İçeriğe geç

Peşinde Polis Gibi Dolaşsın Hatıralar

Bölüm 1 · 7 dk okuma

Peşinde Polis Gibi Dolaşsın Hatıralar

Bölüm 1

Peşinde Polis Gibi Dolaşsın Hatıralar

Kelimeler boğazını saran bir halat gibiydi. O geceyi ne yaparsam yapayım unutamıyorum. Gözyaşlarıyla anlattı seni bana. Adını fısıldarken titriyordu dudakları.

En çok seni sevdiğini söylemişti. En çok sana aşık olduğunu. Ve yine en çok sana kırıldığını.

Saat sabah beş civarı, ağlayarak uyuyakalışımızın bir veya ikinci saatiydi. Koltuktan bir hışımla kalkışını gördüm. Bana doğru bakarak bağırıyordu ama gözleri bana değmiyordu. Anlamlandıramadım. Donuk donuk dinledim. Sonra yavaşça kalktım yerimden,sağ koluna doğru yürüdüm. Hâlâ aynı yere bakıp bağırıyordu. " Bırakın artık peşimi orospu çocukları!"

Korkmaya başlamıştım. Çünkü duvara bakarak bağırıyordu. Kollarından tutup sarstım. Kendine gelmesi için yüzüne en sertinden bir tokat geçirdim. Bırak tepki vermeyi, hissetmedi bile.

Bağırışları yükselmeye başladı. Korkudan ne yapacağımı bilemeyip arkasına geçtim ve sandalyeye oturdum. O benim en yakın arkadaşımdı. Ve bende onu bu halde bırakıp gitmemem gerektiğini biliyordum. Kendimi olabildiğince sakinleştirip, kiminle konuştuğunu anlamaya çalıştım. Ne yalan söyleyeyim önce sana konuşuyor sandım. Sana olan öfkesini duvara kusuyor sandım. Ama olayın böyle olmadığını anlamam uzun sürmedi.

Kayra diye birinin adını geçirdi. Anlamlandıramadığım bi cümle kurdu. Bağıra bağıra söylemesine rağmen hiçbir şey anlamamıştım. "Onu öldürdünüz, o kaçamadı sizden. Ne oldu hah?! Sıradaki kurbanınız ben miyim?" Diye ekledi sonra.

Kayranın kim olduğunu düşündüm uzunca bi süre. "İyide Kayra diye bi tanıdığımız yok ki " diye geçirdim içimden. Daha sonra " Beni de öyle öldüremeyeceksiniz. Ben geçmişime yenilmem!" Diye haykırdığı zaman anladım. Yazdığı bir öyküdeki karakter olan Kayradan bahsediyordu. "Dolabımda Hatıralar" isimli bi öyküydü bu. Kayra bütün geçmişini, bütün anılarını bir giysi dolabına sıkıştırıp, evi terk edip gitmeyi planlayan birisiydi. Dolabın kapağının kırılması sonucu üstüne yıkılan anılardan kaçamayan, altlarında ezilen Kayra,

Pencereyi açarak kurtulabilmişti o durumdan. Tüm şehre karışmıştı anıları; iyisiyle, kötüsüyle. Daha sonra gökyüzünde gördüğü bu kirli manzaradan ötürü terk etmek zorunda kaldı şehri. Bi otobüs bileti alıp kaçmak istedi şehirden. Kaçamadı... Peşini bırakmayan o hatıralar otobüs camlarına yapıştı. Yağmur damlaları gibi birer birer yapıştılar otobüsün camlarına. Ve kayra geçmişinden kaçamayacağını anladığında bu durumu kaldıramayacağını da fark etmişti. İnip otobüsten kimsenin olmadığı kayalık bir alana gidip, kafasını taşlara vura vura intihar etmişti. Böyle ucuz bi öykünün ağır yaralı kahramanıydı Kayra.

Peki ya en yakın arkadaşımın sonu da böyle mi olacaktı. Yazdığını mı yaşayacaktı arkadaşım? Söylesene Sevin. Ne oldu arkadasıma, nasıl bu hâle geldi?

O gecenin korkunç kısmı benim bu soruları kendime sorduğum anda başladı.

Eline koltuğun köşesindeki bira şişesini aldı ve duvara fırlattı. Duvar sanki plastikten bi bütün gibi sektirdi şişeyi ve şişe kırılmadan yere düştü. Yeniden aldı eline, tekrar fırlattı. "Öldüreceğim hepinizi!" Diye çığlıklar atarak.

