İçeriğe geç

PİJAMALI KIZ

Bölüm 3 · 8 dk okuma

PİJAMALI KIZ

Bölüm 3

3. Bölüm

"Olca kalk artık" başımı gömdüğüm yastıktan çekmedim. "Dicle seni aşağıda bekliyor" dediğinde kafamı kaldırıp anneme baktım.

"Anca böyle kalkarsın, dört dakika içinde yanına gitmezsen seni gebertirmiş. Seni uyandırana kadar iki dakikası gitti" gözlerimi irileştirdiğimde hemen ayağa kalktım.

Gözlerim yarım açıkken annem pencereyi açıp içeriye temiz hava girmesini sağlamıştı. Odam yılda iki kere toplu olurdu. Bugün o günlerden birindeydik. Bayram.

Annem her bayram odama girip dip köşe temizlerdi. Onun dışında odamda yaşam olmadığını söyleyip odaya girmezdi.

"Bayram bayram bu kadar uyunur mu?" ayağıma terliklerimden birini hızla giyerken yatağın diğer tarafında uyuyan turuncu kedim Karamel'e imrenmiştim.

Bayramları evin misafirlerle dolmasını yada yakama yapışılıp götürülmeyi sevmiyordum. Neyseki bayramın en zor iki günü bitmişti geriye kalan iki gün biraz daha rahat olurdu.

Annemin yanağına sulu bir öpücük bırakıp koşar adım odadan çıktım "Keşke misafir geldiğinde de böyle koşsan" anneme aldırmadan salondan geçiyordum ki babamın koltukta televizyon izlediğini gördüğümde adımlarım geri geri gitti.

Hemen babamın yanına gidip elini öptüğümde avucumu açıp ona sırttım. "Olca sende bayramın her günü elimi öpüp para alıyorsun" dedi babam ama kızgın değildi sesi. Ee biricik kızıyım şurada. Çilli yüzümü en tatlı haline getirmeye çalışırken sivilcelerimin engellediğini biliyordum. En azından bayramda sivilcelerimi dert etmek istemiyordum.

"Deliye her gün bayram baba. Dua et ki senden hergün para almıyorum" güldü cebinden iki yüzlük çıkardığın da kabul etmedim. "20 yaşındayım bu kadar az para mı verilir?" turuncu omzumda olan saçlarım yüzüme dökülürken babam hiç rahat durmayarak cevabı yapıştırdı "20 yaşında harçlık almasını biliyorsun" iyi der gibi baktım. Verdiği parayı alıp kaçtım.

Koşarak evden çıktığımda apartmanın basamaklarını üçer üçer atladım. Apartman kapısına ulaştığımda demir kapıya yaslanmış Dicle bakışlarını bana çevirdi.

"10 saniye geçiktin" dedi iki elinide siyah pantolonun içindeyken benim yanına gelmemle merdivenin birkaç masamağını inip yolda yürümeye başladık.

Mahallede yolda öylece yürüyüp sohbet etmeyi severdik artık bizim içinde mahalleli içinde alışılagelmişti. Dicle'nin kıyafetine baktığımda bir bayramlaşma vakasından çıktığı belliydi.

Onun aksine güne yeni başladığım için pijamam ileydim. Mahallede çok kez böyle çıktığım için herkes alışmıştı. Ben ve pijamalarıma.

"1 haftadır çocuğa yazmadın?" dedi Dicle. "Ne bileyim yazamadım. Yazacak konu bulamadım."

Bir hafta önce yıllardır aşık olduğum üst komşuma yazmıştım ama bir daha yazmamıştım. Bayramda gelir diye düşünmüştüm ama öyle olmadı. İşlerinden dolayı gelmemişti hatta Meryem yenge ve eşi Ahmet çocuklarını görmeye bugün İstanbul'a gitmişlerdi.

İşte benim gibi platonikte öyle onun fotoğraflarına bakıp aşkını tazelesin.

"Kafana göre yaz boşver. Bugüne kadar böyle çekingen oldun bir şey olmadı. Artık yüzsüz ol kafana göre yaz" Dedi Dicle. Tabi öyle söylemesi kolaydı.

Dicle elinde benim ona doğum gününde aldığım koyu yeşil tesbihle oynarken kenarda oynayan çocukların topu bize geldi. "Şu topu düzgün oynayın!" bağırıp tekrar attı çocuklara.

