gelirken Ceren bunun gerçekleşmemesi için beni koltuğuma çekmiş ve tutmuştu. Ben de arabanın önünü tutunmuştum.
Sadece alnımın kenarın önümüzdeki cama çarpmıştım ama iyiydim. 7 tane siyah araba etrafımızı sararken içeriden düzinelerce adam çıktı. Ceren etrafına şaşkın bakışlar atarken ben kahkahalarla gülüyordum. Adamlar etrafımızda daire olmuştu. İkimize de ikişer tane adam gelip kapılarımızı açtı ve kolarımızdan nazikçe tutup arabanın önünde kollarımızı bırakmadan yan yana getirdi. Bizde pek sıkıntı çıkarmadık.
Birazdan sıkıntının anası çıkacak merak etmeyin canlarım.
Hepsi de siyah takım elbiseli, siyah gözlüklü ve kablolu kulaklıkları olan; dana gibi adamların arasından bizim önümüze kıran arabanın yolcu koltuğunun kapısı açıldı.
İçinden simsiyah saçlı ve masmavi gözlü bir adam çıktı. Simsiyah jilet gibi takım elbisesinin içinde bile belli olan kasları vardı. Simsiyah saçları dağınıktı ve ne kadar inkâr etmeye çalışsamda ona karizmatik bir hava katmıştı. Gözleri gök yüzü gibi değil, gemileri yutan bir okyanus gibi insanı delip geçiyordu. Beyaz bir teni ve dolgun dudakları vardı. Maşallah ben 1,78 kızım adama dağa bakar gibi bakıyorum. Mübarek 2 metre.
Ciddi söylüyorum hiçbir zaman bir erkekle ilişki yaşamadım ve benim için yaşamak da gereksizdi bu yüzden hiç öyle bir şey olmayacak derim herkese. Ama bu bazı erkekleri yakışıklı bulmayacağım anlamına gelmiyor.
Bunu Ceren'e ayarlayayım ya...
Adam tam önümde durup bana sırıttı. "Benden uzaklaşamazsın piyanist. İyi misin?" Son soruyu sorarken kaşları çatık alnıma bakıyordu.
Ona en sinir bozucu sırıtmışım fırlattım. İnsanlar genelde ağzımın ortasına çakası gelirdi ama bu adam gülmeye devam ediyordu.
Sağ ayağım ile geriye doğru bir tekme atarken sağımdaki koruma diz çökmek sorunda kaldı. Kolumu bırakmasıyla sağ yumruğumu solumdaki korumanın aletine geçirdim. Adam özel bölgesini tutup diz çökemeden belinden silahını aldım ve bana piyanist diyen adama doğrulttum.
"İyidir, senden naber?"
"O silahı bırak. Mazallah şeytan doldurur." dedi elini hafifçe öne uzatıp beni sakinleştirmeye çalışırken tüm adamları bana silahını doğrultmuştu. Kendi canım umrumda değildi.
"Yo, sen doldurmadın ki."
"İltifat için sağol." iltifat etmemiştim. "Kendi canını önemsemiy-"
"Hadi yaa, hiç bilmiyordum. Tespit yaptı kara Garfield." aynen böyle Şimşek. Gwen'den ne öğrendiysen öyle devam. İnanamaz bir ifadeyle sırıtarak ona bakıyordum.
"Ama arkadaşının yaşamasını istersin di mi? Daha da kötüsü ölmek için yalvaracak bir konumda olmasın hiç istemezsin." dedi elleri ceplerinde umursamaz bir tavırla bana bakarken.
Oysa benim için Dünya çökmüştü. Ceren benim her şeyimdi. O benim arkadaştan öte ablamdı ve şu anda iki koruma 5 adım ötemde kollarından tutarken tüm silahlar ona çevriliydi. İşler ciddileşiyor demek.
Silah yana yatırdım ve elimden bıraktım. Sanki bir suçlu gibi ellerimi kaldırıp etrafıma bakındım. Siyah takım elbiseli, gözlüklü ve kablolu kulaklı goriller dışında etrafta insan namına biri yoktu. Gecenin 3'ünde kim olur ki oğlum?