Aklımı yitirecektim; gözü dönmüş, hiçbir şeyin farkında değilmiş gibiydi.

Fırlattığı şişe yine kırılmamıştı. Daha sonra şişeyi tekrar aldı. Ben şişeyi tekrar duvara fırlatacak sanmıştım. Yanılmışım. Birden arkasını döndü. Kıpkırmızı göz akıyla gözlerime baktı ve şişeyi bana doğru fırlattı. Yemin ederim ki şişenin bana ağır çekimde yaklaşışını gördüm. Ama yerimden kıpırdayamıyordum. Şişenin bana temas etmesine çok az bi mesafe kalmıştı ki sandalyeden kendimi yere attım. Şişenin bana değmemesi onu daha da öfkelendirdi. Çıldırmış gibiydi. Üzerime atladığını gördüm. Öyle sert atladı ki üzerime karnımın sol üst tarafının nasıl acıdığını hâlâ hatırlıyorum. Üstüme atladığının acısını hissetmeme vakit bırakmadan bana yumruklar sallamaya başladı.

"Nasıl izin verdin ha? Orospu çocuğu! Hani en yakın arkadaşımdın lan sen? Bana bunlar olurken neden engel olmadın? Bak ne haldeyim. Bak. Bak görüyor musun nasıl saldırıyorlar bana. Yenilmek üzereyim. Odanın her duvarındalar." deyip yumruklarını sallarken başını kaldırıp odanın dört duvarında gözlerini gezdirdi. Duvarların her bir köşesine değdi gözleri. Ağlamak üzereydim. Ağlayacak gibi olmam onu daha da öfkelendirmiş olacak ki ayağa kalktı ve karnıma birkaç tekme savurdu. Ağlamaya başladım. Hiçbir suçum yoktu ama bana çok sert bir şekilde saldırmıştı. Daha sonra gözlerimle onu aradım, ortalıkta yoktu. Koridordan hızla odaya girişini gördüğümde korkum merağımın üstüne toğrak atmıştı. Elinde kocaman bir bıçakla odaya hızlı bir giriş yaptı. Korkudan kapadım gözlerimi, beni öldüreceğini düşündüm. Fakat öyle olmadı. Odaya girdiği gibi bıçağı sol koluna bastırdı ve kesti. Derisini kaldırıp bıçağı yere fırlattı. Sağ elinin işaret parmağı ile sol kolundaki o açtığı yaraya bastırdı. Daha sonra duvara yaklaştı ve parmağını duvara sürdü. Yaklaşık bir beş dakika sonra duvardan uzaklaştı. Cebinden sigarasını çıkardı ve yere bacaklarını birbirine geçirip oturdu.

Gözlerimi duvara diktim. Ve kocaman bir şekilde yazan"Hiçbir şey yok" cümlesini okudum. Kafayı yemek üzereydim artık. "Napıyorsun sen deli!" Diye haykırdım ona.

Çok sakin bir biçimde bana döndü, sigarayı dudaklarından uzaklaştırıp sol eline aldı ve bana sağ eliyle sus işareti yaptı. Daha sonra sigarasından derin bir nefes alıp sigarayı yerdeki halıya fırlattı. Evi yakmaya çalıştığını anlamıştım. Fakat girişimi başarısız oldu.

Yerinden kalktı ve odanın sağ köşesindeki masadan onlarca kağıt alıp geldi. Hemen yanıma oturdu. Eline aldığı ilk boş kağıda yine sol kolundaki yaraya bastırarak, "son" yazdı.

Daha sonra gömleğinin cebinden bir kalem çıkarıp yere bıraktı. Ayağa kalktı ve kanıyla "Son" yazdığı kağıdı karşıdaki duvarın sağ alt köşesine bantladı. Yanıma geri gelip kalemi eline aldı ve diğer sayfalara teker teker yazdı.

Bir sayfaya "babam bugün beni öldüresiye dövdü" yazdı. Bir diğerine "bugün annemin ölümünün üzerinden 2 gün geçti ve orospu çocuğu babam annemin yatağında bir hayat kadınıyla sikişiyor" yazdı. Bir sonraki kağıda. "Babam beni bir orospuya anne demem için zorluyor. Onun para için erkeklerle yattığını, ona anne demeyeceğimi söylediğim için koluma ateşte kızmış demirle bastırdı." yazdı.

Bunlara benzer bir sürü cümleyle yaklaşık kırk sayfa kadar yazdı. Ve yazdığı her sayfayı duvarlara yapıştırdı. Kağıt yapıştırmadığı bir duvar kalmıştı o da arkamızdaki duvardı. Oraya neden bi şey yazmadığını merak ediyordum.