"Olmak istemediğim kişiliklere dönüşüyorum" dedi yüzünü buruşturarak. Kıvırcık saçlarıyla yine bir mücadele yaşamış olucak ki açık bırakmıştı. Saçları kıvırcık ve kabarık olduğu için saçlarına çok takıyordu. Kahveleri beni buldu "Geçen topu evin içine attılar. Nasıl gildirdiler bilmiyorum ama neyse işte topu sinirle alıp kestim" dediğinde kahkaha attım.

"Eskiden topumuza laf eden amcaların camını taşla kırıyorduk ne oldu sana Dicle" dedim. "En çokta o koyuyor ya. Eskiden böyle insanlardan nefret ederdim şimdi onlardan beterim." sıkıntıyla öfledi. İri gözleri önüne döndü "Neyse sonra gidip çocuklara yeni top aldım" beklendik bir haraketti.

Dicle güzel bir kızdı. Ama biraz şeydi nasıl söyleyin harbi kızdı işte.

Tam sert mahalle kızıydı kendisi. Erkeklerle duygusal aşk anlamında hiçbir duygu kurmaz sürekli kavga çıkarırdı. Yaramaz erkek çocuk olurdu ya Dicle kabadayının kız versiyonuydu.

Kendisine çıkma teklifi edenleri döverdi.

Okuldayken laf atan oldumu onların üzerine gidip kavga çıkarırdı. Sevmiyenimiz bu yüzden çok olsada bize laf edemezlerdi.

Engin amcanın bakkalının önünden geçerken içeriden fırlayan Kutay bize baktı. "İyi bayramlar kızlar" dedi. Sarı saçlarını özenle taramıştı. Yeni tıraş olduğu için yüzü temiz ve tipi iyi duruyordu.

Engin amca burayı yıllardır işletirdi. Kutay okumadığı için dükkana onuda getirir burada çalıştırırdı. Kutay fırlama bir tipti, mahallede ki bütün dedikoduları toplar, teyzelerin hepsiyle dostluk kurar, bütün bağlantılarını geliştirirdi.

Gevşek Kutay sürekli bizimle uğraşmayı severdi.

"İyi bayramlar" dedik ikimizde. Kutay'in pis sırıtışıyla adımlarımız durdu. İkimizde dükkanın önündeki Kutay'a Baktık.

"Turunçgil naber kız" dedi yüzünde her zaman ki büyük gülüşü vardı. "İyim dengesiz sen?" dedim karşılık olarak.

Turuncu saçlarımdan dolayı Dicle bana portakal derken Kutay'da turunçgil derdi. Yıllardır alışmıştım artık.

Kutay'ın gözleri Dicle'yi buldu "Nasılsın püsküllü" Dicle başını yana eğip terslenirken yürü dercesine bana baktı.

İkimizde yürümeye devam ederken "Sence ne yazmalıyım" dedim. "Kafana göre takıl" dedi ne kadar yardımcı olmuştu. "Saçmalayayım mı yani?" dediğimde yan bakışlar attı bana "Portakalım senin saçmalamak için artı bir çabaya girmene gerek yok" dedi benimle uğraşarak.

"Sen aşktan anlamazsın Dicle" dedim.

"Aşk aşk dediğin nedir ki gülüm ben hissetmemeyi seçmişken" dediğinde güldüm. Aşk ona göre değildi bunu biliyordum.

"Vay mahallemizin Memati Baş'ı" Kutay'ın dibimizde berilmesiyle ona döndüm. Dicle'nin diğer tarafında bize bakıyordu.

"Sen geçen gün benim başımdan aşağı gazoz döktükten sonra hangi cesaret ile karşıma çıkıyorsun" dedi Dicle.

Kutay sırıttı "Hakketmiştin" dediğinde geçen gün birbirini yedikleri konuya girmişlerdi. Onar hep didişirdi şaşırmıyordum.

Dicle sağ kolunu omzuma dayadı pisce sırıttı "Portakalım" yanağımdan makas aldığında diğer tarafında ki Kutay'ın yüzüne hızla bir yumruk indirdi.