En son hatırladığım şey ise adamın işaretiyle ağzımın üzerindeki ilaçlı bezdi. Kenara bakınca Ceren'in de aynı durumda olduğunu gördüm.
***
Gözlerimi açtığımda bir yataktaydım. Biraz hala uykum vardı ama zorla gözlerimi açık tutabiliyorduk. Etrafıma bakınca oda demeye bin şahit büyüklüğünde bir odadaydım. Odada yatak, oturma takımı, devasa bir kitaplık ve 3 kapı vardı. Odanın bir duvarı tamamen camla kaplıydı ve hemen önünde eşek kadar kuyruklu bir piyano vardı. Cam Boğaz'a bakan bir balkona açılıyordu.
Hemen ayağa kalktım. Etrafıma bakınırken sırıttım. Kardeşim ben nereden düştüm de Hürrem Sultan'ın sahip olamayacağı büyüklükte olan bu odadayım?
3 kapıdan camın kenarındakine doğru gittim ve açtım. Koca bir tuvalet.
Ona yakın yanındakini açtım. Kadın kıyafetleriyle dolu, benim odam kadar bir giyinme odası.
Aynı duvarın öbür ucundaki kapıya doğru yürüdüm. Kilitli, harika!
İki adım geri çıktım ve kapıya omuz attım. Bir kere daha, bir kere daha derken 6.da kapı kırıldı. Ben yere kapaklanırken benden 3-4 adım ötede bir hizmetçi kız ağzı açık bana bakıyordu. Konuşabilse çığlık atacağına emindim.
Hemen ayağa kalktım kızın ağzını elimle kapatıp diğer elimle kızı duvara yasladım. Sol elim ağzındayken diğer elim hiçbir zaman ayrı kalamadığım, kemerime sıkıştırmış olduğum bıçağımı belimden çekip çıkardı ve kızın boğazına dayadı. Kız kocaman açılmış gözlerle bana bakarken ben sessizce fısıldadım.
"Öt bakalım sarışın güzeli," dedim kısa sarıya boyatılmış saçlarına ithafen. Elimi yavaşça ağzından çektim. Bıçağım tenine öyle sert dayanmıştı ki ona yutkunacak alan bile vermemiştim. "Ceren nerede?"
"O-orada." dedi gözleriyle çıktığım odanın sağındaki odayı gösterirken bir yandan da ağlıyordu. Sulu göz. "Peki biz neden buradayız?"
"T-tek bildiğim çıkmanıza i-izin vermedikleri. Şimdi l-lütfen odanıza girin. Ş-şu anda sizle konuşmam bile b-benim ölümüm olabil-" daha fazla dinlemedim.
"Özür dilerim." Sol elimle kızın kafasından tuttuğum gibi duvara geçirdim. Kızın kafasından yavaşça kan akarken yerde baygın bir şekilde yatıyordu. Klasik uyanma rutinim ya. Etrafıma baktım koca evde kimsenin çıkardığım şamatayı duymadığını ümit ettim.
Kızın gösterdiği odaya baktım kapı elbette kilitliydi. Kapının kilit tarafına tekmeyi çaktım. Diğerinin aksine iki tekmeyle açılmıştı.
Ceren şaşkınlıkla yatakta bana bakarken ben odaya göz attım. Benimkinden daha küçük, piyanosuz ve küçük bir camı olan bir odaydı. Ama yine de büyüktü.
Hemen onun yanına koştum ve yüzünü avuçlarım arasına aldım. İyi gözüküyordu. İkimizde dünkü kıyafetlerimizle uyumuştuk. Siyah elbisesi kirlenmişti. Tabii benim takımım da.
"Ne oluyor? Ne yapacağız?" dedi endişeyle.
"Sıkıntı yok ya. Her boktan kurtulduğumuz gibi bundan da kurtuluruz. Şimdi yürü." dedim gülümseyerek onun elinden tuttum ve tam kapıya gidecekken kapıda dün akşamki adamı gördüm. Yanında da esmer bir adam vardı.
"Nereye hanımlar?"
...
Kendinize iyi bakın❤️
Kelime: 1504