Tekrar yanıma oturduğunda birkaç adım uzaklıktaki bıçağa uzanıp aldı. Ve sol kolunu bıçağın ucuyla biraz daha deşti. Kemiğini ve kemiğinin üzerindeki kasların hareketini görüyordum. Ayağa kalkıp arkada duvara doğru ilerledi. Sağ elinin işaret parmağını sol kolundaki yaraya bastırıp duvara parmağını sürdü. Ben onu izlediğimi görüp öfkelenmesin diye başımı çevirdim ve önüme baktım. Bir ara gelip yanımdan kağıtları ve kalemi alıp tekrar o duvara yöneldi.

Yaklaşık kırk dakika sonra bir "çıt çıt" sesi duydum. Daha sonra onun odadan çıkıp gidişini izledim. Oda anlamsız bi şekilde sıcaklamıştı ve kötü bir koku vardı. Arkamı dönüp bunlara sebep olan şeyi görmek istediğimde. Arkamda duvara yapışmış şekilde yanan onlarca kağıt parçası ve o duvarın tam ortasında kocaman harflerle yazan "SEVİN" yazısını gördüm. Gözlerime inanamamıştım.

Kanla yazılmış Sevin yazısının hemen yanındaki kağıtta, " Sevin bugün eski sevgilisine gitti." Yazıyordu. Hemen öbür tarafındaki kağıtta " Beni hiç istediğim gibi sevmedi" yazıyordu.

"Savaşıyorum seninle içimde her seferinde kaybediyorum."

"İnançlarıma kadar kırıldım Sevin."

" Önümü göremiyorum neredesin?"

Gibi cümlelerin olduğu onlarca sayfa...

Cayır cayır yanıyordu hepsi. Korkuyla kalkıp kapıya yöneldim. Evden çıkmak kendimi sokağa atmak istedim.

Elinde iki birayla tekrar içeri girdiğini gördüm ama bu sefer onun bana yaklaşmasına izin vermeden kaçıp gittim.

Evden çıkıp kendimi sokağa attım. Hâlâ içeride olması beni hem rahatlatıyo hemde tedirgin ediyordu. Evden büyük dumanlar çıkmaya başlamıştı. İçeride ne halt yediğini görmek için evin arka tarafını dolandım ve pencereden içeri baktım. Adının yazılı olduğu o duvara dönmüş elindeki birayı yudumluyordu. Ateşler artık onun boyuna gelmiş, halı cayır cayır yanmaya başlamıştı. Gözlerini bana doğru çevirdi ve gözlerime baktı.

" Sonum onun sonu, bende kaybettim" dedi.

Elindeki şişeyi kafasına dikti ve arkasını dönüp duvara fırlattı. Bu sefer kırılmıştı şişe.

Diğer şişeye uzandı. Şişeyi kavradı ve sırtüstü yere uzandı. Uzanarak yudumluyordu şişesini.

Dışarı çıkması için avaz avaz bağırdım. Yalvardım ona,deliler gibi. Ev yanıyordu ve onun yüzünde hiçbir mimik oynamıyordu.

Başını bana çevirdi ve gözlerini kapattı. Ve bundan sadece birkaç saniye sonra alevler arasında kayboldu.

Bu olaydan sonra 2 yıl psikolojik destek aldım, hâlâ da almaya devam ediyorum. Bu olanları hayatımın hiçbir döneminde unutabileceğimi sanmıyorum. Bunları sana anlatma nedenim ise, en yakın arkadaşımın; adının yazılı olduğu bir duvara bakıp ateşler içinde ölmüş olması.

İçinde açılan yaraları tahmin edebiliyorum. Bu yaraları bir ömür boyu taşımak zorundasın. Belkide taşıyamayacağın kadar ağır gelir. Yazdığını yaşamasada benzer bi son yaşadı o. Ve buna büyük bir katkın var. Yinede onun sana değil anılarına yenildiğini düşünüyorum. Onun yanarak can verdiği, ölümüne neden olan o anıların arasında en çok yeri sen ve babası kaplıyordu. Kayra gibi anılarından kaçamadı o da. Belki bir gün anılarımız yapışır yakamıza ve bizde kendi sonlarımızı yaratırız Sevin. Lafı fazla uzattım.Hoşçakal-ma Sevin. Hoşçakalma.

Peşinde polis gibi dolaşsın hatıralar.

Bölüm sonu

1 yorum