Dicle'nin yumrukları pek yumuşak olmadığını bildiğim için yüzümü buruşturdum. "Ne yapıyorsun ya psikopat püsküllü" dedi Kutay.

Dicle güldü "Hakkatmiştin" dediğinde onun eli gözünde acıyla sızlayarak bırakıp yolumuza devam ettik.

"Ben yazıcağım" dedim kararlı bir sesle. Mahallenin köşesinden dönüp yürüdüğümüz yolu tekrar yürürken.

"Ne yazıcaksın?" dediğinde cevap veremedim çünkü ne yazıcağımı bilmiyordum.

Dükkanın önüne tekrar geldiğimizde hemen dükkanın önünde ki basamağa oturduk. Engin amca içeride televizyondan bir şeyler izliyordu.

Telefonumu çıkarıp Ulaş'a yazmak için parmağım klavyenin üzerinde durdu. Ona yazmak bile heyecanlanmama yetmişti. Kalbim sakin olsa bir şey bulucaktım.

Pijamalı kız: kurban bayramın mübarek olsun

Attığım mesajı gören Dicle anıra anıra gülmeye başladı. "Bu ne ya?" ona tipik bakışlar atarken o yüzüme yüzüme gülüyordu.

"Ne yazayım? Aklıma bu geldi" dedim omuz silktim. Sohbeti başlatmak kolay değildi. "Eğer bu çocuk senin mesajına geri dönerse demek ki seninle konuşmak istediği anlamına geliyordur" dedi Dicle. "Umarım karşılık verir o zaman."

Sırtıma değen şeyle kafamı arkama çevirdim. Kutay elinde uzun çıbığa bağlanmış süpürge ile duruyordu. Bu süpürgeden varmı bu devirde ya.

Süpürgeyi ileri geri götürerek sırtımızdan itekliyordu bizi "ne yapıyorsun?" dedim.

"Dükkanın önünü pislerden arındırıyorum" dedi yüzsüzce.

Dicle ile ayağa kalktık "Lan alırım elime şimdi seni" deyip yürüyecekti ki Kutay süpürgeyi ona doğru tutarak kendine siper etti "Uzak dur" dedi.

Kutay'ın gözünün altı kızarmıştı bile "Gözüm çıktı senin yüzünden" dedi alıngan bir tavırla ama hâlâ Dicle yaklaşmasın diye süpürgeyi tutuyordu . "Diğer gözünüde çıkarmamı istemiyorsan siktir git" dedi Dicle.

Kutay'ın ağzı iki yana açıldı "Vay be öyle mi oldu? Asıl sen dıdtır git" Dicle onu yaklalamak için dönerken Kutay süpürgeyle onu kendine yaklaştırmıyordu.

Dicle bana döndü "Portakalım sen süpürgeyi tut" dediğinde ikimizde Kutay'ın etrafını sardık "Lan" dedi Kutay.

Süpürgeyi kaptığım gibi çektiğimde Dicle Kutay'ın üstüne atladı. Ayakları yerden kesilirken avuçlarını Kutay'ın saçına daldırdı.

Kutay bağırıp yardım istemeye başlamıştı ama ben onları izledim gülerek "Ankara duyun beni! Alın şu kacığı üstümden" dediği sırada Dicle dişlerini kafasına geçirmiş gibiydi.

Ankara duymasada İsmet abi duymuştu. "N'oluyor lan burada" dedi ama yüzü gördüğü şeylerle keyiflenmişti. "Saldır kız hadi" diyerek Dicle'yi gaza getirmeye başladı.

İsmet abi Dicle'nin abisiydi. İkiside kavgacının tekiydi.

"İsmet abi al şu kardeşini kafamdan" dedi Kutay acılı seslerle. "Yok oğlum böyle çok iyi görünüyorsunuz" dedi kahkahlarının içinde.

"Baba yardım et" diye bağırdı ama içeride maç izleyen Engin amca duymamışa benziyordu.

"İsmet abi kardeşini üzerimden alırsan sana bir kupon parası" dedi Kutay.

İsmet abinin gözünde parayı gördüğümü söyleyebilirdim. Hızla ilerleyip Dicle'yi belinden sarıp çekti. Kutay kurtulmuş gibi rahatlarken gömleği yamulmuştu. Özenle yaptığı saçları dağılmıştı.

"Bırak beni" dedi Dicle rahatlayamamış gibi.

Gözlüğümü elimle düzeltirken onları izleyen taraf olmaya devam ettim. Gözlüğü gözüm bozuk olduğu için değilde sevdiğim için takıyordum.

Telefonuma düşen bildirimle onların laf dalaşını izlemeye ara verdim.

Ulaş: sanada iyi bayramlar

Mesajıma cevap verdiğini gördüğümde kalbim hızlandı, ellerim terledi resmen.

"Olca! Dicle'yi alda bize gidin hadi" İsmet abinin sesiyle başımı kaldırdım. Hepsinin gözü yüzümde ki anlamsız gülümsemede takılınca Dicle kollarını abisinden kurtarıp yanıma geldi.

Onlar para lafına girerken hemen telefonumu eline aldı "Cevap vermiş lan" dedi.

"Saçmalıklarıma cevap verdiğine göre benimle konuşmak istiyor" dedim mutlulukla yerimde zıplamaya başladığımda ellerimin arasında ki telefonu sıkıca tutuyordum.

"Hadi size gidelim orada ne konuşacağımıza karar veririz" dediğimde Dicle'lerin evine geçtik.

Dicle kapıyı açtığında içeriden gelen yoğunluklu ses ile Adımlarımız durdu "Dicle N'oluyor?" dedim.

"Bilmiyorum" dedi.

İkimizde ayakkabımızı çıkardığımızda sessiz adımlara ilerledik. Dicle ile salonun hemen köşesinde ki duvardan gizlice dikizledik salonu.

Oda resmen mahallenin kadınlarıyla dolmuştu. Ortada dönen küçük çocukları görmemizle ikimizde yüzümüzü buruşturduk.

Koltuklara sığmayan kadınlar sandalyelerde oturuyordu. "Gidelim" dedim sessizce. Başıyla beni onayladığında sessizce arkamıza birkaç adım attık. Arkamızı döndüğümüzde bize sinsice bakan küçük bir çocuk ile ikimizde kala kaldık.

Dicle işaret parmağını ona tuttu "Sakın sesini çıkarma velet" dedi.

Çocuğun sinsi sırıtışı büyüdü.

Koşarak salona girdiğinde "OLCA VE DİCLE ABLA GELDİ" bağırmasıyla ofladım. "Ben onu bir yerde sıkıştırmasını bilirim" dedi Dicle.

Salona attığımız korkuyla birkaç adım ile bütün kadınların gözü bizim üzerimize döndü.

Dicle'nin annesi Elif teyze "Hoşgeldiniz kızlar" diyip yanımıza geldiğinde Dicle "Anne bu kalabalık ne?" dedi sadece bizim duyacağımız bir sesle.

Etrafa gülücükler saçarken Elif teyze "Mahalleyle bayramlaşmak için bizim evi seçtik" dediğinde Dicle "Bundan benim niye haberim yok" dedi.

Kadınların arasında annemi gördüğümde bana gülümsedi. Burada olucağını bilmiyordum.

"Elimizi öpüp bayramımızı kutlamayacak mısınız?" diyen teyzeye mistik bakışlar atmak istedim.

Dicle tam gitmek için haraket ettiğinde bileğini kavrayarak durdurdum "Ulaş'ın annesinde burda gidemeyiz" dedim. Meryem teyzenin gözünde kötü imaj oluşturmak istemiyordum.

"Sen iyi bir gelin imajı çiziceksin diye bu kadar eli öpemem" dedi. Biz kendi aramızda kapışırken onu tutup en başa getirdim "Sen buradan öpmeye başla" diyip diğer başa gaçip el öpmeye başladım.

Oda o kadar kalabalıktı ki öp öp bitmiyordu. Belimin ağrımasıyla elimi belime koyup dik bir şekilde durdum. Dicle'ye baktığımda bitsin diye bazılarını atlaya atlaya öpüp geçiyordu. Ben ona bıkkın bakışlar atarken o beni öldürecekmiş gibi bakıyordu.

El öpmeye devam edip bitirdiğimizde kendimizi herkesten kurtarıp Dicle'nin odasına attık.

*******

Diğer bölüm mesajlaşma üzerine ilerleyecek.

Oy vermeyi unutmayalım.

Bölüm sonu

1 yorum